Nefisle Cihat | Zeynep

PAYLAŞ:

“14 yaşımı yeni doldurmuştum.
Okul tatile girince annem beni daha disiplinli bir din eğitimi alayım diye şehrimizdeki bir Kur’an kursuna yazdırdı. Her ne kadar kursa gitmek istemediğimi anneme söylesem de fayda etmedi. Annem bir kere kafasına koymuştu, gönderecekti beni. E haliyle ben de pes ettim ve olacakları beklemeye başladım.

Ramazanın başlamasına bir hafta kala bir pazar günü akşam üzeriydi ve ben elimde bavul ile yurdun yolunu tuttum. Suratım asık, gözlerimi bir oraya bir buraya devirip duruyorum. Oflayıp pufluyorum…

Yatakhaneler belli oldu, yerleştik, akşam yemeği, yatsı namazı derken ertesi gün oldu ve sınıflarımız belirlendi. Kursta yatılı kalan öğrencilerin yanı sıra gündüzleri kursa gelip giden öğrenciler de vardı. Yatılı öğrencilerin programları daha ağırdı. Kur’an, siyer, adap, peygamberler tarihi, fıkıh gibi derslerimiz vardı.

Sabah namazından sonra derslerimiz başlardı, gündüzcü öğrenciler gelene kadar sabah mütalaası ve kahvaltımız olurdu. Öğlene kadar hep beraber ders yapıp öğlen namazı ve ardından öğle yemeği vaktine girerdik. İkindi namazına kadar dinlenme vakti, ikindi namazından sonra akşam mütalaası, akşam yemeği, akşam namazı, tekrar ders, yatsı namazı ve yatış.

Bu program kursa istemeyerek giden birisi (14) için oldukça ağır -benim hikayeme bu Kur’an kursu ve bu derslerime giren hocalarım vesile olduğu için detaylıca değindim affola-.

Günler geçmek bilmiyordu, sıkılıyordum, annemi arıyordum ‘Beni bu kurstan al lütfen’ diyordum ama o hiç oralı olmuyordu. Çok şükür ki almamış diyorum şimdi.

Bir iki hafta geçti, ramazana girdik. Kursta bir telaş… Çünkü ramazan gelmişti. Hocalarımız ikindi vakitlerinde (kursumuzun en sevdiğim bölümlerinden biri olan epeyce geniş) mescidimizde sohbetler yapıyordu. Allah’ın rızasını kazanmak için uğraşan kuluna Allah’ın sunduğu mükafatları anlatıyorlardı.
Anlattıkları konular kafamı karıştırmaya başlamıştı çünkü nefsime yenik düştüğüm gerçeği yüzüme çarpmıştı hiç beklemediğim bir anda. ‘Şimdi ben yanlış mı yapıyorum?’ sorusu kafamın içinde dolaşmaya başladı. Kursumuzda gönüllü olarak hizmet eden ablalarımız vardı. Yaz dönemi hizmet edip, yılın geri kalanında ilimlerini tahsil ediyorlardı ve kimisi de hafızlığını yapıyordu. Hepsi birbirinden tatlı, gönlü güzel ablalarım.

Gün geçtikte hepsiyle tanıştım ve kursa git gide alıştım. Derken bir baktım ki kursa aşık olmuşum, gönüllü hizmet ediyorum, hocalarımla sohbet muhabbet ediyorum, İslam üzerine konuşuyoruz, kursta programlar düzenliyoruz vs…

Bir gün yine çok sevdiğim bir ablamla örtünmek üzerine konuşuyoruz, kafamdaki her soruyu ben soruyorum o cevaplıyor. Konuşmamız bittiğinde uzun uzun düşündüm ve mescide doğru yürüdüm. İçimi döktüm Allah’a, diyeceksiniz ki 14 yaşında bir çocuk neyi döker ki Rabbine?

İlk namaz kılmaya başladığımda 12 yaşındaydım, vakit namazımı bir defa kaçırdım diye hıçkıra hıçkıra ağladığımı hatırladım ve kaybettiğim o samimiyeti… İçimin neden daraldığını sorgulardım hep, şimdi sebepleri dökülmüştü önüme bir bir. Bütün hocalarımdan bana bu konuda dua etmelerini rica ettim, hepsiyle konuştum, onlar anlattı ben göz yaşlarına boğuldum.

Rabbimi tanıdım, sonra Resulünü. Canım efendim (s.a.v)… Efendimiz’in bizi ne kadar çok sevdiğini anlamaya başladığımda İslamı daha da çok sevdim, İslam neyi gerektiriyorsa yaşantımda öyle yaşamak istiyordum bundan sonra.

Her geçen gün bir şeyler öğreniyordum kursta, her gün bir ders alıyordum yaşanılanlardan, Allah’ın merhametini, mümin kullarına olan sevgisini içimde hissediyordum. Efendimizi daha da yakından tanıyordum artık. Hayatımdaki her şey anlam kazanmıştı o küçücük yaşıma rağmen.

Sonra kapandığım günün ertesi gün, sabah namazından sonra yatakhane arkadaşlarımdan biri gelip nasıl bu kararı aldığımı sordu, bahçeye çıktık, serildik çimlerin üzerine. İçimde değişen tüm duygularımı, hissettiğim tüm güzellikleri, huzurumu anlattım ona. Bunun nefisle bir cihat olduğunu hatırlattım.

Bir sonraki hafta o da tesettürlü olarak geldi kursa. Yanıma gelip sarıldı, ikimizin de gözleri doldu. İslam ne güzel! Ne güzel din kardeşliği!

Hasılı ağlayarak girdiğim kursun kapısından yine ağlayarak ayrıldım. Her insanın hayatında bir dönüm noktası vardır elbet. Benimki de dönüm noktasının başlayacağı yer oldu. Ömrüme bir çeltiktir Süreyya… Sonrası hep güzel…

6 yıl oldu hamdolsun. Bu yola canlar feda.
Tüm isteyen kardeşlerimin en kısa zamanda tesettürün bu tarifsiz huzurunu yaşamaları duası ile…”
.
.
.
Küçücük yaşına rağmen nefisle verilen mücadelenin en güzel örneği..

Zeynep hanıma, hikayesini bize ulaştırdığı için teşekkür ederiz.
Allah Teala, imanınızı, ilminizi artırsın. Dosdoğru yolunda, sağlam adımlarla yürüyen saliha kullarından eylesin.
Selametle..

 

Hafsa Taşkıran