İslam’da Kadının Başörtüsü ve Örtünme

PAYLAŞ:

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz. | Fatiha Suresi 5”

 

Son zamanlarda gündemi sıkça meşgul eden “Kur’an’da başörtüsü var mı, yok mu?” konusu ile ilgili Allah’ın izniyle detaylı bir çalışma ile karşınızdayım.

Amacım, Allah’ın kitabındaki örtünme ile ilgili hükümleri, doğru kaynaklardan derlediğim, edindiğim bilgileri siz değerli okuyucularıma aktarmak ve doğruları göstermektir.

Gayret bizden, başarı Allah’tandır.

.

.

.

Örtünme ile ilgili emirler Ahzab Suresi ile Nur Suresi’nde bizlere bildirilmiştir. Her iki sureninde Medine-i Münevvere’de indiği hususunda bir görüş birliği olmakla birlikte[1] aşağıda bu konuyu daha detaylı aktaracağım.

İlk öncelikle konuya çok tartışılan “humur” kelimesini açarak başlamak ve devamını getirmek istiyorum.

“Humur” kelimesi “hımar” kelimesinin çoğuludur. Ayette geçen (Nur Suresi 31) “hımar” kelimesinin kökü “hamr”dır. “Hımar” da bir şeyi örtmek demektir. Ama bu kelime Arap örfünde kadının başını örttüğü örtüye isim olmuştur. Bu ayet indiği zaman Araplarda “hımar” kelimesi kadının başörtüsü anlamındaydı.[2] İçinde “hımar” kelimesi geçen çok sayıda hadis vardır ve bunlar kadının başörtüsü anlamındadır. Örnek vermek gerekirse:

1-Allah’ın Elçisi (sav)’e ipekli kumaşlar getirilmişti. Ömer’e bir parça gönderdi. Üsame b. Zeyd’e bir parça gönderdi. Ali b. Ebi Talib’e bir parça verdi ve dedi ki: “Onu kadınların arasında hımar (başörtüsü) olarak parçalara ayır.” [3]

2-Alkame b. Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: “Abdurrahman’ın kızı Hafsa Allah’ın Elçisi (sav)’in eşi Aişe’nin yanına girdi. Hafsa’nın üzerinde ince bir hımar (başörtüsü) vardı. Aişe onu parçaladı ve ona kalın bir hımar (başörtüsü) giydirdi.” [4]

Birde şu açıdan başörtüsünün varlığını kısaca kanıtlamak gerekirse;

“daraba alâ” bir şeyi bir şeyin üstüne çadır gibi koyma anlamındadır.

“vel yadribne bi humuri-hinne” başörtülerinin bir bölümünü yapsınlar, vursunlar demektir.

“alâ cuyûbi-hinne” ceyidleri üzerine (yaka-boyun, omuz hizası) yani yakalarını örtecek şekilde vursunlar anlamındadır.

Şu dipnotu da ekledikten sonra konumuza daha detaylı bir şekilde giriş yapalım.

Kadının İslam dinindeki giysisi şu iki temel maksadı gerçekleştirmeyi hedef edinir:

1-Avret yerlerinin örtülmesi ve fitneden korunması.

2-Bir tür saygı ve ayrıcalık kazanmasıdır.

 

HİCABIN HZ. PEYGAMBER’İN EŞLERİNE MAHSUS OLUŞU

HİCABIN ANLAMI:

“Peygamber hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. | Ahzab Suresi 53”

Ayet-i kerimede zikredilen “hıcâbin” mealen karşılığı “perde, örtü” demektir. Yani hicab, örtünmüş bir kadının arkasında oturacağı perde demektir.

Buna istinaden bu ayet-i kerimenin peygamber eşlerine nail olduğu ve onlarla konuşulmak, görüşülmek istendiğinde perde arkasından iletişime geçileceği, soru cevap durumunun söz konusu olacağı bildirilmiştir.

Ayetin devamında, “Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. | Ahzab Suresi 53”

Görüldüğü gibi ayetin devamında da soru ve cevabın perde arkasından olması gerektiği pek aşikardır. Hicabın özelliği ise şahısların gizlenmesidir. Sonra, perde arkasında kalınması durumunda kadın ve erkeğin birbirlerini görmemeleri sebebiyle her iki taraf içinde, kalp temizliği açısından daha iyi olduğu ifade edilmektedir.

Ahzab Suresi 53. ayetin tefsirinde Taberi şöyle demektedir:

“Bu, kadınların görmelerinden dolayı erkeklerin gönüllerine, erkeklerin görmelerinden dolayı kadınların gönüllerine gelecek olan gözün afetlerinden hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalplerini temiz tutmak ve hem sizin hem de onların kalpleri üzerinde şeytanın hakimiyet kurmaması bakımından daha uygundur.”

Bu ayete “Hicab ayeti” denmekte ve nüzul sebepleri hakkında çeşitli rivayetler zikredilmektedir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

Enes b. Malik anlatıyor: “Ben bu hicab ayetini insanların en iyi bileniyim. Zeyneb bint. Cahş Resulullah ile zifafa girdiği zaman, Zeyneb evde Resulullah’ın yanında bulunuyordu. Resulullah (sav) bir yemek yaptı ve halkı yemeğe çağırdı. Halk yemekten sonra da evde oturup konuşmaya koyuldular. -Müslim’in rivayetinde ‘Resulullah’ın hanımı yüzünü duvara dönmüştü’ ziyadesi vardır.- Hz. Peygamber, onların çıkıp gitmeleri için dışarı çıktı; sonra yine eve döndü. Bunun üzerine yüce Allah hicab ayetini indirdi. Bunun akabinde hicab (yani perde) gerildi; oturan topluluk da kalkıp gittiler.” [5]

 

Enes b. Malik anlatıyor: “ Peygamber (sav) Hayber’le Medine arasında üç gün ikamet etti. Bu müddet içinde Safiyye bint. Huyey ile evlendi. Yemek esnasında müslümanlar aralarında, ‘Safiyye mü’minlerin analarından birisi midir, yoksa Resulullah’ın cariyelerinden midir?’ dediler. Bunu üzerine bir kısım müslümanlar, ‘Eğer Resulullah (sav) Safiyye’yi perdelerse, o mü’minlerin analarından birisidir. Eğer onu perdelemezse Resulullah’ın cariyelerinden birisidir’ dediler. Resulullah (sav) hareket etmeye karar verince, bineğinin arkasına Safiyye için oturacağı bir taht hazırlattı ve Safiyye ile insanlar arasına bir perde gerdi:” [6]

 

Enes b. Malik anlatıyor: “Resulullah (sav) Zeyneb bint. Cahş ile evlendiği zaman, halkı düğün yemeğine çağırdı. İnsanlar yemek yediler, sonra da oturup konuşmaya koyuldular. Bir de baktım ki, Resulullah (sav) -onların anlayıp da kalkmaları için- kalkmaya davranır gibi yapmakta, fakat oturanlar yerlerinden kalkmamaktaydı. Resulullah bu durumu görünce (onların kalkıp gitmeleri için) yerinden kalktı. Resulullah (sav) kalkınca, onunla kalkanlar da çıkıp gittiler. Fakat üç kişi oturdu kaldı. Peygamber eve tekrar girince gördü ki, o topluluk hala oturmaktadır. Sonra onlar da kalkıp gittiler. Bunun üzerine ben varıp Peygamber’e onların gittiklerini haber verdim. Peygamber geldi ve içeriye girdi. Bende onunla içeriye girmeye davrandım. Peygamber benimle kendisi arasına perdeyi indirdi. Bunun peşinden Allah, ‘Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak çağırıldığınız zaman girin. | Ahzab Suresi 53’ ayetini indirdi. [7)

 

Hicab ayetinin nüzul tarihi ile ilgili olarak; şüphesiz, hicab ayeti et-Tabakâtü’l-Kübra yazarı İbn Sa’d’ın beyan ettiği şekliyle en tercihe şayan olan görüşe göre, hicretin beşinci senesi Zilkâde ayında nazil olmuştur.[8] Biz, aşağıdaki nasslara dayanarak bu ayetin nüzulünün, bu seneden sonra meydana gelmiş olması gerektiği görüşünü kabul ediyoruz. Bunun böyle olduğunu şuradan anlıyoruz:

Hicabın açıkladığımız şekilde asli manasıyla Peygamber’in hanımlarından başkasına farz kılınmadığını ve hicabın Peygamber’in eşlerine özgü bir şey olduğunu sahabi hanımların geneli çok iyi biliyorlardı. Bu sebeple, Peygamber’in hanımlarına mahsus olan bu hususta onlara uymanın mümkün olmadığını anladıkları için uyma kabilinden bile olsa, asla ihticab (perde arkasına gizlenme) yapmamışlardır. [9]

 

HİCAB’IN (PERDELENMENİN) PEYGAMBER’İN EŞLERİNE MAHSUS OLUŞU İLE İLGİLİ FAKİHLERİN GÖRÜŞLERİNDEN BAZILARI

Ebu Davud: “İbn Ümmü Mektum’un girmesi sırasında Peygamber’in hanımları Ümmü Seleme ile Meymune’ye ‘Ondan perdelenerek gizlenin’ sözünü aktardıktan sonra şöyle der: ‘Bu uygulama sadece Peygamber’in hanımlarına mahsus bir şeydir. Fatıma bint. Kays’ın, İbn Ümmü Mektum’un yanında iddet beklemesini görmez misin? Gerçekten Resulullah (sav) Fatıma bint. Kays’a, İbn Ümmü Mektum’un yanında iddet bekle! Çünkü o gözleri görmez bir âmâ bir adamdır. Yanında çarşafını çıkarabilirsin!’ buyurmuştur.” [10]

 

Taberi: “Allah Teala’nın, ‘Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir. | Ahzab Suresi 55’ ayetin tefsiri hususunda şunları kaydeder.

Müfessirler, Peygamber’in eşleri üzerinden bu şahıslar hakkındaki günahın kaldırılmasının ne manaya geldiği hususunda ihtilafa düştüler. Bir kısım, ‘Peygamberin hanımlarından bunların yanında dış elbiselerini çıkarmaları hususundaki günah kaldırılmıştır’ dediler. Diğer bir kısmı ise, ‘Peygamber’in hanımları üzerinden bu şahısların yanında perdelenmeyi terk etmeleri hususundaki günah kaldırılmıştır’ dediler. Bu husustaki iki görüşün doğruya en yakın olanı, ‘Peygamber’in hanımları üzerinde bu şahısların yanında perdelenerek gizlenmeyi terk etmeleri hususundaki günahın kaldırılmasıdır’ diyen müfessirlerin görüşüdür.

Taberi bu ayet-i kerimenin kadınlarla namahrem erkekler arasına perde çekilmesini emreden ayetin yani hicab ayetinin hemen ardından inmiş olması sebebiyle son izah şeklini tercih etmiştir. [11]

Buradaki fakihlerin görüşleri üzerinden, bu Müslümanların yanında perdelenerek gizlenmeyi terk etmeleri hususundaki günahın kaldırılması şeklindeki görüşün doğruya en yakın görüş olması, Peygamber’in hanımlarına mahsus olduğunu teyit etmektedir.

 

“Hicab” kelimesinin Kur’an’da geçen teriminin anlamına ters düşmesi ile ilgili ayetleri inceleyelim:

“Kur’an okunduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde (hicab) çekeriz. | İsra Suresi 45”

“Dediler ki: ‘(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde (hicab) vardır. O halde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız. | Fussilet Suresi 5”

“Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde (hicab) arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. | Ahzab Suresi 53”

“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde (hicab) arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. | Şura Suresi 51”

 

Görüldüğü üzere ayet-i kerimelerde geçen “hicab” kelimesini iki şeyi ayıran, birbirini görmeyi imkansız kılan engel anlamına gelir. Giyilen bir elbise için kullanılması asla doğru olmaz. Bir kadının giydiği elbisenin türü ne olursa olsun, tüm bedenini de örtse etraftan görülmesini engellemez. Misal, tepeden tırnağa simsiyah giyinse bile, insanların görmesine mani olmaz. Velhasıl, hicab bir şeyin arasını ayırmak için çekilen perdedir.

Şimdi gelelim “hicab” ve “libas” arasındaki farka:

Kur’an ve sünnette hicabın ne manada kullanıldığını gördükten sonra “libas ve ziynet” lafızlarının Kur’an’daki kullanışlarına bir bakalım:

“Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. | A’raf Suresi 26”

“Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. | A’raf Suresi 27”

“Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler. | Nur Suresi 31”

“Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. | Nur Suresi 31”

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. | Ahzab Suresi 59”

“Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların ziynetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | Nur Suresi 60”

Birde sünnetteki manalarına bir göz atalım:

“Resulullah’ın hanımı Aişe, uzun elbise ve başörtüsüyle namaz kılardı.” [12]

“Mü’minlerin anneleri, Resulullah (sav) ile beraber dikişsiz dış örtülerine sarılmış olarak sabah namazına gelirlerdi.” [13]

“Eteklerini uçlarından bölerek başörtüsü yapıp başlarını örttüler.” [14]

“Resulullah’a ipekli elbiseler getirdiler. Bir tanesini Ali’ye verdi ve ‘Onu kadınların arasında paylaştır, başörtüsü yapsınlar’ buyurdu.” [15]

“Meymune, eteklik kullanmadan, uzun elbise ve başörtüsüyle namaz kılardı.” [16]

“Sübay’a el-Eslemiyye, nifastan temizlenince düğün için –sürme çekip [17]- süslendi. Ebu’s-Senabil onun yanına geldi.” [18]

 

Ayet ve hadislerle izah ettiğimiz üzere hicab, mü’minlerin annelerine mahsus olup, libas herkesin giydiği bir elbisedir.

Ve şu konuya da açıklık getirmek gerekirse, Peygamber’in hanımları ihtiyaç için dışarı çıktıkları vakit şer’i ölçülerdeki elbiselerini giyerlerdi. Buna da hicab denmezdi. Hicab’ın (perdelenmenin) Peygamber hanımlarının ev içinde yabancı erkeklere karşı uyguladığı bir edep olduğunu da pekala görmekteyiz. Bu durum ise, diğer mü’min kadınlardan ayırt edilmeleri için yapıyordu. Söz konusu, Peygamber hanımlarının, Resulullah’a karşı hürmet ve ikramı doğrultusunda da edebin bir başka uzantısı gelmiştir. O da Allah’ın: “Evlerinizde oturun. | Ahzab Suresi 33” emrinde beyan buyurduğu üzere evde oturmaktır. Çünkü, bu edeplerin her ikisinde de Resulullah’ın hanımlarının korunması, kendilerini ibadete vermelerine zemin hazırlamasıdır.

Hicab’ın, Peygamber’in hanımlarına mahsus oluşu, “hicab”ın Kur’an’daki ve sünnetteki karşılığını delilleriyle ortaya konulmuş olması, doğru mananın ortaya çıkmasını sağlamıştır.

 

Gelelim kadının İslam dinindeki giysisinde bulunması gereken özelliklere:

Kadının giysisi şu iki temel maksadı gerçekleştirmeyi hedef edinir.

1-Avret yerlerinin örtülmesi ve fitneden korunma.

2-Bir tür saygı ve ayrıcalık kazanmadır.

Bu maksatlar gereğince; mü’minlerin annelerine has örtünme, hür müslüman hanımlarına has örtünme ve müslüman cariyelere has örtünme modeli olarak üçe ayırabiliriz.

Mü’minlerin anneleri, bir ihtiyaç için dışarı çıkmaları hariç siluetlerini bile erkeklerden gizliyorlardı.

Hür müslüman kadınlar da, yüz ve elleri hariç (Kemal b. Hümam, Hidaye Şerhi’nde şöyle der: “..ibtila bi’l-ibda gerekçesiyle kadının bazı organları hariç tutulabiliyorsa, buna iki ayağı da eklemek gerekir. Zira bunlar da çoğu kez açık tutulmak zorunda olabilir.”) tüm bedenlerini örtmeleri gerekir.

Delili: “Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler. | Nur Suresi 31” ayet-i kerimesidir.

Müslüman cariyeler ise, başlarını ve (kollar ve bacaklar gibi) bazı organlarını açabilirler. Hatta bazı durumlarda açmak zorunda kalırlar. Deliline gelince, Ahzab Suresi 59. ayette belirtildiği gibi, “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların (hür ve iffetli) tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur.”

Taberi, bu ayeti şöyle tefsir eder: “Allah Teala, Nebi’sine buyurur ki: ‘Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle giyinişlerinde cariyelere benzemesinler.’” [19]

Peki, “Müslüman kadının giysisinde görüntü ve ruh nasıl olmalıdır?” sorusuna karşılık bir açıklama getirmek gerekirse:

Abdulhalim Ebu Şakka’nın bu konuyla ilgili kaleme almış olduğu yazı, konuyu net bir şekilde anlamamızı sağlayacaktır:

“Giysiden söz edip de görüntü ve özden, ruhtan söz etmemek olmaz. Giysinin modeli ve rengi görüntüyü oluşturur. Fakat onun birde özü, manası vardır. Erkek olsun, kadın olsun, giyinmede gözettiği ilk şey bedeni örtmektir. İkinci olarak, soğuktan ve sıcaktan korunmaktır. Gözetilen bir üçüncü maksat ise, güzel bir görüntü arz etmektir. Genel anlamda elbise bu amaçlar için giyilir. Ancak müslüman kadın, bunlara ek olarak takva elbisesine de bürünür: “Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. | A’raf Suresi 26” ve iffet boyasıyla boyanır: “Allah’ın boyasına bak! Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? | Bakara Suresi 138”

İşte müslüman kadının giysisinin manası ve ruhu budur. Bunca güzelliğine rağmen kadının giysisi, onun külli varlığından sadece bir parçasıdır. Giysi giyinmesi onun birçok eylemlerinden sadece bir tanesidir. Kadın asıl olarak, aklı (düşüncesi), kalbi (duygusu), şerefi ve sorumlulukları ile başlı başına bir şahsiyettir.

Kadının gerçek konumuna oturtulabilmesi için parçanın, bütünün hizmetinde olması gerekmektedir.

Müslüman kadının bol ve geniş giysisi –korunma ve iffet maksadına ek olarak- düşüncesinin gelişmesine, kesinlik kazanmasına da yardım eder.

Aynı şekilde kalbini (duygusunu) de korumasına, uyanık ve hayra dönük olmasına yardım eder.

Son olarak; İslami kıyafeti, kadının sorumlulukları yerine getirmesine, evinin işlerini çekip çevirmekten toplumun kalkınmasına –sosyal ve siyasal etkinlikleriyle veya toplumun ya da kendisinin bir ihtiyacını gidermek maksadıyla bizzat çalışarak- katkıda bulunmasına da yardım eder.

Kadının konumu ve hayatın ona bakan cephesi böylece dengeye oturmuş olur.” [20]

Birde bu konunun akabinde, din, giyside belli bir model ve belli bir rengi öngörmemiştir. Giyim kuşam, ülkeden ülkeye ve örfe göre değişiklik göstermektedir.

Örnek vermek gerekirse: Endonezya’daki müslüman kadınların örf ve adetlerine göre renkli kıyafetler giydiklerini ya da Afrika’daki (kabileden kabileye farklılık gösterebilir) müslüman kadınların çiçekli, desenli giysiler giydiklerini görürüz.

Yani, giysi modeli ilahi emirle belirtilmiş bir husus değildir.Zamana ve mekana göre değişiklik gösteren geleneklerdir. Örtünme emrine riayet edilerek, uygun şekilde örtünmeyi sağlayan, bulunulan bölgenin iklimine uygun ve kolayca hareket etmeye elverişli olan tüm model ve stiller dinen makbul giysilerdir.

Yüce Allah’ın koyduğu şartlar ve edep kuralları bulunduğu sürece giyim kuşam konusunda renk ve model sınırlaması olmadığı hususu üzerinde ısrarla duran İmam İbn Teymiyye’den bu konudaki aydın görüşünü aktarmak isterim:

“İbn Teymiyye, Feteva’sında şöyle der: ’Kitap ve Sünnet’te, hakkında hüküm beyan edilen kavramların bir kısmı bizzat şeriat tarafından tarif edilerek, namaz, oruç ve zekat örneklerinde olduğu gibi ne manaya geldiği açıklanmıştır. Bu kavramların bir kısmı da dil ve edebiyat açısından tarif edilir, güneş ve ay gibi. Bu kavramların bir kısmı ise insanların örf ve adetlerine göre tarif edilir ve doğal olarak geleneklerin değişmesine paralel olarak bunların tarifleri de değişir. Alışveriş, nikah, kabz, dirhem, dinar gibi. Bu gibi kavramları şeriat tarif edip sınırlarını belirlemediği gibi insanlar arasında da bu konuda bir ittifak mevcut değildir. Bilakis değişik örflerde bu gibi kavramların mahiyeti ve sınırı farklılık gösterir.” [21]

 

KUR’AN’I KERİM’DE TASVİR EDİLEN KADININ ÖRTÜSÜNÜN ÖZELLİKLERİ:

Kadının örtüsünde bulunması gereken özellikleri Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde “Bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler.” ve Nur Suresi 31. ayet-i kerimesindeki “Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler.” arasında bir ilişki kurulur. Birinci ayette (hür) kadınların cilbabla cariyelerden ayrılmaları vurgulanırken, ikinci ayette ise yüzün ve ellerin görünmesinin meşru olduğu vurgulanıyor.

Ayakların görünmesi ile ilgili olarak, bu konuda şu rivayetler gelmiştir:

“Aişe (r.anha), ‘Görünen kısımlar müstesna’ ayetini ‘fetah’ kelimesi ile açıklamıştır. (Fetah, ayak parmaklarına takılan gümüş halkaların adıdır.” [22]

Fahru’r-Razi şöyle demiştir: “ Ziynetin yaratılış güzelliği dışındaki süsler olduğunu söyleyenlere göre üç tür ziynet vardır. Birincisi, eller ve ayaklara yakılan kınadır.” [23]

Şevkani ile Sıddık Han şu görüşü paylaşıyor: “Ayetin zahiri manasına göre, eller ve ayaklara mahsus takı, yüzük vb. süsler ile cilbab gibi kendiliğinden görünen süsler hariç, ziynetlerin yabancı erkeklere gösterilmesi açıkça yasaklanmaktadır.” [24]

Konu ile ilgili olarak bazı alimlerin görüşlerini de aktarmak isterim:

En iyi görüş, Zemahşeri’nin dile getirdiği “cilbablarının bir kısmıyla süslenebilmeleri” görüşüdür. Bu görüş, aşağıdaki yorumlarla da uyuşmaktadır.

Taberi’nin, Mücahid’e dayanarak naklettiği “Cilbablarını giysinler de hür oldukları belli olsun” görüşü, yine Taberi’nin, Ebu Salih’ten aktardığı “Cilbabla başlarını örtsünler” görüşü, İbn Kuteybe’nin “Çarşaflarına bürünüp -ki salmadan bürünmeyi anlıyor- bunun salınması tüm bedeni örtecek bolluk ve uzunlukta yapılması cilbabdan kastedilen dış ebisesi ise, onun salınması da bütün bedenini ve giydiği elbiselerini örtecek bolluk ve genişlikte olmasıdır” şeklindeki görüşüdür.

Bu görüş sünnete de uygun olup, Sübey’a el-Eslemiyye: “Akşam olunca (dış) elbisemi üzerime alıp Resulullah’a geldim” demiştir. [25]

Fatıma bint. Kays da, “Dış elbisemi giyip bağladım ve Resulullah’a geldim” demiştir. [26]

Rivayetlerden de anlaşılacağı üzere salmanın tekbir şekilde olduğunu, diğerlerinin yanlış olduğunu ispat şöyle dursun, aksine birçok tarzın mümkün oluşuna delil teşkil etmektedir. Yani örtünme emri tek bir şekil üzerinden gelmemiştir.

Şeyh İbn Badis’in bu konuda güzel bir yaklaşımı vardır:

“İdna (salma) yakınlık anlamındaki “Dunüv”den gelir. “Yakınlaştırmak” demektir. “Cilbablarını üzerine idna etsinler” üzerlerine yakınlaştırsınlar demektir. “Deni” fiili “alâ” ile harf-i ceri ile kullanıldığında geçişli fiil olur ve eklemek ya da bürümek ve örtmek manası verir. “Cennet gölgeleri üzerlerini örtmüş. | İnsan Suresi 14” ile “Cilbablarını üstlerine alsınlar. | Ahzab Suresi 59” ayetlerinde bu manada kullanılmıştır.

İdna  –edna– (salma)

İbda (açma) demektir.

Şimdi, “İbda” (açma) ayeti, eller ve yüz hariç tüm bedeni örtmeyi emrederken; “idna” (salma) ayeti elbiseleri de örtecek şekilde baştan aşağıya -yüzü iki yandan örterek- sarkıtılan dış örtünün gerekliliğini vurgulamaktadır. Az sözle çok mana ifade eden Kur’an’a en uygun düşen bizce budur. En iyisini Allah bilir.” [27]

Gelgelelim, cilbab, dışarı çıkarken giyilmesi gereken bir giysidir.

Allah Teala, Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde şöyle buyurmuştur: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

Ayette kadınlardan, herhangi bir ihtiyaçları için dışarı çıktıkları zaman cilbablarını üzerlerine almalarını ister.

Ayet-i kerimenin akabinde cilbab (dış giysi) dış görünümün en saygın bir şekle kavuşması için ve dış görüntünün mükemmel oluşu,  ayırt edilmenin, korunmanın, saygınlığın muhteşemliği demektir.

Abdulhalim Ebu Şakka konuya şöyle bir açıklama getirmiştir: “Oysa farz olan avret yerlerinin örtülmesi şeriatın çizdiği asgari şartları taşıyan herhangi bir elbise ile yerine getirilmiş olur. Cilbabın, dışarıda en kamil bir dış görünüm arz etme ve en iyi şekilde ayırt edilme maksadına binaen emredildiğine delil olarak şu nassları zikredebiliriz:

1-Allah Teala şöyle buyuruyor: ‘Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. | Ahzab Suresi 59’

Bu ayette dış giysi kullanmanın sebebi açıkça belirtilmiştir.

2-Ümmü Seleme şöyle demiştir: ‘Örtülerinin (cilbablarını) üstlerine salsınlar ayeti nazil olduğunda, ensar kadınları, başlarında siyah kargalar varmış gibi örtüler içinde dışarıya çıkmaya başladılar.’ [28]

3-Ümmü Atiye demiştir ki: ‘Bayram günleri hayızlı kadınlarla genç kızların da çıkarak cemaate katılmaları, ancak hayızlıların namazgaha girmemeleri emredildi. Kadının biri, “Ya Resulullah, birimizin cilbabı yok dedi.” Resulullah: “Bir arkadaşının cilbabını alıversin.” buyurdu.’ [29]

4-İmam Malik’ten Aişe (r.anha)’nın uzun elbise ve başörtüsü ile namaz kıldığı rivayet edilmiştir. [30]

Muhammed b. Kunfüs, annesinden rivayet edildiğine göre, o, Allah Resulu’nün hanımı Ümmü Seleme’ye namaz kılmak için ne giymek gerektiğini sormuş; o da, başörtüsü ve bacakları tamamen örtecek bol ve geniş elbise diye cevaplamış. [31]

Uzun elbise ve başörtüsünün namaz için yeterli oluşu: ‘Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerin göstermesinler’ | Nur Suresi 31. ayet-i kerimesi ile emredilen avretin örtülmesi için bu iki giysinin yeterli olduğuna delalet eder. Cilbab ise, avreti örtmekten öte iffetli, haşmetli ve güzel bir görünüm arz etmek (ayırt edilmek) için emredilmiştir.

5-Üsame b. Zeyd şöyle demiştir: ‘Resulullah (sav) bana, kendisine Dıhyetü’l-Kelbi’nin hediye ettiği sık dokunmuş bir “kubtiye” vermişti.[32] Ben de onu hanımıma hediye ettim. Resulullah bana “Kubtiyeyi neden giymiyorsun” diye sordu. Hanımıma verdiğimi söyledim. Git söyle, içine astar koysun. Yoksa fiziğini belli edebilir buyurdu.’ [33]

Resulullah’ın bu sözü, şeriatın, evine gelen yabancı erkeğe karşı kadını cilbab giymeye zorlamadığını gösterir. Altında astar olduğu takdirde kubtiye ile kadın, yabancı erkeklere görünebilir demektir. Bir başka açıdan bakacak olursak, ev içinde de cilbab gerekli olsaydı Resulullah (sav) Üsame’nin bu davranışını yererek, yanlış olduğunu belirtmekle yetinirdi. Oysa “Git söyle, içine astar koysun” buyurmuştur.

Cilbabın, evin dışında olgun bir görünüm kazanmak ve ayırt edilmek için emredildiğini anladık. Cenab-ı Hak cilbab ayetinde illetini de açıkça belirtmiştir: “Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur.” Yani ayırt edilmemeleri, bilinmemeleri ve rahatsız edilmemeleri için cilbab en emin yoldur. Ancak uzun elbise vb. herhangi bir giysi modeli yeterlidir. Bu konuda İbn Teymiyye şöyle der: ‘Daha sonra cilbaba bürünmesi emredilmiştir. Bu bürünme evden çıktığında söz konusu olur. Yoksa ev içinde değil.’ [34]”

Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. | Nur Suresi 31”

Ayet-i kerime nazil olduktan sonra Urve’nin rivayet ettiği bir haberde Aişe (r.anha) şöyle der: “Allah ilk muhacir hanımlarına rahmet etsin. ‘Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar’ ayeti inince peştamal ve futalarını parçalayıp başörtüsü yaptılar.” [35]

İbnü’l Arabi şöyle der: “Başörtüleri ile yakalarını örtsünler” ayetinde geçen yaka “Ceyb”, gerdanlık, başörtüsü ise başı kapatan örtüdür.

Buhari Aişe (r.anha)’dan şöyle rivayet etmiştir: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin. ‘Başörtüleriyle yakalarını örtsünler’ ayeti indiğinde peştamal ve futalarını parçalayıp başörtüsü yaptılar. Herkes sahip olduğu bu türden elbiselerini parçalayıp başörtüsü yaptı.”

Bu boynun ve göğsün de kapatılması gerektiğine  delil teşkil eder. Aişe hadisi bunu daha da açıklamaktadır: “Resulullah (sav) sabah namazını kıldırınca, kadınlar peştamallarına bürünmüş vaziyette alaca karanlıkta dağılıverirdi. Kimse kimseyi tanımazdı.” [36]

Ferra demiştir ki: “Cahiliye devrinde kadınlar başörtülerini arkalarından salarlar ve önleri açık kalırdı. Bu ayetle önlerini (boyun ve göğüslerini) örtmekle emrolundular.” [37]

Cassas şöyle der: “Ayette kastedilen, entarinin yakası olduğu söylenmiştir. Zira kadınlar yakaları açık entariler giyer, göğüs ve boyunları görünürdü. Allah onlara buralarını kapatmalarını emretmiştir. Bu, aynı zamanda gerdanın ve boynun da avret olduğuna, yabancı erkeklere gösterilmesinin caiz olmadığına da delil sayılır.”

Yukarıdaki pasajlarda da aktarıldığı üzere, önceden kadınlar, başlarına örttükleri örtüyü arkadan sarkıtıyor ve yüz ve eller yanında kulaklar, boyun, gerdan ve bunların takı ve süsleri de görünüyordu. “Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler. | Nur Suresi 31” emri geldi ve görünen kısımlar müstesna kadından bütün ziynetlerini kapatması istendi. Kıyafet giyilip başörtüsü örtmekle birlikte, sayılan ziynetler açıkça görünüyorken ayet-i kerimenin devamı olan “Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar” emri gelerek, gerdanın, boynun ve kulakların da başörtüsünün bir kısmıyla kapatılması sağlanmıştır.

.

.

.

Buraya kadar, kadının örtünmesi ve giyim kuşamıyla ilgili Kur’an’da geçen özellikleri açıkladıktan sonra, şimdi birinci şarta –ki eller, ayaklar ve yüz hariç tüm bedenin örtülmesiydi- ait bir takım hususi özellikleri vurgulamak gerekirse; örtünmenin doğru ve geçerli olabilmesi için elbisenin şeffaf olmaması, altını (iç) göstermemesi, hatlarını ve uzuvlarını belli etmeyecek bolluk ve genişlikte olmasıdır. Aksi takdirde gerçek bir örtünme gerçekleşmez.

.

.

.

Sonuç olarak, delilleriyle birlikte sunulmuş, hükümleri açık bir şekilde aktarmış, hiçbir şüpheye mahal vermeyerek detaylandırmalar yapılmıştır.

Ziyadesiyle faydalı olacağını ve şüpheleri gidereceğini düşündüğüm, bu araştırma yazısını bana yazdıran, bu ilmi bana nasip eden Yüce Mevlama hamd ederim.

En doğrusunu bilen Hak Teala’dır.

Selametle..

 

 

Hafsa Taşkıran

 

 

 


[1] el-Kurtubi Muhammed b. Ahmed el-Ensari, tahkik eden Ebu İshak İbrahim Etfiş, el-Camili Ahkamil-Kur’an, Kahire 1387 h. 1967m. C. XII, s.158 ve C. XIII, s. 113.

[2] İbn Manzur, Muhammed b. Mükerrem, Lisan’ul-Arab, Beyrut, 1410/1990, IV/257; Muhammed Murtaza ez-Zebidi, Tac’ul-Arus, Mısır 10306, III/188.

[3] Müslim, Libas 7-2068.

[4] El-Muvatta, Libas 4, Hadis No: 6.

[5] Buhari, 10/148. Müslim, 4/151.

[6] Buhari, 11/30. Müslim, 4/147.

[7] İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübra, 8/144.

[8] Buhari, 10/147. Müslim, 4/148.

[9] Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Abdulhalim Ebu Şakka, C. II, s. 17.

[10] Ebu Davud, 4/361.

[11] Taberi Tefsiri, C. VI, s. 515.

[12] Muvatta, 1/141.

[13] Buhari, 2/195.

[14] Buhari, 10/106.

[15] Müslim, 6/138.

[16] Muvatta, 1/142.

[17] Ahmed b. Hanbel

[18] Buhari, 8/313. Müslim, 4/201.

[19] Taberi Tefsiri, C. VI, s. 520.

[20] İslam Kadın Ansiklopedisi, C. II, s. 212.

[21] İbn Teymiyye, Feteva, 19/235.

[22] İbn Teymiyye, Mecmu’ul-Feteva, 22/144.

[23] Fahru’r-Razi, Et-Tefsiru’l-Kebir, Nur Suresi 31. ayetin tefsiri.

[24] Şevkani, Fethu’l-Kadir ve Sıddık Han, Neylü’l-Meram Nur Suresi 31. ayetin tefsiri.

[25] Buhari, 8/313.

[26] Müslim, 4/199.

[27] Dr. Ammar Talibi, İbn Badis, Hayatı ve Eserleri, 2/133-135.

[28] Ebu Davud, Hadis No: 3456.

[29] Buhari, 2/12. Müslim, 3/20.

[30] Muvatta, 1/141-142.

[31] A.g.e, 1/141-142.

[32] Kubtiye, ince beyaz ketenden bir çeşit elbise.

[33] Elbani, Hicabu’l-Mer’eti’l-Müslime, sh: 59-60.

[34] İbn Teymiyye, Dekaikü’t-Tefsir, 3/429.

[35] Buhari, 10/106

[36] İbnü’l-Arabi, Ahkamu’l-Kur’an, 3/1369.

[37] İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 10/106.