fussilet Kuran Merkezi Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali


SONRAKİ

1 - FATİHA SURESİ

  1. Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla.
  2. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
  3. Rahman’dır, Rahimdir.
  4. Din gününün malikidir.
  5. Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.
  6. Bizi doğru yola ilet. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna;
  7. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!

2 - BAKARA SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
  3. Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.
  4. Onlar sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilenlere de. Ahirete de kesin olarak inanırlar.
  5. İşte onlar Rablerinden gelen bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
  6. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
  7. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
  8. İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler. Oysa onlar inanmış değildirler.
  9. Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
  10. Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.
  11. Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.
  12. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.
  13. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
  14. İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.
  15. Gerçekte Allah onlarla alay eder ve azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.
  16. İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kar getirmemiş ve doğru yolu bulamamışlardır.
  17. Onların durumu, ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.
  18. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık dönmezler.
  19. Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
  20. Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
  22. O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.
  23. Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sure getirin ve Allah’tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın. Eğer iddianızda doğru iseniz.
  24. Eğer yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o hâlde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kâfirler için hazırlanmıştır.
  25. İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu daha önce bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  26. Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. Allah onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.
  27. Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizi diriltti. Sonra sizi yine öldürecek, sonra yine diriltecek. Sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.
  29. O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
  30. Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” Oysa biz sana hamdederek daima seni tespih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.
  31. Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.
  32. Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız.” Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.” Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.
  33. Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem!” “Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim,” yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi.
  34. Hani biz meleklere, “Âdem ‘e secde edin” demiştik de hemen secde etmişlerdi. İblis bundan kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
  35. Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
  36. Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.
  37. Derken, Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı, O da bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.
  38. “İnin oradan hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik.
  39. İnkar edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.
  41. Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğime iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir karşılığa satmayın ve bana karşı gelmekten sakının.
  42. Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
  43. Namazı kılın, zekatı verin. Rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
  44. Siz kitabı okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
  45. Sabrederek ve namaz kılarak yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
  46. Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler.
  47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
  48. Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
  49. Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda, size Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
  50. Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
  51. Hani, biz Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
  52. Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi affetmiştik.
  53. Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya kitabı ve Furkan’ı vermiştik.
  54. Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.”
  55. Hani siz, “Ey Mûsâ! Biz Allah’ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız” demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
  56. Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.
  57. Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. “Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin.” Onlar bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.
  58. Hani, “Şu memlekete girin. “Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik.
  59. Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.
  60. Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik. Böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, herkes kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.
  61. Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, Peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.
  62. Şüphesiz, inananlar ile Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîlerden “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır.”
  63. “Hani, sizden sağlam bir söz almış, Tur dağını da tepenize dikmiş ve size verdiğimiz kitabı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün, umulur ki sakınırsınız” demiştik.
  64. Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak ziyana uğrayanlardan olurdunuz.
  65. Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik.
  66. Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.
  67. Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.
  68. “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.”
  69. Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; “O, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır.”
  70. “Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz” dediler.
  71. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.
  72. Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Hâlbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.
  73. “Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
  74. Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
  75. Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.
  76. Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Allah’ın size bildirdiklerini, Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi onlara söylüyorsunuz? Buna akıl erdiremiyor musunuz?”
  77. Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
  78. Bunların bir de ümmi takımı vardır; kitabı bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.
  79. Yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı kendi elleriyle yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu Allah katındandır” derler. Yazıklar olsun elleriyle yazdıkları yüzünden onlara. Yazıklar olsun kazandıkları yüzünden onlara!
  80. Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
  81. Evet! Kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  82. İman edip salih ameller işleyenler ise onlar da cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  83. Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
  84. Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.
  85. Ama siz yine birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz; onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram edildiği hâlde, esir olarak size geldiklerinde fidyelerini veriyorsunuz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
  86. Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.
  87. Andolsun, Mûsâ’ya kitabı verdik. Ondan sonra art arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
  88. “Kalplerimiz muhafazalıdır” dediler. Öyle değil. İnkarları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
  89. Kendilerine ellerindekini tasdik eden bir kitap gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce inkârcılara karşı yardım istiyorlardı. Tanıyıp bildikleri kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.
  90. Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah’ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesini kıskanarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkar edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
  91. Onlara, “Allah’ın indirdiğine iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene inanırız” deyip, ondan sonra geleni inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz? Eğer inanan kimseler idiyseniz?”
  92. Andolsun, Mûsâ size açık mucizeler getirmişti de, arkasından sizler nefislerinize zulüm ederek buzağıyı ilâh edinmiştiniz.
  93. Hani, Tur’u tepenize dikerek sizden söz almıştık, “Size verdiğimiz kitaba sımsıkı sarılın; ona kulak verin” demiştik. Onlar, “Dinledik, karşı geldik” demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlara de ki: İmanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimselerseniz!
  94. De ki: “Eğer Allah katındaki ahiret yurdu diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse, haydi ölümü temenni edin! Eğer doğru söyleyenler iseniz.”
  95. Fakat kendi elleriyle önceden yaptıkları işler yüzünden ölümü hiçbir zaman temenni edemezler. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.
  96. Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür.
  97. De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı senin kalbine indirmiştir; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak.”
  98. Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki, Allah da kâfirlerin düşmanıdır.
  99. Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.
  100. Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
  101. Onlara, Allah katından ellerinde bulunan kitabı doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın kitabını arkalarına attılar.
  102. Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman küfre girmedi. Fakat şeytanlar küfre girdiler. İnsanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz, sakın küfre girme” demedikçe, kimseye öğretmiyorlardı. Böylece onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
  103. Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
  104. Ey iman edenler! “Râ’inâ” demeyin, “unzurna” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.
  105. Ne kitap ehlinden inkâr edenler ve ne de Allah’a ortak koşanlar, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini isterler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  106. Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak, yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
  107. Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
  108. Yoksa daha önce Mûsâ’nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur.
  109. Kitap ehlinden birçoğu, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü bunu yaparlar. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.
  110. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.
  111. Bir de; “Yahudi ve Hristiyanlardan başkası Cennet’e girmeyecek” dediler. Bu, onların kuruntuları! De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz delilinizi getirin.”
  112. Hayır, öyle değil! Kim ihsan edici olarak özünü Allah’a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
  113. Yahudiler, “Hristiyanlar bir temel üzerinde değiller” dediler. Hristiyanlar da, “Yahudiler bir temel üzerinde değiller” dediler. Oysa hepsi kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamadıkları davada, kıyamet gününde hükmü Allah verecektir.
  114. Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Böyleleri oralara ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.
  115. Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  116. “Allah, çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. Hayır! Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. Hepsi O’na boyun eğmiştir.
  117. O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.
  118. Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.
  119. Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.
  120. Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki:“Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
  121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.
  123. Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez ve hiçbir taraftan yardım da görmezler.
  124. Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirince, Rabbi ona şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim zalimleri kapsamaz” demişti.
  125. Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için evimi tertemiz tutun.”
  126. Hani İbrahim, “Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır” demişti. Allah da, “İnkar edeni bile az bir süre, rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!” demişti.
  127. Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.
  128. “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve usullerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.”
  129. “Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”
  130. Kendini bilmeyenden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz İbrahim’i bu dünyada seçkin kıldık. Şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.
  131. Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.
  132. İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti. Yâkup da öyle: “Oğullarım! Allah, sizin için bu dini seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün” dedi.
  133. Yoksa, Yâkup’a ölüm gelip çattığı zaman siz orada mıydınız? O, oğullarına, “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” diye sorduğunda, onlar şöyle cevap vermişti: “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler O’na boyun eğmiş müslümanlarız.”
  134. Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
  135. “Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
  136. Deyin ki: “Biz Allah’a iman ettik. Bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yâkup’a ve Yakupoğullarına indirilene. Mûsâ ve İsa’ya verilen ile bütün diğer peygamberlere Rablerinden verilene. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”
  137. Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  138. Allah’ın boyasına bak! Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? -Biz ona ibadet edenleriz-
  139. Onlara de ki: “Allah hakkında mı bizimle tartışıp duruyorsunuz? Hâlbuki O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Biz O’na gönülden bağlanmış kimseleriz.”
  140. Yoksa siz, “İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yâkup ile Yakupoğulları da Yahudi, ya da Hristiyan idiler” mi diyorsunuz? De ki: “Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
  141. Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
  142. Birtakım kendini bilmez insanlar, “Onları yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da, Batı da Allah’ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.”
  143. Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahit olasınız. Peygamber de size şahit olsun. Biz, eskiden yöneldiğin Kâbe’yi kıble yaptık ki, Resul’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırt edelim. Bu, Allah’ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
  144. Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden gelen bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
  145. Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.
  146. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
  147. Hak Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma!
  148. Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
  149. Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir.
  150. Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o yöne doğru çevirin ki, zalimlerin dışındaki insanların elinde bir koz olmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.
  151. Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.
  152. Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.
  153. Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.
  154. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.
  155. Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.
  156. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.
  157. İşte Rableri katından rahmet ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.
  158. Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.
  159. İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti kitapta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet ediciler.
  160. Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.
  161. Fakat âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir.
  162. Onlar ebedi olarak lânet içinde kalırlar. Artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.
  163. Sizin ilahınız bir tek ilahtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahman’dır, Rahim’dir.
  164. Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.
  165. İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!
  166. Kendilerine uyulanlar o gün kendilerine uyanlardan uzaklaşırlar. Artık azabı görmüşlerdir ve aralarındaki tüm bağlar kopup parçalanmıştır.
  167. Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.
  168. Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
  169. O, size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
  170. Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?
  171. İnkar edenleri imana çağıran ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen çoban ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.
  172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin. Eğer gerçekten yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız.
  173. Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  174. Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler var ya; işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları temizleyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
  175. İşte bunlar hidayeti verip sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın alan kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!
  176. Bu azap da, Allah’ın, kitabı hak olarak indirmiş olması sebebiyledir. Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içindedirler.
  177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyene ve kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
  178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın. Ancak öldüren kimse, kardeşi tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.
  179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki korunursunuz.
  180. Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır bırakmışsa anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması size farz kılındı. -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak-
  181. Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  182. Vasiyet edenin hataya meyletmesinden ve günaha girmesinden korkan bir kimse, aralarını düzeltirse ona hiçbir günah yoktur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  183. Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.
  184. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
  185. O Ramazan ayıdır ki, Kur’an o ay içinde indirilmiştir; insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.
  186. Kullarım, beni senden sorarlarsa, bilsinler ki, gerçekten ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde benim davetime uysunlar, bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar.
  187. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından sizce ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara işte böyle açıklar. Umulur ki sakınırlar.
  188. Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için hâkimlere rüşvet olarak vermeyin.
  189. Sana, hilalleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
  190. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
  191. Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.
  192. Eğer onlar vazgeçerlerse, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  193. Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.
  194. Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler karşılıklıdır. O hâlde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
  195. Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
  196. Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olursa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üç gün hacda, yedi gün de dönünce oruç tutar. Hepsi tam on gündür. Bu, ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.
  197. Hac, bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. Azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
  198. Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz O’nun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
  199. Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  200. Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.
  201. Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır.
  202. İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.
  203. Sayılı günlerde Allah’ı anın. Kim iki gün içinde acele edip dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.
  204. İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.
  205. O, ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.
  206. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!
  207. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.
  208. Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
  209. Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de kayarsanız, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  210. Onlar, buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki bütün işler Allah’a döndürülür.
  211. İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nimetini değiştirirse, şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır.
  212. İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
  213. İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi. Ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine kitap verilmiş olanlar, kendilerine açık deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan ötürü onda anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
  214. Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda peygamber ve beraberindeki mü’minler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” dediler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.
  215. Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.”
  216. Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
  217. Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür.” Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.
  218. İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  219. Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
  220. Dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır.” Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  221. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.
  222. Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır. Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”
  223. Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için güzel davranışlar takdim edin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Ve mutlaka onun huzuruna varacağınızı bilin. Mü’minleri müjdele.
  224. İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  225. Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halimdir.
  226. Eşlerine yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  227. Eğer boşamaya karar verirlerse, biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  228. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  229. Boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır. Kadınlara verdiklerinizden bir şeyi geri almanız, sizin için helal olmaz. Ancak tarafların Allah’ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri bunun dışındadır. Eğer onlar Allah’ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Sakın bunları aşmayın. Allah’ın sınırlarını aşanlar, işte onlar, zalimlerin ta kendileridirler.
  230. Eğer erkek karısını boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Bu koca da onu boşadığı takdirde, onlar Allah’ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir.
  231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini, kendisiyle size öğüt vermek için indirdiği kitabı ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
  232. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eski eşleriyle evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
  233. Anneler çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler için- tam iki yıl emzirirler. Onların yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- Mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer kendi aralarında danışıp anlaşarak çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.
  234. İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  235. Kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara söyleyeceksiniz. Sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Ancak meşru bir sözle söylemeniz müstesna. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikah yapmaya kalkışmayın. Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının. Ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halimdir.
  236. Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. -Eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt’a verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.
  237. Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikah bağı elinde bulunanın vazgeçmesi başka. Bununla birlikte, sizin vazgeçmeniz takvaya daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
  238. Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.
  239. Eğer bir korku hâlindeyseniz, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah’ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın.
  240. İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  241. Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.
  242. Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.
  243. Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara “ölün” dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
  244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir.
  245. Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz.
  246. Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine, “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. O, “Ya üzerinize savaş farz kılındığı hâlde, savaşmayacak olursanız?” demişti. Onlar, “Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda niye savaşmayalım” diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
  247. Peygamberleri onlara, “Allah, size Talut’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  248. Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Mûsâ ailesinin, Hârûn ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır.”
  249. Talut, ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, “Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”
  250. Calut ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.”
  251. Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut’u öldürdü. Allah, ona hükümdarlık ve hikmet verdi. Ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.
  252. İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
  253. İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelenler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lakin Allah dilediğini yapar.
  254. Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir.
  255. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.
  256. Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  257. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalırlar.
  258. Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, “Benim Rabbim diriltir, öldürür.” demiş; o da, “Ben de diriltir, öldürürüm” demişti. İbrahim, “Şüphesiz Allah Güneş’i doğudan getirir, sen de onu batıdan getir” deyince, kâfir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
  259. Yahut altı üstüne gelmiş bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! Seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
  260. Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. Allah ona, “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır inandım ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
  261. Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  262. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rableri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
  263. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halimdir.
  264. Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
  265. Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
  266. Herhangi biriniz ister mi ki, kendisinin hurmalık ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altında ırmaklar aksın, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üzerine de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güçleri yetmez küçük, zayıf çocukları olsun. Derken bağı ateşli bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.
  267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır.
  268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vaadediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  269. Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.
  270. Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
  271. Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Ve günahlarınızdan bir kısmına da kefaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  272. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız hiç hakkınız yenmeden karşılığı size tastamam ödenir.
  273. Sadakalar, kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı, bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
  274. Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, Onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
  275. Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onundur. Durumu da Allah’a kalmıştır. Kim tekrar dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalacaklardır.
  276. Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır. Allah, hiçbir günahkar nankörü sevmez.
  277. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
  278. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.
  279. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.
  280. Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz.
  281. Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
  282. Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin. Eğer borçlu, aklı ermeyen veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. İki erkeği şahit tutun. Eğer iki erkek olmazsa, güvendiğiniz bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkarca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  283. Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini ödesin ve Rabbi Allah’tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
  284. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
  285. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, Mü’minler de iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. “Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır” dediler.
  286. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

3 - AL-İ İMRAN SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Diridir, kayyumdur.
  3. O, sana kitabı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. Tevrat ve İncil’i de indirmişti.
  4. Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan’ı da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
  5. Şüphesiz yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.
  6. O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. O’ndan başka ilâh O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  7. O, sana kitabı indirendir. Onun bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
  8. “Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.”
  9. “Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.”
  10. Şüphesiz, inkâr edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı bir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar.
  11. Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibi: Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.
  12. İnkar edenlere de ki: “Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!”
  13. Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. Onları göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.
  14. Nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi; kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
  15. De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebediyen kalacaklardır. Ve yine orada tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.
  16. Onlar şöyle derler: “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru.”
  17. Onlar, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun bükenler, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir.
  18. Allah, melekler ve ilim sahipleri, O’ndan başka ilâh olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  19. Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
  20. Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere de ki: “Siz de İslam’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslam’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah, kullarını hakkıyla görendir.
  21. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.
  22. Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
  23. Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.
  24. Bunun sebebi, onların, “Bize, ateş sadece sayılı günlerde dokunacaktır” demeleridir. Uydurageldikleri şeyler dinleri konusunda kendilerini aldatmıştır.
  25. Bakalım, o geleceğinde hiç şüphe olmayan günde, onları bir araya topladığımız vakit hâlleri nasıl olacak! O gün herkes, kazandığının karşılığını tastamam almıştır. Onlar, hiçbir zulme uğratılmazlar.
  26. De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin. Dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”
  27. “Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”
  28. Mü’minler, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan korunmanız başkadır. Allah, asıl sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Çünkü dönüş Allah’adır.
  29. De ki: “İçinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi de bilir. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
  30. O gün herkes, yaptığı her hayrı hazır bulacaktır; yaptığı her kötülüğü de. O zaman, o kötülükle kendisi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir.
  31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  32. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
  33. Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.
  34. Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
  35. Hani, İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” demişti.
  36. Onu doğurunca, “Rabbim!” dedi, “Onu kız doğurdum.” -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- “Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum.”
  37. Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
  38. Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet” dedi. “Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin.”
  39. Zekeriya mabedde namaz kılarken melekler ona, “Allah sana Yahya’yı müjdeler” diye seslendiler. “Kendisinden gelen bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve salihlerden bir peygamber olarak.”
  40. Zekeriya, “Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Allah, “Öyledir, fakat Allah dilediğini yapar” dedi.
  41. Zekeriya, “Rabbim! Bana bir alamet ver” dedi. Allah da şöyle dedi: “Senin için alamet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tespih et.”
  42. Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.”
  43. “Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve rüku edenlerle beraber rüku et” demişlerdi.
  44. Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Tartışırlarken de yanlarında değildin.
  45. Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”
  46. “O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır.”
  47. “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi.
  48. Ve Allah ona kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil’i öğretecek.
  49. Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek ve o da onlara şöyle diyecek: “Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.”
  50. “Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için gönderildim. Ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  51. “Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.”
  52. İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.
  53. “Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk. Artık bizi şahitlik edenlerle beraber yaz.”
  54. Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
  55. Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.”
  56. “İnkar edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azap edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.”
  57. “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.”
  58. Bunu biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur’an’dan okuyoruz.
  59. Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.
  60. Hak Rabbindendir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma.
  61. Sana bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini yalan söyleyenlerin üstüne atalım.”
  62. Şüphesiz bu gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  63. Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir.
  64. De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin. ” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.”
  65. Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
  66. İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
  67. İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hristiyan. Fakat o, hanif bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.
  68. Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.
  69. Kitap ehlinden bir grup sizi saptırabilmeyi çok arzu etti. Oysa sadece kendilerini saptırıyorlar, fakat farkına varmıyorlar.
  70. Ey kitap ehli! Şahit olduğunuz hâlde, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
  71. Ey kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
  72. Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar dönerler” dedi.
  73. Bir de “Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın” dediler. De ki: “Şüphesiz hidayet, Allah’ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü böyle yapıyorsunuz?” De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
  74. O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  75. Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, “Ümmilere karşı bize vebal yoktur” demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
  76. Hayır! Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.
  77. Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
  78. Onlardan bir grup var ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler; Siz onu kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.
  79. Hiçbir insan için düşünülemez ki, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik versin de, sonra o “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” desin. O ancak, “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz kitap uyarınca rabbaniler olun” der.
  80. Onun size, “Melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin” diye emretmesi de düşünülemez. Siz müslüman olduktan sonra, O size hiç inkârı emreder mi?
  81. Hani, Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: “Andolsun, size kitap ve hikmet verdim. Sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
  82. Artık bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
  83. Onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez O’na boyun eğmiştir. Ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.
  84. De ki: “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene de inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.”
  85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan kabul edilmeyecek. Ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
  86. İman ettikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Hâlbuki onlar, Resul’ün hak olduğuna da şahitlik etmişlerdi. Ve onlara açık deliller de gelmişti. Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.
  87. İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır.
  88. Onun içinde ebedi kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz.
  89. Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  90. Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
  91. Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
  92. Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
  93. Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat’ı getirip okuyun.”
  94. Artık bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
  95. De ki: “Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
  96. Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kabe’dir.
  97. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir.
  98. De ki: “Ey kitap ehli! Allah, yaptıklarınızı görüp dururken Allah’ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?”
  99. De ki: “Ey kitap ehli! Görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeye yeltenerek inananları çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
  100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
  101. Size Allah’ın âyetleri okunup dururken ve Allah’ın Resulü de aranızda iken dönüp nasıl inkâr edersiniz? Kim Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir.
  102. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün.
  103. Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
  104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
  105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
  106. O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
  107. Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  108. İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez.
  109. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.
  110. Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
  111. Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
  112. Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve sınırları çiğnemekte oluşları idi.
  113. Onların hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir topluluk da vardır.
  114. Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
  115. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
  116. İnkar edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  117. Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
  118. Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Size âyetleri açıkladık. Eğer düşünürseniz.
  119. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü bilir.
  120. Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.
  121. Hani sen mü’minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  122. Hani sizden iki takım çözülmeye yüz tutmuştu. Hâlbuki Allah onların yardımcısı idi. Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
  123. Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.
  124. Hani sen mü’minlere şöyle diyordun: “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?”
  125. Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder.
  126. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.
  127. Bir de Allah bunu, inkâr edenlerden bir kısmını helâk etsin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı.
  128. Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da onlara azap eder. Çünkü onlar, zalimlerdir.
  129. Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  130. Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
  131. Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
  132. Allah’a ve Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
  133. Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
  134. Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.
  135. Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenlerdir. Günahları Allah’tan başka kim affeder ki? Ve onlar bile bile işledikleri üzerinde ısrar etmeyenlerdir.
  136. İşte onların mükafatı Rableri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedi kalacaklardır. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
  137. Sizden önce nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.
  138. Bu, insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.
  139. Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
  140. Eğer siz bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da benzeri bir yara almıştı. İşte günleri insanlar arasında döndürür dururuz. Allah, sizden iman edenleri bilmesi ve sizden şahitler tutması için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.
  141. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.
  142. Yoksa siz; Allah, içinizden cihat edenleri bilmeden ve yine sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
  143. Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
  144. Muhammed, ancak bir resuldür. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.
  145. Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.
  146. Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.
  147. Onların sözleri sadece şöyle demekten ibaretti: “Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et.”
  148. Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükafatını verdi. Allah, iyilik edenleri sever.
  149. Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye çevirirler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.
  150. Hayır! Yalnız Allah yardımcınızdır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.
  151. İnkar edenlerin kalplerine korku salacağız; Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koştuklarından dolayı. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.
  152. Andolsun, Allah, izniyle, onları kırıp geçirdiğiniz sırada size olan vaadini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra, siz zaaf gösterdiniz. Emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. Sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkardır.
  153. Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, elinizden gidene ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  154. Sonra o kederin ardından üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar. Ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü bilir.”
  155. İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halimdir.
  156. Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların kalplerine bir hasret olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
  157. Andolsun, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıklarından daha hayırlıdır.
  158. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de, Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
  159. Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.
  160. Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.
  161. Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.
  162. Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın gazabına uğrayan kimse gibi midir? Onun varacağı yer cehennemdir. O, ne kötü varılacak yerdir!
  163. Onlar Allah’ın katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
  164. Andolsun ki, Allah, mü’minlere büyük lutufta bulundu: Kendi içlerinden onlara öyle bir resul gönderdi ki, onlara Allah’ın âyetlerini okuyor, onları temizleyip arındırıyor, onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
  165. Onların başına iki mislini getirdiğiniz bir musibet sizin başınıza geldiğinde, “Bu, nereden başımıza geldi?” dediniz, öyle mi? De ki: “O, kendinizdendir.” Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
  166. İki topluluğun karşılaştığı gün, sizin başınıza gelen, ancak Allah’ın izniyle olmuştur ki O, mü’minleri bilsin.
  167. Ve iki yüzlülük edenleri bilsin. Onlara, “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin” denildi de onlar, “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.
  168. Onlar, kendileri oturup kaldıkları hâlde kardeşleri için, “Eğer bize uysalardı, öldürülmezlerdi” diyen kimselerdir. De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz kendinizden ölümü savın.”
  169. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.
  170. Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiğiyle sevinçlidirler. Arkalarından henüz kendilerine ulaşamayan kimselere de müjdelemeyi isterler ki onlara hiç bir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.
  171. Allah’ın nimetini, keremini ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.
  172. Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükafat vardır.
  173. Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.
  174. Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler. Kendilerine hiçbir kötülük dokunmadı. Ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  175. O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun.
  176. Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır.
  177. İman karşılığında küfrü satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır.
  178. İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
  179. Allah, mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Sonunda pisi temizden ayıracaktır. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer. O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükafat vardır.
  180. Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  181. Allah; “Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz” diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız. Ve “Tadın yangın azabını!” diyeceğiz.
  182. “Bu, kendi ellerinizin gönderdiklerinin karşılığıdır.” Allah, kullara asla zulmedici değildir.
  183. Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti.” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?”
  184. Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
  185. Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
  186. Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan pek çok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, işte bu, uğrunda azmedilmeye değer işlerdendir.
  187. Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!
  188. Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmeyi seven kimselerin, sakın azaptan kurtulmuş da sanma. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
  189. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  190. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.
  191. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: “Rabbimiz! Sen bunları boş yere yaratmadın, seni tespih ve tenzih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!”
  192. “Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, artık onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.”
  193. “Rabbimiz! Doğrusu biz bir davetçi işittik; ‘Rabbinize iman edin’ diye insanları iman etmeye davet ediyordu. Dinledik, hemen iman ettik. Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört. Ruhumuzu iyilerle beraber al!”
  194. “Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla vaadetmiş olduklarını bize ver. Ve kıyamet gününde bizi rezil etme! Şüphesiz sen, sözünden dönmezsin.”
  195. Rableri onlara cevap verdi: “Ben, erkek olsun kadın olsun içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Sizler birbirinizdensiniz. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim. Ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır.”
  196. Kâfirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
  197. Az bir zevk. Sonra varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır!
  198. Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklar. Allah tarafından ağırlanacaklar. Allah katında olan şeyler iyiler için daha hayırlıdır.
  199. Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah’a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah’ın âyetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükafatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
  200. Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin, savaşa hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

4 - NİSA SURESİ

  1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının ki, O tek nefisten de eşini yarattı, ikisinden nice erkekler ve kadınlar türetti. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.
  2. Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
  3. Eğer, yetim kızlar hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
  4. Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yiyin.
  5. Allah’ın, sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin. O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
  6. Yetimleri deneyin. Evlenme çağına erdiklerinde, eğer reşit olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. Kim zengin ise tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
  7. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan. Farz kılınmış bir hisse vardır.
  8. Miras taksiminde akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara güzel sözler söyleyin.
  9. Kendileri, geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
  10. Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar. Ve zaten onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.
  11. Allah, size, çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. İkiden fazla kız iseler, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. Yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  12. Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa her birine altıda bir düşer. Eğer birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. Zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir.
  13. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.
  14. Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.
  15. Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun.
  16. Sizlerden fuhuş yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
  17. Allah katında tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip, sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  18. Yoksa tövbe, kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
  19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.
  20. Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, öbürüne yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacaksınız?
  21. Hem onu nasıl alırsınız ki, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almışlardı.
  22. Artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Ancak geçen geçmiştir. Çünkü bu bir hayasızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.
  23. Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi bir araya getirmeniz. Ancak geçmişte olanlar başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  24. Sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı. Bunlar Allah’ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanları ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  25. Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse, sahip olduğunuz mü’min genç cariyelerinizden alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu, içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  26. Allah, size açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  27. Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.
  28. Allah, sizden yükümlülükleri hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
  29. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.
  30. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu ateşe atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.
  31. Eğer size yasaklanan günahların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz. Ve sizi güzel bir yere koyarız.
  32. Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  33. Her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de kendi hisselerini verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
  34. Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkardırlar. Allah’ın koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. Başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Onları dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
  35. Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf arayı düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.
  36. Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.
  37. Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
  38. Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.
  39. Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın verdiği rızıktan harcasalardı kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir.
  40. Şüphesiz Allah zerre kadar zulüm etmez. Çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat artırır ve kendi katından büyük bir mükafat verir.
  41. Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice olacak!
  42. O kıyamet günü, Allah’ı inkâr edip Peygamber’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan hiçbir söz gizleyemezler.
  43. Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
  44. Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
  45. Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.
  46. Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden kaydırıp onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ” derler. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
  47. Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını lânetlediğimiz gibi onları lânetlemeden önce yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.
  48. Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalanları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.
  49. Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah, dilediğini temize çıkarır. Ve kendilerine kıl kadar zulmedilmez.
  50. Bak, Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.
  51. Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar “cibt”e ve “tağut”a inanıyorlar. İnkar edenler için de, “Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.
  52. Onlar, Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah, kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
  53. Yoksa onların hükümranlıkta bir payı mı var? Öyle olsa, insanlara bir zerre bile vermezler.
  54. Yoksa, insanları; Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermiştik. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.
  55. Böylece onlardan kimi ona iman etti, kimi de sırt çevirdi. Çılgın ateş olarak cehennem yeter.
  56. Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  57. İman edip salih ameller işleyenleri ise içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebediyen kalacaklardır. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.
  58. Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
  60. Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağut’u tanımamaları kendilerine emrolunduğu hâlde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.
  61. Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin” dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
  62. Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman hâlleri nasıl olur? Sonra sana gelerek “Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik” diye Allah’a yemin ederler.
  63. Onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Öyleyse onlara aldırma. Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle.
  64. Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.
  65. Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.
  66. Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha çok pekiştirici olurdu.
  67. O zaman kendilerine elbette katımızdan büyük bir mükafat verirdik.
  68. Onları elbette doğru yola iletirdik.
  69. Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.
  70. Bu lütuf Allah’tandır. Hakkıyla bilen olarak Allah yeter.
  71. Ey iman edenler! Tedbirinizi alıp, küçük birlikler hâlinde, yahut topluca savaşa gidin.
  72. Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki, hakikaten pek ağır davranır. Eğer başınıza bir musibet gelirse, “Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım” der.
  73. Eğer Allah’tan size bir lütuf erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya ulaşsaydım.”
  74. O hâlde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
  75. Size ne oluyor ki Allah yolunda savaşmıyorsunuz? Hâlbuki zayıf erkekler, kadınlar ve çocuklar: “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar” diyorlar. “Katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver.”
  76. İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
  77. Daha önce kendilerine, “Savaşmaktan ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar. Ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın?” derler. “Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.”
  78. Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, “Bu, Allah’tandır” derler. Onlara bir kötülük gelirse, “Bu, senin yüzündendir” derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!
  79. Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
  80. Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi göndermedik.
  81. Sana “baş üstüne” derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
  82. Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
  83. Kendilerine güvenlik veya korku ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
  84. Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.
  85. Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir işte aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verendir.
  86. Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
  87. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Andolsun, sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Bunda asla şüphe yoktur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?
  88. Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.
  89. Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.
  90. Ancak sizinle aralarında anlaşma olan bir topluma sığınmış bulunanlar, yahut ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmayı içlerine sığdıramayıp size gelenler başka. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse; Allah, onlara saldırmak için size bir yol vermemiştir.
  91. Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik.
  92. Bir mü’minin bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. Mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay art arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  93. Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.
  94. Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  95. Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihat edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de en güzel olanı vaadetmiştir. Ama mücahitleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.
  96. Kendinden dereceler, bağışlama ve rahmet vermiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
  97. Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız?” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.
  98. Ancak erkekler, kadınlar ve çocuklardan aciz olup, hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar başkadır.
  99. Umulur ki, Allah bu kimseleri affeder. Çünkü Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
  100. Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükafatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  101. Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.
  102. Cephede sen de onların arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında arkanıza geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar. Ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. İnkar edenler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz ya da hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun. Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
  103. Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
  104. Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  105. Biz sana kitabı, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye bir gerçek olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.
  106. Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  107. Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkarı sevmez.
  108. Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını kuşatmıştır.
  109. Haydi siz dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak? Yahut kim onlara vekil olacak?
  110. Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
  111. Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  112. Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
  113. Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar. Sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
  114. Onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur; bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
  115. Kim, kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.
  116. Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.
  117. Onlar, Allah’ı bırakıp ancak dişilere tapıyorlar. Hâlbuki azgın bir şeytana tapmaktadırlar.
  118. Allah, o şeytana lânet etti. Ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi.
  119. “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.
  120. Şeytan onlara vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.
  121. İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar.
  122. İman edip salih ameller işleyenleri de içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?
  123. İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.
  124. Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
  125. Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim’i dost edindi.
  126. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır.
  127. Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor.” Kitapta, kendilerine farz kılınanı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere adil davranmanıza dair, size okunmakta olan âyetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
  128. Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  129. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise büsbütün gönül verip ötekini askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
  130. Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar. Allah, lütfu geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
  131. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye tavsiye ettik. Eğer inkâr ederseniz, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, zengindir, övülmeye layıktır.
  132. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.
  133. Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah, buna hakkıyla gücü yetendir.
  134. Kim dünya sevabı istiyorsa, dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  135. Ey iman edenler! Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa. Zengin veya fakir de olsalar. Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer çarpıtırsanız veya çekinirseniz şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.
  137. İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.
  138. Münafıklara, kendileri için elem dolu bir azap olduğunu müjdele.
  139. Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.
  140. Oysa Allah size kitapta “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın. Aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
  141. Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih nasip olursa, “Biz sizinle beraber değil miydik?” derler. Şayet kâfirlerin bir payı olursa, “Size üstünlük sağlayıp sizi mü’minlerden korumadık mı?” derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
  142. Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.
  143. Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara ne de şunlara bağlanırlar. Allah, kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın.
  144. Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
  145. Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.
  146. Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükafat verecektir.
  147. Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azap etsin ki? Allah, şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.
  148. Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  149. Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz bilin ki, Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  150. Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin arasında bir yol tutmak isteyenler var ya;
  151. İşte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
  152. Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükafatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  153. Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Mûsâ’dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve “Allah’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik. Ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik.
  154. Verdikleri sağlam söz sebebiyle “Tur”u üzerlerine kaldırdık ve onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
  155. Başlarına gelenler; verdikleri sağlam sözü bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, Peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve “Kalplerimiz muhafazalıdır” demeleri yüzündendir. Tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı müstesna artık iman etmezler.
  156. Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından.
  157. Ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu öldürmediler. Kesinlikle.
  158. Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  159. Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona iman edecek olmasın. Kıyamet günü, o onların aleyhine şahit olacaktır.
  160. Yahudilerin yaptıkları zulümleri ve birçok kimseleri Allah yolundan çevirmelerinden dolayı kendilerine daha önce helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık.
  161. Yasak edildiği hâlde faiz almalarından ve haksız sebeplerle insanların mallarını yemelerinden ötürü. İçlerinden inkâr edenlere de acı bir azap hazırladık.
  162. Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
  163. Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yâkup’a, torunlarına, İsa’ya Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davud’a da Zebur vermiştik.
  164. Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız peygamberler de gönderdik. Allah, Mûsâ ile de doğrudan konuştu.
  165. Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  166. Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.
  167. Şüphesiz inkâr edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
  168. Şüphesiz inkâr edenler ve zulmedenler var ya, Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.
  169. Onları ancak içinde ebedi kalacakları cehennemin yoluna iletir. Bu ise Allah’a çok kolaydır.
  170. Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  171. Ey kitap ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “Üçtür” demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.
  172. Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim Allah’a kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, onların hepsini huzuruna toplayacaktır.
  173. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha da fazlasını verecektir. Allah’a kulluk etmekten çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince; onları elem dolu bir azaba uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardır.
  174. Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
  175. Allah’a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.
  176. Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah, size “kelale”nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman erkeğe, iki kızın hissesi kadar vardır. Sapmayasınız diye Allah size açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

5 - MAİDE SURESİ

  1. Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız kaydıyla, okunacak olanlardan başka hayvanlar, size helal kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir.
  2. Ey iman edenler! Allah’ın işaretlerine, haram aya, hac kurbanına, gerdanlıklara ve Rablerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâbe’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva üzere yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
  3. Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile henüz canlıyken -yetişip kestikleriniz hariç-, dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  4. Sana, kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu helal kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Ve üzerine Allah’ın adını anın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.”
  5. Bu gün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal, sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.
  6. Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı mesh edin. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin! Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan gelir veya kadınlara dokunur da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Allah size güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
  7. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “İşittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.
  8. Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, takvaya daha uygundur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  9. Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, “Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükafat vardır” diye vaatte bulunmuştur.
  10. İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennemliklerdir.
  11. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya kalkışmıştı da, Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
  12. Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekatı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
  13. İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.
  14. “Biz Hristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Fakat onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara haber verecektir!
  15. Ey kitap ehli! Artık size elçimiz gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, çoğundan da geçiyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.
  16. Allah onunla, rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
  17. Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”, diyenler kesinlikle kâfir oldular. De ki: “Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese Allah’a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye gücü yetendir.”
  18. Yahudiler ve Hristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir insansınız.” Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nadır.
  19. Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size resulümüz geldi, gerçekleri size açıklıyor ki, “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” demeyesiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah’ın her şeye gücü yeter.
  20. Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: “Ey kavmim! Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmıştı. Sizi hükümdarlar kılmıştı. Ve toplumlardan hiçbirine vermediğini size vermişti.”
  21. “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz.”
  22. Dediler ki: “Ey Mûsâ! O topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var.” Onlar oradan çıkmadıkça, biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de gireriz.”
  23. Korkanların içinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle demişti: “Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiniz mi artık siz kuşkusuz galiplersiniz. Yalnızca Allah’a tevekkül edin, eğer mü’minler iseniz.”
  24. Dediler ki: “Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.”
  25. Mûsâ, “Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır” dedi.
  26. Allah, şöyle dedi: “O hâlde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış o toplum için üzülme.”
  27. Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.
  28. “Andolsun, sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
  29. “Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın. İşte zalimlerin cezası budur!”
  30. Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de onu öldürdü. Böylece ziyana uğrayanlardan oldu.
  31. Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
  32. İşte bu yüzden biz, İsrailoğullarına şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.” Andolsun ki, onlara resullerimiz apaçık deliller getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da yeryüzünde aşırı gitmektedir.
  33. Allah’a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
  34. Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah’ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
  35. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
  36. O inkâr edenler var ya, eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onun bir katı daha kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye verseler, onlardan kabul edilmez. Onlara elem dolu bir azap vardır.
  37. Ateşten çıkmak isterler ama ondan çıkabilecek değillerdir. Onlara sürekli bir azap vardır.
  38. Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah’tan bir ceza olarak. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
  39. Her kim de yaptığı haksızlıktan sonra tövbe eder, hâlini düzeltirse, şüphesiz Allah, onun tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  40. Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye gücü yetendir.
  41. Ey Resul! Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” derler. Yahudilerden bazıları yalan uydurmak için dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Onlar, kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. Ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah kimi şaşırtmak istemişse, artık sen onun için Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rezillik, ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
  42. Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.
  43. Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar, Sonra bunun ardından verdiğin hükümden yüz çeviriyorlar. İşte onlar inanmış kimseler değillerdir.
  44. Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. Allah’a teslim olmuş peygamberler, onunla Yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabbe adamış kimseler ile alimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
  45. O kitapta üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık da yaralarla kısas edilir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için kefaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.
  46. O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ve ona İncil’i verdik. Onda hidayet ve nur vardır. Kendinden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak.
  47. İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, fasıkların ta kendileridir.
  48. Sana da o kitabı hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet. Ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk.  Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.
  49. Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
  50. Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?
  51. Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır.Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
  52. İşte kalplerinde bir hastalık bulunanların, onların arasında koşup durduklarını görürsün. “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” derler. Ama Allah, yakın bir fetih veya katından bir emir getirir, böylece onlar içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.
  53. İman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
  54. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihat ederler. Hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  55. Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür ve iman edenlerdir. Onlar ki Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekatı verirler.
  56. Kim Allah’ı, O‘nun peygamberini ve inananları dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar, yalnız Allah’ın taraftarlarıdır.
  57. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.
  58. Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.
  59. De ki: “Ey kitap ehli! Sadece şunun için bizden hoşlanmıyorsunuz; biz Allah’a iman ettiğimiz gibi, hem kendimize indirilene, hem de daha önce indirilen kitaplara iman etmekteyiz. Sizin çoğunuz ise yoldan çıkmış kimselersiniz.”
  60. De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür. Ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
  61. Küfürle girip yine küfürle çıktıkları hâlde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.
  62. Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
  63. Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
  64. Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen, onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.
  65. Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
  66. Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!
  67. Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
  68. De ki: “Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme.
  69. Muhakkak ki inananlar, Yahudiler, Sâbiîler ve Hristiyanlardan kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve iyi amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
  70. Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse, onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
  71. Bir bela olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tövbelerini kabul etti. Sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
  72. Andolsun, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
  73. Andolsun, “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir oldu. Hâlbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenlere elbette, elem dolu bir azap dokunacaktır.
  74. Hâlâ mı Allah’a tövbe etmezler ve O’ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  75. Meryem oğlu Mesih, bir elçiden başka bir şey değildir. Ondan önce de nice elçiler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındı. İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da çevriliyorlar!
  76. De ki: “Allah’ı bırakıp da, size ne zarar ne de fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, işitendir, bilendir.”
  77. De ki: “Ey kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.”
  78. İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi.
  79. İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü!
  80. Onlardan birçoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için hazırladığı şey ne kötüdür. Allah onlara gazap etmiştir. Onlar azap içinde sürekli kalıcıdırlar.
  81. Eğer Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilene inanıyor olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
  82. İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da “Biz Hristiyanlarız” diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.
  83. Peygamber’e indirileni dinledikleri zaman, Hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Şöyle derler: “Ey Rabbimiz! İman ettik. Artık bizi şahitlik edenler ile beraber yaz.”
  84. Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım? Hâlbuki Rabbimizin bizi iyi kişiler topluluğuna katmasını umup durmaktayız.”
  85. Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, sürekli kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri mükafat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır.
  86. İnkar edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.
  87. Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri haram etmeyin ve sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.
  88. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.
  89. Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Fakat bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim bulamazsa, onun kefareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
  90. Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
  91. Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
  92. Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir.
  93. İman edip salih amel işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce yediklerinden ötürü bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.
  94. Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av ile elbette deneyecek ki, görmediği hâlde kendisinden korkanı bilsin. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.
  95. Ey iman edenler! İhramlı iken av hayvanı öldürmeyin. Kim onu kasten öldürürse bir ceza vardır ki; Kâbe’ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki adil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan veya yoksulları yedirmek suretiyle kefaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. Bu, yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah üstün ve güçlü olandır, intikam sahibidir.
  96. Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helal kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
  97. Allah Kâbe’yi, o saygıdeğer evi, insanlar için bir dayanak yaptı. Haram ayı, kurbanı ve boynu bağlı olan kurbanlıkları da. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini ve Allah’ın her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.
  98. Bilin ki, Allah’ın cezası çok şiddetlidir ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  99. Resule düşen, tebliğden başka bir şey değildir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
  100. De ki: “Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.” Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının. Umulur ki kurtulaşa erersiniz.
  101. Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halimdir.
  102. Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da kâfir olmuşlardı.
  103. Allah, ne “Bahire”, ne “Saibe”, ne “Vasile” , ne de “Ham.” diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten onların çoğunun aklı da ermez.
  104. Onlara, “Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?
  105. Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.
  106. Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik edecek olanlar, kendi içinizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde iken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan, başka iki kişi şahitlik eder. Onları namazdan sonra alıkoyarsınız da eğer şüphe ederseniz, Allah adına şöyle yemin ederler: “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkarlardan oluruz.”
  107. Eğer o iki şahidin bir günah işledikleri anlaşılırsa o zaman, ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerek şöyle yemin ederler: “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hiçbir haksızlık yapmadık. Aksi takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz.”
  108. Bu, şahitliklerini gerektiği gibi yapmaları, yahut yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmaları için en iyi yoldur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.
  109. Allah’ın peygamberleri toplayıp da “Size ne cevap verildi?” dediği gün, bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekler.
  110. O gün Allah, şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu’l-Kudüs ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler, “Bu, ancak açık bir büyüdür” demişlerdi.
  111. Hani bir de, “Bana ve Peygamberime iman edin” diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da “İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.
  112. Hani havariler de, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da, “Eğer mü’minler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının” demişti.
  113. Onlar, “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona, görmüş şahitlerden olalım” demişlerdi.
  114. Meryem oğlu İsa, “Ey Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.
  115. Allah da, “Ben onu size indireceğim. Fakat ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona âlemlerden hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.
  116. Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gaybları hakkıyla bilen yalnızca sensin.”
  117. “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin.”
  118. “Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”
  119. Allah, şöyle diyecek: “Bugün, doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür. Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır.” Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.
  120. Göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

6 - EN'AM SURESİ

  1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyle iken inkâr edenler başka şeyleri Rablerine denk tutuyorlar.
  2. O öyle bir Rabdır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra bir ecel tayin etmiştir. Belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.
  3. Hâlbuki O, göklerde de Allah’tır, yerde de. Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir.
  4. Onlara Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan yüz çevirmesinler.
  5. Nitekim hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Fakat alay ettikleri şeyin haberleri kendilerine ilerde gelecektir.
  6. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helâk ettik. Ve arkalarından başka bir nesil var ettik.
  7. Eğer sana kağıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, yine o inkâr edenler, “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir” diyeceklerdi.
  8. Bir de dediler ki: “Ona bir melek indirilse ya!” Eğer bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı.
  9. Eğer onu bir melek kılsaydık yine onu bir adam yapardık. Ve onları yine içinde bulundukları karmaşaya düşürmüş olurduk.
  10. Andolsun, senden önce de birçok peygamber alaya alınmıştı da, onlarla alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıp mahvetmişti.
  11. De ki: “Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün.”
  12. De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir? Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
  13. Geceleyin ve gündüzün yaşayıp barınan ne varsa hepsi onundur. O her şeyi işitendir, bilendir.
  14. De ki: “Allah’tan başkasını mı dost edineceğim. Gökleri ve yeri yoktan var eden O’dur.” Ve O yedirir, ama yedirilmez. De ki: “Bana, teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma denildi.”
  15. De ki: “Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün azabından korkarım.”
  16. O gün kimden azap giderilirse, kuşkusuz Allah ona rahmet etmiştir. İşte bu apaçık kurtuluştur.
  17. Şayet Allah sana bir zarar dokundursa, bunu O’ndan başka giderecek yoktur. Fakat sana bir hayır dokunduracak olsa onu da kimse gideremez. Bil ki O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  18. O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla haberdardır.
  19. De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilahtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”
  20. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
  21. Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.
  22. Onları tümüyle toplayıp da Allah’a ortak koşanlara, “Nerede, ilâh olduklarını iddia ettiğiniz ortaklarınız?” diyeceğimiz günü hatırla.
  23. Sonunda onların mazeretleri, “Rabbimiz Allah’a andolsun ki biz ortak koşanlar değildik” demelerinden başka bir şey olmayacaktır.
  24. Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler! Ve iftira edip durdukları şeyler onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi.
  25. İçlerinden, seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.
  26. Onlar başkalarını ondan alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.
  27. Ateşin karşısında durduruldukları vakit hâllerini bir görsen! “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de “Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak”
  28. Hayır, daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü. Eğer çevrilselerdi, elbette kendilerine yasaklanan şeylere yine döneceklerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.
  29. Ve dediler ki: “Bu dünyada yaşayışımızdan başka bir yaşama yok bize. Ve biz tekrar dirilecek de değiliz.”
  30. Rablerinin huzurunda durduruldukları vakit onları bir görsen! Allah diyecek ki: “Nasıl, şu gerçek değil miymiş? Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki, gerçekmiş” diyecekler. Allah, “Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!” diyecek.
  31. Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat gelip çatınca, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü yazıklar olsun bize!” diyecekler. Sırtlarında da günahlarını taşırlar. Dikkat edin, taşıdıkları şey ne kötüdür.
  32. Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
  33. Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.
  34. Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da, onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.
  35. Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.
  36. Ancak dinleyenler daveti kabul eder. Ölüleri ise Allah diriltir. Sonra da hepsi O’na döndürülürler.
  37. Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” De ki: “Şüphesiz Allah’ın, bir mucize indirmeye gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor.”
  38. Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.
  39. Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.
  40. De ki: “Söyleyin bakalım, acaba size Allah’ın azabı gelse veya size kıyamet saati gelip çatsa siz Allah’tan başkasını mı çağırırsınız?” Eğer doğru sözlüler iseniz söyleyin!
  41. Hayır! Yalnız O’na dua edersiniz, O da dilerse dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir. Ve siz o an Allah’a ortak koştuklarınızı unutursunuz.
  42. Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de peygamberler gönderdik. Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.
  43. Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya! Fakat kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.
  44. Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.
  45. Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
  46. De ki: “Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah’tan başka onu size getirecek ilâh kimmiş?” Bak, biz âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?
  47. De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?”
  48. Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
  49. Âyetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır.
  50. De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?”
  51. Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Umulur ki sakınırlar.
  52. Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.
  53. Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine layık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?
  54. Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selam olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse, O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  55. Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
  56. De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. O takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.”
  57. De ki: “Şüphesiz ben, Rabbimden kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.”
  58. De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir.
  59. Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
  60. O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir. Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
  61. O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.
  62. Sonra hepsi, gerçek sahipleri Allah’a döndürülürler. İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur.
  63. De ki: “Karanın ve denizlerin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Bizi bundan kurtarırsa, andolsun şükredenlerden olacağız” diye gizlice O’na yalvarır yakarırsınız.
  64. De ki: “Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O’na ortak koşuyorsunuz.”
  65. De ki: “O, size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeye ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir.” Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.
  66. O hak olduğu hâlde, kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil değilim.”
  67. Her haberin gerçekleşeceği bir zamanı vardır. Yakında bileceksiniz.
  68. Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra, o zalimler grubu ile beraber oturma.
  69. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara, onların hesabından bir şey yoktur. Fakat üzerlerine düşen bir hatırlatmadır. Belki sakınırlar.
  70. Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. Her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helake sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.
  71. De ki: “Allah’ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri mi döndürülelim? Arkadaşları ‘bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları hâlde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi olalım?” De ki: “Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah’ın yoludur. Bize âlemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu.”
  72. Bir de, bize, “Namazı dosdoğru kılın ve Allah’a karşı gelmekten sakının” diye emrolundu. O, huzurunda toplanacağınız Allah’tır.
  73. O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. “Ol!” dediği gün herşey oluverir. O’nun sözü gerçektir. Sur’a üflendiği gün de mülk O’nundur. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla haberdardır.
  74. Hani İbrahim, babası Azer’e, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.
  75. İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.
  76. Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.
  77. Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.
  78. Güneş’i doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca, “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.
  79. “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”
  80. Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
  81. “Allah’a koştuğunuz ortaklardan nasıl korkarım? Oysa siz, Allah’ın, hakkında size hiçbir bir delil indirmediği bir şeyi O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz. Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin.”
  82. İman edip de imanlarına zulmü bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.
  83. İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
  84. Biz ona İshak’ı ve Yâkup’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
  85. Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.
  86. İsmail’i, Elyasa’yı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.
  87. Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.
  88. İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.
  89. Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.
  90. İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O, bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”
  91. Onlar Allah’ı gereği gibi tanıyamadılar. Çünkü, “Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi” dediler. De ki: “Mûsâ ‘nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği kitabı kim indirdi? Siz onu parça parça kâğıtlar hâline getirip gösteriyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin ve atalarınızın bilmediği pek çok şey de size onunla öğretildi.” Sen “Allah” de, sonra bırak onları, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar.
  92. Bu da kendisinden öncekileri doğrulayan mübarek bir kitaptır ki, şehirlerin anası ile onun çevresindekileri uyarman için indirdik. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.
  93. Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen kimseden daha zalim kimdir? Ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı zaman hâllerini bir görsen! Melekler ellerini uzatmış, “Haydi, çıkarın canlarınızı” derler. “Bugün aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacağınız gündür. Çünkü Allah hakkında doğru olmayan şeyler söylüyor ve O’nun âyetlerine karşı büyüklük taslıyordunuz.”
  94. Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.
  95. Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur! Peki nasıl çevriliyorsunuz?
  96. O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, Güneş’i ve Ay’ı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir.
  97. O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.
  98. O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.
  99. O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -Hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız; birbirine benzer ve birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için ibretler vardır.
  100. Bir de cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da uydurdular. O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır, yücedir.
  101. O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı hâlde, nasıl bir çocuğu olabilir? Hâlbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
  102. İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekildir.
  103. Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
  104. Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.
  105. Böylece biz âyetleri geniş geniş açıklıyoruz ki, “Sen iyi ders almışsın” desinler de biz de anlayan bir toplum için onu iyice açıklayalım.
  106. Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a ortak koşanlardan yüz çevir.
  107. Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil de değilsin.
  108. Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.
  109. Eğer kendilerine bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?”
  110. Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.
  111. Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
  112. İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.
  113. Bir de, ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye.
  114. “Size kitabı açıklanmış olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.
  115. Rabbinin kelimesi doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  116. Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.
  117. Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O, doğru yolu bulanları en iyi bilendir.
  118. Artık, üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin. Eğer O’nun âyetlerine iman ediyorsanız.
  119. Üzerine Allah’ın adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir? Oysa Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.
  120. Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır.
  121. Üzerine Allah adı anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.
  122. Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.
  123. İşte böyle, her memlekette günahkarları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekarlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekarlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmazlar.
  124. Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekarlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.
  125. Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü sanki göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir.
  126. Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.
  127. Rableri katında selam yurdu onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.
  128. Onların hepsini bir araya toplayacağı gün şöyle diyecektir: “Ey cin topluluğu! İnsanlardan pek çoğunu saptırıp aranıza kattınız.” Onların insanlardan olan dostları, “Ey Rabbimiz! Bizler birbirimizden yararlandık ve bize belirlediğin süremizin sonuna ulaştık.” diyecekler. Allah da diyecek ki: “Allah’ın diledikleri hariç, içinde ebedi kalmak üzere duracağınız yer ateştir.” Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
  129. İşte biz, kazanmakta oldukları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz.
  130. “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran elçiler gelmedi mi? Onlar şöyle diyecekler: “Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
  131. Bu, Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir.
  132. Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.
  133. Rabbin her bakımdan sınırsız zengindir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir ve sizden sonra da yerinize dilediğini getirir. Sizi başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi.
  134. Şüphesiz size vaadedilen şeyler mutlaka gelecektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz.
  135. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler.”
  136. Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O’na bir pay ayırdılar ve akıllarınca; şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız için” dediler. Ortakları için olan Allah’ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor. Ne kötü hükmediyorlar!
  137. Yine bunun gibi, Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helake sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.
  138. Bir de dediler ki: “Bunlar yasaklanmış hayvanlar ve ekinlerdir. Onları bizim dilediklerimizden başkası yiyemez. Şunlar da binilmesi yasaklanmış hayvanlardır.” Bir kısım hayvanları da keserken üzerlerine Allah’ın adını anmazlar. Allah’a iftira ederek yaparlar. Bu iftiraları sebebiyle Allah onları cezalandıracaktır.
  139. Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular sırf erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah, onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
  140. Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.
  141. O, çardaklı ve çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı birbirine benzer ve birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını verin. Fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
  142. Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah’ın size rızık olarak verdiğinden yiyin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
  143. O, sekiz eşi de yaratandır: Koyundan iki, keçiden de iki. De ki: “Allah iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunanları mı? Eğer doğru söyleyenler iseniz bana ilimle haber verin.”
  144. Yine deveden iki, sığırdan da iki. De ki: İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunanları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?” İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
  145. De ki: “Bana vahyolunanda, bu haram dediklerinizi yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, yahut akıtılmış kan, yahut domuz eti -ki o pistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa başka. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yemek zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
  146. Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, iç yağlarını onlara haram kıldık, yalnız sırtlarının, yahut bağırsaklarının taşıdığı, ya da kemiğe karışan yağlar bunun dışındadır. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz.
  147. Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Suçlu bir toplumdan O’nun azabı geri çevrilmez.”
  148. Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
  149. De ki: “En üstün delil yalnızca Allah’ındır. O, dileseydi elbette sizin hepinizi doğru yola iletirdi.”
  150. De ki: “Haydi, Allah şunu haram kıldı diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin.” Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.
  151. De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşru bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”
  152. Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. Konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.
  153. İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.
  154. Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak Mûsâ’ya kitabı verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.
  155. Bu da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Artık ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
  156. “Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik” demeyesiniz;”
  157. Yahut, “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz diye bu Kur’an’ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.
  158. Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye imanı fayda vermez. De ki: “Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz.”
  159. Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra O, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
  160. Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misliyle cezalandırılır. Ve onlara zulmedilmez.
  161. De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
  162. De ki: “Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.”
  163. “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.”
  164. De ki: “Her şeyin Rabbi O iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkar başka bir günahkarın günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.”
  165. O, sizi yeryüzünde halifeler yapan, size verdiği nimetler konusunda sizi sınamak için bazınızı bazınıza derece derece üstün kılandır. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır. Şüphe yok ki O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

7 - A'RAF SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm, Sâd.
  2. Bu sana indirilen bir kitaptır. Ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Kendisiyle insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için.
  3. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
  4. Nice memleketleri helâk ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat hâlinde iken gelmişti.
  5. Azabımız kendilerine geldiğinde, “Gerçekten biz zalimler olmuştuk” demekten başka söyleyecekleri bir şey kalmamıştı.
  6. Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.
  7. Andolsun, onlara yaptıklarını tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz.
  8. O gün amellerin tartılması da haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
  9. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.
  10. Andolsun, sizi yeryüzüne yerleştirdik. Sizin için orada birçok geçim imkanları yarattık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
  11. Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere dedik ki: “Âdem’e secde edin.” Hepsi secde ettiler. Ancak İblis secde edenlerden olmadı.
  12. Allah, “Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten ne alıkoydu?” dedi. O da, “Ben ondan hayırlıyım” dedi. “Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
  13. Allah, “İn oradan. Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi.
  14. Şeytan dedi ki: “Bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.”
  15. Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi.
  16. Şeytan dedi ki: “Beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım.”
  17. “Sonra muhakkak ki onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükredici bulamayacaksın.”
  18. Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!”
  19. “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”
  20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi. Dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”
  21. “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.
  22. Böylece onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?”
  23. Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”
  24. Allah, dedi ki: “Birbirinizin düşmanı olarak inin. Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”
  25. Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”
  26. Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar.
  27. Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
  28. Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?”
  29. De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi O’na doğrultun. Dini Allah’a has kılarak O’na dua edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.”
  30. Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
  31. Ey Ademoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının. Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
  32. De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zineti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlarındır. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”
  33. De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
  34. Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
  35. Ey Ademoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.
  36. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  37. Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan payları erişir. Nihayet elçilerimiz onlara gelip canlarını alırken şöyle derler: “Allah’tan başka yalvardıklarınız nerede?” Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler. Böylece, kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
  38. Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için; “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.”
  39. Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın” derler.
  40. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, halat iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.
  41. Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
  42. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, -ki biz hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazla yük yüklemeyiz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar.
  43. Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. Ve derler ki: “Hamd, bizi buna eriştiren Allah’a mahsustur. Eğer Allah’ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler. Onlara, “İşte yaptıklarınıza karşılık kendisine varis kılındığınız cennet!” diye seslenilir.
  44. Cennetlikler cehennemliklere, “Rabbimizin bize vaadettiğini biz gerçek bulduk” diye seslenirler. Siz de Rabbinizin vaadettiğini gerçek buldunuz mu?“ Onlar, “Evet” derler. O zaman aralarında bir duyurucu, “Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun!” diye seslenir.
  45. Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.
  46. İki taraf arasında bir perde, A’raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Cennetliklere, “Selam olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir ama bunu ummaktadırlar.
  47. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, derler ki: “Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!”
  48. A’raftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenir ve şöyle derler: “Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!”
  49. “Sizin, ‘Allah bunları rahmete erdirmez’ diye yemin ettikleriniz şunlar mı?” Cennetliklere dönerek:“Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz” derler.
  50. Cehennemlikler de cennetliklere, “Sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın” diye çağrışırlar. Onlar, “Şüphesiz, Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler.
  51. Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.
  52. Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.
  53. Onlar ise ancak, Kur’an’ın bildirdiği sonucu bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçiler var mı ki bize şefaat etseler? Veya döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak.” Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. Uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.
  54. Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, Güneş’i, Ay’ı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne yücedir.
  55. Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
  56. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korkarak ve umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.
  57. O, rüzgarları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgarlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Umulur ki ibret alırsınız.
  58. İyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. Kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz âyetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.
  59. Andolsun, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi.
  60. Kavminin ileri gelenleri, “Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.
  61. Nûh onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”
  62. “Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”
  63. Sizi uyarması ve sizin de Allah’a karşı gelmekten sakınıp rahmete ulaşmanız için, içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir zikir gelmesine şaştınız mı?
  64. Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavim idiler.
  65. Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. Onlara, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi.
  66. Kavminin ileri gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: “Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.”
  67. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”
  68. “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”
  69. “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.”
  70. Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir” dediler.
  71. Hûd, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi.
  72. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanların ise kökünü kestik. Onlar iman etmiş kimseler değillerdi.
  73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah’ın şu devesi. Bırakın onu da Allah’ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar.”
  74. “Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
  75. Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, “Siz, Salih’in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız” dediler.
  76. Büyüklük taslayanlar, “Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz” dediler.
  77. Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve “Ey Salih! Sen eğer peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir” dediler.
  78. Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.
  79. Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi.
  80. Hani Lût da kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?”
  81. “Gerçekten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.”
  82. Kavminin cevabı ise sadece, “Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!” demek oldu.
  83. Bunun üzerine biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı geride kalanlardan oldu.
  84. Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık. Bak, suçluların sonu nasıl oldu!
  85. Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”
  86. “Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!”
  87. Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”
  88. Şu’ayb’ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: “Ey Şu’ayb! Ya bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız.” Şu’ayb, “İstemesek de mi?” dedi.
  89. “Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.”
  90. Kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.”
  91. Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.
  92. Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu’ayb’ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu.
  93. Şu’ayb onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?”
  94. Biz hangi beldeye bir peygamber gönderdiysek, oranın halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, yalvarıp yakarsınlar.
  95. Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Nihayet çoğaldılar ve “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.
  96. Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.
  97. O memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
  98. Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
  99. Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.
  100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.
  101. İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler.
  102. Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.
  103. Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de âyetlerimize haksızlık ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu!
  104. Mûsâ dedi ki: “Ey Firavun! “Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
  105. Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.
  106. Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi.
  107. Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de baktılar ki, o, apaçık bir ejderha oluverdi.
  108. Elini çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.
  109. Firavun’un kavminden ileri gelenler, dediler ki: “Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır.”
  110. “Sizi yerinizden çıkarmak istiyor.” Firavun, “Öyle ise siz ne düşünüyorsunuz?” dedi.
  111. Onlar şöyle dediler: “Mûsâ’yı ve kardeşini beklet ve şehirlere toplayıcılar yolla.”
  112. “Bütün usta sihirbazları sana getirsinler.”
  113. Sihirbazlar Firavun’a geldiler. “Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükafat vardır, değil mi?” dediler.
  114. Firavun, “Evet. Üstelik siz mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız” dedi.
  115. Sihirbazlar, “Ey Mûsâ! “Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım” dediler.
  116. “Siz atın” dedi. Bunun üzerine onlar atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.
  117. Biz de Mûsâ’ya, “Elindeki değneğini at” diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
  118. Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi boşa çıktı.
  119. Artık orada yenilmişler ve küçük düşmüşlerdi.
  120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
  121. “Âlemlerin Rabbine iman ettik” dediler.
  122. “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine.”
  123. Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu, halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!”
  124. “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da sizin tümünüzü elbette asacağım.”
  125. Dediler ki: “Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
  126. “Sen sırf, Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak canımızı al.”
  127. Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz” dedi.
  128. Mûsâ, kavmine, “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır” dedi.
  129. Dediler ki: “Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da.” Mûsâ, “Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve sizi bu yerde egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır” dedi.
  130. Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık.
  131. Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir,” derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katındadır. Fakat çokları bilmezler.
  132. Dediler ki: “Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz.”
  133. Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak üzere başlarına tufan, çekirge, ürün güvesi, kurbağalar ve kan gönderdik. Büyüklük tasladılar ve suçlu bir kavim oldular.
  134. Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler.
  135. Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar.
  136. Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.
  137. Hor görülüp ezilmekte olan kavmi, toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve yükselttiklerini yerle bir ettik.
  138. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilahları olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.”
  139. Şüphesiz bunların içinde bulundukları şey yok olmaya mahkumdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır.
  140. “Sizi âlemlere üstün kılmış iken, Allah’tan başka ilâh mı araştırayım size?”
  141. Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
  142. Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.
  143. Mûsâ, belirlediğimiz yere gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana kendini göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin” dedi. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi.
  144. “Ey Mûsâ! Vahiylerim ve konuşmamla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol” dedi.
  145. Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar. Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim.”
  146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. Her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.
  147. Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler.
  148. Mûsâ’nın kavmi onun ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? Onu edindiler de zalim kimseler oldular.
  149. İsrailoğulları pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.
  150. Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. Levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. “Ey anamın oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme ve beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”
  151. Mûsâ, “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi rahmetinin içine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin” dedi.
  152. Buzağıyı ilâh edinenlere mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
  153. Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman edenlere gelince; şüphe yok ki Rabbin, o tövbe ve imandan sonra, elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  154. Mûsâ’nın öfkesi dinince levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı.
  155. Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca Mûsâ: “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi.
  156. “Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekatı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.”
  157. Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resule, o ümmi peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
  158. De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”
  159. Mûsâ’nın kavminden hak ile doğru yola ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk da vardı.
  160. Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. Kavmi Mûsâ’dan su istediğinde biz ona, “Asanı taşa vur” diye vahyettik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin” dedik. Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.
  161. O zaman onlara denilmişti ki: “Şu memlekete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve ‘ya Rabbi, bizi affet’ deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.”
  162. Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine gökten bir azap gönderdik.
  163. Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.
  164. Hani onlardan bir topluluk demişti ki: “Siz, Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” Onlar da, “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, birde belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye” demişlerdi.
  165. Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.
  166. Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara, “Aşağılık maymunlar olun” dedik.
  167. Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  168. Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.
  169. Derken, onların ardından yerlerine kitaba varis olan bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “Biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan kitapta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?
  170. Kitaba sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.
  171. Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı, “Size verdiğimiz kitaba sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.
  172. Hani Rabbin Ademoğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.
  173. Yahut, “Bizden önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” dememeniz içindir.
  174. Hakka dönsünler diye işte âyetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz.
  175. Onlara, kendisine âyetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu.
  176. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.
  177. Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür!
  178. Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  179. Andolsun ki biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.
  180. En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin. Ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.
  181. Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.
  182. Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.
  183. Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.
  184. Onlar düşünmediler mi ki, arkadaşlarında delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.
  185. Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama, Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?
  186. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.
  187. Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”
  188. De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”
  189. Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. Eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir ve onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a şöyle dua ederler: “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız.”
  190. Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah’ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O’na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
  191. Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah’a ortak mı koşuyorlar?
  192. Hâlbuki onlar ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.
  193. Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir.
  194. Allah’tan başka yalvardıklarınız da sizin gibi kullardır. Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi hemen onları çağırın da size cevap versinler.
  195. Ayakları mı var ki yürüsünler? Elleri mi var ki tutsunlar? Gözleri mi var ki görsünler? Kulakları mı var ki işitsinler? De ki: “Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun, hiç göz açtırmayın.”
  196. Benim velim, bu kitabı indiren Allah’tır. O, iyilere velilik eder.
  197. Allah’tan başka yalvardıklarınız ise, size yardım edemedikleri gibi, kendilerine de yardım edemezler.
  198. Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler.
  199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.
  200. Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  201. Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler, sonra hemen gözlerini açarlar.
  202. Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
  203. Onlara bir âyet getirmediğin zaman derler ki: “Onu bir yerlerden derleyip toplasaydın ya.” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım.” Bu, Rabbinizden gelen basiretlerdir. İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir.”
  204. Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.
  205. Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret. Ve gafillerden olma.
  206. Şüphesiz Rabbin katındakiler O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

8 - ENFAL SURESİ

  1. Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resulüne aittir. O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, eğer mü’minler iseniz, Allah ve Rasulüne itaat edin.”
  2. Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
  3. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
  4. İşte onlar gerçekten mü’minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
  5. Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna savaşmak üzere evinden çıkarmıştı. Mü’minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
  6. Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
  7. Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye vaa Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
  8. Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah’ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.
  9. Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.
  10. Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  11. Hani Allah kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor, sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
  12. Hani Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına.”
  13. Bu, onların Allah’a ve Resulüne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah’a ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.
  14. İşte şimdi siz tadın onu! Kâfirlere bir de cehennem azabı vardır.
  15. Ey iman edenler! Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin.
  16. Böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse, -savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
  17. Onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  18. Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını zayıf düşürendir.
  19. Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.
  20. Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne itaat edin ve dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin.
  21. İşitmedikleri hâlde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.
  22. Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan sağırlar, dilsizlerdir.
  23. Allah, onlarda bir hayır olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirseydi dahi mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.
  24. Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resulü’nün çağrısına uyun. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.
  25. Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının. Ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.
  26. O vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz.
  27. Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi emanetlerinize de hainlik etmeyin.
  28. Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.
  29. Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; o, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir. Ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  30. Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
  31. Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler.
  32. Hani onlar, “Ey Allah’ım, eğer şu senin katından inmiş hak ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir” demişlerdi.
  33. Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.
  34. Onlar Mescid-i Haram’dan alıkoyarken Allah onlara ne diye azap etmesin? Onlar onun koruyucuları da değillerdir. Onun koruyucuları ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.
  35. Onların, Kâbe’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.
  36. Şüphe yok ki, inkâr edenler mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklardır da. Sonra bu mallar onlara bir iç acısı olacak, sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. İnkar edenler toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.
  37. Allah, pis olanı temizden ayırmak, pis olanların hepsini birbiri üstüne koyup yığarak cehenneme koymak için böyle yapar. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  38. İnkar edenlere söyle: Eğer vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer dönerlerse, öncekilere uygulanan ilahi kanun devam etmiş olacaktır.
  39. Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
  40. Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur. O, ne güzel dosttur, o, ne güzel yardımcıdır!
  41. Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Resulüne, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  42. Hani siz vadinin yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. Şayet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz. Fakat Allah, olacak bir işi gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  43. Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah sizi kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.
  44. Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah’a döndürülür.
  45. Ey iman edenler! Bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
  46. Allah’a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
  47. Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.
  48. Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve “Bu gün artık insanlardan size galip gelecek yok, mutlaka ben de size yardımcıyım” demişti. Fakat iki taraf yüz yüze gelince, gerisingeriye döndü ve dedi ki: “Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler görüyorum. Ben Allah’tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır.”
  49. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, “Bunları dinleri aldatmış” diyorlardı. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  50. Melekler yüzlerine ve sırtlarına vura vura canlarını alırken, sen o kâfirleri bir görsen! “Haydi, tadın bakalım yakıcı azabı!” derler.
  51. Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir.
  52. Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr etmişler, Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.
  53. Bu, Allah’ın bir kavme verdiği nimeti değiştirmemesinden dolayıdır; onlar kendilerini değiştirmedikçe. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  54. Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik. Ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.
  55. Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkâr edenlerdir. Artık onlar iman etmezler.
  56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir.
  57. Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.
  58. Bir kavmin hainlik etmesinden korkarsan, sen de antlaşmayı bozduğunu aynı şekilde onlara bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.
  59. İnkar edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar aciz bırakamazlar.
  60. Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.
  61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  62. Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki Allah sana yeter. O, seni yardımıyla ve mü’minlerle
  63. Ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat, Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  64. Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü’minlere Allah yeter.
  65. Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.
  66. Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir.
  67. Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  68. Eğer Allah’ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldığınız şeyden dolayı size büyük bir azap dokunurdu.
  69. Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  70. Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse, onlar daha önce Allah’a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı imkan vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  72. İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler ve barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
  73. İnkar edenler de birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız, yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olur.
  74. İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihat edenler ve barındırıp yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
  75. Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihat edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Kan akrabaları ise, Allah’ın kitabına göre birbirlerine daha yakındır. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

9 - TEVBE SURESİ

  1. Allah ve Resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır:
  2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir.
  3. Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resulünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resulü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Kâfirlere, elem dolu bir azabı müjdele!
  4. Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar müstesnadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
  5. Haram aylar çıkınca Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekatı verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  6. Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelamını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.
  7. Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resulü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
  8. Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık, ne de antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
  9. Allah’ın âyetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O’nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!
  10. Bir mü’min hakkında ne akrabalık, ne de antlaşma gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
  11. Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
  12. Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
  13. Yeminlerini bozan bir kavimle savaşmaz mısınız? Ki onlar, resulü yurdundan çıkarmaya kalkıştılar. Üstelik size saldırıyı ilkin onlar başlattı. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Kendisinden korkmanıza en layık olan, Allah’tır. Eğer gerçekten mü’minler iseniz!
  14. Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin. Mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın.
  15. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  16. Yoksa; Allah içinizdeni, Allah’tan, resulünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihat edenleri bilmeden, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  17. Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedi kalacaklardır.
  18. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseler imar eder. Namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler. İşte onların, doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.
  19. Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihat eden kimse gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zalim topluluğu doğru yola erdirmez.
  20. İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.
  21. Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir.
  22. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükafat vardır.
  23. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
  24. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, resulünden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”
  25. Andolsun, Allah birçok yerde size yardım etmiştir. Huneyn gününde de. Hani, çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de bu hiçbir işinize yaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra da gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.
  26. Sonra Allah, resulünün ve mü’minlerin üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.
  27. Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  28. Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  29. Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyen, kendilerine kitap verilmiş olan bu kimselerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
  30. Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!
  31. Allah’ın yanında, hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.
  32. Onlar Allah’ın nurunu ağızları ile söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.
  33. O, resulünü hidayet ve hak din ile gönderdi ki, müşrikler hoşlanmasa da o dini, bütün dinlerin üstüne çıkarsın.
  34. Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele!
  35. O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.
  36. Gerçek şu ki, ayların sayısı Allah katında on ikidir. Gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah’ın yazısına göre bu, böyledir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekün savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekün savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
  37. Haram ayları ertelemek, ancak inkârda daha da ileri gitmektir. Bununla inkâr edenler saptırılır. Allah’ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah, inkârcı toplumu doğru yola iletmez.
  38. Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda sefere çıkın” denilince yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.
  39. Eğer topluca sefere çıkmazsanız, Allah sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır. Ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye güç yetirendir.
  40. Eğer siz ona yardım etmezseniz bilin ki, Allah ona yardım etmişti. Hani küfredenler onu iki kişinin ikincisi olarak yurdundan çıkardıklarında, mağarada bulundukları bir sırada arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  41. Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde sefere çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihat edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
  42. Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helaka sürüklüyorlar. Allah biliyor ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
  43. Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?
  44. Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihat etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir.
  45. Senden ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar, kalpleri şüpheye düşüp, şüphelerinde bocalayıp duranlar izin isterler.
  46. Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı. Ve onlara, “Oturun, oturan acizlerle beraber” denildi.
  47. Eğer onlar da sizin içinizde sefere çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
  48. Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde, Allah’ın emri galip geldi.
  49. Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye sevk etme” diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.
  50. Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musibet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler.
  51. De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O bizim sahibimizdir. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.”
  52. De ki: “Bizim için siz, ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Artık bekleyin. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”
  53. Yine de ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz.”
  54. Onların harcamalarının kabul edilmesine engel olan şey, Yalnızca, Allah’ı ve Resulünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamalarıdır.
  55. Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.
  56. Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur.
  57. Eğer sığınacak bir yer veya mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı.
  58. İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar.
  59. Eğer onlar Allah ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olup, “Allah bize yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resulü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah’a rağbet ederiz” deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.
  60. Sadakalar, ancak fakirler, düşkünler, zekat toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla, köleler, borçlular, Allah yolunda cihat edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah’tan bir farz olarak. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  61. Yine onlardan peygamberi inciten ve “O bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır. Ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah’ın Resulünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.”
  62. Sizi razı etmek için, Allah’a yemin ederler. Allah ve Resulü’nü razı etmeleri daha önceliklidir, eğer gerçekten mü’min iseler.
  63. Bilmiyorlar mı ki, kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük bir rezilliktir.
  64. Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir surenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.”
  65. Şayet kendilerine sorsan, “Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah ile, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
  66. Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.
  67. Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.
  68. Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.
  69. Siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  70. Onlara kendilerinden öncekilerin haberleri ulaşmadı mı? Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri. Resulleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
  71. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  72. Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinden ırmaklar akan cennetler vaadetti. Orada ebedi kalacaklardır. Ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vaadetti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.
  73. Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihat et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!
  74. Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Ayrıca başaramadıkları şeye de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resulü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
  75. İçlerinden Allah’a söz verenler de vardı: “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye.
  76. Fakat Allah, lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler.
  77. Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar bir nifak soktu.
  78. Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi?
  79. Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; Allah asıl onları alay konusu kılmıştır. Onlar için acı bir azap vardır.
  80. Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resulünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir.
  81. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez. Allah’ın Resulüne karşı gelerek geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat etmek hoşlarına gitmedi. Ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Bir anlayabilselerdi!
  82. Artık kazandıklarının karşılığı olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar.
  83. Eğer Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalanlarla birlikte oturun.”
  84. Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.
  85. Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla ancak, dünyada kendilerine azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor.
  86. “Allah’a iman edin ve Resulü ile birlikte cihat edin” diye bir sure indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım” dediler.
  87. Onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.
  88. Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  89. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.
  90. Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Resulüne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.
  91. Zayıflara, hastalara, harcayacak bir şey bulamayanlara, Allah ve Resulü için öğüt verdikleri takdirde bir günah yoktur. İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  92. Kendilerini bindirip sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin, “Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum” dediğin; bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur.
  93. Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler.
  94. Geri dönüp onların yanına geldiğiniz zaman sizden özür dilerler. De ki: “Özür dilemeyin. Size asla inanmayacağız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resulü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen âlemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek.”
  95. Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir.
  96. Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.
  97. Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  98. Bedevilerden öyleleri vardır ki, harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve size belalar gelmesini beklerler. Kötü belalar kendi başlarına olsun. Allah işitendir, bilendir.
  99. Bedevilerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Resulün dualarını almaya vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  100. İslam’ı ilk önce kabul eden muhacirler ve ensar ile iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.
  101. Çevrenizdeki bedevilerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.
  102. Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  103. Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir. Allah işitendir, bilendir.
  104. Bilmiyorlar mı ki, kullarından tövbeyi kabul eden, sadakaları alan Allah’tır. Allah tövbeleri kabul edendir, çok merhametlidir.
  105. De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resulü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.”
  106. Diğer bir kısmı da, Allah’ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  107. Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara gözetleme yeri olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kastımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
  108. Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.
  109. Binasını takva ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
  110. Kurmuş oldukları binaları, kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  111. Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vaadetmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.
  112. Bunlar, tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.
  113. Akraba bile olsalar, cehennem ehli oldukları açıkça belli olduktan sonra Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.
  114. İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.
  115. Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine açıkça bildirmedikçe, onları saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.
  116. Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
  117. Andolsun Allah, Peygamberi ve o güçlük saatinde ona uyan muhacirleri ve ensarı affetti. O zaman içlerinden bir kısmının kalpleri kaymaya yüz tutmuş iken yine de onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
  118. Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’tan yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
  119. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
  120. Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere Allah’ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları yoktur ki mutlaka bunlarla kendilerine iyi bir amel yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.
  121. Küçük büyük bir infakta bulunmaları, bir vadiyi geçmeleri, mutlaka kendileri lehine yazılır ki, Allah onlara yapıp ettiklerinden daha güzeliyle karşılık versin.
  122. Mü’minlerin hepsi toptan sefere çıkacak değillerdir. Onların her kesiminden bir grubun, din konusunda derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.
  123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlarla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir.
  124. Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden, “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sure onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
  125. Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış, böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.
  126. Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.
  127. Bir sure indirildi mi, “Sizi bir kimse görüyor mu?” diye birbirlerine göz ederler. Sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir.
  128. Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.
  129. Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.”

10 - YUNUS SURESİ

  1. Elif, Lâm, Râ. Bunlar hikmet dolu kitabın âyetleridir.
  2. İçlerinden bir adama, “İnsanları uyar ve iman edenleri müjdele” diye vahyetmemiz insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu? Muhakkak ki onlar için, Rableri katında bir doğruluk makamı vardır. Kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler.
  3. Şüphesiz Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra da Arş’a kuruldu. İşleri düzenler. O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz Allah budur. Artık O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?
  4. Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak vaadetmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder ki, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırsın. Kâfirlere gelince; inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.
  5. O, Güneş’i bir ışık, Ay’ı da bir aydınlık kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları ancak gerçek ile yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.
  6. Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.
  7. Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya;
  8. İşte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.
  9. İman edip salih ameller işleyenlere gelince; Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar.
  10. Bunların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!” Aralarındaki esenlik dilekleri, “Selam”, dualarının sonu ise, “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.
  11. Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız.
  12. İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdığımız zaman, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiştir.
  13. Andolsun, sizden önceki nice nesilleri, peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.
  14. Sonra, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik ki, nasıl davranacağınızı görelim.
  15. Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya bize bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.”
  16. De ki: “Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan önce bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?”
  17. Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki suçlular asla kurtuluşa ermezler.
  18. Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”
  19. İnsanlar tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilirdi.
  20. “Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”
  21. Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.
  22. O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de, çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca dini Allah’a has kılarak O’na şöyle yalvarırlar: “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız.”
  23. Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. Sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. Bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz.
  24. Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği, sahipleri de onun üzerine kadir olduklarını sandıkları bir sırada geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz geliverir de, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
  25. Allah, esenlik yurduna çağırır. Ve dilediğini doğru yola iletir.
  26. Güzel iş yapanlara daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir. Orada ebedi kalacaklardır.
  27. Kötü işler yapmış olanlara gelince; bir kötülüğün cezası misliyledir. Ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah’tan koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalarla örtülmüştür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  28. O gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o ortak koşanlara, “Haydi yerlerinize! Siz de, ortak koştuklarınız da!” diyeceğiz. Artık onların aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: “Siz bize ibadet etmiyordunuz.”
  29. “Şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Sizin bize ibadet ettiğinizden bizim haberimiz yoktu.”
  30. Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak. Hepsi de gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülecekler ve uydurdukları şeyler kendilerinden kaybolup gidecektir.
  31. De ki: “Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hâkimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor? Allah” diyecekler. De ki: “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”
  32. İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O hâlde, nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz?
  33. Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “Onlar artık imana gelmezler” sözü, işte böylece gerçekleşmiştir.
  34. De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan, başlangıçta yaratmayı yapacak, sonra onu tekrarlayacak kimse var mı?” De ki: “Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. O hâlde, nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?”
  35. De ki: “Allah’a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?” De ki: “Hakka Allah iletir. Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”
  36. Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.
  37. Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve kitabı açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. O âlemlerin Rabbi tarafındandır.
  38. Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: “Haydi siz de onun benzeri bir sure getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söyleyenler iseniz.”
  39. Hayır, onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu!
  40. İçlerinden öylesi var ki ona inanır; yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları daha iyi bilendir.
  41. Eğer onlar seni yalanlarlarsa, de ki: “Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım.”
  42. Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?
  43. İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin?
  44. Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.
  45. Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar gibi, aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.
  46. Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, seni vefat ettirsek de, sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.
  47. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.
  48. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman?” diyorlar.
  49. De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”
  50. De ki: “Söyleyin bakalım, O’nun azabı size geceleyin veya gündüzün gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!”
  51. “Azap gerçekleştikten sonra mı O’na iman ettiniz? Şimdi mi!? Oysa siz onu acele istiyordunuz!”
  52. Sonra da zulmedenlere, “Ebedi azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz” denilecektir.
  53. “O gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet. Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz ondan kaçamayacaksınız.”
  54. Zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.
  55. Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın vaadi haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.
  56. O, diriltir ve öldürür. Ancak O’na döndürüleceksiniz.
  57. Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet geldi.
  58. De ki: “Ancak Allah’ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.”
  59. De ki: “Allah’ın size indirdiği rızıklar hakkında ne dersiniz? Siz onlardan bir kısmını haram, bir kısmını helal yaptınız.” De ki: “Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
  60. Allah’a karşı yalan uyduranlar, kıyamet gününü ne sanıyorlar? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkardır, fakat onların çoğu şükretmezler.
  61. Sen hangi işte bulunursan bulun, ona dair Kur’an’dan ne okursan oku ve hangi şeyi yaparsanız yapın, siz ona daldığınızda biz sizi mutlaka görürüz. Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak kalmaz. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir kitaptadır.
  62. Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
  63. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
  64. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluştur.
  65. Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü üstünlük ve şeref tümüyle Allah’ındır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  66. Bilesiniz ki göklerde kim var, yerde kim varsa, hep Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar Allah’a koştukları ortaklara tabi olmuyorlar. Şüphesiz onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.
  67. O, geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratan, gündüzü de aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
  68. “Allah, bir çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır. O, her bakımdan sınırsız zengindir. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Bu konuda elinizde hiçbir delil de yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
  69. De ki: “Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.”
  70. Onlar için dünyada bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra da, inkâr etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız.
  71. Nûh’un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, ben sadece Allah’a dayanıp güvenmişim. Artık siz de ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, sonra işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!”
  72. “Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah’a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi.”
  73. Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
  74. Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.
  75. Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Mûsâ ve Hârûn’u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.
  76. Katımızdan kendilerine hak gelince, “Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler.
  77. Mûsâ: “Size hak gelince, onun hakkında böyle mi diyorsunuz? Bu bir sihir midir? Oysa sihirbazlar, iflah olmazlar!” dedi.
  78. Dediler ki: “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresin de yeryüzünde hâkimiyet ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.”
  79. Firavun, “Bütün usta sihirbazları bana getirin” dedi.
  80. Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara, “Atacağınızı atın” dedi.
  81. Sihirbazlar atacaklarını atınca, Mûsâ dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.”
  82. “Suçluların hoşuna gitmese de, Allah, hakkı sözleriyle gerçekleştirecektir.”
  83. Firavun ve ileri gelenlerinin kötülük yapmaları korkusu ile kavminin küçük bir bölümünden başkası Mûsâ’ya iman etmedi. Çünkü Firavun, o yerde zorba bir kişi idi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
  84. Mûsâ, “Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a iman etmişseniz, eğer O’na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O’na tevekkül edin.” dedi.
  85. Onlar da şöyle dediler: “Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!”
  86. “Bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar.”
  87. Mûsâ’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele.”
  88. Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını yok et ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmeyecekler.”
  89. Allah da, “Her ikinizin de duası kabul edildi. Öyleyse dürüst olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin” dedi.
  90. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi.
  91. “Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.
  92. Biz de bugün, seni cansız bedeninle denizden yüksek bir yere atacağız ki, arkandan geleceklere bir ibret olasın. Gerçekten insanlardan birçoğu bizim âyetlerimizden habersizdir.
  93. Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.
  94. Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce kitabı okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O hâlde, sakın şüphe edenlerden olma!
  95. Sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma! Yoksa zarara uğrayanlardan olursun.
  96. Şüphesiz, haklarında Rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar iman etmezler.
  97. Kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.
  98. Keşke iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! Yûnus’un kavmi müstesna. Onlar inanınca, dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiştik.
  99. Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?
  100. Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.
  101. De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza.” Fakat âyetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz.
  102. Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: “Bekleyin! Ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
  103. Sonra resullerimizi ve iman edenleri kurtarırız. Böylece üzerimize bir hak olarak inananları kurtaracağız.
  104. De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinimden herhangi bir şüphede iseniz, bilin ki ben, Allah’ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Bana mü’minlerden olmam emrolundu.”
  105. Yine bana şöyle emredildi: “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma.”
  106. “Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zalimlerden olursun.”
  107. Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  108. De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim.”
  109. Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

11 - HUD SURESİ

  1. Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem kılınmış, sonra da ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır.
  2. Ki, Allahtan başkasına kulluk etmeyesiniz. “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
  3. Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.
  4. Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  5. İyi bilin ki onlar, O’ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.
  6. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin duracakları yeri de, emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitaptadır.
  7. Gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. O zaman Arş’ı su üzerinde idi. Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler.
  8. Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka “Onu ne alıkoyuyor?” derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz. Ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.
  9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.
  10. Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, “Kötülükler benden gitti” diyecektir. Çünkü o, şımarık ve böbürlenen biridir.
  11. Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  12. Belki de sen, “Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
  13. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin. Allah’tan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız.”
  14. Eğer size cevap veremedilerse, bilin ki o ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. Ve O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?
  15. Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.
  16. İşte onlar, kendileri için ahirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. Yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir.
  17. Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit ve bir de ondan önce bir önder ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı desteklemektedir. İşte bunlar ona inanırlar. Topluluklardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
  18. Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler. Ve şahitler de, “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.
  19. Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri ve çelişkili göstermek isteyen kimselerdir. Hem de onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir.
  20. Onlar yeryüzünde Allah’ı aciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah’tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar işitmeye tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı.
  21. İşte bunlar, kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerini yüz üstü bırakıp kaybolup gitmiştir.
  22. Şüphesiz bunlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.
  23. İman edip, salih ameller işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  24. Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
  25. Andolsun, biz Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
  26. “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.”
  27. Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, “Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz” dediler.
  28. Nûh dedi ki: “Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şayet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, kendi katından bana bir rahmet vermiş de siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz hâlde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?”
  29. “Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah’a aittir. Ben o iman edenleri kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum.”
  30. “Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah’tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?”
  31. Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zalimlerden olurum.
  32. Dediler ki: “Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir.”
  33. Nûh dedi ki: “Onu size, dilerse ancak Allah getirir. Ve siz O’nu aciz bırakamazsınız.”
  34. Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.
  35. Yoksa “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana aittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım.”
  36. Nûh’a vahyolundu ki: “Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek.” O hâlde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme.
  37. “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.”
  38. Nûh gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.”
  39. Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini yakında bileceksiniz.
  40. Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki aileni ve iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.
  41. “Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.
  42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, “Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma” diye seslendi.
  43. O, “Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nûh, “Bugün Allah’ın rahmet ettikleri hariç, O’nun azabından korunacak hiç kimse yoktur” dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu.
  44. “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cudi’ye oturdu. Ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi.
  45. Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”
  46. Allah, “Ey Nûh! O, asla senin ailenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi.
  47. Nûh, “Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum” dedi.
  48. Ona denildi ki: “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.”
  49. İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O hâlde sabret. Çünkü sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.
  50. Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Hûd, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz.”
  51. “Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
  52. “Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkarlar olarak yüz çevirmeyin.”
  53. Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz.”
  54. Biz sadece şunu söyleriz: “Seni, ilahlarımızdan biri fena çarpmış.” Hûd, dedi ki: “İşte ben Allah’ı şahit tutuyorum. Siz de şahit olun ki, ben O’na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”
  55. “O’ndan başka herşeyden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın.”
  56. “İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.”
  57. “Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir.”
  58. Helâk emrimiz gelince, Hûd’u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.
  59. İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!
  60. Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. Biliniz ki Hûd’un kavmi Âd, Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.
  61. Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yok. O, sizi yeryüzünden yarattı ve sizi oranın imarında görevli kıldı. Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.”
  62. Onlar şöyle dediler: “Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz.”
  63. Salih, dedi ki: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, O’na karşı geldiğim takdirde beni Allah’tan kim koruyabilir? Demek ki, zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz.”
  64. “Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah’ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah’ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.”
  65. Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”
  66. Emrimiz geldiğinde Salih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  67. Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.
  68. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. Biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştı.
  69. Andolsun, elçilerimiz, İbrahim’e müjde getirip “Selam sana!” dediler. O, “Size de selam” dedi. Ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.
  70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: “Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.”
  71. İbrahim’in karısı ayakta idi. Güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yâkup’u.
  72. Karısı, “Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!” dedi.
  73. Melekler, “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi size olsun ey ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye layıktır, şanı yücedir” dediler.
  74. İbrahim’in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizimle tartışmaya başladı.
  75. Çünkü İbrahim çok içli ve Allah’a yönelen bir kimseydi.
  76. Elçilerimiz, “Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir” dediler.
  77. Elçilerimiz Lût’a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı. Ve “Bu çok zor bir gün” dedi.
  78. Kavmi, ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût, dedi ki: “Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlar sizin için daha temizdir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?”
  79. Onlar, “İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun” dediler.
  80. Lût’ta, “Keşke size karşı bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim” dedi.
  81. Konukları şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. Çünkü onların başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azapla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!”
  82. Emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık.
  83. Rabbinin katında işaretlenmiş taşlar. Bunlar zalimlerden uzak değildir.
  84. Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.”
  85. “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
  86. “Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helal kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.”
  87. Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını terk etmemizi sana namazın mı emrediyor? Yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi? Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”
  88. Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse! Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.”
  89. “Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. Lût kavmi sizden uzak değildir.”
  90. “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.”
  91. Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin.”
  92. Şu’ayb, şöyle dedi: “Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah’tan daha itibarlı mı ki, O’na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır.”
  93. “Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum.”
  94. Emrimiz gelince, Şu’ayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar.
  95. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah’ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.
  96. Andolsun, biz Mûsâ’yı âyetlerimizle ve apaçık bir mucize ile gönderdik.
  97. Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına. Ama onlar Firavun’un emrine uydular. Hâlbuki Firavun’un emri doğru değildi.
  98. Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!
  99. Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek!
  100. Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de.
  101. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilahları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlahları onların sadece ziyanlarını artırdı.
  102. Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz O’nun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir.
  103. Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.
  104. Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz.
  105. O gün geldiği zaman Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz olanlar da vardır, mutlu olanlar da.
  106. Mutsuz olanlara gelince; ateştedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır.
  107. Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedi olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır.
  108. Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedi kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu, onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir.
  109. Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.
  110. Andolsun, biz Mûsâ’ya kitabı vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da o Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
  111. Şüphesiz Rabbin onların her birine, yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Şüphesiz Rabbin onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
  112. Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Aşırı gitmeyin! Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.
  113. Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.
  114. Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
  115. Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez.
  116. Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkar kimseler oldular.
  117. Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez.
  118. Rabbin dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar ihtilafa devam edeceklerdir.
  119. Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan dolduracağım” sözü kesinleşti.
  120. Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü’minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
  121. İman etmeyenlere de ki: “Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız.”
  122. “Bekleyin, biz de bekleyeceğiz.”
  123. Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

12 - YUSUF SURESİ

  1. Elif, Lâm, Râ. Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
  2. Biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
  3. Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.
  4. Hani Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Gerçekten ben on bir yıldız, Güneş’i ve Ay’ı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde ediyorlardı.”
  5. Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”
  6. “İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana olayların yorumunu öğretecek, hem senin hem Yâkup soyunun üzerinde nimetini tamamlayacaktır. Tıpkı bundan önce ataların İbrahim ve İshak üzerine o nimeti tamamladığı gibi. Şüphesiz Rabbin bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
  7. Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde soranlar için ibretler vardır.
  8. Kardeşleri dediler ki: “Yûsuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz güçlü bir topluluğuz. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.”
  9. “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanızın yüzü yalnız size kalsın. Ondan sonra salih kimseler olursunuz.”
  10. Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi.
  11. Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.”
  12. “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz.”
  13. “Babaları, “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum.”
  14. Onlar da, “Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler.
  15. Onu götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman, biz de ona, “Andolsun, farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
  16. Akşam olunca ağlayarak babalarına geldiler.
  17. “Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler.
  18. Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Yâkup dedi ki: “Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınız karşısında yardım edecek olan da, ancak Allah’tır.”
  19. Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca, “Müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu.
  20. Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermiyorlardı.
  21. Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur. Veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere yerleştirdik ve ona olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
  22. Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
  23. Evinde bulunduğu kadın ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi.
  24. Andolsun, kadın ona istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı.
  25. İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır.”
  26. Yûsuf, “O, benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o yalancılardandır.”
  27. “Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. O ise, doğru söyleyenlerdendir.”
  28. Kadının kocası Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki: “Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.”
  29. “Ey Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. Ey Kadın! Sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin.”
  30. Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.
  31. Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. Onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a, “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Haşa! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir” dediler.
  32. Bunun üzerine kadın onlara dedi ki: “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kimsedir. Andolsun, ben ondan murad almak istedim. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak.”
  33. Yûsuf, “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum” dedi.
  34. Rabbi, onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
  35. Sonra onlar, Yûsuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükten sonra, yine de mutlaka onu bir süre zindana atmayı uygun buldular.
  36. Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri, “Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz” dedi.
  37. Yûsuf dedi ki: “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan bir milletin dinini bıraktım. Onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir.”
  38. “Atalarım İbrahim, İshak ve Yâkup’un dinine uydum. Bizim, Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız söz konusu olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.”
  39. “Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilahlar mı daha iyidir, yoksa her şeyi kudretine boyun eğdiren tek bir Allah mı?”
  40. “Siz Allah’ı bırakıp sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O size, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
  41. “Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş böylece kesinleşmiştir.”
  42. Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.
  43. Kral, “Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini, ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Rüyamı bana yorumlayın, eğer rüya yorumluyorsanız” dedi.
  44. Dediler ki: “Bunlar karma karışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilmiyoruz.”
  45. Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra hatırladı ve ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni gönderin” dedi.
  46. “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki senin yorumunla insanlara dönerim de onlar da bilirler” dedi.
  47. Yûsuf dedi ki: “Yedi yıl boyunca her zamanki gibi ekin ekeceksiniz. Sonra yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın.”
  48. “Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelecek, saklayacağınız az bir miktar hariç bu yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek.”
  49. “Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. O zaman meyve sıkıp, hayvan sağacaklar.”
  50. Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince, Yûsuf dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.”
  51. Kral, kadınlara, “Yûsuf’tan murad almak istediğiniz zaman derdiniz ne idi?” dedi. Kadınlar, “Haşa! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı ise, “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yûsuf doğru söyleyenlerdendir” dedi.
  52. Yûsuf, “Benim böyle yapmam, Aziz’in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi” dedi.
  53. “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis daima kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.
  54. Kral, “Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım” dedi. Onunla konuşunca dedi ki: “Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin.”
  55. Yûsuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi.
  56. Böylece Yûsuf’a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz. Ve iyi davrananların mükafatını zayi etmeyiz.
  57. Elbette ki, ahiret mükafatı, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır.
  58. Nihayet Yûsuf ‘un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yûsuf onları tanıdı, onlar ise Yûsuf’u tanımıyorlardı.
  59. Yûsuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizin babanızdan olan diğer kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum. Ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim.”
  60. “Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın.”
  61. Dediler ki: “Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız.”
  62. Yûsuf, adamlarına dedi ki: “Onların ödedikleri zahire bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler.”
  63. Onlar, babalarına döndüklerinde, “Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz” dediler.
  64. Yâkup onlara, “Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır. Ve O, merhametlilerin en merhametlisidir” dedi.
  65. Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir miktardır” dediler.
  66. Babaları, “Onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim. Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız hariç” dedi. Onlar da kendisine kesin söz verince, “Allah söylediklerimize vekildir” dedi.
  67. Sonra da, “Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler” dedi.
  68. Babalarının emrettiği şekilde girdiklerinde bu; Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yâkup, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  69. Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşini yanına aldı ve “Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme” dedi.
  70. Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir çağırıcı şöyle seslendi: “Ey kervancılar! Siz hırsızsınız.”
  71. Yûsuf’un kardeşleri onlara dönerek, “Ne kaybettiniz?” dediler.
  72. Onlar, “Hükümdar’ın su kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. Ben buna kefilim” dediler.
  73. Dediler ki: “Allah’a andolsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat çıkarmaya gelmedik, hırsız da değiliz.”
  74. Onlar, “Eğer yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?” dediler.
  75. Onlar da: “Cezası, kimin yükünde bulunursa, o kimse alıkonulur. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler.
  76. Bunun üzerine Yûsuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkardı. İşte biz Yûsuf’a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
  77. Dediler ki: “Eğer o çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı. Yûsuf, bunu içinde sakladı ve onlara belli etmedi.” İçinden, “Siz kötü bir durumdasınız, anlattığınızı Allah çok daha iyi biliyor” dedi.
  78. Onlar, Yûsuf’a: “Ey güçlü vezir! Bunun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Şüphesiz biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz” dediler.
  79. Yûsuf, “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz” dedi.
  80. Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
  81. “Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. Biz gaybı bilenler değiliz.”
  82. “Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”
  83. Yâkup, “Nefisleriniz sizi bir iş yapmaya sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.
  84. Onlardan yüz çevirdi ve “Ah Yûsuf ‘um ah!” dedi. Ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
  85. Oğulları, “Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ Yûsuf’u anıp duruyorsun. Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helâk olacaksın” dediler.
  86. Yâkup, “Ben hüznümü ve kederimi ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi.
  87. “Ey oğullarım! Gidin Yûsuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah’ın rahmetinden, kâfir olan topluluktan başkası ümidini kesmez.”
  88. Bunun üzerine Yûsuf’un yanına girdiklerinde, “Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Ve değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükafatlandırır” dediler.
  89. Yûsuf dedi ki: “Siz cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?”
  90. Kardeşleri, “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükafatını zayi etmez” dedi.
  91. Dediler ki: “Allah’a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik.”
  92. Yûsuf dedi ki: “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”
  93. “Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın. Ve bütün ailenizi bana getirin” dedi.
  94. Kervan ayrılınca babaları, “Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yûsuf’un kokusunu alıyorum” dedi.
  95. Onlar da, “Allah’a yemin ederiz ki sen hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler.
  96. Müjdeci gelip gömleği Yâkup’un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yâkup, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi.
  97. Oğulları, “Ey babamız! Allah’tan günahlarımızın bağışlanmasını dile. Gerçekten biz günah işledik” dediler.
  98. Yâkup, “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.
  99. Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; Yûsuf ana babasını kucakladı ve “Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin” dedi.
  100. Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi birden Yûsuf için secdeye kapandılar. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Ve beni zindandan çıkardığı zaman bana en güzelini yaptı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Gerçekten Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenler. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
  101. “Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”
  102. İşte bu, gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.
  103. Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de, insanların çoğu mü’min değildirler.
  104. Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O Kur’an, âlemler içinde ancak bir öğüttür.
  105. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.
  106. Onların çoğu, ortak koşmadan Allah’a inanmaz.
  107. Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?
  108. De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben yalnızca Allah’a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı tenzih ederim! Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”
  109. Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
  110. Nihayet resulleri ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
  111. Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır. Bu Kur’an, uydurulacak bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.

13 - RA'D SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm, Râ. İşte bunlar kitabın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
  2. Allah O’dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra Arş üzerine kuruldu, Güneş’i ve Ay’ı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. O, her işi düzenler, yürütür, âyetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.
  3. O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir topluluk için deliller vardır.
  4. Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir tek su ile sulanır. Hâlbuki meyvelerinde birini öbürüne üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir topluluk için deliller vardır.
  5. Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. Ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
  6. Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.
  7. İnkâr edenler, “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her topluluk için de bir yol gösteren vardır.
  8. Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçü iledir.
  9. O, gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir.
  10. Sözü gizleyenle açığa vuran, gece gizlenenle gündüz açığa çıkan, O’nun için birdir.
  11. İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir topluluk kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir topluluğa kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.
  12. O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
  13. Gök gürültüsü O’nu hamd ile tespih eder; melekler de O’ndan ürpererek. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.
  14. Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.
  15. Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a secde eder.
  16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” De ki: “Allah’tır.” De ki: “O’nu bırakıp da kendilerine bile bir faydası ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. Ve O, tektir, kahredici olandır.“
  17. Gökten bir su indirdi de vadiler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
  18. Rablerinin emrine uyanlar için mükâfatın en güzeli vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini fidye olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü bunlar içindir. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
  19. Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri anlar.
  20. Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve antlaşmayı bozmayanlardır.
  21. Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.
  22. Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.
  23. Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler.
  24. “Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu ne güzeldir!” derler.
  25. Allah’a verdikleri sözü, onu antlaşma hâline getirdikten sonra bozanlar, Allah’ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi kesenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü de onlaradır.
  26. Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.
  27. İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.”
  28. Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.
  29. İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.
  30. Böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan ümmete gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar Rahman’a nankörlük ediyorlar. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.”
  31. Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yeryüzünün parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! Hayır, bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi. İnkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir; ta ki, Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
  32. Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkâr edenlere bir süre verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!
  33. Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
  34. Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha ağırdır. Ve onları Allah’ın azabından koruyacak kimse de yoktur.
  35. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir.
  36. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’an ile sevinirler. Fakat gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: “Ben ancak Allah’a kulluk etmek ve O’na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O’nadır.”
  37. Böylece biz o Kur’an’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah’tan sana ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.
  38. Andolsun, senden önce de resuller gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Hiçbir resul, Allah’ın izni olmadıkça herhangi bir mucize getiremez. Her ecelin bir yazısı vardır.
  39. Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap O’nun yanındadır.
  40. Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.
  41. Onlar, bizim yeryüzüne gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah, hükmeder.O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
  42. Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Fakat bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her nefsin ne kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.
  43. İnkâr edenler, “Sen gönderilmiş bir elçi değilsin.” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap bilgisi bulunanlar yeter.”

15 - HİCR SURESİ

  1. Elif, Lâm, Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.
  2. Bir zaman gelecek kâfirler, “Keşke müslüman olsaydık” diye hasret çekecekler.
  3. Bırak onları yesinler, içsinler, zevk alsınlar; boş ümit onları oyalaya dursun. Yakında bilecekler!
  4. Helâk ettiğimiz hiçbir memleket yoktur ki, hakkında bilinen bir yazgı olmasın.
  5. Hiçbir millet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
  6. Dediler ki: “Ey kendisine Kur’an indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!”
  7. “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!”
  8. Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.
  9. Şüphesiz o Kur’an’ı biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
  10. Andolsun, senden önceki topluluklara da elçiler gönderdik.
  11. Onlar kendilerine gelen her elçi ile alay ediyorlardı.
  12. Biz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız.
  13. Kendilerinden öncekilerin uğradıkları ortada iken yine de ona inanmazlar.
  14. Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan yukarı çıksalar;
  15. “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz” derlerdi.
  16. Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.
  17. Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.
  18. Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip eder.
  19. Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü bir biçimde her şeyi bitirdik.
  20. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
  21. Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
  22. Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.
  23. Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz varisleriz.
  24. Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.
  25. Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
  26. Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.
  27. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
  28. Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım.”
  29. “Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen secdeye kapanın” demişti.
  30. Bunun üzerine bütün melekler hep birden secde ettiler.
  31. Ancak İblis, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
  32. Allah, “Ey İblis! Sen neden secde edenlerle beraber olmadın?” dedi.
  33. İblis dedi ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın insana secde etmem.”
  34. Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun.”
  35. “Şüphesiz din gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi.
  36. İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi.
  37. Allah buyurdu ki: “O hâlde, sen mühlet verilenlerdensin.”
  38. “O bilinen günün vaktine kadar.”
  39. İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!”
  40. “Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnadır” dedi.
  41. Allah, “İşte bana varan doğru yol budur.”
  42. “Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.
  43. Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.
  44. Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır.
  45. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.
  46. Onlara, “Girin oraya esenlikle, güven içinde” denilir.
  47. Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.
  48. Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
  49. Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim.
  50. Fakat benim azabım da çok acı bir azaptır.
  51. Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.
  52. Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selam” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti.
  53. Onlar, “Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler.
  54. İbrahim, “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?” dedi.
  55. “Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma” dediler.
  56. Dedi ki: “Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”
  57. İbrahim, “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” dedi.
  58. Şöyle dediler: “Şüphesiz biz suçlu bir topluluğa gönderildik.”
  59. “Ancak Lût ailesi müstesnadır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız.”
  60. “Yalnız Lût’un karısı müstesna, çünkü onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.”
  61. Melek olan elçiler, Lût kavmine gelince,
  62. Lût onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi.
  63. Dediler ki: “Evet, fakat biz sana kavminin şüphe etmekte olduğu azabı getirdik.”
  64. “Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”
  65. “Gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere geçin gidin.”
  66. Biz, Lût’a şu kesin emri vahyettik: “Sabaha çıkarken onların kökü kesilmiş olacak.”
  67. Şehir halkı birbirine müjde vererek keyif içinde geldiler.
  68. Lût, dedi ki: “Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin.”
  69. “Allah’a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın” dedi.
  70. Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler.
  71. Lût: “Eğer bir şey yapacaksanız, işte kızlarım!” dedi.
  72. Resulüm! Senin ömrüne yemin olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde ne halt ettiklerini bilmiyorlardı.
  73. Güneş doğarken o korkunç ses onları yakaladı.
  74. Şehirlerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
  75. Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.
  76. O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde duruyor.
  77. Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.
  78. Eyke halkı da gerçekten zalim kimselerdi.
  79. Onlardan da intikam aldık. İkisi de açık bir yol üzerindedir.
  80. Andolsun, Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanlamıştı.
  81. Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.
  82. Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.
  83. Sabaha karşı o korkunç ses onları yakalayıverdi.
  84. Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.
  85. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.
  86. Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın, bilenin ta kendisidir.
  87. Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur’an’ı verdik.
  88. Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere şefkat kanadını indir.
  89. De ki: “Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım.”
  90. Nitekim, o bölücülerin üzerine de azap indirmiştik.
  91. Ki onlar, Kur’an’ı da parça parça edenlerdir.
  92. Rabbine andolsun ki, onların hepsini sorgulayacağız.
  93. Yaptıkları şeylerden.
  94. Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça bildir. Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.
  95. Muhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
  96. Onlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Yakında bilecekler!
  97. Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.
  98. O hâlde, Rabbini hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol.
  99. Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.

16 - NAHL SURESİ

  1. Allah’ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
  2. O, kullarından dilediğine kendi emrinden melekleri ruh ile indirir ki “Benden başka ilâh yoktur, benden sakının, diye uyarsınlar.”
  3. Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir.
  4. İnsanı bir damla sudan yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir düşman kesilmiştir.
  5. Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz.
  6. Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik vardır.
  7. Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
  8. Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.
  9. Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.
  10. O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir.
  11. Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir topluluk için bir ibret vardır.
  12. O, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.
  13. Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.
  14. O, taze et yemeniz için denizi sizin hizmetinize verendir. Ondan takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. O’nun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir.
  15. Yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdi. Yolunuzu bulmanız için de nehirler ve yollar yarattı.
  16. Daha birçok işaretler yarattı. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
  17. Şu hâlde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?
  18. Hâlbuki Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  19. Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.
  20. Allah’tan başka yalvardıkları ise, hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onların kendileri yaratılmıştır.
  21. Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.
  22. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkâr etmekte, kendileri de büyüklük taslamaktadırlar.
  23. Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
  24. Onlara “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman, “Öncekilerin masalları” dediler.
  25. Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Bak, ne kötü şey yükleniyorlar!
  26. Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah’ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.
  27. Sonra kıyamet günü, Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!” Kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kâfirlerin üzerinedir.”
  28. O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da, onlar teslim olup, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” derler. “Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir.”
  29. “Haydi, içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!”
  30. Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselere, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Hayır indirdi” derler. Bu dünyada iyilik yapanlara bir iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah’a karşı gelmekten sakınanların yurdu ne güzeldir.
  31. İçinden nehirler akan Adn cennetlerine gireceklerdir. Kendileri için orada diledikleri her şey vardır. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları böyle mükafatlandırır.
  32. Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken şöyle derler: “Selam size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete.”
  33. Kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
  34. Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
  35. Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık. O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
  36. Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tağuttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün.
  37. Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.
  38. Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, öyle değil! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  39. Diriltecek ki ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!
  40. Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir; o da hemen oluverir.
  41. Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükafatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
  42. Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
  43. Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
  44. Apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana bu Kur’an’ı indirdik. Umulur ki düşünürler!
  45. Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldular? Veya bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden?
  46. Yahut onlar dolaşıp dururlarken kendilerini yakalamayacağından? Onlar, Allah’ı aciz bırakacak değillerdir.
  47. Yahut da, onları korku üzere iken yakalamayacağından güven içinde midirler? Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
  48. Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir.
  49. Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.
  50. Üzerlerinde hâkim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
  51. Allah, şöyle dedi: “İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek ilahtır. O hâlde, yalnız benden korkun.”
  52. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Din de yalnız O’nundur. Allah’tan başkasından mı sakınıyorsunuz?
  53. Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız.
  54. Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar.
  55. Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz!
  56. Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, hiç bir şey bilmeyenlere paylar ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
  57. Onlar, kızları Allah’a nispet ediyorlar -ki O, bundan uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini.
  58. Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!
  59. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar!
  60. Kötü sıfatlar ahirete inanmayanlara aittir. En yüce sıfatlar ise Allah’ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  61. Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
  62. Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah’a isnad ederler. En güzel sonuç kendilerininmiş diye dilleri de yalan uyduruyor. Hiç şüphe yok ki onlara cehennem vardır. Ve onlar oraya en önde sokulacaklardır.
  63. Allah’a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur. Ve onlar için elem dolu bir azap vardır.
  64. Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.
  65. Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.
  66. Şüphesiz hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.
  67. Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.
  68. Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin.”
  69. “Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için bir ibret vardır.
  70. Allah, sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır ki, daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hâle gelsin. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.
  71. Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar.
  72. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar? Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
  73. Allah’ı bırakıp da, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere tapıyorlar.
  74. Artık Allah’a benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz.
  75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.
  76. Allah, iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?
  77. Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  78. Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.
  79. Gökyüzünde Allah’ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları orada Allah’tan başkası tutmuyor. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
  80. Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.
  81. Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı. Ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.
  82. Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir.
  83. Onlar, Allah’ın nimetini bilirler, sonra da inkâr ederler. Onların çoğu kâfirlerdir.
  84. Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkâr edenlere ne izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.
  85. O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.
  86. Allah’a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: “Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır.” Koştukları ortaklar da onlara: “Siz elbette yalancılarsınız” diye laf atacaklar.
  87. Onlar o gün Allah’a teslim olurlar. Ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur.
  88. İnkar eden ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.
  89. O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.
  90. Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
  91. Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir.
  92. İpliği sağlamca büktükten sonra çözüp bozan kadın gibi olmayın. Bir toplum, diğer bir toplumdan daha çok diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat aracı yapmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.
  93. Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
  94. Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sapasağlam basan ayak kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. Büyük azap da sizin içindir.
  95. Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.
  96. Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz.
  97. Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ve onların mükafatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.
  98. Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.
  99. Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur.
  100. Şeytanın hâkimiyeti, sadece onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.
  101. Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman, -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
  102. De ki: “Onu Ruh’ül-kudüs, Rabbinden sana hak olarak indirdi ki, “İnananların inançlarını sağlamlaştırsın, müslümanlar için bir hidayet ve müjde olsun.”
  103. Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır, bu ise açıkça Arapça bir dildir.
  104. Allah’ın âyetlerine inanmayanları, Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır.
  105. Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.
  106. İnandıktan sonra Allah’ı inkâr eden, -kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç- ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner. Ve onlar için büyük bir azap vardır.
  107. Bu, onların dünya hayatını sevip ahirete tercih etmelerinden ve Allah’ın kâfirler topluluğunu asla doğru yola iletmeyeceğindendir.
  108. İşte onlar, Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.
  109. Hiç şüphesiz onlar, ahirette ziyana uğrayanların da ta kendileridir.
  110. Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihat edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  111. O gün, herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir. Onlara asla zulmedilmez.
  112. Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.
  113. Andolsun, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Böylece zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
  114. Artık Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.
  115. Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ancak kim mecbur kalırsa, saldırmaksızın ve aşırı gitmeksizin yiyebilir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
  116. Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helaldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
  117. Az bir geçim ama ardından onlara can yakıcı bir azap vardır.
  118. Daha önce sana anlattıklarımızı Yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
  119. Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  120. Şüphesiz İbrahim, hakka yönelen, Allah’a itaat eden bir önder idi. Ve müşriklerden değildi.
  121. O’nun nimetlerine şükrederdi. Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
  122. Ona dünyada iyilik verdik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.
  123. Sonra da sana şöyle vahyettik: “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
  124. Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
  125. Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır. Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.
  126. Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz, elbette bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
  127. Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.
  128. Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.

17 - İSRA SURESİ

  1. Her türlü eksiklikten münezzehtir o Allah ki, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götürmüştür. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  2. Mûsâ’ya kitabı verdik ve onu, “Benden başkasını vekil edinmeyin” diye, İsrailoğullarına bir rehber yaptık.
  3. Ey kendilerini Nûh ile birlikte taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.
  4. Biz, kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz.”
  5. Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, yerine gelmesi gereken bir vaad idi.
  6. Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.
  7. İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.
  8. Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır.
  9. Şüphesiz ki bu Kur’an, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir. Ve salih amel işleyen mü’minlere müjde verir ki, onlar için muhakkak büyük bir mükafat vardır.
  10. Ahirete inanmayanlara da can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.
  11. İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.
  12. Biz geceyi ve gündüzü iki âyet yaptık. Sonra gecenin âyetini silip gündüzün âyetini gösterici yaptık ki Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.
  13. Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
  14. “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.
  15. Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur. Kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkar, başka bir günahkarın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.
  16. Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
  17. Nûh’tan sonra da nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak Rabbin yeterlidir.
  18. Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.
  19. Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.
  20. Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu yasaklanmış değildir.
  21. Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.
  22. Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.
  23. Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme, onları azarlama. Onlara tatlı ve güzel söz söyle.
  24. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir. Ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”
  25. Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.
  26. Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
  27. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
  28. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.
  29. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.
  30. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
  31. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
  32. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.
  33. Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.
  34. Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz sorumluluktur.
  35. Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.
  36. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
  37. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.
  38. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.
  39. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
  40. Rabbiniz erkek çocukları size seçip ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
  41. Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye gerçekleri bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor.
  42. De ki: “Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah’la beraber ilahlar olsaydı, o zaman o ilahlar da Arş’ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı.”
  43. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir.
  44. Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halimdir, çok bağışlayandır.
  45. Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.
  46. Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da Rabbini bir olarak andığın zaman arkalarına dönüp nefretle kaçarlar.
  47. Onların seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de, o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz.
  48. Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık yolu bulamazlar.
  49. Dediler ki: “Biz bir yığın kemik, bir yığın kırıntı olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?”
  50. De ki:“İster taş olun ister demir!”
  51. “Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkansız olan başka bir varlık olun.” Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!”
  52. Sizi çağıracağı gün onu hamd ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.
  53. Kullarıma söyle:En güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
  54. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni de onlara vekil olarak göndermedik.
  55. Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Davud’a da Zebur’u verdik.
  56. De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”
  57. Onların yalvardıkları bu varlıklar, “Hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.
  58. Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, kitapta yazılmış bulunuyor.
  59. Bizi, mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
  60. Hani sana, “Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını artırdı.
  61. Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik, onlar da secde etmişlerdi. Yalnız İblis secde etmemiş, “Hiç ben, çamur hâlinde yarattığın kimse için secde eder miyim?” demişti.
  62. Yine demişti ki: “Benden üstün tuttuğun kişi bu mu? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, kontrolüm altına alacağım.”
  63. Allah, şöyle dedi: “Çekil, git. Onlardan kim sana uyarsa, kuşkusuz cehennem tam bir karşılık olarak hepinizin cezası olacaktır.”
  64. “Onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı kopar. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun. Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez.
  65. Şüphesiz, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!
  66. Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir.
  67. Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.
  68. Peki, karada sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? Yahut üzerinize taşlar savuran bir kasırga göndermeyeceğinden? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız.
  69. Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmayacağından emin mi oldunuz? Sonra bize karşı size arka çıkacak hiç bir yardımcı bulamazsınız.
  70. Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
  71. O gün bütün insanları önderleriyle birlikte çağırırız. Kimin kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okur ve kıl kadar olsun, haksızlığa uğratılmazlar.
  72. Kim bu dünyada körlük ettiyse, ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.
  73. Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi.
  74. Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin.
  75. İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın.
  76. Seni o yerden sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı.
  77. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın.
  78. Güneş’in batıya kaymasından, gecenin karanlığı bastırıncaya kadar namaz kıl. Birde sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.
  79. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.
  80. De ki: “Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.”
  81. De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Zaten batıl, yok olmaya mahkumdur.”
  82. Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.
  83. İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer.
  84. De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.”
  85. Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”
  86. Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın.
  87. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O’nun sana olan lütfu büyüktür.
  88. De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile yine onun benzerini getiremezler.”
  89. Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler.
  90. Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça sana asla inanmayız.”
  91. “Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.”
  92. “Yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmelisin, yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.”
  93. “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim.”
  94. İnsanlara hidayet geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, “Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?” demeleri engel olmuştur.
  95. De ki: “Eğer yeryüzünde, yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.”
  96. De ki: “Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarından hakkıyla haberdardır, onları hakkıyla görendir.”
  97. Allah, kimi doğru yola iletirse, işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız.
  98. Bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr ettiler ve “Biz bir yığın kemik, bir yığın kırıntı olduktan sonra mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?” dediler.
  99. Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir. Fakat zalimler ancak inkârda direttiler.
  100. De ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir.”
  101. Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor. Hani Mûsâ onlara gelmiş; Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti.
  102. Mûsâ ise, “İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum” demişti.
  103. Bunun üzerine Firavun o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk.
  104. Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret vaadi gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.”
  105. Biz onu hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
  106. Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu azar azar indirdik.
  107. De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.”
  108. “Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir” derler.
  109. Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır.
  110. De ki: “İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Nasıl çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.
  111. “Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve acizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur” de ve O’nu tekbir ile yücelt.

18 - KEHF SURESİ

  1. Hamd, kuluna kitabı indiren ve onda hiçbir eğrilik yapmayan Allah’a mahsustur.
  2. Onu dosdoğru olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın ve yararlı işler yapan mü’minlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin.
  3. Onlar sürekli olarak o mükafat içinde bulunacaklardır.
  4. Ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.
  5. Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.
  6. Demek sen, bu söze inanmazlarsa, arkalarından üzülerek adeta kendini tüketeceksin!
  7. İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.
  8. Biz, elbette yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.
  9. Yoksa sen, Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakim’i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?
  10. Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bu durumdan bize bir kurtuluş yolu göster” demişlerdi.
  11. Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk.
  12. Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.
  13. Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz. Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
  14. Onların kalplerini kuvvetlendirdik. Ayağa kalkarak dediler ki: “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilaha yalvarmayız. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz.”
  15. “Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka ilahlar edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?”
  16. “Mademki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın. Ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın.”
  17. Güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
  18. Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmıştı. Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
  19. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün, ya da bir günden az” dediler. Şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise, ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok dikkatli davransın ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”
  20. “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.”
  21. Böylece biz, insanları onlardan haberdar ettik ki, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. O sırada kendi aralarında onların durumlarını tartışıyorlardı. “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler.
  22. “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir.” Bu, bilinmeyen şey hakkında atıp tutmaktır. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir tartışmaya girme. Ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.”
  23. Hiçbir şey hakkında sakın “Yarın şunu yapacağım” deme!
  24. Ancak, “Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır” de.
  25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.
  26. De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür, O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
  27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.
  28. Sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
  29. De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecek, o ne kötü bir dayanaktır.
  30. Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.
  31. İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. Ve tahtlar üzerinde kurulup yaslanırlar. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!
  32. Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk.
  33. Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.
  34. Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm.”
  35. Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: “Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum.”
  36. “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum.”
  37. Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”
  38. “Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”
  39. “Bağına girdiğinde ‘Maşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’” deseydin ya! “Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan;
  40. “Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.”
  41. “Ya da suyu çekiliverir de artık onu arayamazsın bile.”
  42. Derken bütün serveti helâk edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini ovuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. “Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!”
  43. Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.
  44. İşte bu durumda velayet yalnızca hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükafatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır.
  45. Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi birbirine karışmış; arkasından rüzgarın savurduğu çerçöp hâline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
  46. Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.
  47. Dağları yürüteceğimiz gün, yeryüzünü çırılçıplak görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları mahşerde toplamış olacağız.
  48. Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, “Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. “Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız” denir.
  49. Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. Derler ki: “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
  50. Hani biz meleklere, “Âdem’e secde edin,” demiştik de İblis hariç olmak üzere, hemen secde etmişlerdi. İblis, cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!
  51. Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına şahit tuttum, ne de kendilerinin yaratılışına. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.
  52. O gün Allah, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” der. Hemen onları çağırırlar fakat onlar, kendilerine cevap vermezler. Biz onların arasına tehlikeli bir uçurum koyduk.
  53. Suçlular ateşi görünce, onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.
  54. Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.
  55. Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir!
  56. Biz, elçileri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkar edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Onlar âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.
  57. Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çevirenden ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.
  58. Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.
  59. İşte zulmettikleri için yok ettiğimiz memleketler. Helâk edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik.
  60. Hani Mûsâ, beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim.”
  61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.
  62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.
  63. Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu. Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi.
  64. Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.
  65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
  66. Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
  67. Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.”
  68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
  69. Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
  70. O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”
  71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi.
  72. Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
  73. Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.
  74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi.
  75. Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.
  76. Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. “Hakikaten benim tarafımdan mazeretin sonuna ulaştın” dedi.
  77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Fakat halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.
  78. Adam, “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir” dedi. “Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım.”
  79. “O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
  80. “Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
  81. “Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
  82. “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”
  83. Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”
  84. Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda bir yol verdik.
  85. O da bir yol tuttu.
  86. Sonunda Güneş’in battığı yere kadar ulaştı ve onu kara bir balçıkta batar buldu. Orada bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya cezalandırırsın, ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
  87. Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.
  88. “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. Ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”
  89. Sonra yine bir yol tuttu.
  90. Güneş’in doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için Güneş’e karşı bir örtü yapmamıştık.
  91. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
  92. Sonra yine bir yol tuttu.
  93. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
  94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”
  95. Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.
  96. “Bana demir madeni getirin” dedi. “İki yamacın arasındaki boşluğu bir hizaya getirince, körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.
  97. Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
  98. Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder.”
  99. “Rabbimin vaadi gerçektir” dedi. O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra Sûr’a üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.
  100. Ve cehennemi o gün kâfirlere öyle bir göstereceğiz ki!
  101. Onlar, benim zikrime karşı gözleri perdelenmiş, kulakları da işitmez olmuş kimselerdir.
  102. İnkar edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık.
  103. De ki: “İşledikleri işler bakımından en fazla ziyan edenler kimlerdir, size haber vereyim mi?”
  104. Onlar, dünya hayatında tüm çalışmaları boşa giden kimselerdir. Oysa onlar güzel bir iş yaptıklarını sanırlar!
  105. Onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.
  106. İşte böyle. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve elçilerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir.
  107. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.
  108. İçlerinde ebedi olarak kalacaklar, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir.
  109. De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi. Yardım için bir o kadarını daha getirsek yine yetmez.”
  110. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ‘Sizin ilahınız ancak bir tek ilahtır’ diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”

19 - MERYEM SURESİ

  1. Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
  2. Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini anmadır.
  3. Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
  4. O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Rabbim, sana yaptığım dualarda hiç mahrum olmadım.”
  5. “Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Bu sebeple bana, senin katından bir dost bağışla.”
  6. “Ki bana da mirasçı olsun, Yâkup ailesine de mirasçı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur.”
  7. Allah, şöyle dedi: “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”
  8. Zekeriyya, “Rabbim, karım kısır iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım” dedi.
  9. “Evet, öyle.” Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”
  10. Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana bir işaret ver” dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla üç gece konuşamamandır” dedi.
  11. Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. Ve onlara “Sabah akşam Allah’ı tespih edin” diye işaret etti.
  12. “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl.” Biz ona daha çocuk iken hikmet verdik.
  13. Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. O, takva sahibi biri idi.
  14. Anne ve babasına iyilik ederdi; isyankar bir zorba değildi.
  15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!
  16. Kitapta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
  17. Onlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ona ruhumuzu göndermiştik de o düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
  18. Meryem, “Senden, Rahman’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen” dedi.
  19. Ruh, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
  20. Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
  21. Ruh, “Evet, öyle.” Rabbin diyor ki: “O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten hükme bağlanmış bir iştir” dedi.
  22. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
  23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!”
  24. Bunun üzerine ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme! Rabbin senin alt tarafında bir su arkı meydana getirdi.”
  25. “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.”
  26. “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan de ki: “Şüphesiz ben Rahman’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım.”
  27. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
  28. “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”
  29. Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
  30. Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni bir peygamber yaptı.”
  31. “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti.”
  32. “Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.”
  33. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün bana selam olsun.”
  34. İşte Meryem oğlu İsa! Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, “gerçek söz” olarak budur.
  35. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der ve o da hemen oluverir.
  36. Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O hâlde ona ibadet edin. İşte dosdoğru yol budur.
  37. Gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kâfirlerin hâline!
  38. Bize gelecekleri gün ne iyi işitip ne iyi görecekler! Fakat zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
  39. Sen, onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
  40. Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ve onlar bize döndürülecekler.
  41. Kitapta İbrahim’i de an. Gerçekten o, çok doğru bir peygamberdi.
  42. Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
  43. “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.”
  44. “Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahman’a isyankar olmuştur.”
  45. “Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahman tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum.”
  46. Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, muhakkak ki seni taşlarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
  47. İbrahim, şöyle dedi: “Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.”
  48. “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabbime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.”
  49. İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yâkup’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
  50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
  51. Kitapta, Mûsâ’yı da an. Gerçekten o ihlas sahibi idi. Bir resul, bir nebi idi.
  52. Ona, Tur dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
  53. Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn’u bir nebi olarak kendisine bahşettik.
  54. Kitapta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resul, bir nebi idi.
  55. Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabbinin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
  56. Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.
  57. Onu yüce bir makama yükselttik.
  58. İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerdendir; bunların kimi Âdem soyundan, Nûh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizin soyundan, kimi de İbrahim ile İsrail’in soyundan gelen peygamberler ile doğru yola ilettiğimiz seçkin mü’minlerdir. Onlar, Rahman’ın âyetleri kendilerine okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
  59. Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
  60. Ancak tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. İşte onlar cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.
  61. O cennet, Rahman’ın kullarına görmedikleri hâlde vaadettiği “Adn” cennetleridir. Şüphesiz O’nun vaadi yerine gelecektir.
  62. Orada boş söz işitmezler. Yalnızca “Selam!” işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
  63. İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
  64. “(Cebrail, şöyle dedi:) Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin, asla unutkan değildir.”
  65. O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadette sabırlı ol. O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
  66. İnsan, “Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?” der.
  67. İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
  68. Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları diz çökmüş hâlde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
  69. Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankar olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
  70. Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
  71. Sizden oraya varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
  72. Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da, zalimleri orada dizüstü çökmüş hâlde bırakırız.
  73. Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi daha güzeldir?” dediler.
  74. Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik.
  75. De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
  76. Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.
  77. Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?
  78. Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahman’dan bir söz mü almış?
  79. Asla! Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını artırdıkça artıracağız!
  80. Onun söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
  81. Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref olsunlar diye, Allah’tan başka ilahlar edindiler.
  82. Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
  83. Kâfirlerin başına, onları durmadan tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
  84. Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.
  85. O gün takva sahiplerini, Rahman’ın huzurunda, O’na gelmiş konuklar olarak toplarız.
  86. Suçluları da susuz olarak cehenneme süreriz.
  87. Rahman’ın katında bir söz almış olandan başka hiç bir kimse şefaat edemez.
  88. Onlar, “Rahman, bir çocuk edindi” dediler.
  89. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
  90. Neredeyse, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı.
  91. Rahman’a çocuk isnad ettiler diye.
  92. Hâlbuki Rahman’a çocuk edinmek yakışmaz.
  93. Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.
  94. Andolsun O, onların tümünü kuşatmış ve bir bir saymıştır.
  95. Onlar kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.
  96. İman edip salih ameller işleyenler için Rahman, bir sevgi yaratacaktır.
  97. Biz, onu senin dilin ile kolaylaştırdık ki, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın.
  98. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor, yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?

20 - TAHA SURESİ

  1. Ta, Ha.
  2. Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil,
  3. Ancak korkacaklara bir öğüt olsun diye indirdik.
  4. O, yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir.
  5. Rahman, Arş’a kurulmuştur.
  6. Göklerdeki, yerdeki, bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur.
  7. Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.
  8. Allah O’dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur.
  9. Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?
  10. Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm. Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum” demişti.
  11. Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!”
  12. “Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuva’dasın.”
  13. “Ben seni seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.”
  14. “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”
  15. “Kıyamet mutlaka gelecektir. Neredeyse onu gizleyecektim ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.”
  16. “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!”
  17. “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”
  18. Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.”
  19. Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.
  20. Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla koşan bir yılan olmuş!
  21. Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”
  22. “Bir de elini koynuna sok ki, bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir hâlde çıksın.”
  23. “Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstermiş olalım.”
  24. “Firavun’a git, çünkü o azmıştır.”
  25. Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.”
  26. “İşimi bana kolaylaştır.”
  27. “Dilimdeki tutukluğu çöz.”
  28. “Ki sözümü anlasınlar.”
  29. “Bana ailemden birini yardımcı yap.”
  30. “Kardeşim Hârûn’u.”
  31. “Onunla gücümü artır.”
  32. “Onu işime ortak et.”
  33. “Seni çok tespih edelim diye.”
  34. “Seni çok zikredelim diye.”
  35. “Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.”
  36. Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”
  37. “Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.”
  38. “Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:”
  39. “Onu sandığın içine koy ve denize bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.”
  40. Hani kız kardeşin gidiyor ve “Size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. Ve bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik. Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra takdir edilmiş bir zamanda geldin ey Mûsâ!”
  41. “Ben seni kendim için seçtim.”
  42. “Sen ve kardeşin mucizelerim ile gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.”
  43. “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.”
  44. “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.”
  45. Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.”
  46. Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.”
  47. “Ona gidin ve şöyle deyin: Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun.”
  48. “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.”
  49. Firavun, “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?” dedi.
  50. Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi.
  51. Firavun, “Ya geçmiş nesillerin hâli ne olacak?” dedi.
  52. Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.”
  53. “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık.
  54. Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için deliller vardır.
  55. Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.
  56. Andolsun, biz ona bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti.
  57. Şöyle dedi: “Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”
  58. “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.”
  59. Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi.
  60. Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.
  61. Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a iftira eden, hüsrana uğramıştır.”
  62. Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.
  63. Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, birer sihirbazdırlar. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar.”
  64. “Öyleyse, hilelerinizi toplayın sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır.”
  65. Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler.
  66. Mûsâ: “Hayır, siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.
  67. Bunun üzerine Mûsâ, içinde bir korku hissetti.
  68. Şöyle dedik: “Korkma, üstün gelecek olan sensin!”
  69. “Sağ elindekini at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”
  70. Bunun üzerine sihirbazlar hemen secdeye kapandılar; “Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine inandık” dediler.
  71. Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.”
  72. Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.”
  73. “Şüphesiz ki biz, “Günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”
  74. Şüphesiz, kim Rabbine günahkar olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de yaşar.
  75. Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır;
  76. İçinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.
  77. Mûsâ’ya şöyle vahyettik: “Kullarımı geceleyin yürütüp çıkar. Onlara denizde yakalanmaktan korkmaksızın ve endişe etmeksizin kuru bir yol aç.”
  78. Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.
  79. Firavun, halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
  80. Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tur’un sağ yanını vaat ettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.
  81. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.
  82. Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır.
  83. “Seni, acele ile kavminden uzaklaştıran nedir, ey Mûsâ?”
  84. Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele ederek sana geldim.”
  85. Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Samiri onları saptırdı” dedi.
  86. Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız?” dedi.
  87. Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Samiri de aynı şekilde attı.”
  88. Böylece onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. “Bu sizin de ilahınızdır, Mûsâ’nın da ilahıdır. Fakat Mûsâ unuttu” dediler.
  89. Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?
  90. Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahman’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.”
  91. Onlar da, “Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz” dediler.
  92. Mûsâ, “Ey Hârûn, oların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu?” dedi.
  93. “Neden bana uymadın? Emrime karşı mı geldin?”
  94. Hârûn: “Ey annemin oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, ‘İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden’ korktum” dedi.
  95. Mûsâ, “Ya senin derdin neydi ey Samiri?” dedi.
  96. Samiri, şöyle dedi: “Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”
  97. Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca ‘Bana dokunmayın!’” diyeceksin. Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Şu ibadet edip durduğun ilahına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.”
  98. Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
  99. Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir verdik.
  100. Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.
  101. Sürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet gününde, bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!
  102. Sur’a üfürüleceği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak haşredeceğiz.
  103. Aralarında birbirlerine “Dünya’da sadece on gün kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar.
  104. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir.
  105. Sana dağların hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.”
  106. “Onların yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.”
  107. “Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin.”
  108. O gün, kendisinden sapma imkanı olmayan davetçiye uyarlar. Sesler, Rahman’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.
  109. O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının  şefaati fayda vermez.
  110. O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onların bilgisi ise Rahman’ı kuşatamaz.
  111. Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır.
  112. Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, artık o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.
  113. İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Onda tehditleri teker teker sıraladık ki, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin.
  114. Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi artır” de.
  115. Andolsun, bundan önce biz Âdem’e emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
  116. Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de, İblis dışında melekler hemen secde etmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
  117. Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu, sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.”
  118. “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur.”
  119. “Orada ne susuzluk çekersin, ne de Güneş altında kalırsın.”
  120. Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”
  121. Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
  122. Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.
  123. Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa, artık o, ne sapar ne de sıkıntı çeker.”
  124. “Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”
  125. O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin?”
  126. Allah der ki: “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun.”
  127. Haddi aşan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
  128. Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
  129. Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı.
  130. O hâlde, onların söylediklerine sabret ve Güneş’in doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.
  131. Onlardan bazılarına, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
  132. Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır.
  133. İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil getirse ya!” dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili onlara gelmedi mi?
  134. Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi.
  135. De ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!”

21 - ENBİYA SURESİ

  1. İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
  2. Rablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar.
  3. Kalpleri hep eğlencede. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?”
  4. Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, işitendir, bilendir.”
  5. Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberler gibi, o da bize bir mucize getirsin” dediler.
  6. Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
  7. Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
  8. Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
  9. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk
  10. Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
  11. Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik, ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
  12. Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
  13. Onlara, “Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız” denildi.
  14. “Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik” dediler.
  15. Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
  16. Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
  17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.
  18. Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü yazıklar olsun size!
  19. Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir, ne de yorgunluk duyarlar.
  20. Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.
  21. Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilahlar mı edindiler?
  22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
  23. O, yaptığından dolayı sorgulanamaz. Fakat onlar sorgulanırlar.
  24. Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı. Şüphesiz onların çoğu hakkı bilmezler de, bu sebeple yüz çevirirler.
  25. Senden önce hiç bir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin.”
  26. “Rahman, çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır, yücedir. Hayır, o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.
  27. Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler.
  28. Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler. Ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.
  29. İçlerinden her kim, “Allah’tan başka ben de şüphesiz bir ilahım” derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
  30. İnkar edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmayacaklar mı?
  31. Yeryüzünde, onları sarsmasın diye sabit dağlar yarattık. Ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık.
  32. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki delillerden yüz çevirmektedirler.
  33. O, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
  34. Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?
  35. Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
  36. İnkar edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilahlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahman’ın kitabını inkâr ediyorlar.
  37. İnsan çok aceleci yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.
  38. Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
  39. İnkar edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım görmeyecekleri vakti bir bilselerdi!
  40. Şüphesiz o onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.
  41. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi. Fakat içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.
  42. De ki: “Gece ve gündüz Rahman’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.
  43. Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilahları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.
  44. Evet, biz onları da atalarını da faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Fakat, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler?
  45. De ki: “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.
  46. Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak, “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir.
  47. Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. Bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
  48. Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkan’ı bir ışık ve öğüt olarak verdik.
  49. Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
  50. İşte bu da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?
  51. Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.
  52. Hani o, babasına ve kavmine, “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti.
  53. “Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler.
  54. İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.
  55. “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler.
  56. İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.”
  57. “Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.”
  58. Derken, belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları paramparça etti.
  59. Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler.
  60. “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.
  61. “O hâlde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler” dediler.
  62. “Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim” dediler.
  63. Dedi ki: “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!”
  64. Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler.
  65. Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler.
  66. İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?”
  67. “Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
  68. “Eğer yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin” dediler.
  69. “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
  70. Ona bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.
  71. Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.
  72. Ona İshak’ı ve ayrıca da Yâkup’u bağışladık. Ve her birini salih kimseler yaptık.
  73. Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık. Ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.
  74. Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik. Ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü, fasık bir toplum idiler.
  75. Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.
  76. Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
  77. Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekün suda boğduk.
  78. Davud ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
  79. Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Davud ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.
  80. Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?
  81. Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgarı verdik. Rüzgar, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz.
  82. Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.
  83. Eyyub’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.
  84. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.
  85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi.
  86. Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.
  87. Zünnun’u da hatırla. Hani öfkelenerek gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde şöyle dua etti: “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum.”
  88. Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.
  89. Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine şöyle dua etmişti: “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.”
  90. Biz de onun duasını kabul ettik. Ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.
  91. Irzını korumuş olan kadını da hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere birer delil yapmıştık.
  92. Şüphesiz bu bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
  93. Fakat insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar. Hepsi de ancak bize dönecekler.
  94. Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
  95. Helâk ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.
  96. Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
  97. Gerçek vaad yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.
  98. Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.
  99. Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.
  100. Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.
  101. Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükafat hazırlanmış olanlar var ya, işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
  102. Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar.
  103. En büyük korku bile onları tasalandırmaz. Ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen gününüzdür” diyerek karşılarlar.
  104. Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, onu yine yapacağız. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Biz bunu muhakkak yapacağız.
  105. Andolsun, Tevrat’tan sonra Zebur’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.
  106. Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.
  107. Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
  108. De ki: “Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?”
  109. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.”
  110. “Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.”
  111. “Bilmem! Belki bu sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”
  112. Dedi ki: “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahman’dır.”

22 - HAC SURESİ

  1. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
  2. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün, hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
  3. İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.
  4. Şeytan hakkında, “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.
  5. Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz, şüphesiz biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan, sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
  6. Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Şüphesiz O, ölüleri diriltir. O, her şeye kadirdir.
  7. Ve o saat mutlaka gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur. Ve şüphesiz Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltecektir.
  8. İnsanlardan kimi de vardır ki, hiç bir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur.
  9. Allah yolundan saptırmak için, kibirlenerek, yanını eğip büker. Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona yangın azabını tattıracağız.
  10. “İşte bu kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir.”
  11. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
  12. O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda vermeyecek şeylere yalvarır. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir.
  13. Zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. O ne kötü yardımcı, ne fena yoldaştır!
  14. Muhakkak ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
  15. Kim Allah’ın dünyada ve ahirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa; o taktirde, bir sebebe tutunup göğe yönelsin, sonra öteki yalvardıkları ile ilişkilerini kessin de baksın: Bu tedbiri, kendisini sıkan şeyi giderecek mi?
  16. Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.
  17. Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hristiyanlar, Mecusiler ve Allah’a ortak koşanlar var ya; Allah, kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah, her şeye şahittir.
  18. Görmedin mi ki göklerde ve yerde olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ederler. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
  19. İşte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkâr edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.
  20. Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir.
  21. Onlar için bir de demirden kamçılar vardır.
  22. Her ne zaman cehennemden, o ızdıraptan çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara, “Tadın yangın azabını” denilir.
  23. Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.
  24. Onlar hem sözün hoş olanına ulaştırılmışlar, hem de övgüye layık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir.
  25. Küfre sapanlar, Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışarıdan gelen tüm insanlar için oluşturduğumuz Mescid-i Haram’dan da geri çeviriyorlar. Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız.
  26. Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış; “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Tavaf edenler, kıyamda duranlar, rüku ve secde edenler için evimi temiz tut“ demiştik.
  27. İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
  28. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.
  29. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i tavaf etsinler.
  30. Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların dışında bütün hayvanlar size helal kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.
  31. Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan kimseler olun. Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
  32. Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasındandır.
  33. Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik’dir.
  34. Biz, her ümmet için bir kurban ibadeti koyduk ki, O’nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!
  35. Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; başlarına gelen musibetlere sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.
  36. Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. İşte böylece onları sizin emrinize verdik. Umulur ki şükredersiniz.
  37. Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O’nun büyüklüğünü anasınız. İyilik edenleri müjdele.
  38. Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.
  39. Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihat için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeye gücü yeter.
  40. Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, kuvvetlidir, galiptir.
  41. Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah’a aittir.
  42. Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de yalanlamışlardı.
  43. İbrahim’in kavmi de Lût’un kavmi de.
  44. Medyen halkı da. Mûsâ da yalanlanmıştı. Ben, o inkâr edenlere bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Beni inkâr etmek nasılmış!
  45. Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hâle gelmiş kuyular ve ulu saraylar vardı.
  46. Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun! Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
  47. Senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
  48. Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonra da onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
  49. De ki: “Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
  50. Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama ve güzel bir nimet vardır.
  51. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir.
  52. Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  53. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.
  54. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.
  55. İnkar edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye dek, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar.
  56. İşte o gün mülk Allah’ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih ameller işlemiş olanlar Naim cennetlerindedirler.
  57. İnkar edip âyetlerimizi yalanlamış olanlara gelince, onlar için de alçaltıcı bir azap vardır.
  58. Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş olanlara veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
  59. Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah, bilendir, halimdir.
  60. Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de, sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.
  61. Bu böyle. Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
  62. Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’ndan başka yalvardıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.
  63. Görmedin mi? Allah’ın gökten indirdiği su ile yeryüzü yemyeşil oluyor. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır.
  64. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Şüphesiz ki Allah elbette zengindir, elbette övgüye layıktır.
  65. Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
  66. O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür.
  67. Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.
  68. Eğer seninle mücadele ederlerse, de ki: “Allah, yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir.”
  69. Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir.
  70. Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitaptadır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır.
  71. Onlar, Allah’tan başka öyle şeylere tapıyorlar ki, Allah onlara hiçbir delil indirmemiştir. Kendilerinin de onunla ilgili bir bilgileri yoktur. İşte o zalimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır.
  72. Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi? Ateş! Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!”
  73. Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar. Hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de.
  74. Onlar, Allah’ın büyüklüğünü hakkıyla bilemediler. Allah kuvvetlidir, üstündür.
  75. Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
  76. Onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Bütün işler hep Allah’a döndürülür.
  77. Ey iman edenler! Rüku edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
  78. Allah uğrunda hakkıyla cihat edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

23 - MÜ'MİNUN SURESİ

  1. Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
  2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.
  3. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
  4. Onlar ki, zekatlarını verirler.
  5. Onlar ki, ırzlarını korurlar.
  6. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.
  7. Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.
  8. Ve onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.
  9. Onlar ki, namazlarını muhafaza ederler.
  10. İşte bunlar varis olanların ta kendileridir.
  11. Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  12. Andolsun, biz insanı, çamurdan bir özden yarattık.
  13. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
  14. Sonra o su damlasını bir alak olarak yarattık; ardından o alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
  15. Sonra siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.
  16. Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde diriltileceksiniz.
  17. Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.
  18. Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.
  19. Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır. Ve siz onlardan yiyorsunuz.
  20. Yine o su ile Sina dağında biten bir ağaç yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir.
  21. Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar vardır. Ve onlardan yersiniz de.
  22. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
  23. Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi.
  24. Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir insandır, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”
  25. “Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyin.”
  26. Nûh, “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.
  27. Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. Bizim emrimiz gelip de sular kaynamaya başlayınca, dedik ki: “Her cins canlıdan birer çift gemiye al. Bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni. Ve zulmeden kimseler hakkında bana yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”
  28. Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de.
  29. Ve de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.”
  30. Şüphesiz bunda ibretler vardır. Biz gerçekten imtihan ederiz.
  31. Sonra onların ardından başka bir nesil yarattık.
  32. Onlara kendi içlerinden bir elçi gönderdik de, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi.
  33. Kavminin ileri gelenlerinden inkâr eden ve ahirete ulaşmayı yalanlayanlar, onlara dünya hayatında nimetler verdiğimiz hâlde şöyle dediler: “Bu da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.”
  34. “Andolsun, kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız.”
  35. “O, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?”
  36. “Hâlbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!”
  37. “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”
  38. “Bu, Allah’a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız.”
  39. O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.
  40. Allah, “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklar!” dedi.
  41. Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çer çöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!
  42. Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.
  43. Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
  44. Sonra arka arkaya elçilerimizi gönderdik. Her ümmete kendi elçileri geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!
  45. Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u âyetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
  46. Firavun’a ve ileri gelen adamlarına. Fakat onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
  47. Bu yüzden, “Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız” dediler.
  48. Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.
  49. Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya kitabı verdik.
  50. Meryem oğlu İsa’yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.
  51. Ey resuller! Güzel ve temiz şeylerden yiyin ve yararlı işler yapın. Çünkü ben, sizin yaptığınız şeyleri bilirim.
  52. İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, Ben de sizin Rabbinizim, Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.
  53. Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her grup kendinde bulunan ile sevinip övünmektedir.
  54. Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
  55. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,
  56. Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, onlar farkında değiller.
  57. Rablerinin azametinden korkup titreyenler,
  58. Rablerinin âyetlerine inananlar,
  59. Rablerine ortak koşmayanlar,
  60. Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler,
  61. İşte bunlar hayır işlerine koşarlar. Ve o uğurda öne geçerler.
  62. Biz, hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara asla haksızlık edilmez.
  63. Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka birtakım işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
  64. Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar.
  65. Boşuna feryat edip durmayın bugün. Bizden yardım göremeyeceksiniz.
  66. Âyetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz.
  67. Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz.
  68. Onlar bu sözü iyice düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
  69. Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
  70. Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmıyorlar.
  71. Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik. Fakat onlar şereflerinden yüz çeviriyorlar.
  72. Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
  73. Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
  74. Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar.
  75. Biz onlara merhamet edip, başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.
  76. Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da, yine Rablerine boyun eğmediler ve O’na yalvarıp yakarmadılar.
  77. Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
  78. Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
  79. O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O’nun huzurunda toplanacaksınız.
  80. O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
  81. Hayır onlar, öncekilerin söylediği gibi söylediler.
  82. Dediler ki: “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı? Biz mi yeniden diriltilecek mişiz?”
  83. “Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.”
  84. De ki: “Eğer biliyorsanız, yer ve yerde bulunanlar kime aittir?”
  85. “Allah’ındır” diyecekler. “Öyleyse hiç düşünmüyor musunuz?” de.
  86. De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş’ın Rabbi kimdir?”
  87. “Allah’tır” diyecekler. “Öyle ise O’na karşı gelmekten sakınmıyor musunuz?” de.
  88. De ki: “Eğer biliyorsanız, her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?”
  89. “Allah’tır” diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de.
  90. Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.
  91. Allah çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır.
  92. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
  93. De ki: “Ey Rabbim! Eğer onların tehdit edildikleri şeyi bana mutlaka göstereceksen,”
  94. “Rabbim! Beni o zalim topluluğun içinde bulundurma.”
  95. Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
  96. Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.
  97. De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.”
  98. “Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”
  99. Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim, beni geri döndür,”
  100. “Ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar bir perde vardır.
  101. Sur’a üfürüldüğü zaman, o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.
  102. Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
  103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanlardır. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.
  104. Ateş yüzlerini kavurur da, onlar orada sırıtmış kalırlar.
  105. “Âyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?”
  106. Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.”
  107. “Ey Rabbimiz! “Bizi buradan çıkar. Eğer tekrar günaha dönersek, şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”
  108. Allah, ”Alçaldıkça alçalın orada! Artık benimle konuşmayın!” der.
  109. Zira kullarımdan bir topluluk vardı ki şöyle derdi: “Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”
  110. Siz ise onlarla alay ediyordunuz. Öyle ki, onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.
  111. Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.
  112. Allah, “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye sorar.
  113. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Sayanlara sor” derler.
  114. Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Gerçekten bir bilseydiniz!”
  115. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
  116. Gerçek hükümdar olan Allah, pek yücedir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.
  117. Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.
  118. De ki: “Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”

24 - NUR SURESİ

  1. Bu, bizim indirdiğimiz ve farz kıldığımız bir suredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik.
  2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
  3. Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.
  4. Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fasık kimselerdir.
  5. Ancak tövbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, Onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi,
  7. Beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.
  8. Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, kendisinden azabı kaldırır.
  9. Beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.
  10. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, hâliniz nice olurdu?
  11. O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.
  12. Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar kendileri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!
  13. Onlar bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler, işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir.
  14. Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!
  15. Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır.
  16. Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Haşa! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya!
  17. Eğer mü’min iseniz, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.
  18. Allah, size âyetleri açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  19. İnananlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
  20. Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?
  21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, işitendir, bilendir.
  22. İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  23. İffetli ve habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
  24. O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.
  25. O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir.
  26. Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır. O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.
  27. Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.
  28. Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün” denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
  29. İçinde size ait bir eşya olan, oturanı bulunmayan evlere girmenizde herhangi bir günah yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
  30. Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
  31. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımlar müstesna, zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut erkek kardeşlerinin oğulları, yahut kız kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut erkekliği kalmamış hizmetçiler, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
  32. Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  33. Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükatebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükatebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
  34. Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.
  35. Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fanus içinde. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacaktır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  36. Bu nur, Allah’ın yüceltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada sabah akşam O’nu tespih ederler.
  37. Öyle adamlar ki, ne bir ticaret, ne de bir alışveriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.
  38. Ki Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırsın ve lütfundan onlara daha da fazlasını versin. Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.
  39. İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.
  40. Yahut derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu dalga üstüne dalga kaplıyor. Üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.
  41. Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra uçan kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tespihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.
  42. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır.
  43. Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırır, sonra onları birbiri üstüne yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de, onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.
  44. Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır.
  45. Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  46. Andolsun, biz açıklayıcı âyetler indirdik. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.
  47. “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik” derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Hâlbuki onlar inanmış değillerdir.
  48. Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman içlerinden bir kısmı, derhal yüzlerini döndürür.
  49. Ama gerçek kendi lehlerinde ise, boyun eğerek ona gelirler.
  50. Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir.
  51. Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde, Mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  52. Kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.
  53. Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
  54. “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
  55. Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.
  56. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resule itaat edin ki size merhamet edilsin.
  57. İnkar edenlerin, bizi yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanma! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir o!
  58. Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar ve sizden henüz buluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  59. Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  60. Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  61. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Gerek kendi evlerinizden gerekse şu kişilerin evlerinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.
  62. Mü’minler o kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne inanırlar. Onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmezler. O senden izin isteyenler var ya, işte onlar, Allah’a ve resulüne iman edenlerdir. O hâlde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  63. Peygamberin çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
  64. Bilmiş olun ki şüphesiz göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu gerçekten bilir. O’na döndürülecekleri gün, ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

25 - FURKAN SURESİ

  1. Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indiren Allah’ın şanı ne yücedir.
  2. O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.
  3. Allah’ı bırakıp bir takım ilahlar edindiler. Ki onlar hiçbir şeyi yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmışlardır. Kendilerine bile ne zarar ne de fayda veremezler. Ne kimseyi öldürebilirler, ne kimseye hayat verebilirler, ne de yeniden diriltebilirler.
  4. İnkar edenler, “Bu Kur’an, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
  5. “Bu Kur’an, öncekilerin uydurduğu masallardır, onu yazdırmış. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler.”
  6. De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  7. Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!”
  8. “Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!” Zalimler, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.
  9. Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da böylece saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.
  10. Şanı ne yücedir o Allah’ın ki, dilerse sana ondan daha iyisini, içinden ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar.
  11. Hayır, onlar kıyameti de yalanladılar. Biz ise, o kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır.
  12. Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.
  13. Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler.
  14. “Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, birçok kere yok olmayı isteyin!”
  15. De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanlara vaadedilen ebedilik cenneti mi?” Orası onlar için bir mükafat ve varılacak bir yerdir.
  16. Ebedi olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir.
  17. Rabbinin, onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getireceği ve “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi yoldan saptılar” diyeceği gün.
  18. Onlar, “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular. Ve helake giden bir toplum oldular” derler.
  19. İşte böylece, söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız.
  20. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. Sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.
  21. Bize kavuşacaklarını ummayanlar, “Bize melekler indirilseydi, yahut Rabbimizi görseydik ya!” dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.
  22. Fakat melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara hiçbir müjde yoktur. Ve “Yasaktır, yasak!” diyecekler.
  23. Onların yaptıkları bütün amellerine yöneldik ve onları dağılmış zerreciklere çevirdik.
  24. O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer daha güzeldir.
  25. O gün gök bulutlarla yarılıp parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
  26. O gün gerçek mülk Rahman’ındır. Ve o, kâfirler için zorlu bir gündür.
  27. O gün zalim kimse, ellerini ısırarak, “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım!” diyecektir.
  28. “Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!”
  29. “Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.”
  30. Resul de şöyle der: “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak bıraktılar.”
  31. Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.
  32. İnkar edenler, “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kur’an’la senin kalbini pekiştirmek için, onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.
  33. Onların sana getirdiği her misale karşı mutlaka biz sana, gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.
  34. Yüzüstü cehenneme sürüklenecek olanlar var ya, işte onlar, yeri en kötü ve yolu en sapık olanlardır.
  35. Andolsun, biz, Mûsâ’ya kitabı verdik ve kardeşi Hârûn’u da ona yardımcı kıldık.
  36. Onlara, “Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin” dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik.
  37. Nûh kavmini de, peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık. Ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.
  38. Âd ve Semûd kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helâk ettik.
  39. Bunların her birine misaller getirdik, hepsini kırıp geçirdik.
  40. Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı? Hayır! Onlar, tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
  41. Seni gördükleri zaman, “Bu mu Allah’ın elçi olarak gönderdiği?” diyerek hep seni alaya alıyorlar.
  42. “Eğer biz kendilerine bağlılıkta sabırlı olmasaydık, bu bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler.
  43. Arzularını ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?
  44. Yoksa sen onların çoğunun dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca onlardan daha da sapıktırlar.
  45. Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Eğer dileseydi, onu sabit kılardı. Sonra biz Güneş’i gölgeye delil kıldık.
  46. Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik.
  47. O, geceyi size bir örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de hareket ve çalışma zamanı yapandır.
  48. Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Biz gökten tertemiz bir su indirdik.
  49. Ki onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve onunla, yarattıklarımızdan bir takım hayvanları ve birçok insanları sulayalım.
  50. Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.
  51. Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik.
  52. Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’an’la büyük bir cihat et.
  53. O, iki denizi birbirine salmıştır. Birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acıdır. Aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
  54. O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye gücü yetendir.
  55. Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ederler. Kâfir, Rabbine karşı duranın yardımcısıdır.
  56. Biz, seni ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
  57. De ki: “Bunun karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine doğru bir yol tutmak isteyene yol gösteriyorum.”
  58. Sen, o ölümsüz ve daima diri olana tevekkül et. O’nu överek tespih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.
  59. O, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra da Arş’a kurulandır. O, Rahman’dır, O’nu haberdar olandan sor.
  60. Onlara, “Rahman’a secdeye kapanın” denildiğinde, “Rahman da nedir? Senin bize emrettiğine mi secde edeceğiz?” derler ve bu onların nefretini artırır.
  61. Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı ne yücedir.
  62. O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.
  63. Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “Selam!” derler.
  64. Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyamda durarak geceleyenlerdir.
  65. Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktır!”
  66. “Orası ne kötü bir durak ve ne kötü bir makamdır!”
  67. Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Harcamaları, bu ikisi arasında dengeli olur.
  68. Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.
  69. Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedi kalır.
  70. Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  71. Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse, işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner.
  72. Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.
  73. Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler.
  74. Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı bağışla ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder yap” diyenlerdir.
  75. İşte onlar, sabretmiş olmalarına karşılık yüksek makamlarla mükafatlandırılacaklar. Ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır.
  76. Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
  77. De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.”

26 - ŞUARA SURESİ

  1. Ta, Sin, Mîm.
  2. Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
  3. Mü’min olmuyorlar diye adeta kendini helâk edeceksin!
  4. Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.
  5. Rahman’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
  6. Onlar yalanladılar, fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri başlarına gelecek.
  7. Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.
  8. Şüphesiz bunlarda bir delil vardır, fakat onların çoğu inanmamaktadırlar.
  9. Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
  10. Bir vakit de Rabbin, Mûsâ’ya nida edip “Git o zalim kavme” dedi.
  11. “Firavun kavmine. Hâlâ sakınmayacaklar mı?”
  12. Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
  13. “Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn’a da peygamberlik ver.”
  14. “Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.”
  15. Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, işitmekteyiz.”
  16. “Firavun’a gidin ve deyin ki: Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.”
  17. “İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.”
  18. Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”
  19. “Sen o yaptığın işi yaptın. Sen nankörlerdensin.”
  20. Mûsâ, şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde iken yaptım.”
  21. “Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.”
  22. “Senin başıma kaktığın bu nimet İsrailoğullarını köleleştirmendir.”
  23. Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.
  24. Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.”
  25. Firavun, etrafındakilere “Duyuyor musunuz?” dedi.
  26. Mûsâ, “O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir” dedi.
  27. Firavun, “Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir” dedi.
  28. Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi.
  29. Firavun, “Eğer benden başka bir ilâh edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim.”
  30. Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.
  31. Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi.
  32. Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
  33. Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
  34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır” dedi.
  35. “Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?”
  36. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder.”
  37. “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”
  38. Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
  39. İnsanlara da “Siz de toplanır mısınız?” denildi.
  40. “Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” dediler.
  41. Sihirbazlar gelince, Firavun’a dediler ki: “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükafat var mı?”
  42. Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi.
  43. Mûsâ onlara, “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın” dedi.
  44. Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler.
  45. Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların uydurdukları sihir takımlarını yutuyor.
  46. Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
  47. “Âlemlerin Rabbine inandık” dediler.
  48. “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine.”
  49. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Ve hepinizi asacağım.”
  50. Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok. Mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
  51. “İlk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”
  52. Biz Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz” diye vahyettik.
  53. Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi.
  54. Dedi ki, “Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur.”
  55. “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.”
  56. “Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.”
  57. Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından çıkardık.
  58. Hazinelerden ve şerefli makamlardan da.
  59. İşte böyle! Ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
  60. Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.
  61. İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları, “Eyvah yakalandık” dediler.
  62. Mûsâ, “Hayır!” dedi. “Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.”
  63. Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
  64. Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
  65. Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
  66. Sonra ötekileri suda boğduk.
  67. Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
  68. Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
  69. Onlara İbrahim’in haberini de oku.
  70. Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti.
  71. “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz” demişlerdi.
  72. İbrahim, dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?”
  73. “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”
  74. “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.
  75. İbrahim, şöyle dedi: “Nelere taptığınızı görüyor musunuz?”
  76. “Gerek sizin ve gerekse eski atalarınızın!”
  77. “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.”
  78. “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
  79. “O, bana yediren ve içirendir.”
  80. “Hastalandığımda da O bana şifa verir.”
  81. “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
  82. “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”
  83. “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”
  84. “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”
  85. “Beni Naim cennetinin varislerinden eyle.”
  86. “Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.”
  87. “İnsanların diriltilecekleri gün beni utandırma!”
  88. “O gün ki, ne mal fayda verir ne oğullar!”
  89. “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”
  90. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.
  91. Cehennem de azgınlara gösterilecektir.
  92. Onlara, “Hani tapmakta olduklarınız nerede?” denilecek. “O Allah’tan başka?”
  93. “Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?”
  94. Artık onlar ve azgınlar tepetakla oraya atılırlar.
  95. Ve İblis’in bütün ordusu da.
  96. Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:
  97. “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
  98. “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”
  99. “Bizi ancak suçlular saptırdı.”
  100. “İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.”
  101. “Candan bir dostumuz da yok.”
  102. “Keşke bir dönüşümüz olsa da mü’minlerden olsak.”
  103. Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.
  104. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
  105. Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı.
  106. Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  107. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  108. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  109. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  110. “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
  111. Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?”
  112. Nûh, şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?”
  113. “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”
  114. “Ben inananları kovacak değilim.”
  115. “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
  116. Dediler ki: “Ey Nûh! Vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!”
  117. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.”
  118. “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.”
  119. Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde kurtardık.
  120. Sonra da geride kalanları suda boğduk.
  121. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  122. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
  123. Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
  124. Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  125. “Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  126. “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  127. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  128. “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?”
  129. “İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?”
  130. “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.”
  131. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  132. “O Allah’a karşı gelmekten sakının ki, size bildiğiniz bunca nimetleri verdi.”
  133. “Size hayvanlar ve çocuklar verdi.”
  134. “Bahçeler ve pınarlar.”
  135. “Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.”
  136. Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.”
  137. “Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.”
  138. “Biz azaba uğratılacak da değiliz.”
  139. Böylece onlar Hûd’u yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  140. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  141. Semûd kavmi de peygamberleri yalanladı.
  142. Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  143. “Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  144. “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
  145. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  146. “Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?”
  147. “Bahçelerin, pınarların içinde,”
  148. “Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında.”
  149. “Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”
  150. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  151. “Haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
  152. “Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, barış için çalışmazlar.”
  153. Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
  154. “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.”
  155. Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”
  156. “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
  157. Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
  158. Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  159. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  160. Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı.
  161. Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  162. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  163. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  164. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  165. “İnsanlar içinden erkeklere yaklaşıyor da,”
  166. “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
  167. Dediler ki: “Ey Lût! Vazgeçmezsen mutlaka sürülenlerden olacaksın!”
  168. Lût, şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım.”
  169. “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.”
  170. Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık.
  171. Ancak yaşlı bir kadın geride kalanlardan oldu.
  172. Sonra diğerlerini helâk ettik.
  173. Onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
  174. Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  175. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  176. Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
  177. Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  178. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  179. “Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  180. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  181. “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
  182. “Doğru terazi ile tartın.”
  183. “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
  184. “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.”
  185. Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
  186. “Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
  187. “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”
  188. Şu’ayb, “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir” dedi.
  189. Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
  190. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  191. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  192. Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
  193. Onu Ruhu’l-emin indirdi.
  194. Senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın.
  195. Apaçık Arapça bir dille.
  196. Şüphesiz bu öncekilerin kitaplarında da vardı.
  197. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
  198. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik,
  199. Ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
  200. İşte böylece biz onu suçluların kalbine soktuk.
  201. Onlar o acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
  202. O azap onlara, hiç farkında olmadıkları bir anda, ansızın
  203. O zaman, “Acaba bize süre verilir mi?” diyeceklerdir.
  204. Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
  205. Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca yararlandırsak,
  206. Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse,
  207. Yararlandırıldıkları şeyler kendilerine ne fayda sağlardı?
  208. Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.
  209. Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
  210. O Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.
  211. Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
  212. Çünkü onlar işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
  213. Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!
  214. En yakın akrabanı uyar.
  215. Mü’minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.
  216. Eğer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de.
  217. Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olana güvenip dayan.
  218. O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.
  219. Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
  220. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  221. Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
  222. Onlar, her günahkar yalancıya inerler.
  223. Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
  224. Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.
  225. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar,
  226. Ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
  227. Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.

27 - NEML SURESİ

  1. Ta, Sin. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir.
  2. Mü’minler için bir hidayet ve bir müjdedir.
  3. O mü’minler ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
  4. Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden onlar şaşkınlık içinde bocalayıp dururlar.
  5. Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.
  6. Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir.
  7. Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut parlak bir kor getireceğim ki, ateş yakıp ısınabilesiniz.” demişti.
  8. (Mûsâ) Oraya geldiğinde kendisine şöyle seslenildi: “Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden uzaktır.”
  9. “Ey Mûsâ! Gerçek şu ki, ben mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım.”
  10. “Değneğini at.” Onu yılanmış gibi hareket eder görünce dönüp ardına bakmadan kaçtı. “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.”
  11. “Ancak kim zulmeder de sonra kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki, şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.”
  12. “Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine git. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”
  13. Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.
  14. Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
  15. Andolsun, Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler.
  16. Süleyman, Davud’a varis oldu. Ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi.
  17. Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
  18. Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit, bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi.
  19. Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni, bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et. Ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”
  20. Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”
  21. “Onu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir.”
  22. Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve şöyle dedi: “Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe’den sana kesin bir haber getirdim.”
  23. “Orada, onları yöneten bir kadın hükümdar buldum ki, her türlü imkana sahip; onun pek büyük bir de tahtı var.”
  24. “Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp Güneş’e taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.”
  25. Allah’a secde etmesinler diye! O Allaha ki göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkarır ve neyi saklıyorlar, neyi açıklıyorlarsa bilir.
  26. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Büyük Arş’ın Rabbidir.
  27. Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.
  28. “Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.”
  29. Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı.”
  30. “Mektup Süleyman’dandır, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlıyor.”
  31. Söylediği şu: “Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin.”
  32. “Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem.”
  33. Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.”
  34. (Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.”
  35. “Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım.”
  36. (Elçi hediyelerle) Süleyman’ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: “Siz beni mal ile desteklemek mi istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.”
  37. “Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.”
  38. Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun tahtını getirebilir?”
  39. Cinlerden bir ifrit, ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi.
  40. Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, Rabbimin lütfundandır. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak içindir. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.
  41. Süleyman, “Tahtın şeklini değiştirin bakalım, onu tanıyabilecek mi; yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?” dedi.
  42. Belkıs gelince, “Senin tahtın böyle mi?” denildi. O da, “Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik” dedi.
  43. Daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkâr eden bir kavimden idi.
  44. Ona “Köşke gir” denildi. Köşkü görünce onu (zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona “Bu, zemini billurdan döşenmiş bir köşktür” dedi. Belkıs, “Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim.” dedi. “Şimdi ise Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” dedi.
  45. Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye Semûd kavmine, kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
  46. Salih, onlara “Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah’tan bağışlanma dileseniz ya!”
  47. Onlar, “Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih, “Sizin uğursuzluğunuz Allah katındandır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi.
  48. Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.
  49. Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: “Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; ‘Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz’, diyeceğiz.”
  50. Onlar bir tuzak kurdular; onlar farkında değilken biz de bir tuzak kurduk.
  51. Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu! Biz onları ve kavimlerini topyekun helâk ettik.
  52. İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır.
  53. İman edip Allah’a karşı gelmekten sakınmakta olanları ise kurtardık.
  54. Lût’u da gönderdik! Hani o kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre, o çirkin işi mi yapıyorsunuz?”
  55. “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz cahil bir toplumsunuz.”
  56. Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: “Lût’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!”
  57. Biz de onu ve ailesini kurtardık. Ancak karısı başka. Onun geride kalıp helâk olmasını takdir ettik.
  58. Onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüydü!
  59. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Selam onun seçtiği kullarına.” Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı?
  60. Yahut gökleri ve yeri yaratan ve size gökten yağmur indirip, onunla iç açıcı bahçeler meydana getiren mi? Siz onun tek bir ağacını bile yetiştiremezsiniz. Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
  61. Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Hayır, onların çoğu bilmiyor!
  62. Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz!
  63. Yahut karanın ve denizin karanlıklarında size yolunuzu gösteren ve rahmetinin önünden rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
  64. Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? De ki, “Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin.”
  65. De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.”
  66. Ahiret hakkında bilgi onlara peş peşe gelmiştir. Fakat onlar bu konuda şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar ahiretten yana kördürler.
  67. İnkar edenler dediler ki: “Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi diriltilip çıkarılacağız?”
  68. “Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”
  69. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.”
  70. Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.
  71. Onlar, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
  72. De ki: “Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır.”
  73. Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
  74. Şüphesiz senin Rabbin, onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir.
  75. Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
  76. Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor.
  77. Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
  78. Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir.
  79. Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.
  80. Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
  81. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.
  82. O söz başlarına geldiği vakit, onlar için yerden bir dâbbe çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.
  83. Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların sevk edilecekleri günü hatırla.
  84. Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!”
  85. Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar.
  86. Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de gösterici olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette deliller vardır.
  87. Sur’a üfürüleceği ve göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin dehşete kapılacağı günü hatırla. Allah’ın dilediği müstesna. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler.
  88. Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  89. Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler.
  90. Kimler de kötü amel getirirse, yüzüstü ateşe atılırlar. “Ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsunuz.”
  91. “Ben ancak bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum ki, O bu beldeyi hürmetli kılmıştır. Her şey O’nundur. Bana müslümanlardan olmam emredildi.”
  92. “Ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur, kim de saparsa ona de ki: ”Ben sadece uyarıcılardanım.”
  93. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

28 - KASAS SURESİ

  1. Ta, Sin, Mîm.
  2. Bunlar apaçık kitabın âyetleridir.
  3. İman eden bir kavim için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.
  4. Şüphe yok ki, Firavun o yerde büyüklük taslamış ve oranın halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.
  5. Biz ise, istiyorduk ki o yerde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.
  6. Yeryüzünde onları kudret sahibi kılalım. Ve onların eliyle Firavun’a, Haman’a ve ordularına, çekinegeldikleri şeyleri gösterelim.
  7. Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye vahyettik.
  8. Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, Haman ve onların askerleri hata yapıyorlardı.
  9. Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar farkında değillerdi.
  10. Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz, inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse bunu açıklayacaktı.
  11. Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.
  12. Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi.
  13. Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.
  14. Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükafatlandırırız.
  15. Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından, kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.
  16. Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet” dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  17. “Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım” dedi.
  18. Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi.
  19. Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun? Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun” dedi.
  20. Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. Dedi ki: “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim.”
  21. Mûsâ, korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı. “Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar” dedi.
  22. Medyen’e doğru yöneldiğinde, “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi.
  23. Medyen suyuna varınca, suyun başında sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, “Maksadınız ne?” dedi. Onlar, “Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır” dediler.
  24. Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilerek dedi ki: “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım.”
  25. Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Mûsâ, onun yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi.
  26. Kızlardan biri, “Babacığım, onu ücretle tut. Herhâlde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır” dedi.
  27. Şu’ayb, “Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikahlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın” dedi.
  28. Mûsâ, şöyle dedi: “Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husumet yok. Allah, söylediklerimize vekildir.”
  29. Mûsâ, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm. Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm.”
  30. Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”
  31. “Değneğini at. Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. “Ey Mûsâ! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın.”
  32. “Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek. İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına Rabbin tarafından iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler.”
  33. Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Şüphesiz ben onlardan birisini öldürdüm. Onların da beni öldürmelerinden korkuyorum.”
  34. “Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
  35. Allah, “Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size bir iktidar vereceğiz de böylece size ulaşamayacaklar. Âyetlerimiz sayesinde, siz ve size uyanlar, galip gelecek olanlardır” dedi.
  36. Mûsâ, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince, onlar, “Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. “Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık” dediler.
  37. Mûsâ dedi ki: “Rabbim, kimin kendisinden bir hidayetle geldiğini ve bu yurdun sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler.”
  38. Firavun, “Ey ileri gelenler! “Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. “Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ’nın ilahına çıkar bakarım. Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum” dedi.
  39. O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
  40. Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!
  41. Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.
  42. Bu dünyada onları lânete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır.
  43. Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Mûsâ’ya kitabı verdik; insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak. Umulur ki, öğüt alıp düşünürler.
  44. Mûsâ’ya o emri verdiğimiz zaman sen batı tarafında değildin. Görenlerden de değildin.
  45. Fakat biz birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. Sen Medyen halkı arasında yaşıyor değildin, âyetlerimizi onlardan okuyup öğreniyor da değildin. Fakat o haberleri sana gönderen biziz.
  46. Yine biz seslendiğimiz zaman Tur’un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi uyarman için sana bildiriyoruz. Umulur ki, öğüt alıp düşünürler.
  47. Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.
  48. Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilenlerin benzeri niçin buna da verilmedi?” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilenleri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler.
  49. De ki: “Allah katından, doğruya bu ikisinden daha çok ulaştıran bir kitap getirin de, ben ona uyayım. Eğer doğru söyleyenler iseniz.”
  50. Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır. Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.
  51. Andolsun, düşünüp öğüt alsınlar diye o sözü onlara peş peşe ulaştırdık.
  52. Bu Kur’an’dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, işte onlar ona da inanırlar.
  53. Kur’an kendilerine okunduğu zaman, “Ona inandık, şüphesiz o Rabbimizden gelen gerçektir. Şüphesiz biz ondan önce de müslümandık” derler.
  54. İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
  55. Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size. Biz cahilleri istemeyiz” derler.
  56. Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.
  57. Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.
  58. Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helâk etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! Onlara biz varis olduk, biz.
  59. Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.
  60. Size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
  61. Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü huzura getirilecek kimse gibi midir?
  62. O gün Allah onlara seslenerek: “Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz hani nerede?” diyecektir.
  63. Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten onlar bize tapmıyorlardı” diyeceklerdir.
  64. Onlara, “Haydi ortaklarınızı çağırın!” denir. Onlar da çağırırlar fakat ortakları onlara cevap veremez. Azabı görürler. Ne olurdu yola gelselerdi!
  65. O gün Allah onlara seslenerek, “Peygamberlere ne cevap verdiniz?” diyecektir.
  66. O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar.
  67. Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması ümidi vardır.
  68. Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.
  69. Rabbin, onların sinelerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilir.
  70. O, Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Dünyada da ahirette de hamd O’na mahsustur. Hüküm yalnızca O’nundur. Ve ancak O’na döndürüleceksiniz.
  71. De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size bir aydınlık getirir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?”
  72. De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilir? Hâlâ görmeyecek misiniz?”
  73. Rahmetinin bir eseri olarak geceyi ve gündüzü sizin için yarattı ki içinde dinlenesiniz, lütfundan isteyesiniz ve şükredesiniz.
  74. O gün Allah onlara seslenerek, “Benim ortağım olduğunu iddia ettikleriniz nerede?” der.
  75. Her ümmetten bir şahit çıkarırız ve “Kesin delilinizi getirin” deriz. Onlar da gerçeğin Allah’a ait olduğunu bilirler. Ve uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakıp kaybolup gitmişlerdir.
  76. Şüphesiz Karun, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.”
  77. “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. “Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”
  78. Karun, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Günahkarlardan günahları sorulmaz.
  79. Karun, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Karun’a verilen gibi bizim de olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.
  80. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükafat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler.
  81. Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
  82. Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler şöyle demeye başladılar: “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak.”
  83. İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.
  84. Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar.
  85. Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”
  86. Sen, bu kitabın sana verileceğini ummuyordun. Ancak o, Rabbinden bir rahmet olarak sana verildi. Öyle ise kâfirlere sakın arka çıkma.
  87. Allah’ın âyetleri sana indirildikten sonra, sakın seni onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır. Ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma!
  88. Sen Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur. Ve siz O’na döndürüleceksiniz.

29 - ANKEBUT SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mİm.
  2. İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?
  3. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.
  4. Yoksa kötülük yapanlar, bizden kaçıp kurtulacaklarını mı sandılar. Ne kötü hükmediyorlar!
  5. Her kim Allah’a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O, işitendir, bilendir.
  6. Her kim cihat ederse, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlere muhtaç değildir.
  7. İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Ve onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.
  8. Biz, insana, ana babasına iyilik etmesini emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
  9. İman edip de salih amel işleyenler var ya, biz onları mutlaka salihler arasına sokacağız.
  10. İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir eziyete uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, âlemlerin sinesinde olanları en iyi bilen değil midir?
  11. Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir.
  12. İnkar edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.
  13. Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.
  14. Andolsun ki biz, Nûh’u kavmine gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
  15. Biz de onu ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık.
  16. İbrahim de kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”
  17. “Siz, Allah’ı bırakarak ancak putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Allah’ı bırakarak taptıklarınızın size hiçbir rızık vermeye güçleri yetmez. Öyle ise rızkı Allah’ın katında arayın. O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Ancak O’na döndürüleceksiniz.”
  18. “Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. Resule düşen apaçık tebliğden başka bir şey değildir.”
  19. Onlar, Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığını, sonra onu nasıl tekrarladığını görmüyorlar mı? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
  20. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah sonraki yaratmayı da yapacaktır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
  21. O, dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. Ancak O’na döndürüleceksiniz.
  22. Siz ne yerde ne de gökte kimseyi aciz bırakamazsınız. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.
  23. Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
  24. Kavminin İbrahim’e cevabı, “Onu öldürün veya yakın” demekten ibaret oldu. Allah da onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
  25. İbrahim, onlara dedi ki: “Sırf aranızda dünya hayatına mahsus bir sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi inkâr edip tanımayacak, kiminiz kiminize lânet edecektir. Barınağınız cehennem olacaktır. Yardımcılarınız da olmayacaktır.”
  26. Bunun ardından ona bir tek Lût inandı. İbrahim, “Bana, Rabbime doğru yürüyen bir muhacir olmak düşer. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.
  27. Biz, İbrahim’e İshak’ı ve Yâkup’u bahşettik. Onun soyundan gelenlere kitap ve peygamberlik verdik. Ona dünyada mükafatını verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir.
  28. Hani Lût da kavmine şöyle demişti: “Gerçekten siz, öyle bir iğrençliğe bulaşıyorsunuz ki, sizden önce âlemlerden bir tek kişi bunu yapmamıştır.”
  29. “Siz hâlâ erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı, “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize” demeden ibaret oldu.
  30. Lût, “Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” dedi.
  31. Elçilerimiz, İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: “Biz, bu memleket halkını helâk edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.”
  32. İbrahim, “Ama orada Lût var” dedi. Onlar, “Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”
  33. Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı ve içi daraldı. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”
  34. “Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, yaptıkları fenalıklardan ötürü gökten bir azap indireceğiz.”
  35. Yemin olsun biz, aklını kullanacak bir topluluk için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık.
  36. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. “Ey kavmim, Allah’a ibadet Ahiret gününe umut bağlayın. Bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” dedi.
  37. Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
  38. Âd ve Semûd kavimlerini de helâk ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından açıkça belli olmaktadır. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Hâlbuki onlar gözü açık kimselerdi.
  39. Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da helâk ettik. Andolsun, Mûsâ kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip azabımızdan kurtulamazlardı.
  40. Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
  41. Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!
  42. Şüphesiz Allah, onların, kendini bırakıp da başka ne tür şeylere taptıklarını biliyor. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  43. Bunlar bizim, insanlara vermekte olduğumuz örneklerdir ki ilim sahiplerinden başkası onlara akıl erdiremez.
  44. Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. İşte bunda inananlar için bir ibret vardır.
  45. Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.
  46. İçlerinden zulmedenler hariç, kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin. Ve onlara şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir. Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.”
  47. İşte böylece biz sana kitabı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanırlar. Şunlardan da ona inananlar vardır. Bizim âyetlerimizi ancak kâfirler inkâr ederler.
  48. Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyorsun. Eğer öyle olsaydı batıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı.
  49. Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin kalplerindeki apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi ancak zalimler inkâr eder.
  50. Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
  51. Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve bir öğüt vardır.
  52. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. “O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir!”
  53. Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. O, kendileri farkında olmadıkları bir sırada ansızın gelecektir.
  54. Azabı senden acele istiyorlar. Oysa cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
  55. O günde azap, onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından saracak ve Allah, onlara, “Yapmakta olduklarınızın cezasını tadın” diyecektir.
  56. Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım geniştir. O hâlde, ancak bana kulluk edin.
  57. Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
  58. İman edip salih amel işleyenler var ya, içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
  59. Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
  60. Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki, onu da, sizi de Allah rızıklandırmaktadır. O, işitendir, bilendir.
  61. Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl döndürülüyorlar?
  62. Allah, kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  63. Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.
  64. Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!
  65. Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.
  66. Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! Yakında bilecekler!
  67. Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
  68. Allah’a karşı yalan uyduran, yahut kendisine geldiğinde, gerçeği yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok?
  69. Bizim uğrumuzda cihat edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah, mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir.

30 - RUM SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Rumlar yenildi.
  3. Yakın bir yerde. Bu yenilgilerinin ardından, yakında galip gelecekler.
  4. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler sevineceklerdir.
  5. Allah’ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
  6. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  7. Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiretten ise tamamen gaflettedirler.
  8. Onlar kendi içlerinde hiç düşünmediler mi? Allah gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr
  9. Onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
  10. Sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı.
  11. Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız O’na döndürüleceksiniz.
  12. Kıyametin kopacağı günde, suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.
  13. Onların, Allah’a koştukları ortaklardan kendileri için şefaatçiler de olmayacaktır. Artık onlar ortak koştukları şeyleri de inkâr ederler.
  14. O saat gelip çattığı gün, o gün, hepsi birbirinden ayrılacaklardır.
  15. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler.
  16. İnkar edip âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır.
  17. Öyle ise akşama girdiğinizde, sabaha kavuştuğunuzda, Allah’ı tespih edin.
  18. Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine girdiğinizde de.
  19. Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de işte böyle çıkarılacaksınız.
  20. Sizi topraktan yaratması, O’nun âyetlerindendir. Sonra siz birer insan olarak yeryüzüne yayılırsınız.
  21. O’nun âyetlerinden biri de; size kendinizden eşler yaratmasıdır ki, onlarla sükunet bulup huzura kavuşursunuz. Aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
  22. Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.
  23. Geceleyin uyumanız ve gündüzün O’nun lütfundan aramanız da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
  24. O’nun âyetlerinden biri de; size korku ve umut vermek için şimşeği göstermesi, gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesidir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  25. Emriyle göğün ve yerin ayakta durması da O’nun âyetlerindendir. Sonra sizi yerden bir tek davetle çağırdığı zaman, bir de bakarsınız ki çıkıyorsunuz.
  26. Göklerde ve yerde kim varsa yalnızca O’na aittir. Hepsi O’na boyun eğmektedirler.
  27. O, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayacak olandır. Bu, O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce ve eşsiz sıfatlar O’nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
  28. Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Siz emriniz altında olan köleleri, size verdiğimiz rızıklara eşit olarak ortak eder misiniz? Kendiniz için çekindikleriniz gibi onlar için de çekinir misiniz? İşte âyetleri aklını kullanan bir toplum için böyle açıklıyoruz.
  29. Fakat, zulmedenler bilgisizce nefislerinin arzularına uydular. Allah’ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola iletebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
  30. O hâlde sen yüzünü, bir hanif olarak dine çevir; Allah’ın, insanları üzerinde yarattığı fıtrata. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  31. Yalnız O’na yönelin ve O’na karşı gelmekten sakının, namazı kılın ki müşriklerden olmayın.
  32. Onlar ki, dinlerini parçalayıp gruplara ayrıldılar. Her grup kendi elindeki ile sevinip böbürlenmektedir.
  33. İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.
  34. Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler bakalım! Haydi yararlanın! Yakında bileceksiniz.
  35. Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O’na ortak koşmalarını o mu söylüyor?
  36. İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
  37. Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  38. Öyle ise akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
  39. İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın yüzünü isteyerek her ne zekat verirseniz, işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat artıranlardır.
  40. Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.
  41. İnsanların kendi elleriyle kazandıkları yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı sonuçlarını onlara tattıracaktır.
  42. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın.” Onların çoğu ortak koşan kimselerdi.
  43. Allah’tan, geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün insanlar bölük bölük ayrılacaklardır.
  44. Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için yer hazırlarlar.
  45. Çünkü O, iman edip salih amel işleyenlere lütfundan mükafat verecektir. Şüphesiz O, inkâr edenleri sevmez.
  46. Rüzgarları müjdeci olarak göndermesi, O’nun âyetlerindendir. Böylece size rahmetinden tattırır, gemiler O’nun koyduğu yasalara uygun şekilde akıp gider ve siz de O’nun lütfundan rızkınızı ararsınız. Ve umulur ki şükredersiniz.
  47. Andolsun, senden önce biz nice resulleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise, üzerimize hak oldu.
  48. Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Sonra onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder. Nihayet sen onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediğine ulaştırdığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
  49. Oysa onlar, daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
  50. Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye gücü yetendir.
  51. Andolsun, eğer bir rüzgar göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar.
  52. Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
  53. Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak âyetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.
  54. Allah O’dur ki, sizi güçsüz olarak yarattı. Sonra güçsüzlüğün arkasından kuvvet verdi. Sonra kuvvetin arkasından yine güçsüzlüğe ve ihtiyarlığa getirdi. Dilediğini yaratır. O, bilendir, gücü yetendir.
  55. Kıyametin kopacağı gün günahkarlar, dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle çevriliyorlardı.
  56. Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Andolsun, siz, Allah’ın yazısına göre, yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.”
  57. O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Onlardan Allah’ı hoşnut etmeleri de istenmez.
  58. Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir âyet getirsen, inkâr edenler mutlaka; “Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız” derler.
  59. Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler.
  60. Şüphesiz, Allah’ın vaadi gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe sürüklemesinler.

31 - LOKMAN SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.
  3. O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir.
  4. Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
  5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  6. İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için boş ve amaçsız sözleri satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
  7. Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Onu, elem dolu bir azap ile müjdele.
  8. Fakat iman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için nimet cennetleri vardır.
  9. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Bu, Allah’ın gerçek bir vaadidir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  10. O, gökleri direksiz yarattı, onları görüyorsunuz. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi. Ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de bir su indirdik ve orada her güzel çiftten bitkiler bitirdik.
  11. İşte Allah’ın yarattıkları! Şimdi gösterin bana, O’ndan başkası ne yaratmıştır? Hayır, zalimler, apaçık bir sapıklık içindedir.
  12. Andolsun, biz Lokman’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.
  13. Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.”
  14. İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zorluk üstüne zorlukla taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. O hâlde bana ve anne babana şükret. Dönüş Banadır.
  15. Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber vereceğim.
  16. Lokman: “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu ortaya çıkarır. Çünkü Allah, lütuf sahibidir, haberdar olandır.”
  17. “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.”
  18. “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.”
  19. “Yürüyüşünde orta bir yol tut. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!”
  20. Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli olarak sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip tamamlamıştır. İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.
  21. Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman. “Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı?
  22. Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah’a varır.
  23. Kim inkâr ederse, onun inkârı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah, göğüslerin özünü bilendir.
  24. Biz, onları biraz yararlandırırız. Sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz.
  25. Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler.
  26. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Şüphesiz Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.
  27. Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri yine de tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  28. Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, ancak tek bir kişininki gibidir. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
  29. Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneş’i ve Ay’ı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belli bir zamana kadar akar gider. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
  30. Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Onu bırakıp da taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.
  31. Görmüyor musun ki, size âyetlerinden göstermesi için, gemiler Allah’ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.
  32. Onları kara gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.
  33. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ve öyle bir günden korkun ki, o gün hiçbir baba evladına asla fayda veremez, evlat da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayamaz. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın o çok aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın!
  34. Kıyamet saatine ilişkin bilgi Allah katındadır. Yağmuru O indirir. O, rahimlerde olanı da bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah bilendir, haberdar olandır.

32 - SECDE SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır.
  3. Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? Hayır! O, Rabbinden gelen bir gerçektir. Kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için. Umulur ki doğru yolu bulurlar.
  4. Allah O’dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine kurulmuştur. Sizin için O’ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?
  5. Gökten yere kadar her işi O düzenler. Sonra bütün işler O’na yükselip çıkar; bir günde ki, süresi, sizin saymakta olduğunuz günlerden bin yıla denktir.
  6. İşte Allah, gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
  7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.
  8. Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.
  9. Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
  10. Dediler ki: “Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız?” Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
  11. De ki: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
  12. Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! Gerçeği gördük ve işittik. Artık şimdi bizi dünyaya döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!
  13. Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.
  14. (Onlara şöyle denilecek): “O hâlde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedi azabı tadın.”
  15. Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdeye kapanırlar ve Rablerine hamd ile tespih ederler de büyüklük taslamazlar.
  16. Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.
  17. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.
  18. Hiç mü’min, fasık gibi olur mu? Bunlar eşit olmazlar.
  19. İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me’va cennetleri vardır.
  20. Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir.
  21. Andolsun, belki dönerler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.
  22. Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.
  23. Andolsun, biz Mûsâ’ya kitabı vermiştik. Sen de kitaba kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
  24. Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler kıldık. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.
  25. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir.
  26. Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hâlâ işitmiyorlar mı?
  27. Görmüyorlar mı, biz suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları da, kendileri de yemektedir. Yine de görmüyorlar mı?
  28. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, şu fetih ne zamanmış?” diyorlar.
  29. De ki: “Fetih günü, inkâr edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır.”
  30. Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar.

33 - AHZAB SURESİ

  1. Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  3. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
  4. Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.
  5. Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın kitabına göre, birbirleri için mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu kitapta yazılıdır.
  7. Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz, onlardan sapasağlam bir söz almıştık.
  8. Doğru kimseleri doğruluklarından hesaba çekmek için. Kâfirlere de elem dolu bir azap hazırladık.
  9. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  10. Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.
  11. İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.
  12. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resulü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.
  13. Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib halkı! Sizin burada durmak imkanınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da Peygamberden izin istiyor; “Evlerimiz açık” diyorlardı. Oysa evleri açık değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.
  14. Eğer Medine’nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.
  15. Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.
  16. De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. O takdirde bile pek az yararlandırılırsınız.”
  17. De ki: “Sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Eğer Allah size bir kötülük dilese, yahut size bir rahmet dilese. Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.
  18. Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize gelin” diyenleri biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelirler.
  19. Size karşı kıskançlık ederler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah’a kolaydır.
  20. Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri gelecek olsa, isterler ki, bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.
  21. Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için güzel bir örnek vardır; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için.
  22. Mü’minler, düşman birliklerini görünce dediler ki: “İşte bu, Allah’ın ve Resulünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söylemiştir.” Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.
  23. Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Onlar, verdikleri sözü asla değiştirmediler.
  24. Bunun böyle olması Allah’ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükafatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi, yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  25. Allah, inkâr edenleri, hiçbir hayra ulaşmaksızın kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Allah, savaşta mü’minlere yetti. Allah, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
  26. Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.
  27. Allah, sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  28. Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzelce bırakayım.”
  29. “Eğer Allah’ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.”
  30. Ey Peygamber’in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allah’a göre kolaydır.
  31. İçinizden kim Allah’a ve Resulüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükafatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır.
  32. Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık olan kimse ümide kapılmasın. Güzel söz söyleyin.
  33. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
  34. Siz evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.
  35. Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle, oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle, namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.
  36. Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadının kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
  37. Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikahında tut ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince, onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları ilişkilerini kestiklerinde, mü’minler için o kadınlarla evlenmede bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
  38. Allah’ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.
  39. O peygamberler ki, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Hesap görücü olarak Allah yeter.
  40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
  41. Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.
  42. O’nu sabah akşam tespih edin.
  43. O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden; melekleri de sizin için bağışlanma dileyendir. Allah, mü’minlere çok merhamet edendir.
  44. Allah’a kavuşacakları gün mü’minlere yönelik esenlik dileği “Selam”dır. Allah, onlara bol bir mükafat hazırlamıştır.
  45. Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit olarak gönderdik, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı.
  46. Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak.
  47. Mü’minlere kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele.
  48. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
  49. Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp, sonra onlara dokunmadan kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.
  50. Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber’e hibe eden bir kadını da, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Öteki mü’minlere değil. Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  51. Bunlardan dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir.
  52. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak; sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.
  53. Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.
  54. Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
  55. Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.
  56. Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’i destekliyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona destek olun ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın!
  57. Şüphesiz Allah ve Resulünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.
  58. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
  59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  60. Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerlerine süreriz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.
  61. Lânete uğramış kimseler olarak; nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürüldükçe öldürülürler.
  62. Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.
  63. İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.
  64. Şüphesiz Allah, kâfirlere lânet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.
  65. Onlar, orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.
  66. Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resul’e itaat etseydik” diyecekler.
  67. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! “Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”
  68. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.”
  69. Ey iman edenler! Siz Mûsâ’ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ, Allah katında itibarlı bir kimse idi.
  70. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.
  71. Ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.
  72. Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
  73. Bunun böyle olması, Allah’ın münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

34 - SEBE SURESİ

  1. Hamd, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah’a mahsustur. Hamd ahirette de O’na mahsustur. O Hakîm’dir, Habir’dir.
  2. Allah, yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O Rahîmdir, Gafûrdur.
  3. İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil! Gaybı bilen Rabbime andolsun ki, kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.”
  4. Allah’ın, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için. İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır.
  5. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışırcasına çaba harcayanlar var ya, işte onlar için elem dolu, çok kötü bir azap vardır.
  6. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler.
  7. Yine inkâr edenler şöyle dediler: “Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi?”
  8. “Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?” Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin bir sapıklık içindedirler.
  9. Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.
  10. Andolsun, biz, Dâvud’a katımızdan bir lütufta bulunduk. “Ey dağlar, onunla birlikte tespih edin ve ey kuşlar siz de.” dedik. Ve onun için demiri yumuşattık.
  11. Geniş ve uzun zırhlar yap! Dokumasında titiz davran! Siz de iyi işler yapın! Kuşkusuz, ben, yaptıklarınızı görüyorum.
  12. Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.
  13. Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır.
  14. Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir ağaç kurdu gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı.
  15. Andolsun, Sebe’ halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdır.”
  16. Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
  17. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz ancak nankörleri cezalandırırız.
  18. Biz onlarla, o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirdik ve bunlar arasında gidiş gelişler belirledik. Ve onlara da şöyle dedik: “Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın.”
  19. Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
  20. İblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular.
  21. Oysa İblis’in onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak biz; âhirete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.
  22. De ki:“Allah’ı bırakıp da ilâh olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. Onların yerde ve gökte hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah’ın onlardan bir yardımcısı da yoktur.”
  23. Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. Onlar da “Gerçeği” diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.
  24. De ki: “Size göklerden ve yerden kim rızık verir?” De ki: “Allah. O hâlde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!”
  25. De ki: “Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız.”
  26. De ki:“Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir.”
  27. De ki: “Allah’a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! Bilakis O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah’tır.”
  28. Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  29. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek” diyorlar.
  30. De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.”
  31. İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk” derler.
  32. Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, “Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz” derler.
  33. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.
  34. Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz” demişlerdir.
  35. Yine, “Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir” demişlerdi.
  36. De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
  37. Sizi, bize yaklaştıracak olan mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.
  38. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar.
  39. De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine genişletir ve kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
  40. Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
  41. Melekler derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız.Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”
  42. İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, “Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabını tadın” deriz.
  43. Âyetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, “Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır” dediler. Bir de, “Bu Kur’an, uydurulmuş bir yalandır” dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, “Bu, ancak apaçık bir büyüdür” dediler.
  44. Oysaki biz onlara, araştırıp ders alacakları kitaplar vermemiştik; onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.
  45. Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hâlbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!
  46. De ki: “Ben size ancak bir tek şeyi öğütlüyorum: “Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın, sonra da iyice düşünün! Arkadaşınız Muhammed’de delilikten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır.”
  47. De ki: “Ben sizden herhangi bir ücret istemedim; o sizin olsun. Benim mükafatım ancak Allah’a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir.”
  48. De ki: “Şüphesiz Rabbim gerçeği ortaya koyar. O, gaybleri hakkıyla bilendir.”
  49. De ki: “Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez.”
  50. De ki: “Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır.”
  51. Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen!
  52. Azabı görünce, “Ona inandık” derler. Ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?
  53. Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.
  54. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.

35 - FATIR SURESİ

  1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.
  2. Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  3. Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka ilâh O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
  4. Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, senden önce de nice resuller yalancı sayılmıştır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.
  5. Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın.
  6. Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise siz de onu düşman edinin. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.
  7. İnkar edenler için şiddetli bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  8. Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Onlar için üzülerek kendini helâk etme. Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.
  9. Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.
  10. Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. Ve onların tuzakları boşa çıkar.
  11. Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan yarattı. Sonra sizi eşler yaptı. O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne hamile kalır ne de doğurur. Bir canlıya ne ömür verildiği de, onun ömründen neyin kısıldığı da bir kitapta yazılıdır. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır.
  12. İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz için, gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün.
  13. Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneş’i ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu, Allah’tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O’nundur. O’ndan başka yalvardıklarınız, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.
  14. Eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkâr ederler. Bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan Allah gibi haber veremez.
  15. Ey insanlar! Sizler Allah’a muhtaç fakirlersiniz. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye layık olandır.
  16. Eğer dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.
  17. Bu, Allah’a göre zor bir şey değildir.
  18. Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.
  19. Kör ile gören bir olmaz.
  20. Karanlıklar ile aydınlık bir olmaz.
  21. Gölge ile sıcaklık bir olmaz.
  22. Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.
  23. Sen, ancak bir uyarıcısın.
  24. Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.
  25. Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Oysa resulleri onlara apaçık delilleri, sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getirmişlerdi.
  26. Sonra ben inkâr edenleri yakaladım. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!
  27. Görmüyor musun ki, Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı çeşitli renklerde yollar ve simsiyah taşlar da var.
  28. İnsanlardan, hareket eden canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Kulları içinde Allah’tan ancak alim olanlar içleri titreyerek korkar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
  29. Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler.
  30. Çünkü Allah, onların mükafatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
  31. Sana vahyettiğimiz kitap kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphe yok ki, Allah, kullarının bütün hâllerinden haberdardır ve her şeyi görendir.
  32. Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan orta yolu tutanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.
  33. Onlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.
  34. Şöyle derler: “Hamd, bizden hüznü gideren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.”
  35. “O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada bıkkınlık da gelmez.”
  36. İnkar edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden azap da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.
  37. Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim.” diye bağrışırlar. “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı! “Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
  38. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.
  39. O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkarcıların inkârı, ancak ziyanlarını artırır.
  40. De ki: “Allah’ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?” Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaad etmezler.
  41. Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. Andolsun, eğer onlar yok olur giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayandır.
  42. Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.
  43. Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.
  44. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, bilendir, güçlüdür.
  45. Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kullarını görendir.

36 -YASİN SURESİ

  1. Ya, Sin.
  2. O hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki,
  3. Hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin.
  4. Dosdoğru bir yol üzerindesin.
  5. Bu Kur’an üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
  6. Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için gönderildin.
  7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
  8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.
  9. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık. Artık onlar görmezler.
  10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
  11. Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükafatla müjdele.
  12. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta bir bir kaydetmişizdir.
  13. Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
  14. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.
  15. Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
  16. Elçiler ise şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”
  17. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”
  18. Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”
  19. Elçiler de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler.
  20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”
  21. “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”
  22. “Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
  23. “O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”
  24. “O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”
  25. “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”
  26. Ona, “Cennete gir” denildi. O da, “Keşke kavmim bilseydi” dedi.
  27. “Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını.”
  28. Kendisinden sonra kavmi üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.
  29. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.
  30. Yazıklar olsun o kullara! Ne zaman kendilerine bir resul gelecek olsa onu alaya alırlardı.
  31. Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar artık kendilerine dönemezler.
  32. Onların hepsi de mutlaka toplanıp huzurumuza çıkarılacaklardır.
  33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.
  34. Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlar fışkırttık.
  35. Ki onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
  36. Allah ne yücedir ki, toprağın bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratmıştır.
  37. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.
  38. Güneş, kendine özgü bir durak noktasına doğru akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.
  39. Ayın dolaşımı için de konak yerleri belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.
  40. Ne Güneş Ay’a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
  41. Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.
  42. Biz, onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık.
  43. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar.
  44. Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar.
  45. Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde hiç aldırmazlar.
  46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.
  47. Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler.
  48. “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar.
  49. Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.
  50. Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
  51. Sura üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.
  52. Şöyle derler: “Eyvah bize! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.”
  53. Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.
  54. O gün hiçbir kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.
  55. Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.
  56. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar.
  57. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır.
  58. Çok merhametli Rabden onlara bir de sözlü “Selam” vardır.
  59. “Ey günahkârlar! Ayrılın bu gün!”
  60. Ey ademoğulları! Ben size, “Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır!” demedim mi?
  61. “Bana ibadet edin, dosdoğru yol budur!” demedim mi?
  62. “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?”
  63. “İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir.”
  64. “İnkar ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!”
  65. O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.
  66. Eğer dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?!
  67. Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de, ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi.
  68. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz. Hâlâ akıllarını kullanmıyorlar mı?
  69. Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.
  70. Diri olanları uyarsın ve kâfirlerin üzerine söz hak olsun diye indirilmiştir.
  71. Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.
  72. Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.
  73. Onlar için bu hayvanlarda yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
  74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilahlar edindiler.
  75. Onlar, ilâhlar için hazır asker oldukları hâlde, ilahlar onlara yardım edemezler.
  76. Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
  77. İnsan, bizim, kendisini az bir sudan yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.
  78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”
  79. De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”
  80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.
  81. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.
  82. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.
  83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı ne yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.

37 - SAFFAT SURESİ

  1. Andolsun saf saf dizilenlere.
  2. Haykırıp sürükleyenlere.
  3. O zikir okuyanlara.
  4. Ki, sizin ilahınız bir tek İlahtır.
  5. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Bütün doğuların da Rabbidir.
  6. Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.
  7. Ve onu, her inatçı ve asi şeytandan koruduk.
  8. O şeytanlar, melekler topluluğunun kelamını dinleyemezler, her taraftan kovulup atılırlar.
  9. Uzaklaştırılırlar. Ve onlar için kesintisiz bir azap vardır.
  10. Ancak kulak hırsızlığıyla birşey kapan olursa, onu da delip geçen bir alev izler.
  11. Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?” Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
  12. Hayır, sen şaşırıp kaldın, onlarsa alay edip duruyorlar.
  13. Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
  14. Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
  15. Ve diyorlar ki: “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”
  16. “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”
  17. “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”
  18. De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak diriltileceksiniz.”
  19. O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsınız ki hepsi dirilmiş, etraflarına bakınıyorlar.
  20. Şöyle diyecekler: “Eyvah bizlere! İşte bu din günüdür.”
  21. Onlara, “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür” denilir.
  22. Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın.”
  23. “Allah’tan başka taptıklarını. Hepsine cehennemin yolunu gösterin.”
  24. “Ve onları durdurun! Çünkü onlar, sorguya çekileceklerdir.”
  25. Onlara: “Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?” denilir.
  26. Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
  27. Birbirlerine dönüp sorarlar.
  28. Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”
  29. Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”
  30. “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz.”
  31. “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”
  32. “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”
  33. Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
  34. İşte biz suçlulara böyle yaparız.
  35. Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
  36. “Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı.
  37. Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, bütün peygamberleri de tasdik etmiştir.
  38. Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
  39. Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
  40. Ancak Allah’ın hâlis kulları başka.
  41. İşte onlar için belli bir rızık vardır.
  42. Türlü meyveler kendilerine ikram edilmektedir.
  43. Naim cennetlerinde.
  44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
  45. Çevrelerinde pınarlardan doldurulmuş kadehler dolaştırılır.
  46. Bembeyaz, içenlere lezzet sunan kadehler.
  47. Onda ne bir sersemletme vardır ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.
  48. Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
  49. Sanki onlar, saklı bir yumurta gibidirler.
  50. Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
  51. İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
  52. Derdi ki: “Sen gerçekten inananlardan mısın?”
  53. “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
  54. Konuşan o kimse, yanındakilere, “Şimdi onun ne hâlde olduğunu biliyor musunuz?” der.
  55. Derken bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
  56. Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”
  57. “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”
  58. “Nasıl, biz ölmeyecek miymişiz?”
  59. “İlk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”
  60. İşte bu büyük kurtuluştur.
  61. Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
  62. Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
  63. Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
  64. O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
  65. Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
  66. Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar.
  67. Sonra bunun üzerine onlar için kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
  68. Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
  69. Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.
  70. Kendileri de onların izlerinde koşturup gidiyorlar.
  71. Andolsun ki onlardan önce gelip geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.
  72. Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.
  73. Şimdi bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
  74. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları başka.
  75. Andolsun ki Nûh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel karşılık vermiştik.
  76. Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  77. Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
  78. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
  79. Bütün âlemler içinde selam olsun Nûh’a.
  80. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  81. Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.
  82. Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.
  83. Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.
  84. Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.
  85. Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”
  86. “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?”
  87. “O hâlde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”
  88. Derken yıldızlara bir göz attı.
  89. “Ben gerçekten hastayım” dedi.
  90. Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
  91. İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”
  92. “Ne diye konuşmuyorsunuz?”
  93. Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
  94. Bunun üzerine kavmi koşarak ona doğru geldi.
  95. İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”
  96. “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
  97. Kavmi, “Onun için bir bina yapın ve onu ateşe atın” dedi.
  98. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
  99. İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”
  100. “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”
  101. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
  102. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
  103. Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı üzerine yatırınca,
  104. Ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
  105. “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.”
  106. “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
  107. Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
  108. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
  109. Selam olsun İbrahim’e.
  110. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  111. Çünkü o mü’min kullarımızdandı.
  112. Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
  113. Onu da İshak’ı da bereketli kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
  114. Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.
  115. Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  116. Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
  117. Her ikisine de apaçık anlaşılan kitabı (Tevrat’ı) verdik.
  118. Onları doğru yola ilettik.
  119. Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.
  120. Selam olsun Mûsâ’ya ve Hârûn’a.
  121. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  122. Çünkü onların ikisi de bizim mü’min kullarımızdandı.
  123. Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
  124. Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  125. “O en güzel Yaratıcıyı bırakıp da Ba’l putuna mı tapıyorsunuz?”
  126. “Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı terk mi ediyorsunuz?”
  127. Onu yalanladılar. Bu yüzden onlar, azaba hazır olmuşlardır.
  128. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları başka.
  129. Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.
  130. Selam olsun İlyas’a.
  131. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  132. Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.
  133. Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
  134. Hani onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
  135. Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
  136. Sonra da diğerlerini helâk ettik.
  137. Muhakkak ki siz sabah onların yanından geçip gidiyorsunuz.
  138. Ve geceleyin de. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
  139. Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendir.
  140. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
  141. Gemidekilerle kura çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
  142. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
  143. Eğer o çok tespih edenlerden olmasaydı,
  144. Mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
  145. Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.
  146. Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
  147. Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
  148. Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
  149. Şimdi sen onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
  150. Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
  151. Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek derler ki,
  152. “Allah doğurdu. “ Hiç şüphesiz ki onlar yalancıdırlar.
  153. Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?
  154. Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
  155. Hiç düşünmüyor musunuz?
  156. Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
  157. O hâlde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
  158. Onlar, Allah ile cinler arasında da soy bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
  159. Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
  160. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları bunlar gibi değildir.
  161. Artık siz de, tapmakta olduklarınız da,
  162. O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyemezsiniz.
  163. Ancak cehennemde yanacaklar hariç.
  164. (Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.”
  165. “Şüphesiz, o saflar hâlinde dizilenler biziz.”
  166. “Şüphesiz o tespih edenler biziz.”
  167. Müşrikler şunu da söylüyorlardı:
  168. “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı.”
  169. “Elbette biz ihlaslı kullar olurduk.”
  170. Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler!
  171. Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
  172. “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
  173. “Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”
  174. O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
  175. Onları seyret. Yakında görecekler!
  176. Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
  177. Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
  178. Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
  179. Onları seyret. Yakında görecekler!
  180. Senin kudret ve şeref sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
  181. Bütün peygamberlere selam olsun!
  182. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

38 - SAD SURESİ

  1. Sâd. O şanlı, şerefli Kur’an’a andolsun.
  2. Fakat inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
  3. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
  4. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler “Bu, yalancı bir sihirbazdır”
  5. “İlahları bir tek ilâh mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!”
  6. İçlerinden ileri gelenler, “Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir.”
  7. “Biz bunu önceki milletlerden işitmedik! Bu ancak bir uydurmadır.”
  8. “O Kur’an içimizden ona mı indirildi?” diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Kur’an’ımdan şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
  9. Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
  10. Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Eğer öyleyse sebepler içinde yükselsinler.
  11. Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.
  12. Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun da peygamberleri yalanlamışlardı.
  13. Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlar da böyle gruplardı.
  14. Bunların hepsi, resulleri yalanlamaktan başka bir şey yapmadılar. Sonunda azabım hak oldu.
  15. Bunlar da ancak, bir an bile gecikmesi olmayan tek bir korkunç sesten başka bir şey beklemiyorlar.
  16. Müşrikler şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!”
  17. Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Davud’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  18. Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla birlikte tespih ederlerdi.
  19. Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tespih ederlerdi.
  20. Biz Davud’un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz etme yeteneği verdik.
  21. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.
  22. Hani Davud’un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Haksızlık etme. Bize orta yolu buldur” dediler.
  23. İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi. Ve tartışmada beni bastırdı.”
  24. Davud dedi ki: Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Davud, kendisini imtihan ettiğimizi zannederek Rabbinden af diledi. Eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.
  25. Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
  26. Ona dedik ki: “Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah yolundan sapanlar için hesap gününü unutmuş olmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.”
  27. Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin hâline!
  28. Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?
  29. Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
  30. Davud’a Süleyman’ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  31. Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.
  32. Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet Güneş battı.
  33. “Onları bana geri getirin” dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
  34. Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi.
  35. Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.
  36. Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.
  37. Binalar kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları,
  38. Zincirlere vurulmuş daha başkalarını da onun emrine verdik.
  39. “İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de dilediğine hesapsızca ver yahut verme” dedik.
  40. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
  41. Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.
  42. Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik.
  43. Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
  44. Bir de dedik ki: “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.” Gerçekten biz Eyyub’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  45. Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yâkup’u da an.
  46. Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile temizleyip ihlaslı kimseler kıldık.
  47. Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir.
  48. İsmail, el-Yesa’ ve Zülkifl’i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.
  49. İşte bu bir öğüttür. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
  50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
  51. Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.
  52. Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.
  53. İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
  54. İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
  55. Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de kötü bir gelecek vardır.
  56. Cehennem! Ona yaslanacaklar. Fakat o ne kötü bir döşektir.
  57. İşte bu, kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
  58. O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.
  59. “İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir.”
  60. O grup da, “Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!” der.
  61. Şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır.”
  62. Yine şöyle derler: “Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?”
  63. “Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa onları gözden mi kaçırdık?”
  64. Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.
  65. De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve kahhar olan Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.”
  66. “O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
  67. De ki: “Bu Kur’an, büyük bir haberdir.”
  68. “Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.”
  69. “Aralarında tartıştıkları sırada, yüce melekler topluluğuna dair benim hiçbir bilgim yoktu.”
  70. “Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor.”
  71. Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım.”
  72. “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için hemen secdeye kapanın.”
  73. Derken bütün melekler topluca secde ettiler.
  74. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
  75. Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.
  76. İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.
  77. Allah, şöyle dedi: “Öyle ise çık oradan, çünkü sen kovuldun.”
  78. “Şüphesiz benim lânetim din gününe kadar senin üzerinedir.”
  79. İblis, “Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi.
  80. Allah dedi ki: “Sen mühlet verilenlerdensin.
  81. “O bilinen güne kadar.”
  82. İblis, “Senin izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım.”
  83. “Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna” dedi.
  84. Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum.”
  85. “Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.”
  86. De ki: “Ben o Kur’an’a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum.”
  87. “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.”
  88. “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.”

39 - ZÜMER SURESİ

  1. Bu kitabın indirilişi, Aziz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
  2. Şüphesiz biz o kitabı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et.
  3. İyi bilin ki, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.
  4. Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, bundan uzaktır, yücedir. O, tek ve Kahhar olan Allah’tır.
  5. Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneş’i ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
  6. O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek, üç karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk yalnız O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
  7. Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Fakat kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü hakkıyla bilir.
  8. İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen ateş halkındansın!”
  9. Yoksa o, gece vakitlerinde, secde hâlinde ve ayakta ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden kimse gibi olur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.
  10. Bizim adımıza de ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar için bir iyilik vardır. Allah’ın yeryüzü geniştir. Sabredenlere mükafatları elbette hesapsız olarak verilir.”
  11. De ki: “Şüphesiz bana, dini Allah’a has kılarak O’na ibadet etmem emredildi.”
  12. “Bana, müslümanların ilki olmam da emredildi.”
  13. De ki: “Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.”
  14. De ki: “Ben dinimi Allah’a has kılarak sadece O’na ibadet ediyorum.”
  15. “Siz de Allah’tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.”
  16. Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının.
  17. Tağut’tan, ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelenler için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele!
  18. Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar, akıl sahipleridir.
  19. Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!
  20. Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için üst üste yapılmış köşkler vardır. Altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez.
  21. Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp hâline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.
  22. Allah, kimin göğsünü İslam’a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir. Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.
  23. Allah, sözün en güzelini, biri diğerine atıf yaparak tekrarlanan çift kutuplu bir hitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah’ın Zikri karşısında yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
  24. Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Zalimlere, “Kazandıklarınızı tadın” denir.
  25. Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi.
  26. Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti tattırdı. Elbette ki ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
  27. Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
  28. Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
  29. Allah, şöyle bir misal vermiştir: Bir adam ve birtakım ortakları var, hırçın hırçın çekişip duruyorlar. Bir de yalnız bir kişiye bağlı selamet içinde olan bir adam var. Bu ikisinin hâli hiç bir olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.
  30. Şüphesiz sen öleceksin, şüphesiz onlar da ölecekler.
  31. Sonra siz, muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.
  32. Kim, Allah’a karşı yalan uyduran ve kendisine geldiğinde, doğruyu yalanlayandan daha zalimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok?
  33. Doğruyu getiren ve onu tasdik edene gelince, işte onlar kötülükten korunanların ta kendileridir.
  34. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır.
  35. Allah onların geçmişte yaptıkları en kötü işleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeli ile mükafatlarını verecektir.
  36. Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.
  37. Allah, kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah güçlü ve intikam alıcı değil midir?
  38. Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım; Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”
  39. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Yakında bileceksiniz.”
  40. “Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini.”
  41. Biz sana kitabı insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.
  42. Allah, insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
  43. Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”
  44. De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”
  45. Allah, tek olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları anıldığında bakarsın sevinirler.
  46. De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan, gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.”
  47. Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için tümünü mutlaka fidye verirlerdi. Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır.
  48. Kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır.
  49. İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
  50. Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı.
  51. Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah’ı aciz bırakacak değillerdir.
  52. Bilmediler mi ki, Allah dilediğine rızkı açar ve kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  53. De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  54. Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
  55. Farkında olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.
  56. Ki, kişi, “Allah’a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim.” demesin.
  57. Yahut, “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin.
  58. Yahut azabı gördüğünde, keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin.
  59. “Hayır! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.”
  60. Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir. Büyüklük taslayanlar için cehennemde bir yer mi yok!?
  61. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.
  62. Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.
  63. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  64. De ki: “Ey cahiller! Siz bana Allah’tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?”
  65. Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.”
  66. Hayır, yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.
  67. Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü, bütün yeryüzü O’nun avucundadır. Gökler de O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.
  68. Sur’a üflenir, göklerdeki ve yerdeki herkes ölür. Ancak Allah’ın dilediği kimse müstesna. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bakıyorlar.
  69. Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir. Aralarında adaletle hüküm verilir. Onlara asla haksızlık edilmez.
  70. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
  71. İnkar edenler bölük bölük cehenneme sürülürler. Oraya geldiklerinde onun kapıları açılır ve bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran resuller gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.
  72. Onlara şöyle denir: “İçinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!”
  73. Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da bölük bölük cennete sevk edilirler. Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır. Oranın bekçileri onlara şöyle derler: “Selam olsun size! Tertemizsiniz. Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.”
  74. Onlar şöyle derler: “Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren Allah’a mahsustur. Bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennette istediğimiz yerde konaklıyoruz. Salih amel işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş!”
  75. Melekleri de Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Rablerini hamd ile tespih ederler. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” denilmiştir.

40 - MÜ'MİN SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Bu kitabın indirilişi, güçlü ve her şeyi bilen Allah tarafındandır.
  3. Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.
  4. Allah’ın âyetleri hakkında, inkâr edenlerden başkası tartışmaya girişmez. Onların şehirlerde gezip dolaşmaları seni aldatmasın.
  5. Onlardan önce Nûh’un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış!
  6. Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, “Onlar ateş halkıdır” sözü gerçekleşmiş oldu.
  7. Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.”
  8. “Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Gerçekten sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.”
  9. “Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır.”
  10. İnkar edenlere şöyle seslenilir: “Allah’ın gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana çağırılırdınız da inkâr ederdiniz.”
  11. Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı itiraf ediyoruz. Şimdi bir çıkış yolu var mı?”
  12. “Bu, sizin bir olan Allah’a çağırıldığınız zaman inkâr etmeniz, O’na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm yüce ve büyük olan Allah’a aittir.”
  13. O, size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ancak O’na yönelen, düşünüp ibret alır.
  14. O hâlde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin!
  15. O, dereceleri yükseltendir, Arş’ın sahibidir. Emrinden olan Ruh’u buluşma gününe karşı uyarmak için, kullarından dilediğine indirir.
  16. O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün mülk kimin? Tek ve Kahhar olan Allah’ın!
  17. Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün asla zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
  18. Onları yaklaşan güne karşı uyar! O gün yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.
  19. Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.
  20. Allah, hak ve adaletle hükmeder. Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  21. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.
  22. Bunun sebebi şu idi: Resulleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O, güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
  23. Andolsun Mûsâ’yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
  24. Firavun’a, Haman’a ve Karun’a. Onlar ise, “Bu çok yalancı bir sihirbazdır” dediler.
  25. Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın.” dediler . Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
  26. Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Mûsâ’yı öldüreyim. Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.”
  27. Mûsâ da, “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” dedi.
  28. Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.”
  29. “Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Fakat Allah’ın azabı bize gelip çatarsa, kim bize yardım eder? Firavun, “Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum” dedi.
  30. İman etmiş olan adam dedi ki: “Ey kavmim! Ben üzerinize, önceki toplulukların günü gibi bir günün gelmesinden korkuyorum.”
  31. “Nûh kavminin, Âd ve Semûd ‘un ve onlardan sonrakilerin durumu gibi. Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”
  32. “Ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o bağrışıp çağrışma gününden korkuyorum.”
  33. “Arkanıza dönüp kaçacağınız gün, sizi Allah’a karşı koruyacak kimse olmaz. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
  34. Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra asla peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.
  35. Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
  36. Firavun dedi ki: “Ey Haman! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim.”
  37. “Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Mûsâ’nın ilahının ne olduğunu anlarım. Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı tamamen boşa çıktı.
  38. O inanan kimse dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim.”
  39. “Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir.”
  40. “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.”
  41. “Ey kavmim! Bu ne hâl? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz.”
  42. “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana çağırıyorum.”
  43. “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler ateş halkının ta kendileridir.”
  44. “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.”
  45. Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azabın en kötüsü kuşattı.
  46. Ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecek.
  47. Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz?” derler.
  48. Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında hüküm vermiştir.”
  49. Ateşte olanlar cehennem bekçilerine derler ki: “Rabbinize yalvarın bir gün bizden azabı hafifletsin.”
  50. Bekçiler derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin yalvarması boşunadır.
  51. Şüphesiz ki, elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.
  52. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.
  53. Andolsun biz Mûsâ’ya hidayeti verdik ve İsrailoğullarına kitabı miras bıraktık.
  54. O, temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir öğüttür.
  55. Öyleyse sabret! Allah’ın vaadi şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ederek tespih et!
  56. Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya; onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  57. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  58. Kör ile gören bir olmaz. İman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
  59. Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.
  60. Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”
  61. Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve gösterici olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
  62. İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz?
  63. Allah’ın âyetlerini inkâr etmekte olanlar, işte böyle döndürülürler.
  64. Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi şekillendirdi, şekillerinizi de güzel yaptı. Ve size güzel, temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
  65. O, diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse dini yalnızca Allah’a hâlis kılanlar olarak O’na dua edin. Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur.
  66. De ki: “Rabbimden bana apaçık deliller gelince, Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana, âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi.”
  67. O, sizi topraktan, sonra az bir sudan, sonra “alaka”dan yaratan, sonra sizi çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O’dur. Umulur ki düşünürsünüz.
  68. O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir.
  69. Allah’ın âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar?
  70. Onlar, kitabı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Yakında bilecekler!
  71. O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu hâlde sürükleneceklerdir.
  72. Kaynar su içinde! Sonra da ateşte yakılacaklardır.
  73. Sonra da onlara: “Nerede o ortak koştuklarınız?” denilecek.
  74. O Allah’tan başka! Onlar da diyecekler ki: “Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz. İşte Allah, o kâfirleri böyle şaşırtır.”
  75. Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür.
  76. Ebedi kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!
  77. Sen sabret! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, seni vefat ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.
  78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, onlardan anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.
  79. Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.
  80. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
  81. Allah, size âyetlerini gösteriyor. Allah’ın hangi âyetlerini inkâr edersiniz?
  82. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.
  83. Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar. Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.
  84. Azabımızı gördükleri zaman dediler ki: “Yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik.”
  85. Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri süregelen kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar.

41 - FUSSİLET SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Bu Kur’an Rahman, Rahim olan Allah tarafından indirilmiştir.
  3. Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.
  4. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler.
  5. Dediler ki: “(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O hâlde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız.”
  6. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilahınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!”
  7. Onlar zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkâr ederler.
  8. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükafat vardır.
  9. De ki: “Siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.”
  10. O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bolluk ve bereket meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
  11. Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.
  12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.
  13. Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.”
  14. Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından gelmiş, Allah’tan başkasına kulluk etmeyin” demişler, onlar da, “Eğer Rabbimiz dileseydi melekler indirirdi. Bu sebeple, biz sizinle gönderilenleri inkâr ediyoruz” demişlerdi.
  15. Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.
  16. Biz de onların üzerine, o uğursuz günlerde dondurucu bir rüzgar gönderdik. Bunu onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için yaptık. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
  17. Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu göstermiştik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azap yıldırımı onları yakaladı.
  18. İnananları ve Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
  19. O gün Allah’ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.
  20. Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.
  21. Onlar derilerine, “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. Derileri de der ki; “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz.”
  22. “Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.”
  23. “İşte, Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi mahvetti. “Böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz.”
  24. Şimdi eğer dayanabilirlerse, artık cehennem onların yeridir! Yok eğer özür dileyip hoşnutluk isterlerse, artık onlar hoşnut edilecek değildirler.
  25. Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.
  26. İnkar edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın.”
  27. İnkar edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.
  28. İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi inkâr etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
  29. İnkarcılar şöyle derler: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar.”
  30. Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin.”
  31. “Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.”
  32. “Gafur ve Rahim olan Allah’tan bir ikram olarak.”
  33. Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?
  34. İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.
  35. Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.
  36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  37. Gece, gündüz, Güneş ve Ay Allah’ın varlığının delillerindendir. Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin. Eğer gerçekten Allah’a ibadet edecekseniz.
  38. Eğer onlar büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz O’nu tespih ederler ve hiç usanmazlar.
  39. Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
  40. Âyetlerimiz konusunda doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O hâlde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  41. Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır.
  42. Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
  43. Sana ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.
  44. Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?” derlerdi. De ki: “O, inananlar için bir hidayet ve şifadır.” İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. Sanki onlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.
  45. Andolsun! Biz, Mûsâ’ya kitabı vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi, mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
  46. Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara zulmedici değildir.
  47. Kıyamet saatine ilişkin bilgi, Allah’a bırakılır. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.”
  48. Daha önce yalvardıkları onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
  49. İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.
  50. Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka “Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Andolsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz. Ve andolsun, onlara mutlaka ağır azaptan tattıracağız.
  51. İnsana bir nimet verdiğimizde yüz çevirir ve büyüklük taslar. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.
  52. De ki: “Ne dersiniz? Eğer o Kur’an Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?”
  53. Varlığımızın delillerini, ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şahit olması yetmez mi?
  54. İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.

42 - ŞURA SURESİ

  1. Ha, Mim.
  2. Ayn, Sin, Kaf.
  3. Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.
  4. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O, yücedir, büyüktür.
  5. Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp parçalanacaklar. Melekler de Rablerini hamd ile tespih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Allah’tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
  7. Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
  8. Allah dileseydi, onları bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur.
  9. Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar mı edindiler? Hâlbuki gerçek dost Allah’tır. O, ölüleri diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  10. Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir. İşte Rabbim olan Allah budur! Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum.
  11. O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler yaratmıştır. Hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu düzen içinde sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
  12. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. O, her şeyi bilendir.
  13. O size, dinden Nûh ‘a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Mûsâ’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi kanun yaptı. Şöyle ki: “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” Fakat senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni hidayete erdirir.
  14. Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
  15. İşte bunun için sen davet et! Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma. Ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş ancak O’nadır.”
  16. Allah’ın çağrısına uyulduktan sonra O’nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında batıldır. Onların üzerinde bir gazap vardır ve şiddetli azap onlaradır.
  17. Allah, hak olarak kitabı ve mizanı indirendir. Ne bilirsin, belki de o saat yakındır.
  18. Ona inanmayanlar, onun çabucak gelmesini isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, o saat hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
  19. Allah, kullarına çok lütufkardır. Dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, yücedir.
  20. Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz. Fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
  21. Yoksa onların, Allah’ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zalimler için elem dolu bir azap vardır.
  22. Sen, zalimlerin yaptıkları şeyler tepelerine inerken korku ile titrediklerini göreceksin. İnanıp yararlı işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur.
  23. İşte bu, Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
  24. Yoksa “Yalan uydurup Allah’a iftira etti” mi diyorlar? Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah batılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilendir.
  25. O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
  26. Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kâfirler için ise şiddetli bir azap vardır.
  27. Allah, kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.
  28. O, insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, gerçek dosttur, övülmeye layık olandır.
  29. Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.
  30. Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
  31. Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Sizin için Allah’tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.
  32. Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O’nun varlığının delillerindendir.
  33. O, dilerse rüzgarı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
  34. Yahut yaptıklarından dolayı onları helâk eder ve birçoğunu da affeder.
  35. Allah, böyle yapar ki, âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
  36. Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. İnanıp Rablerine tevekkül edenler için Allah katında bulunan ise daha hayırlı, daha kalıcıdır.
  37. Onlar, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar.
  38. Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.
  39. Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.
  40. Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür. Fakat kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükafatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.
  41. Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimselerin aleyhine bir yol yoktur.
  42. Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
  43. Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
  44. Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördükleri zaman, o zalimleri bir görsen; “Dönmek için bir yol var mı?” derler.
  45. Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zalimler, sürekli bir azap içindedirler.
  46. Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur.
  47. Allah’tan, geri çevrilmesi imkansız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de inkâr edebilirsiniz!
  48. Eğer yüz çevirirlerse, biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir. Fakat elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.
  49. Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.
  50. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir. Dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
  51. Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  52. İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun.
  53. Göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.

43 - ZUHRUF SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Apaçık kitaba andolsun ki,
  3. İyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
  4. Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.
  5. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’an’la uyarmaktan vaz mı geçelim?
  6. Hâlbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik.
  7. Onlar da kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
  8. Biz, onlardan daha güçlü olanları da helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti!
  9. Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen yarattı” diyeceklerdir.
  10. O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir.
  11. O, gökten bir ölçüye göre su indirendir. Biz onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz de, böyle diriltileceksiniz.
  12. Allah bütün çiftleri yaratmıştır.
  13. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir. Ki siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: “Bunlara bizim için boyun eğdiren ne yücedir, yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık.
  14. “Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.”
  15. Böyle iken kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.
  16. Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı?
  17. Onlardan biri, Rahman’a isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.
  18. Süs içinde yetiştirilip de mücadelede kendisini savunamayanı mı Allah’a yakıştırıyorlar?
  19. Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
  20. “Eğer Rahman dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik” dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
  21. Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?
  22. Hayır! Onlar sadece, “Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz” dediler.
  23. İşte böyle, senden önce hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, oranın şımarık zenginleri şöyle demişlerdir: “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz.”
  24. “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlar, “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz” dediler.
  25. Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu!
  26. Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”
  27. “Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz O, beni doğru yola iletecektir.”
  28. İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.
  29. Doğrusu ben bunları da babalarını da, faydalandırıp geçindirdim. Kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar.
  30. Fakat kendilerine hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.
  31. “Bu Kur’an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!” dediler.
  32. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
  33. Eğer insanlar küfürde birleşen tek bir ümmet olacak olmasalardı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerine mutlaka gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
  34. Evlerine kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
  35. Ve nice süsler verirdik. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçici malından ibarettir. Rabbinin katındaki ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır.
  36. Kim, Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
  37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.
  38. Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Sen ne kötü arkadaşmışsın!” der.
  39. “Onlara, bu temenniniz bugün size hiçbir fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.
  40. Sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?
  41. Ya biz seni alır götürürüz de, onlardan intikam alırız.
  42. Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter.
  43. Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.
  44. Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.
  45. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahman’dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?
  46. Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
  47. Mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!
  48. Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Belki dönerler diye onları azaba uğrattık.
  49. “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler.
  50. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.
  51. Firavun, kavmine seslendi. Dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor. Hâlâ görmüyor musunuz?”
  52. “Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?”
  53. “Ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?”
  54. Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O’na itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.
  55. Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan intikam aldık, hepsini suda boğduk.
  56. Onları, sonradan gelecekler için geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.
  57. Meryem oğlu İsa bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.
  58. “Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?” dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.
  59. İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.
  60. Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.
  61. Şüphesiz o, kıyametin bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.
  62. Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
  63. İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  64. Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin. İşte bu doğru bir yoldur.
  65. Aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azabından vay o zulmedenlerin hâline!
  66. Onlar, hiç farkında değillerken kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?
  67. O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.
  68. “Ey kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.”
  69. Onlar, âyetlerimize iman edip müslüman olmuşlardı.
  70. “Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete girin.”
  71. Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
  72. İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size miras verilen cennettir.
  73. Orada sizin için bol bol meyve var, onlardan yersiniz.
  74. Şüphesiz suçlular cehennem azabında sürekli kalacaklardır.
  75. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.
  76. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zalim idiler.
  77. “Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin” diye seslenirler. O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der.
  78. Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
  79. Yoksa bir işe kesin karar mı verdiler? Şüphesiz biz de kararlıyız.
  80. Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil! Yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.
  81. De ki: “Eğer Rahman’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.”
  82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.
  83. Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.
  84. O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilâh olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
  85. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatinin bilgisi yalnız O’nun katındadır. Siz O’na döndürüleceksiniz.
  86. O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
  87. Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?
  88. Onun, “Ya Rabbi!” demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.
  89. Artık sen onlara aldırma ve “Size selam olsun” de. Yakında bilecekler!

44 - DUHAN SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Apaçık olan Kitap’a andolsun ki,
  3. Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
  4. O gecede her hikmetli iş ayrılır.
  5. Katımızdan bir emir olarak. Muhakkak ki biz, resuller göndeririz.
  6. Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
  7. O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız.
  8. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
  9. Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
  10. Artık sen göğün açık bir duman getireceği günü bekle.
  11. O duman insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.
  12. İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.
  13. Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir resul gelmişti.
  14. Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler.
  15. Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.
  16. Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
  17. Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir elçi gelmişti.
  18. O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir elçiyim.”
  19. “Allah’a karşı büyüklük taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.”
  20. “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”
  21. “Bana inanmıyorsanız benden uzak durun.”
  22. Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkar bir toplumdur” diye seslendi.
  23. Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.”
  24. “Denizi açık hâlde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.”
  25. Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
  26. Nice ekinler, nice güzel konaklar!
  27. Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
  28. İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.
  29. Gök ve yer onların ardından ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi.
  30. Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık;
  31. Firavun’dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
  32. Andolsun, biz onları bir ilim üzere âlemlere üstün kıldık.
  33. Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
  34. Bunlar ise diyorlar ki:
  35. “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”
  36. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, atalarımızı getirin.”
  37. Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.
  38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
  39. Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmezler.
  40. Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.
  41. O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
  42. Yalnız, Allah’ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
  43. Şüphesiz, zakkum ağacı,
  44. Günahkarların yemeğidir.
  45. Erimiş maden gibi, karınlarda kaynar.
  46. Kaynar suyun kaynaması gibi.
  47. “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.”
  48. “Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”
  49. “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?”
  50. “İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!”
  51. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.
  52. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
  53. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.
  54. İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
  55. Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.
  56. Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.
  57. Rabbinden bir lütuf olarak. İşte bu büyük başarıdır.
  58. Biz o Kur’an’ı senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
  59. Artık sen bekle! Onlar da beklemektedirler.

45 - CASİYE SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Kitabın indirilmesi, Aziz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
  3. Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için nice deliller vardır.
  4. Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır.
  5. Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları evirip çevirmesinde, aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
  6. İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
  7. Her günahkar yalancının vay hâline!
  8. Kendisine Allah’ın âyetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!
  9. Âyetlerimizden bir şey öğrenince onu alaya alır. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!
  10. Arkalarında da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler, onlara hiçbir yarar sağlamaz. Allah’tan başka edindikleri veliler de. Onlar için büyük bir azap vardır.
  11. İşte bu Kur’an bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise elem dolu çok kötü bir azap vardır.
  12. Allah O’dur ki, denizi size boyun eğdirdi, O’nun emri ile hem denizde gemiler hareket etsin, hem de lütfundan arayasınız diye. Umulur ki şükredersiniz.
  13. O, göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
  14. İnananlara söyle, Allah’ın günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar ki, Allah herhangi bir topluma kazandığının karşılığını versin.
  15. Kim salih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
  16. Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.
  17. Onlara emrimizi bildiren deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir.
  18. Sonra da seni bu emirden bir şeriat üzerine kıldık. Sen ona uy. Bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.
  19. Çünkü onlar, Allah’a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.
  20. Bu Kur’an, insanlar için kalp gözleri, kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir.
  21. Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
  22. Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır; herkese kazandığının karşılığı verilsin diye. Onlara haksızlık edilmez.
  23. Nefsinin arzusunu ilâh edineni, Allah’ın, bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?
  24. Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.
  25. Onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, babalarımızı getirin” demek oldu.”
  26. De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, fakat insanların çoğu bilmezler.
  27. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
  28. O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. “Bugün yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.”
  29. İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı yazıyorduk.
  30. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.
  31. İnkar edenlere gelince, onlara şöyle denir: “Âyetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir kavim olmuş değil miydiniz?”
  32. “Şüphesiz, Allah’ın vaadi gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; dediniz ki: “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz.”
  33. Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.
  34. Onlara şöyle denir: “Siz nasıl bugüne kavuşacağınızı unuttuysanız, bugün de biz sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur.”
  35. “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.
  36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
  37. Göklerde ve yerde büyüklük O’na aittir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

46 - AHKAF SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Kitabın indirilişi, üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
  3. Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
  4. De ki: “Allah’tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana! Eğer doğru söyleyenler iseniz.”
  5. Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların yalvarmalarından habersizdirler.
  6. İnsanlar toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların kendilerine tapmalarını da inkâr ederler.
  7. Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, kendilerine gelen hakkı inkâr edenler, “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.
  8. Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  9. De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
  10. De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerine şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”
  11. İnkar edenler, inananlar için; “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler.
  12. Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, zulmedenleri uyarmak, güzel davrananları müjdelemek için Arap dili ile indirilmiş öncekileri tasdik eden bir kitaptır.
  13. “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.
  14. Onlar cennetliklerdir. Yaptıklarına karşılık olarak, orada sürekli kalacaklardır.
  15. Biz, insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, Senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.”
  16. İşte onlar, yaptıklarının en iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız cennet halkı arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.
  17. Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın vaadi gerçektir” diyorlar, O da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.
  18. İşte onlar, kendilerine azap sözü hak olmuş kimselerdir. Kendilerinden önce gelip geçen cin ve insan toplulukları arasında bulunacaklardır. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır.
  19. Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah’ın onlara yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi için. Kendilerine asla haksızlık edilmez.
  20. İnkar edenler ateşe sunuldukları gün, “Siz dünya hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz. Onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” denir.
  21. Âd kavminin kardeşini an! O, kendinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçtiği Ahkaf’ta, toplumunu şöyle uyarmıştı: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Gerçek şu ki, ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.”
  22. Onlar ise, “Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir. Eğer doğru söyleyenlerden isen” dediler.
  23. Hûd, “Bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum” dedi.
  24. O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır” dedi.
  25. “O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder.” Derken o hâle geldiler ki, evlerinden başka bir şey görünmez oldu! İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
  26. Andolsun, size vermediğimiz servet ve kuvveti onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
  27. Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
  28. Allah’ı bırakıp O’na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanları ve uydurup durdukları şeydir.
  29. Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
  30. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.”
  31. “Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın.”
  32. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
  33. Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet! Şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  34. İnkar edenlere, ateşe sunuldukları gün, “Bu gerçek değil miymiş?” denir. Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş” derler. Allah, “Öyle ise inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!” der.
  35. O hâlde azim sahibi elçilerin sabrettikleri gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.

47 - MUHAMMED SURESİ

  1. İnkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.
  2. İman edip salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- iman edenlerin ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir.
  3. Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte böylece Allah, insanlara kendi misallerini anlatır.
  4. İnkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın. Artık bundan sonra ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
  5. Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.
  6. Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.
  7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
  8. İnkar edenlere gelince, artık yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır.
  9. Bu, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah’ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.
  10. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkar edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.
  11. Bu, Allah’ın inananların yardımcısı olması, inkar edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır.
  12. Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkar edenler ise dünyada zevk edip geçinirler. Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir.
  13. Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler vardı ki, biz onları helâk ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.
  14. Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir?
  15. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
  16. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman alay ederek, kendilerine bilgi verilmiş olanlara, “Az önce ne söyledi?” derler. İşte bunlar, Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.
  17. Hidayete erenlere gelince, Allah onların hidayetini artırır. Onların Allah’a karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.
  18. Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir. Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?
  19. Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkeklerin ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.
  20. İnananlar, “Keşke bir sure indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.
  21. İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.
  22. Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?
  23. İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.
  24. Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?
  25. Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.
  26. Bu, münafıkların, Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere, “Bazı işlerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Allah, onların gizlice konuşmalarını bilir.
  27. Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vura vura canlarını alırken hâlleri nasıl olacak?!
  28. Bu, Allah’ı gazaplandıran şeylere uydukları ve O’nun hoşnut olduğu şeyleri beğenmedikleri içindir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.
  29. Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
  30. Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun, sen onları, konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah, yaptıklarınızı bilir.
  31. Andolsun, içinizden, cihat edenleri ve sabredenleri bilinceye kadar sizi deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.
  32. İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Resul’e karşı gelenler hiçbir şekilde Allah’a zarar veremezler. Allah, onların amellerini boşa çıkaracaktır.
  33. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.
  34. İnkar eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.
  35. Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz hâlde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
  36. Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı istemez.
  37. Eğer onları sizden isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
  38. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.

48 - FETİH SURESİ

  1. Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.
  2. Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.
  3. Ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım eder.
  4. O, mü’minlerin kalplerine huzur indirdi ki, imanlarına iman katsınlar. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  5. Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.
  6. Ve münafık erkek ve kadınlara, müşrik erkek ve kadınlara azap etsin. Onlar ki, Allah’a kötü zan ile zanda bulundular. Kötülük çemberi tepelerine insin! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!
  7. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  8. Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
  9. Ki Allah’a ve resulüne inanasınız, O’nu destekleyesiniz, O’nu yüce bilesiniz ve sabah akşam O’nu tespih edesiniz diye.
  10. Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükafat verecektir.
  11. Bedevilerin geri bırakılanları sana şöyle diyecekler: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile.” Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
  12. Siz aslında, Resul’ün ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helakı hak eden bir kavim oldunuz.
  13. Kim Allah’a ve resulüne inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık.
  14. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  15. Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Hayır, onlar pek az anlarlar.
  16. Bedevilerin geri bırakılanlarına de ki: “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.”
  17. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.
  18. Andolsun o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, mü’minlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır.
  19. Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükafatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  20. Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. Ki, bunlar mü’minler için bir ibret olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
  21. Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği ama Allah’ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kadirdir.
  22. İnkar edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.
  23. Bu, Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunudur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
  24. O, Mekke’nin göbeğinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  25. Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, Allah, savaşı önlemezdi. Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkârcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.
  26. Hani inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, resulüne ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna layık ve ehil idiler. Allah herşeyi bilendir.
  27. Andolsun, Allah, resulünün rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi. Ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.
  28. O, resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir ki, o dini tüm dinlere üstün kılsın. Şahit olarak Allah yeter.
  29. Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. İşte onların, Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sapları üzerinde doğrulup boy atmış ki bu, ekicilerin hoşuna gider. Allah böyle yapar ki, onunla kâfirleri öfkelendirsin. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

49 - HUCURAT SURESİ

  1. Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulü’nün önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
  2. Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözü bağırırcasına söylemeyin, yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
  3. Allah resulünün huzurunda seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah’ın, gönüllerini takva için imtihan ettiği kişilerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  4. Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.
  5. Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Ey iman edenler! Eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
  7. Bilin ki, aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarı, fasıklığı ve isyanı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir.
  8. Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  9. Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.
  10. Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
  11. Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
  12. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
  13. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
  14. Bedeviler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. Ancak ‘Müslüman’ olduk” deyin. “Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Resulü’ne itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  15. İman edenler ancak, Allah’a ve Resulü’ne inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
  16. De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”
  17. İslam’a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: “Müslümanlığınızla bana minnet etmeyin. Bilakis size doğru yolu gösterdiği için Allah sizi minnet altında tutar, eğer samimi iseniz.”
  18. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

50 - KAF SURESİ

  1. Şerefli Kur’an’a andolsun ki,
  2. Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler, “Bu şaşılacak bir şey” dediler.
  3. “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzak bir dönüştür.”
  4. Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda herşeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap vardır.
  5. Hayır, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir hâldedirler.
  6. Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.
  7. Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
  8. Bütün bunları, Allah’a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek için yaptık.
  9. Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
  10. Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
  11. Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. Kabirlerden çıkışınız da işte böyledir.
  12. Onlardan önce Nûh ‘un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
  13. Âd, Firavun ve Lût’un kardeşleri de.
  14. Eyke halkı ile Tübba’ kavmi de. Bunların her biri resulleri yalanlamışlardı da tehdidim üzerlerine hak olmuştu.
  15. Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik? Doğrusu onlar, yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.
  16. Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
  17. Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek herşeyi kaydetmektedir.
  18. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.
  19. Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” denir.
  20. Sur’a üfürülmüştür. İşte bu, geleceği vaadedilen gündür.
  21. Herkes yanında bir sevk edici, bir de şahit ile beraber gelir.
  22. Ona, “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir” denir.
  23. Beraberindeki melek, “İşte yanımdaki hazır” der.
  24. (Allah, şöyle der:) Siz, ikiniz! Atın Cehenneme her bir inatçı kâfiri!
  25. “Hayra engel olanı, haddini aşanı, şüpheciyi!”
  26. “Allah ile beraber, başka bir ilâh edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!”
  27. Arkadaşı (olan şeytan) der ki: “Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi.”
  28. Allah buyurur: “Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim.”
  29. “Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.”
  30. O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “Daha var mı?” der.
  31. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
  32. İşte bu o size va’dolunan; her tövbekara, görevine riayet edene,
  33. Görmediği hâlde Rahman’dan korkan ve O’na teslim olmuş bir kalp ile gelen kimselere.
  34. “Oraya selametle girin. İşte bu, ebedilik günüdür.”
  35. Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
  36. Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helâk ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?
  37. Muhakkak ki bunda, kalbi olan veya hazır bulunup da kulak veren kimseler için elbette bir öğüt vardır.
  38. Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.
  39. O hâlde onların söylediklerine sabret ve Güneş’in doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.
  40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu tespih et.
  41. Çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
  42. O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.
  43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.
  44. O gün yer, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. İşte bu, sadece bize göre kolay bir toplanmadır.
  45. Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.

51 - ZARİYAT SURESİ

  1. Tozutup savuranlara,
  2. Ağırlık taşıyanlara,
  3. Kolayca akıp gidenlere,
  4. Sonra işleri paylaştıranlara andolsun ki,
  5. O size vaad olunan elbette doğrudur.
  6. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
  7. Yollara sahip göğe andolsun ki,
  8. Muhakkak siz, çelişkili sözler söylüyorsunuz.
  9. Ondan çevrilen çevrilir.
  10. Kahrolsun o yalancılar!
  11. Ki onlar, cehalete bürünmüş gafillerdir.
  12. “Din günü ne zaman?” diye sorarlar.
  13. O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
  14. Onlara, “Tadın azabınızı! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur” denilecek.
  15. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
  16. Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce de güzel davranırlardı.
  17. Onlar, geceleri pek az uyurlardı.
  18. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
  19. Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
  20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
  21. Ve kendi nefislerinizde de. Hâlâ görmüyor musunuz?
  22. Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.
  23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz o, sizin konuşmanız gibi gerçektir.
  24. İbrahim’in ikram edilen konuklarının haberi sana geldi mi?
  25. Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selam olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selam olsun” demiş, içinden, “Bunlar tanınmayan bir topluluk” demişti.
  26. Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, semiz bir buzağı getirdi.
  27. Onu önlerine koydu. “Yemez misiniz?” dedi.
  28. Onlardan korkmaya başladı. Onlar, “Korkma” dediler. Ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
  29. Bunun üzerine karısı bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak, “Ben kısır bir kocakarıyım” dedi.
  30. Onlar dediler ki: “Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.”
  31. İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?” dedi.
  32. Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme gönderildik;”
  33. “Üzerlerine balçıktan taşlar yağdırmak için,”
  34. “Rabbin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş taşlar.”
  35. Orada, mü’minlerden kim varsa çıkardık.
  36. Zaten orada bir ev halkından başka müslüman da bulamadık.
  37. Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.
  38. Mûsâ’da da ibretler vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
  39. O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi.
  40. Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise, kendini kınıyordu.
  41. Âd kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.
  42. Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
  43. Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, “Bir süreye kadar faydalanın bakalım” denmişti.
  44. Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
  45. Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de kendilerine yardım eden oldu.
  46. Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.
  47. Göğü kudretimizle biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
  48. Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
  49. Herşeyden iki çift yarattık; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.
  50. O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
  51. Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
  52. İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir elçi gelmemişti ki, “O bir büyücüdür” yahut “Bir delidir” demiş olmasınlar.
  53. Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.
  54. Öyleyse onlardan yüz çevir; artık sen, kınanacak değilsin.
  55. Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatıp öğüt vermek mü’minlere fayda verir.
  56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
  57. Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Beni yedirip doyurmalarını da istemiyorum.
  58. Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.
  59. Artık gerçekten, zulmedenler için, geçmişteki arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu haldeazabımı acele istemesinler.
  60. Vaad edildikleri günlerinden dolayı vay o kâfirlerin hâline!

52 - TUR SURESİ

  1. Tur’a,
  2. Satır satır yazılmış kitaba;
  3. Yayılmış ince deri üzerine.
  4. Beyt-i Ma’mur’a,
  5. Yükseltilmiş tavana,
  6. Ve kabaran denize andolsun ki,
  7. Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
  8. Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur.
  9. O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır.
  10. Dağlar yürüdükçe yürür.
  11. İşte o gün, yalanlayanların vay hâline.
  12. Ki onlar, boş şeylere dalıp oynuyorlardı.
  13. O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılırlar.
  14. “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur.”
  15. “Bu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz?”
  16. “Girin oraya! İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor.”
  17. Şüphesiz ki sakınanlar cennetlerde ve nimetler içindedirler.
  18. Rablerinin kendilerine verdikleri ile sevinçli ve mutludurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
  19. Afiyetle yiyin, için! Yaptıklarınıza karşılık olarak.
  20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ve biz onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
  21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.
  22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
  23. Orada bir kadeh tokuştururlar ki, içinde ne bir boş laf vardır, ne de günaha sokma.
  24. Kendilerine ait hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Sanki onlar, sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
  25. Birbirlerine dönüp soruşurlar:
  26. Derler ki: “Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken korkardık.”
  27. “Allah da bize lütufta bulundu ve bizi iliklere işleyen azaptan korudu.”
  28. “Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir.”
  29. O hâlde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kahinsin, ne de bir mecnun.
  30. Yoksa onlar, “O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar?
  31. Onlara de ki: “Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
  32. Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
  33. Yoksa, “Onu kendisi uydurup söyledi” mi diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.
  34. Haydi onun gibi bir söz getirsinler, eğer sözlerinde samimi iseler.
  35. Yoksa onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
  36. Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.
  37. Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hâkim olan kendileri midir?
  38. Yoksa onların, üzerine çıkıp dinledikleri merdivenleri mi var? Eğer böyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
  39. Yoksa kızlar O’na da, oğullar size mi?
  40. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?
  41. Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?
  42. Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkâr edenlerin kendileridir.
  43. Yoksa onların Allah’tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
  44. Gökten düşmekte olan parçalar görseler, “Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır” derler.
  45. Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hâllerine bırak.
  46. O gün, tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermez, onlara yardım da edilmez.
  47. Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.
  48. Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
  49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O’nu tespih et.

53 - NECM SURESİ

  1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
  2. Arkadaşınız sapmadı ve azmadı.
  3. O, nefis arzusu ile konuşmaz.
  4. Söyledikleri, ancak kendisine indirilen bir vahiydir.
  5. Bunu ona mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti.
  6. O üstün yetenekli melek doğruldu.
  7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
  8. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
  9. Araları iki yay kadar veya daha yakın oldu.
  10. Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
  11. Kalp, gördüğünü yalanlamadı.
  12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
  13. Andolsun ki onu başka bir inişinde de görmüştü.
  14. Sidretü’l-Münteha’nın yanında.
  15. Me’va cenneti de onun yanındadır.
  16. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
  17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
  18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
  19. Gördünüz mü o Lat ve Uzza’yı?
  20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menat’ı.
  21. Erkek size, dişi Allah’a mı?
  22. Öyle ise bu, insafsızca bir taksim!
  23. Onlar ancak sizin ve atalarınızın taktığı isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.
  24. Yoksa insan, her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?
  25. Oysa, ahiret de dünya da Allah’ındır.
  26. Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.
  27. Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
  28. Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
  29. Öyle ise bizim zikrimizden yüz çevirenden sen de yüz çevir. Dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden de.
  30. İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri budur. Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.
  31. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması içindir.
  32. Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da en iyi bilendir ve analarınızın karnında ceninler iken de. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. O, kimin sakındığını en iyi bilendir.
  33. Şimdi gördün mü o yüz çevireni?
  34. Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
  35. Acaba gaybın bilgisi onun yanındadır da onları kendisi mi görüyor?
  36. Yoksa Mûsâ’nın sayfalarında olanlar ona haber verilmedi mi?
  37. Ve çok vefalı İbrahim’in sayfalarında olanlar?
  38. Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.
  39. İnsan için çalıştığından başkası yoktur.
  40. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
  41. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.
  42. Şüphesiz en son varış Rabbinedir.
  43. Şüphesiz güldüren de, ağlatan da O’dur.
  44. Şüphesiz öldüren de, dirilten de O’dur.
  45. Şüphesiz erkeği ve dişiyi çiftler hâlinde yaratan O’dur;
  46. Atıldığı zaman bir nutfeden.
  47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.
  48. Şüphesiz zengin eden de, yoksul kılan da O’dur.
  49. Şüphesiz O, Şi’ra yıldızının Rabbidir.
  50. Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.
  51. Ve Semûd ‘u da bırakmadı.
  52. Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
  53. Altı üstüne gelen kasabaları da O, yerin dibine geçirdi.
  54. Onların başına getireceğini getirdi!
  55. O hâlde Rabbinin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun?
  56. Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
  57. Yaklaşmakta olan yaklaştı.
  58. Onu Allah’tan başka açacak kimse yoktur.
  59. Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?
  60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
  61. Ve siz gaflet içinde oyalanıyorsunuz!
  62. Artık secdeye varın, Allah’a kulluk edin.

54 - KAMER SURESİ

  1. Saat yaklaştı ve ay yarıldı.
  2. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.
  3. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Oysa her iş kararlaştırılmıştır.
  4. Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.
  5. Bunlar üstün bir hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!
  6. Artık sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
  7. Gözler zillet ve dehşetten düşmüş olarak kabirlerinden çıkarlar; tıpkı etrafa serpilen çekirgeler gibi.
  8. Davetçiye doğru koşarlarken, kâfirler, “Bu zor bir gün” derler.
  9. Onlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanladılar ve “Bu bir delidir” dediler, onu görevinden alıkoydular.
  10. O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua etti.
  11. Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
  12. Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
  13. Biz Nûh’u, çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
  14. Nankörlük edilen kulumuza bir mükafat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
  15. Andolsun, biz onu bir ibret olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?
  16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  17. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  18. Âd kavmi de yalanlamıştı. Azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
  19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
  20. İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
  21. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  22. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  23. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.
  24. Dediler ki: “İçimizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.”
  25. “Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir.”
  26. Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!
  27. “Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret.”
  28. “Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.”
  29. Derken, arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.
  30. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  31. Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
  32. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  33. Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.
  34. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lût ailesini, seher vaktinde kurtardık.
  35. Katımızdan bir nimet olarak, şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.
  36. Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.
  37. Andolsun, onlar onun misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
  38. Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
  39. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
  40. Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  41. Andolsun, Firavun’un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
  42. Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalayışıyla yakaladık.
  43. Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?
  44. Yoksa onlar, “Biz yardımlaşan güçlü bir topluluğuz” mu diyorlar?
  45. O topluluk yakında bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
  46. Hayır, kıyamet onlara vaadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır.
  47. Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
  48. Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denecek.
  49. Gerçekten biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
  50. Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir.
  51. Andolsun, biz sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Öğüt alan yok mudur?
  52. İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.
  53. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
  54. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.
  55. Güçlü bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.

55 - RAHMAN SURESİ

  1. Rahman,
  2. Kur’an’ı öğretti.
  3. İnsanı yarattı.
  4. Ona beyanı öğretti.
  5. Güneş ve Ay bir hesaba göre hareket etmektedir.
  6. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler.
  7. Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
  8. Ölçüde haddi aşmayın.
  9. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.
  10. Yeri de yaratıklar için alçalttı.
  11. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır,
  12. Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler.
  13. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  14. İnsanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
  15. Cinleri de dumansız ateşten yarattı.
  16. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  17. O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
  18. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  19. İki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
  20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
  21. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.
  23. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  24. Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.
  25. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  26. Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır.
  27. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.
  28. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma hâlindedir.
  30. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
  32. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
  34. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  35. Üzerinize ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
  36. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  37. Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman,
  38. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  39. İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz.
  40. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  41. Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
  42. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  43. İşte bu, suçluların yalanladıkları cehennemdir.
  44. Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.
  45. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  46. Rabbinin huzurunda duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
  47. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  48. İki cennet de çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.
  49. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  50. İçlerinde akan iki pınar vardır.
  51. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  52. İkisinde de her meyveden çift çift vardır.
  53. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  54. Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri yakındır.
  55. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan dokunmuştur, ne bir cin.
  57. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  58. Onlar sanki yakut ve mercandır.
  59. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.
  61. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
  63. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  64. O iki cennet koyu yeşil renktedir.
  65. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
  67. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  68. İkisinde de her türlü meyve, hurma ve nar vardır.
  69. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  70. Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
  71. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  72. Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.
  73. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  74. Onlara, eşlerinden önce ne bir insan dokunmuştur, ne bir cin.
  75. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  76. Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar,
  77. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  78. Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.

56 - VAKIA SURESİ

  1. O beklenen müthiş olay olduğunda,
  2. Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
  3. O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
  4. Yer şiddetle sarsıldığı,
  5. Dağlar parçalandığı,
  6. Dağılıp toz duman hâline geldiği,
  7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,
  8. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
  9. Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
  10. Hayırda önde olanlar, ecirde de öndedirler.
  11. İşte onlardır yaklaştırılanlar.
  12. Naim cennetlerindedirler.
  13. Çoğu önceki ümmetlerden,
  14. Birazı da sonrakilerden.
  15. Mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerinde,
  16. Karşılıklı yaslanmışlardır.
  17. Hiç ölmeyecek genç hizmetçiler aralarında dolaşır,
  18. Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
  19. Ondan ne başları ağrır, ne sarhoş olurlar.
  20. Ve beğendikleri meyveler,
  21. Canlarının çektiği kuş etleri,
  22. İri gözlü huriler;
  23. Saklı inciler gibi,
  24. Yaptıklarına karşılık olarak.
  25. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de günaha sokan bir şey.
  26. Duydukları söz, yalnız “Selam”,“Selam”dır.
  27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
  28. Onlar, dikensiz sedir ağaçları,
  29. Salkımları sarkmış muz ağaçları,
  30. Uzamış gölgeler altında,
  31. Çağlayarak akan su kenarlarında;
  32. Pek çok meyve arasında,
  33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan!
  34. Ve yükseltilmiş döşekler üzerindedirler.
  35. Kadınları da güzel bir biçimde yeniden yaratmış,
  36. Hepsini bakireler yapmışızdır.
  37. Eşlerine aşık ve onlarla aynı yaşta,
  38. Bütün bunlar sağdakiler içindir.
  39. Birçoğu önceki ümmetlerden,
  40. Birçoğu da sonrakilerdendir.
  41. Soldakiler, ne yazık o soldakilere!
  42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
  43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
  44. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı.
  45. Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımarmışlardı.
  46. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
  47. Ve diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?”
  48. “Evvelki atalarımız da mı?”
  49. De ki: “Öncekiler de sonrakiler de.”
  50. “Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız.”
  51. Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
  52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
  53. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.
  54. Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
  55. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
  56. İşte din gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
  57. Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?
  58. Attığınız meniyi gördünüz mü?
  59. Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
  60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve bizim önümüze geçilmez.
  61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye.
  62. Andolsun, ilk yaratılışı biliyorsunuz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
  63. Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!
  64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
  65. Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar kalırdınız.
  66. “Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip zorlandık.”
  67. “Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık” derdiniz.
  68. İçtiğiniz suya ne dersiniz?!
  69. Onu buluttan siz mi indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz?
  70. Dileseydik onu acı bir su yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
  71. Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!
  72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
  73. Biz onu hem bir ibret, hem de ihtiyaç sahiplerine bir yarar kıldık.
  74. O hâlde, O yüce Rabbinin adını tespih et.
  75. Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
  76. Eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
  77. O, elbette şerefli bir Kur’an’dır.
  78. Korunmuş bir kitaptadır.
  79. Ona, arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
  80. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
  81. Şimdi siz, bu sözü mü hor görüp küçümsüyorsunuz?
  82. Ve o kitaptan nasibiniz, yalnız onu yalanlamaktan ibaret mi olacak?
  83. Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!
  84. Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.
  85. Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.
  86. İşte o vakit, eğer siz ceza görmeyecek iseniz,
  87. Geri çevirin çıkan canı, eğer doğru söylüyorsanız.
  88. Eğer ölmek üzere olan kişi Allah’a yakın olanlardan ise;
  89. Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet onundur.
  90. Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
  91. Artık selam sana Eshab-ı Yemin’den.
  92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
  93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
  94. Ve cehenneme atılır.
  95. Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir.
  96. Öyleyse yüce Rabbinin adını tespih et.

57 - HADİD SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir.
  3. O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.
  4. O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
  5. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler ancak O’na döndürülür.
  6. Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilendir.
  7. Allah’a ve resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan harcayın. İçinizden iman edip de harcayanlar var ya, onlar için büyük bir mükafat vardır.
  8. Size ne oluyor ki, Allah’a iman etmiyorsunuz? Oysaki resul sizi Rabbinize iman etmeye çağırıyor, sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer mü’min iseniz!
  9. O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
  10. Size ne oluyor da, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce harcayanlar ve savaşanlar, bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı vaadetmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
  11. Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki, onu kat kat artırsın. Ona çok değerli bir mükafat da vardır.
  12. O gün, mü’min erkekler ile mü’min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. “Bugün size müjdelenen şey, içlerinden ırmaklar akan Ebediyen orada kalacaksınız.” İşte bu büyük başarıdır.
  13. Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, “Bize bakın ki sizin nurunuzdan biz de aydınlanalım” diyecekleri gün kendilerine, “Arkanıza dönün de bir nur arayın” denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır.
  14. Mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de sizinle beraber değil miydik?” Derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye kadar, kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı, sizi Allah ile aldattı.”
  15. Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden bir fidye alınır. Barınağınız ateştir. Size yaraşan odur. Orası gidilecek ne kötü yerdir!
  16. İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
  17. Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltmektedir. Size âyetleri açıkça bildirdik. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.
  18. Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, verdikleri onlara kat kat ödenir. Ve onlara çok değerli bir mükafat da vardır.
  19. Allah’a ve resulüne iman edenler var ya, işte onlar özü sözü doğru olanlar ve şehitlerdir. Onların, Rableri katında mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.
  20. Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Bir yağmur misali ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise hem şiddetli bir azap, hem de Allah’tan mağfiret ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.
  21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve öyle bir cennete yarışırcasına koşun ki, onun genişliği gök ile yerin genişliği kadardır. Allah’a ve resulüne inananlar için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
  23. Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye böyle yaptık. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.
  24. Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emreden kimselerdir. Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah zengindir, övülmeye layıktır.
  25. Andolsun, biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik. Ve beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Bir de demiri indirdik ki, onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın, dinine ve resullerine gayba inanarak yardım edenleri bilmesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
  26. Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i elçi olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.
  27. Sonra bunların peşinden ard arda elçilerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik. Ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Allah’ın rızasını kazanmak için kendileri yaptılar. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.
  28. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve onun resulüne iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
  29. Bunları açıkladık ki, kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lütfun, Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir.

 

SONRAKİ


fussilet Kuran Merkezi Türkçe Kur’an-ı Kerim meali hazırlanırken başta Diyanet İşleri Başkanlığı (Yeni) meal çalışması olmak üzere Diyanet Vakfı, Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı Hamdi Yazır, Tefhim-ul Kur’an, Fizilal-il Kur’an gibi farklı meal çalışmaları referans alınmıştır.