fussilet Kuran Merkezi Kur’an-ı Kerim Türkçe Meali


 

17 - İSRA SURESİ

  1. Her türlü eksiklikten münezzehtir o Allah ki, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götürmüştür. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  2. Mûsâ’ya kitabı verdik ve onu, “Benden başkasını vekil edinmeyin” diye, İsrailoğullarına bir rehber yaptık.
  3. Ey kendilerini Nûh ile birlikte taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.
  4. Biz, kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz.”
  5. Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, yerine gelmesi gereken bir vaad idi.
  6. Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.
  7. İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.
  8. Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır.
  9. Şüphesiz ki bu Kur’an, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir. Ve salih amel işleyen mü’minlere müjde verir ki, onlar için muhakkak büyük bir mükafat vardır.
  10. Ahirete inanmayanlara da can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.
  11. İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.
  12. Biz geceyi ve gündüzü iki âyet yaptık. Sonra gecenin âyetini silip gündüzün âyetini gösterici yaptık ki Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.
  13. Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
  14. “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.
  15. Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur. Kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkar, başka bir günahkarın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.
  16. Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
  17. Nûh’tan sonra da nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak Rabbin yeterlidir.
  18. Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.
  19. Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.
  20. Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu yasaklanmış değildir.
  21. Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.
  22. Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.
  23. Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme, onları azarlama. Onlara tatlı ve güzel söz söyle.
  24. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir. Ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”
  25. Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.
  26. Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
  27. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
  28. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.
  29. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.
  30. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
  31. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
  32. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.
  33. Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.
  34. Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz sorumluluktur.
  35. Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.
  36. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
  37. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.
  38. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.
  39. Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
  40. Rabbiniz erkek çocukları size seçip ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
  41. Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye gerçekleri bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor.
  42. De ki: “Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah’la beraber ilahlar olsaydı, o zaman o ilahlar da Arş’ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı.”
  43. Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir.
  44. Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halimdir, çok bağışlayandır.
  45. Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.
  46. Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da Rabbini bir olarak andığın zaman arkalarına dönüp nefretle kaçarlar.
  47. Onların seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de, o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz.
  48. Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık yolu bulamazlar.
  49. Dediler ki: “Biz bir yığın kemik, bir yığın kırıntı olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?”
  50. De ki:“İster taş olun ister demir!”
  51. “Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkansız olan başka bir varlık olun.” Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!”
  52. Sizi çağıracağı gün onu hamd ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.
  53. Kullarıma söyle:En güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
  54. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni de onlara vekil olarak göndermedik.
  55. Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Davud’a da Zebur’u verdik.
  56. De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”
  57. Onların yalvardıkları bu varlıklar, “Hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.
  58. Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, kitapta yazılmış bulunuyor.
  59. Bizi, mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
  60. Hani sana, “Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını artırdı.
  61. Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik, onlar da secde etmişlerdi. Yalnız İblis secde etmemiş, “Hiç ben, çamur hâlinde yarattığın kimse için secde eder miyim?” demişti.
  62. Yine demişti ki: “Benden üstün tuttuğun kişi bu mu? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, kontrolüm altına alacağım.”
  63. Allah, şöyle dedi: “Çekil, git. Onlardan kim sana uyarsa, kuşkusuz cehennem tam bir karşılık olarak hepinizin cezası olacaktır.”
  64. “Onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı kopar. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun. Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez.
  65. Şüphesiz, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!
  66. Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir.
  67. Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.
  68. Peki, karada sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? Yahut üzerinize taşlar savuran bir kasırga göndermeyeceğinden? Sonra kendinize bir vekil bulamazsınız.
  69. Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmayacağından emin mi oldunuz? Sonra bize karşı size arka çıkacak hiç bir yardımcı bulamazsınız.
  70. Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
  71. O gün bütün insanları önderleriyle birlikte çağırırız. Kimin kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okur ve kıl kadar olsun, haksızlığa uğratılmazlar.
  72. Kim bu dünyada körlük ettiyse, ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.
  73. Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. İşte o zaman seni dost edinirlerdi.
  74. Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin.
  75. İşte o zaman sana, hayatın da ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın.
  76. Seni o yerden sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı.
  77. Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın.
  78. Güneş’in batıya kaymasından, gecenin karanlığı bastırıncaya kadar namaz kıl. Birde sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.
  79. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.
  80. De ki: “Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi, çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.”
  81. De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Zaten batıl, yok olmaya mahkumdur.”
  82. Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.
  83. İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer.
  84. De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.”
  85. Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”
  86. Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın.
  87. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O’nun sana olan lütfu büyüktür.
  88. De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile yine onun benzerini getiremezler.”
  89. Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler.
  90. Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça sana asla inanmayız.”
  91. “Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.”
  92. “Yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmelisin, yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.”
  93. “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim.”
  94. İnsanlara hidayet geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, “Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?” demeleri engel olmuştur.
  95. De ki: “Eğer yeryüzünde, yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.”
  96. De ki: “Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarından hakkıyla haberdardır, onları hakkıyla görendir.”
  97. Allah, kimi doğru yola iletirse, işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa, böyleleri için O’nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız.
  98. Bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr ettiler ve “Biz bir yığın kemik, bir yığın kırıntı olduktan sonra mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?” dediler.
  99. Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir. Fakat zalimler ancak inkârda direttiler.
  100. De ki: “Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman da tükenir korkusuyla cimrilik ederdiniz. Zaten insan çok cimridir.”
  101. Andolsun, biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor. Hani Mûsâ onlara gelmiş; Firavun da ona, “Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Mûsâ!” demişti.
  102. Mûsâ ise, “İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum” demişti.
  103. Bunun üzerine Firavun o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk.
  104. Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: “Bu topraklarda oturun, ahiret vaadi gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.”
  105. Biz onu hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
  106. Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu azar azar indirdik.
  107. De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.”
  108. “Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir” derler.
  109. Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır.
  110. De ki: “İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Nasıl çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.
  111. “Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve acizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur” de ve O’nu tekbir ile yücelt.

18 - KEHF SURESİ

  1. Hamd, kuluna kitabı indiren ve onda hiçbir eğrilik yapmayan Allah’a mahsustur.
  2. Onu dosdoğru olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarsın ve yararlı işler yapan mü’minlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin.
  3. Onlar sürekli olarak o mükafat içinde bulunacaklardır.
  4. Ve “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.
  5. Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.
  6. Demek sen, bu söze inanmazlarsa, arkalarından üzülerek adeta kendini tüketeceksin!
  7. İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.
  8. Biz, elbette yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.
  9. Yoksa sen, Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakim’i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?
  10. Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bu durumdan bize bir kurtuluş yolu göster” demişlerdi.
  11. Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk.
  12. Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.
  13. Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz. Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
  14. Onların kalplerini kuvvetlendirdik. Ayağa kalkarak dediler ki: “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilaha yalvarmayız. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz.”
  15. “Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka ilahlar edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?”
  16. “Mademki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o hâlde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın. Ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın.”
  17. Güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
  18. Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmıştı. Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
  19. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün, ya da bir günden az” dediler. Şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise, ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok dikkatli davransın ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”
  20. “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.”
  21. Böylece biz, insanları onlardan haberdar ettik ki, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. O sırada kendi aralarında onların durumlarını tartışıyorlardı. “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların hâlini daha iyi bilir” dediler. Duruma hâkim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler.
  22. “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir.” Bu, bilinmeyen şey hakkında atıp tutmaktır. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O hâlde, onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir tartışmaya girme. Ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.”
  23. Hiçbir şey hakkında sakın “Yarın şunu yapacağım” deme!
  24. Ancak, “Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır” de.
  25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.
  26. De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür, O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
  27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.
  28. Sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
  29. De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecek, o ne kötü bir dayanaktır.
  30. Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.
  31. İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. Ve tahtlar üzerinde kurulup yaslanırlar. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!
  32. Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk.
  33. Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.
  34. Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm.”
  35. Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: “Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum.”
  36. “Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum.”
  37. Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?”
  38. “Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”
  39. “Bağına girdiğinde ‘Maşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’” deseydin ya! “Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan;
  40. “Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.”
  41. “Ya da suyu çekiliverir de artık onu arayamazsın bile.”
  42. Derken bütün serveti helâk edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini ovuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. “Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım!”
  43. Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.
  44. İşte bu durumda velayet yalnızca hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükafatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır.
  45. Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi birbirine karışmış; arkasından rüzgarın savurduğu çerçöp hâline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.
  46. Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.
  47. Dağları yürüteceğimiz gün, yeryüzünü çırılçıplak görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları mahşerde toplamış olacağız.
  48. Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, “Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. “Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız” denir.
  49. Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. Derler ki: “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
  50. Hani biz meleklere, “Âdem’e secde edin,” demiştik de İblis hariç olmak üzere, hemen secde etmişlerdi. İblis, cinlerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!
  51. Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına şahit tuttum, ne de kendilerinin yaratılışına. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.
  52. O gün Allah, “Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın” der. Hemen onları çağırırlar fakat onlar, kendilerine cevap vermezler. Biz onların arasına tehlikeli bir uçurum koyduk.
  53. Suçlular ateşi görünce, onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.
  54. Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.
  55. Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir!
  56. Biz, elçileri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkar edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Onlar âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.
  57. Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çevirenden ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.
  58. Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.
  59. İşte zulmettikleri için yok ettiğimiz memleketler. Helâk edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik.
  60. Hani Mûsâ, beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim.”
  61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.
  62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.
  63. Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu. Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi.
  64. Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.
  65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
  66. Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
  67. Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.”
  68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
  69. Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
  70. O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”
  71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi.
  72. Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
  73. Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.
  74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi.
  75. Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.
  76. Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. “Hakikaten benim tarafımdan mazeretin sonuna ulaştın” dedi.
  77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Fakat halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.
  78. Adam, “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir” dedi. “Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım.”
  79. “O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
  80. “Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
  81. “Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
  82. “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”
  83. Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”
  84. Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda bir yol verdik.
  85. O da bir yol tuttu.
  86. Sonunda Güneş’in battığı yere kadar ulaştı ve onu kara bir balçıkta batar buldu. Orada bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya cezalandırırsın, ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
  87. Zülkarneyn, “Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır” dedi.
  88. “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. Ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”
  89. Sonra yine bir yol tuttu.
  90. Güneş’in doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için Güneş’e karşı bir örtü yapmamıştık.
  91. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
  92. Sonra yine bir yol tuttu.
  93. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
  94. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?”
  95. Zülkarneyn, “Rabbimin bana verdiği daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım” dedi.
  96. “Bana demir madeni getirin” dedi. “İki yamacın arasındaki boşluğu bir hizaya getirince, körükleyin!” dedi. Demiri eritip kor yapınca da, “Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım” dedi.
  97. Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
  98. Zülkarneyn, “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder.”
  99. “Rabbimin vaadi gerçektir” dedi. O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra Sûr’a üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.
  100. Ve cehennemi o gün kâfirlere öyle bir göstereceğiz ki!
  101. Onlar, benim zikrime karşı gözleri perdelenmiş, kulakları da işitmez olmuş kimselerdir.
  102. İnkar edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık.
  103. De ki: “İşledikleri işler bakımından en fazla ziyan edenler kimlerdir, size haber vereyim mi?”
  104. Onlar, dünya hayatında tüm çalışmaları boşa giden kimselerdir. Oysa onlar güzel bir iş yaptıklarını sanırlar!
  105. Onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.
  106. İşte böyle. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve elçilerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir.
  107. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.
  108. İçlerinde ebedi olarak kalacaklar, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir.
  109. De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi. Yardım için bir o kadarını daha getirsek yine yetmez.”
  110. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ‘Sizin ilahınız ancak bir tek ilahtır’ diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”

19 - MERYEM SURESİ

  1. Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.
  2. Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini anmadır.
  3. Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
  4. O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Rabbim, sana yaptığım dualarda hiç mahrum olmadım.”
  5. “Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Bu sebeple bana, senin katından bir dost bağışla.”
  6. “Ki bana da mirasçı olsun, Yâkup ailesine de mirasçı olsun. Rabbim, onu sen rızana kavuştur.”
  7. Allah, şöyle dedi: “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”
  8. Zekeriyya, “Rabbim, karım kısır iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım” dedi.
  9. “Evet, öyle.” Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”
  10. Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana bir işaret ver” dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla üç gece konuşamamandır” dedi.
  11. Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. Ve onlara “Sabah akşam Allah’ı tespih edin” diye işaret etti.
  12. “Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl.” Biz ona daha çocuk iken hikmet verdik.
  13. Katımızdan bir kalp yumuşaklığı, bir temizlik verdik. O, takva sahibi biri idi.
  14. Anne ve babasına iyilik ederdi; isyankar bir zorba değildi.
  15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!
  16. Kitapta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
  17. Onlarla kendisi arasına bir perde çekmişti. Biz de ona ruhumuzu göndermiştik de o düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.
  18. Meryem, “Senden, Rahman’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen” dedi.
  19. Ruh, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
  20. Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
  21. Ruh, “Evet, öyle.” Rabbin diyor ki: “O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten hükme bağlanmış bir iştir” dedi.
  22. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
  23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!”
  24. Bunun üzerine ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme! Rabbin senin alt tarafında bir su arkı meydana getirdi.”
  25. “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.”
  26. “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan de ki: “Şüphesiz ben Rahman’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım.”
  27. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
  28. “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”
  29. Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
  30. Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni bir peygamber yaptı.”
  31. “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti.”
  32. “Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.”
  33. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün bana selam olsun.”
  34. İşte Meryem oğlu İsa! Şüphe edip ayrılığa düştükleri şey, “gerçek söz” olarak budur.
  35. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der ve o da hemen oluverir.
  36. Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O hâlde ona ibadet edin. İşte dosdoğru yol budur.
  37. Gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kâfirlerin hâline!
  38. Bize gelecekleri gün ne iyi işitip ne iyi görecekler! Fakat zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
  39. Sen, onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
  40. Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ve onlar bize döndürülecekler.
  41. Kitapta İbrahim’i de an. Gerçekten o, çok doğru bir peygamberdi.
  42. Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
  43. “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.”
  44. “Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahman’a isyankar olmuştur.”
  45. “Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahman tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum.”
  46. Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, muhakkak ki seni taşlarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
  47. İbrahim, şöyle dedi: “Selam sana! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.”
  48. “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabbime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.”
  49. İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yâkup’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
  50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
  51. Kitapta, Mûsâ’yı da an. Gerçekten o ihlas sahibi idi. Bir resul, bir nebi idi.
  52. Ona, Tur dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
  53. Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn’u bir nebi olarak kendisine bahşettik.
  54. Kitapta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resul, bir nebi idi.
  55. Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabbinin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
  56. Kitapta İdris’i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.
  57. Onu yüce bir makama yükselttik.
  58. İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerdendir; bunların kimi Âdem soyundan, Nûh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizin soyundan, kimi de İbrahim ile İsrail’in soyundan gelen peygamberler ile doğru yola ilettiğimiz seçkin mü’minlerdir. Onlar, Rahman’ın âyetleri kendilerine okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
  59. Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
  60. Ancak tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. İşte onlar cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.
  61. O cennet, Rahman’ın kullarına görmedikleri hâlde vaadettiği “Adn” cennetleridir. Şüphesiz O’nun vaadi yerine gelecektir.
  62. Orada boş söz işitmezler. Yalnızca “Selam!” işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.
  63. İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
  64. “(Cebrail, şöyle dedi:) Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin, asla unutkan değildir.”
  65. O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadette sabırlı ol. O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
  66. İnsan, “Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?” der.
  67. İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
  68. Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları diz çökmüş hâlde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
  69. Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankar olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
  70. Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
  71. Sizden oraya varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
  72. Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da, zalimleri orada dizüstü çökmüş hâlde bırakırız.
  73. Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi daha güzeldir?” dediler.
  74. Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik.
  75. De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
  76. Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.
  77. Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?
  78. Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahman’dan bir söz mü almış?
  79. Asla! Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını artırdıkça artıracağız!
  80. Onun söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
  81. Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref olsunlar diye, Allah’tan başka ilahlar edindiler.
  82. Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
  83. Kâfirlerin başına, onları durmadan tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
  84. Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.
  85. O gün takva sahiplerini, Rahman’ın huzurunda, O’na gelmiş konuklar olarak toplarız.
  86. Suçluları da susuz olarak cehenneme süreriz.
  87. Rahman’ın katında bir söz almış olandan başka hiç bir kimse şefaat edemez.
  88. Onlar, “Rahman, bir çocuk edindi” dediler.
  89. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
  90. Neredeyse, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı.
  91. Rahman’a çocuk isnad ettiler diye.
  92. Hâlbuki Rahman’a çocuk edinmek yakışmaz.
  93. Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.
  94. Andolsun O, onların tümünü kuşatmış ve bir bir saymıştır.
  95. Onlar kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.
  96. İman edip salih ameller işleyenler için Rahman, bir sevgi yaratacaktır.
  97. Biz, onu senin dilin ile kolaylaştırdık ki, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın.
  98. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor, yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?

20 - TAHA SURESİ

  1. Ta, Ha.
  2. Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil,
  3. Ancak korkacaklara bir öğüt olsun diye indirdik.
  4. O, yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir.
  5. Rahman, Arş’a kurulmuştur.
  6. Göklerdeki, yerdeki, bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur.
  7. Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.
  8. Allah O’dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur.
  9. Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?
  10. Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm. Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum” demişti.
  11. Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!”
  12. “Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuva’dasın.”
  13. “Ben seni seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.”
  14. “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”
  15. “Kıyamet mutlaka gelecektir. Neredeyse onu gizleyecektim ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.”
  16. “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!”
  17. “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”
  18. Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.”
  19. Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.
  20. Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla koşan bir yılan olmuş!
  21. Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”
  22. “Bir de elini koynuna sok ki, bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir hâlde çıksın.”
  23. “Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstermiş olalım.”
  24. “Firavun’a git, çünkü o azmıştır.”
  25. Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.”
  26. “İşimi bana kolaylaştır.”
  27. “Dilimdeki tutukluğu çöz.”
  28. “Ki sözümü anlasınlar.”
  29. “Bana ailemden birini yardımcı yap.”
  30. “Kardeşim Hârûn’u.”
  31. “Onunla gücümü artır.”
  32. “Onu işime ortak et.”
  33. “Seni çok tespih edelim diye.”
  34. “Seni çok zikredelim diye.”
  35. “Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.”
  36. Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”
  37. “Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.”
  38. “Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:”
  39. “Onu sandığın içine koy ve denize bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.”
  40. Hani kız kardeşin gidiyor ve “Size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. Ve bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik. Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra takdir edilmiş bir zamanda geldin ey Mûsâ!”
  41. “Ben seni kendim için seçtim.”
  42. “Sen ve kardeşin mucizelerim ile gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.”
  43. “Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.”
  44. “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.”
  45. Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.”
  46. Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.”
  47. “Ona gidin ve şöyle deyin: Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun.”
  48. “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.”
  49. Firavun, “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?” dedi.
  50. Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi.
  51. Firavun, “Ya geçmiş nesillerin hâli ne olacak?” dedi.
  52. Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.”
  53. “Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık.
  54. Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için deliller vardır.
  55. Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.
  56. Andolsun, biz ona bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti.
  57. Şöyle dedi: “Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”
  58. “Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.”
  59. Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi.
  60. Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.
  61. Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a iftira eden, hüsrana uğramıştır.”
  62. Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.
  63. Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, birer sihirbazdırlar. Sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar.”
  64. “Öyleyse, hilelerinizi toplayın sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır.”
  65. Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler.
  66. Mûsâ: “Hayır, siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.
  67. Bunun üzerine Mûsâ, içinde bir korku hissetti.
  68. Şöyle dedik: “Korkma, üstün gelecek olan sensin!”
  69. “Sağ elindekini at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”
  70. Bunun üzerine sihirbazlar hemen secdeye kapandılar; “Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine inandık” dediler.
  71. Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.”
  72. Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.”
  73. “Şüphesiz ki biz, “Günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”
  74. Şüphesiz, kim Rabbine günahkar olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de yaşar.
  75. Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır;
  76. İçinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.
  77. Mûsâ’ya şöyle vahyettik: “Kullarımı geceleyin yürütüp çıkar. Onlara denizde yakalanmaktan korkmaksızın ve endişe etmeksizin kuru bir yol aç.”
  78. Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.
  79. Firavun, halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
  80. Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tur’un sağ yanını vaat ettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.
  81. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.
  82. Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimseye karşı çok bağışlayıcıyımdır.
  83. “Seni, acele ile kavminden uzaklaştıran nedir, ey Mûsâ?”
  84. Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele ederek sana geldim.”
  85. Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Samiri onları saptırdı” dedi.
  86. Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız?” dedi.
  87. Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Samiri de aynı şekilde attı.”
  88. Böylece onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. “Bu sizin de ilahınızdır, Mûsâ’nın da ilahıdır. Fakat Mûsâ unuttu” dediler.
  89. Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?
  90. Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahman’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.”
  91. Onlar da, “Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz” dediler.
  92. Mûsâ, “Ey Hârûn, oların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu?” dedi.
  93. “Neden bana uymadın? Emrime karşı mı geldin?”
  94. Hârûn: “Ey annemin oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, ‘İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden’ korktum” dedi.
  95. Mûsâ, “Ya senin derdin neydi ey Samiri?” dedi.
  96. Samiri, şöyle dedi: “Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”
  97. Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca ‘Bana dokunmayın!’” diyeceksin. Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Şu ibadet edip durduğun ilahına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.”
  98. Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
  99. Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir verdik.
  100. Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.
  101. Sürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet gününde, bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!
  102. Sur’a üfürüleceği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak haşredeceğiz.
  103. Aralarında birbirlerine “Dünya’da sadece on gün kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar.
  104. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir.
  105. Sana dağların hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.”
  106. “Onların yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.”
  107. “Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin.”
  108. O gün, kendisinden sapma imkanı olmayan davetçiye uyarlar. Sesler, Rahman’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.
  109. O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının  şefaati fayda vermez.
  110. O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onların bilgisi ise Rahman’ı kuşatamaz.
  111. Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır.
  112. Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, artık o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.
  113. İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Onda tehditleri teker teker sıraladık ki, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin.
  114. Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi artır” de.
  115. Andolsun, bundan önce biz Âdem’e emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
  116. Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de, İblis dışında melekler hemen secde etmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
  117. Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu, sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.”
  118. “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur.”
  119. “Orada ne susuzluk çekersin, ne de Güneş altında kalırsın.”
  120. Nihayet şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”
  121. Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
  122. Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.
  123. Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa, artık o, ne sapar ne de sıkıntı çeker.”
  124. “Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”
  125. O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin?”
  126. Allah der ki: “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun.”
  127. Haddi aşan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
  128. Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
  129. Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, onlar da hemen cezalandırılırlardı.
  130. O hâlde, onların söylediklerine sabret ve Güneş’in doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.
  131. Onlardan bazılarına, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
  132. Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır.
  133. İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil getirse ya!” dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili onlara gelmedi mi?
  134. Eğer biz onları o Kur’an’dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, “Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık” derlerdi.
  135. De ki: “Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!”

21 - ENBİYA SURESİ

  1. İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
  2. Rablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar.
  3. Kalpleri hep eğlencede. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?”
  4. Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, işitendir, bilendir.”
  5. Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberler gibi, o da bize bir mucize getirsin” dediler.
  6. Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
  7. Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
  8. Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
  9. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk
  10. Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
  11. Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik, ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
  12. Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
  13. Onlara, “Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız” denildi.
  14. “Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik” dediler.
  15. Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
  16. Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
  17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.
  18. Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü yazıklar olsun size!
  19. Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir, ne de yorgunluk duyarlar.
  20. Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.
  21. Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilahlar mı edindiler?
  22. Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
  23. O, yaptığından dolayı sorgulanamaz. Fakat onlar sorgulanırlar.
  24. Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı. Şüphesiz onların çoğu hakkı bilmezler de, bu sebeple yüz çevirirler.
  25. Senden önce hiç bir elçi göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin.”
  26. “Rahman, çocuk edindi” dediler. O, bundan uzaktır, yücedir. Hayır, o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.
  27. Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler.
  28. Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler. Ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.
  29. İçlerinden her kim, “Allah’tan başka ben de şüphesiz bir ilahım” derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
  30. İnkar edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmayacaklar mı?
  31. Yeryüzünde, onları sarsmasın diye sabit dağlar yarattık. Ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık.
  32. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki delillerden yüz çevirmektedirler.
  33. O, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
  34. Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?
  35. Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
  36. İnkar edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilahlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahman’ın kitabını inkâr ediyorlar.
  37. İnsan çok aceleci yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.
  38. Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
  39. İnkar edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım görmeyecekleri vakti bir bilselerdi!
  40. Şüphesiz o onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.
  41. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi. Fakat içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.
  42. De ki: “Gece ve gündüz Rahman’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.
  43. Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilahları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.
  44. Evet, biz onları da atalarını da faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Fakat, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler?
  45. De ki: “Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.
  46. Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak, “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir.
  47. Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. Bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
  48. Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkan’ı bir ışık ve öğüt olarak verdik.
  49. Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
  50. İşte bu da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?
  51. Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.
  52. Hani o, babasına ve kavmine, “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti.
  53. “Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler.
  54. İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.
  55. “Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler.
  56. İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.”
  57. “Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.”
  58. Derken, belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları paramparça etti.
  59. Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler.
  60. “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.
  61. “O hâlde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler” dediler.
  62. “Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim” dediler.
  63. Dedi ki: “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!”
  64. Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler.
  65. Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler.
  66. İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?”
  67. “Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
  68. “Eğer yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin” dediler.
  69. “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
  70. Ona bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.
  71. Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.
  72. Ona İshak’ı ve ayrıca da Yâkup’u bağışladık. Ve her birini salih kimseler yaptık.
  73. Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık. Ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.
  74. Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik. Ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü, fasık bir toplum idiler.
  75. Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.
  76. Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
  77. Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekün suda boğduk.
  78. Davud ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
  79. Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Davud ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.
  80. Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?
  81. Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgarı verdik. Rüzgar, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz.
  82. Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.
  83. Eyyub’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.
  84. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.
  85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi.
  86. Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.
  87. Zünnun’u da hatırla. Hani öfkelenerek gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde şöyle dua etti: “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten zulmedenlerden oldum.”
  88. Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.
  89. Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine şöyle dua etmişti: “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.”
  90. Biz de onun duasını kabul ettik. Ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.
  91. Irzını korumuş olan kadını da hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere birer delil yapmıştık.
  92. Şüphesiz bu bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
  93. Fakat insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar. Hepsi de ancak bize dönecekler.
  94. Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
  95. Helâk ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.
  96. Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
  97. Gerçek vaad yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.
  98. Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.
  99. Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.
  100. Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.
  101. Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükafat hazırlanmış olanlar var ya, işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
  102. Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar.
  103. En büyük korku bile onları tasalandırmaz. Ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen gününüzdür” diyerek karşılarlar.
  104. Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, onu yine yapacağız. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Biz bunu muhakkak yapacağız.
  105. Andolsun, Tevrat’tan sonra Zebur’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.
  106. Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.
  107. Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
  108. De ki: “Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?”
  109. Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.”
  110. “Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.”
  111. “Bilmem! Belki bu sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”
  112. Dedi ki: “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahman’dır.”

22 - HAC SURESİ

  1. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
  2. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün, hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
  3. İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı hâlde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.
  4. Şeytan hakkında, “Her kim onu dost edinirse, mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.
  5. Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz, şüphesiz biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan, sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
  6. Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Şüphesiz O, ölüleri diriltir. O, her şeye kadirdir.
  7. Ve o saat mutlaka gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur. Ve şüphesiz Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltecektir.
  8. İnsanlardan kimi de vardır ki, hiç bir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur.
  9. Allah yolundan saptırmak için, kibirlenerek, yanını eğip büker. Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona yangın azabını tattıracağız.
  10. “İşte bu kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir.”
  11. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
  12. O, Allah’ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda vermeyecek şeylere yalvarır. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir.
  13. Zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. O ne kötü yardımcı, ne fena yoldaştır!
  14. Muhakkak ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
  15. Kim Allah’ın dünyada ve ahirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa; o taktirde, bir sebebe tutunup göğe yönelsin, sonra öteki yalvardıkları ile ilişkilerini kessin de baksın: Bu tedbiri, kendisini sıkan şeyi giderecek mi?
  16. Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler hâlinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.
  17. Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hristiyanlar, Mecusiler ve Allah’a ortak koşanlar var ya; Allah, kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah, her şeye şahittir.
  18. Görmedin mi ki göklerde ve yerde olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ederler. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
  19. İşte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkâr edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.
  20. Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir.
  21. Onlar için bir de demirden kamçılar vardır.
  22. Her ne zaman cehennemden, o ızdıraptan çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara, “Tadın yangın azabını” denilir.
  23. Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.
  24. Onlar hem sözün hoş olanına ulaştırılmışlar, hem de övgüye layık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir.
  25. Küfre sapanlar, Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışarıdan gelen tüm insanlar için oluşturduğumuz Mescid-i Haram’dan da geri çeviriyorlar. Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız.
  26. Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış; “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Tavaf edenler, kıyamda duranlar, rüku ve secde edenler için evimi temiz tut“ demiştik.
  27. İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
  28. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.
  29. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i tavaf etsinler.
  30. Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların dışında bütün hayvanlar size helal kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.
  31. Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan kimseler olun. Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
  32. Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasındandır.
  33. Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik’dir.
  34. Biz, her ümmet için bir kurban ibadeti koyduk ki, O’nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!
  35. Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; başlarına gelen musibetlere sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.
  36. Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. İşte böylece onları sizin emrinize verdik. Umulur ki şükredersiniz.
  37. Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O’nun büyüklüğünü anasınız. İyilik edenleri müjdele.
  38. Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.
  39. Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihat için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeye gücü yeter.
  40. Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, kuvvetlidir, galiptir.
  41. Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah’a aittir.
  42. Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de yalanlamışlardı.
  43. İbrahim’in kavmi de Lût’un kavmi de.
  44. Medyen halkı da. Mûsâ da yalanlanmıştı. Ben, o inkâr edenlere bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Beni inkâr etmek nasılmış!
  45. Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hâle gelmiş kuyular ve ulu saraylar vardı.
  46. Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun! Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
  47. Senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
  48. Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonra da onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
  49. De ki: “Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
  50. Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama ve güzel bir nimet vardır.
  51. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir.
  52. Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  53. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.
  54. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.
  55. İnkar edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye dek, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar.
  56. İşte o gün mülk Allah’ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih ameller işlemiş olanlar Naim cennetlerindedirler.
  57. İnkar edip âyetlerimizi yalanlamış olanlara gelince, onlar için de alçaltıcı bir azap vardır.
  58. Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş olanlara veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
  59. Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah, bilendir, halimdir.
  60. Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de, sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.
  61. Bu böyle. Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
  62. Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’ndan başka yalvardıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.
  63. Görmedin mi? Allah’ın gökten indirdiği su ile yeryüzü yemyeşil oluyor. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır.
  64. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Şüphesiz ki Allah elbette zengindir, elbette övgüye layıktır.
  65. Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
  66. O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür.
  67. Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.
  68. Eğer seninle mücadele ederlerse, de ki: “Allah, yapmakta olduğunuzu daha iyi bilmektedir.”
  69. Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir.
  70. Bilmez misin ki, kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Kuşkusuz bunların hepsi bir kitaptadır. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır.
  71. Onlar, Allah’tan başka öyle şeylere tapıyorlar ki, Allah onlara hiçbir delil indirmemiştir. Kendilerinin de onunla ilgili bir bilgileri yoktur. İşte o zalimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır.
  72. Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kâfirlerin yüz ifadelerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: “Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi? Ateş! Allah, onu kâfirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!”
  73. Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar. Hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de.
  74. Onlar, Allah’ın büyüklüğünü hakkıyla bilemediler. Allah kuvvetlidir, üstündür.
  75. Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
  76. Onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Bütün işler hep Allah’a döndürülür.
  77. Ey iman edenler! Rüku edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
  78. Allah uğrunda hakkıyla cihat edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

23 - MÜ'MİNUN SURESİ

  1. Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
  2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.
  3. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
  4. Onlar ki, zekatlarını verirler.
  5. Onlar ki, ırzlarını korurlar.
  6. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.
  7. Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.
  8. Ve onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.
  9. Onlar ki, namazlarını muhafaza ederler.
  10. İşte bunlar varis olanların ta kendileridir.
  11. Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
  12. Andolsun, biz insanı, çamurdan bir özden yarattık.
  13. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
  14. Sonra o su damlasını bir alak olarak yarattık; ardından o alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
  15. Sonra siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.
  16. Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde diriltileceksiniz.
  17. Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.
  18. Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.
  19. Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır. Ve siz onlardan yiyorsunuz.
  20. Yine o su ile Sina dağında biten bir ağaç yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir.
  21. Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar vardır. Ve onlardan yersiniz de.
  22. Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
  23. Andolsun biz, Nûh’u kendi kavmine gönderdik de, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?” dedi.
  24. Bunun üzerine kendi kavminden inkâr eden ileri gelenler şöyle dediler: “Bu ancak sizin gibi bir insandır, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”
  25. “Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyin.”
  26. Nûh, “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.
  27. Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. Bizim emrimiz gelip de sular kaynamaya başlayınca, dedik ki: “Her cins canlıdan birer çift gemiye al. Bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni. Ve zulmeden kimseler hakkında bana yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”
  28. Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de.
  29. Ve de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.”
  30. Şüphesiz bunda ibretler vardır. Biz gerçekten imtihan ederiz.
  31. Sonra onların ardından başka bir nesil yarattık.
  32. Onlara kendi içlerinden bir elçi gönderdik de, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” dedi.
  33. Kavminin ileri gelenlerinden inkâr eden ve ahirete ulaşmayı yalanlayanlar, onlara dünya hayatında nimetler verdiğimiz hâlde şöyle dediler: “Bu da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.”
  34. “Andolsun, kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız.”
  35. “O, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?”
  36. “Hâlbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!”
  37. “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”
  38. “Bu, Allah’a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız.”
  39. O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.
  40. Allah, “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklar!” dedi.
  41. Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çer çöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!
  42. Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.
  43. Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
  44. Sonra arka arkaya elçilerimizi gönderdik. Her ümmete kendi elçileri geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helâk ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!
  45. Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u âyetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
  46. Firavun’a ve ileri gelen adamlarına. Fakat onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
  47. Bu yüzden, “Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız” dediler.
  48. Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular.
  49. Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ’ya kitabı verdik.
  50. Meryem oğlu İsa’yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.
  51. Ey resuller! Güzel ve temiz şeylerden yiyin ve yararlı işler yapın. Çünkü ben, sizin yaptığınız şeyleri bilirim.
  52. İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, Ben de sizin Rabbinizim, Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.
  53. Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her grup kendinde bulunan ile sevinip övünmektedir.
  54. Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
  55. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,
  56. Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, onlar farkında değiller.
  57. Rablerinin azametinden korkup titreyenler,
  58. Rablerinin âyetlerine inananlar,
  59. Rablerine ortak koşmayanlar,
  60. Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler,
  61. İşte bunlar hayır işlerine koşarlar. Ve o uğurda öne geçerler.
  62. Biz, hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara asla haksızlık edilmez.
  63. Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka birtakım işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
  64. Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar.
  65. Boşuna feryat edip durmayın bugün. Bizden yardım göremeyeceksiniz.
  66. Âyetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz.
  67. Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz.
  68. Onlar bu sözü iyice düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
  69. Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
  70. Yoksa “O cinnet getirmiş” mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Hâlbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmıyorlar.
  71. Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik. Fakat onlar şereflerinden yüz çeviriyorlar.
  72. Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
  73. Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
  74. Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar.
  75. Biz onlara merhamet edip, başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.
  76. Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da, yine Rablerine boyun eğmediler ve O’na yalvarıp yakarmadılar.
  77. Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
  78. Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
  79. O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O’nun huzurunda toplanacaksınız.
  80. O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
  81. Hayır onlar, öncekilerin söylediği gibi söylediler.
  82. Dediler ki: “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı? Biz mi yeniden diriltilecek mişiz?”
  83. “Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.”
  84. De ki: “Eğer biliyorsanız, yer ve yerde bulunanlar kime aittir?”
  85. “Allah’ındır” diyecekler. “Öyleyse hiç düşünmüyor musunuz?” de.
  86. De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş’ın Rabbi kimdir?”
  87. “Allah’tır” diyecekler. “Öyle ise O’na karşı gelmekten sakınmıyor musunuz?” de.
  88. De ki: “Eğer biliyorsanız, her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?”
  89. “Allah’tır” diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de.
  90. Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.
  91. Allah çocuk edinmemiştir. O’nunla birlikte başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır.
  92. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
  93. De ki: “Ey Rabbim! Eğer onların tehdit edildikleri şeyi bana mutlaka göstereceksen,”
  94. “Rabbim! Beni o zalim topluluğun içinde bulundurma.”
  95. Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
  96. Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.
  97. De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.”
  98. “Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”
  99. Nihayet onlardan birine ölüm gelince, “Rabbim, beni geri döndür,”
  100. “Ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar bir perde vardır.
  101. Sur’a üfürüldüğü zaman, o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.
  102. Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
  103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanlardır. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.
  104. Ateş yüzlerini kavurur da, onlar orada sırıtmış kalırlar.
  105. “Âyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?”
  106. Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.”
  107. “Ey Rabbimiz! “Bizi buradan çıkar. Eğer tekrar günaha dönersek, şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”
  108. Allah, ”Alçaldıkça alçalın orada! Artık benimle konuşmayın!” der.
  109. Zira kullarımdan bir topluluk vardı ki şöyle derdi: “Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”
  110. Siz ise onlarla alay ediyordunuz. Öyle ki, onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.
  111. Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.
  112. Allah, “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye sorar.
  113. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Sayanlara sor” derler.
  114. Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Gerçekten bir bilseydiniz!”
  115. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
  116. Gerçek hükümdar olan Allah, pek yücedir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.
  117. Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.
  118. De ki: “Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.”

24 - NUR SURESİ

  1. Bu, bizim indirdiğimiz ve farz kıldığımız bir suredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik.
  2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
  3. Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.
  4. Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fasık kimselerdir.
  5. Ancak tövbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, Onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi,
  7. Beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.
  8. Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, kendisinden azabı kaldırır.
  9. Beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.
  10. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, hâliniz nice olurdu?
  11. O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.
  12. Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar kendileri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!
  13. Onlar bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler, işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir.
  14. Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!
  15. Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır.
  16. Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Haşa! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya!
  17. Eğer mü’min iseniz, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.
  18. Allah, size âyetleri açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  19. İnananlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
  20. Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?
  21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, işitendir, bilendir.
  22. İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  23. İffetli ve habersiz mü’min kadınlara zina isnat edenler, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
  24. O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.
  25. O gün Allah, onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir.
  26. Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır. O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.
  27. Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.
  28. Eğer evde kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Eğer size, “Geri dönün” denirse, hemen dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
  29. İçinde size ait bir eşya olan, oturanı bulunmayan evlere girmenizde herhangi bir günah yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
  30. Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
  31. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımlar müstesna, zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut erkek kardeşlerinin oğulları, yahut kız kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut erkekliği kalmamış hizmetçiler, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
  32. Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
  33. Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükatebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükatebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
  34. Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.
  35. Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fanus içinde. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacaktır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  36. Bu nur, Allah’ın yüceltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada sabah akşam O’nu tespih ederler.
  37. Öyle adamlar ki, ne bir ticaret, ne de bir alışveriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.
  38. Ki Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırsın ve lütfundan onlara daha da fazlasını versin. Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.
  39. İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.
  40. Yahut derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu dalga üstüne dalga kaplıyor. Üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.
  41. Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra uçan kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tespihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.
  42. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır.
  43. Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırır, sonra onları birbiri üstüne yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de, onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.
  44. Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır.
  45. Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  46. Andolsun, biz açıklayıcı âyetler indirdik. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.
  47. “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik” derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Hâlbuki onlar inanmış değillerdir.
  48. Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman içlerinden bir kısmı, derhal yüzlerini döndürür.
  49. Ama gerçek kendi lehlerinde ise, boyun eğerek ona gelirler.
  50. Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir.
  51. Aralarında hüküm vermek için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde, Mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  52. Kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.
  53. Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
  54. “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
  55. Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.
  56. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resule itaat edin ki size merhamet edilsin.
  57. İnkar edenlerin, bizi yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanma! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir o!
  58. Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar ve sizden henüz buluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  59. Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  60. Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  61. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Gerek kendi evlerinizden gerekse şu kişilerin evlerinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.
  62. Mü’minler o kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne inanırlar. Onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmezler. O senden izin isteyenler var ya, işte onlar, Allah’a ve resulüne iman edenlerdir. O hâlde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  63. Peygamberin çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden biribirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah gerçekten bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
  64. Bilmiş olun ki şüphesiz göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu gerçekten bilir. O’na döndürülecekleri gün, ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

25 - FURKAN SURESİ

  1. Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indiren Allah’ın şanı ne yücedir.
  2. O, göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.
  3. Allah’ı bırakıp bir takım ilahlar edindiler. Ki onlar hiçbir şeyi yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmışlardır. Kendilerine bile ne zarar ne de fayda veremezler. Ne kimseyi öldürebilirler, ne kimseye hayat verebilirler, ne de yeniden diriltebilirler.
  4. İnkar edenler, “Bu Kur’an, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
  5. “Bu Kur’an, öncekilerin uydurduğu masallardır, onu yazdırmış. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler.”
  6. De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  7. Dediler ki: “Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!”
  8. “Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!” Zalimler, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.
  9. Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da böylece saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.
  10. Şanı ne yücedir o Allah’ın ki, dilerse sana ondan daha iyisini, içinden ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar.
  11. Hayır, onlar kıyameti de yalanladılar. Biz ise, o kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır.
  12. Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.
  13. Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler.
  14. “Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, birçok kere yok olmayı isteyin!”
  15. De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanlara vaadedilen ebedilik cenneti mi?” Orası onlar için bir mükafat ve varılacak bir yerdir.
  16. Ebedi olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir.
  17. Rabbinin, onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getireceği ve “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi yoldan saptılar” diyeceği gün.
  18. Onlar, “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular. Ve helake giden bir toplum oldular” derler.
  19. İşte böylece, söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız.
  20. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. Sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.
  21. Bize kavuşacaklarını ummayanlar, “Bize melekler indirilseydi, yahut Rabbimizi görseydik ya!” dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.
  22. Fakat melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara hiçbir müjde yoktur. Ve “Yasaktır, yasak!” diyecekler.
  23. Onların yaptıkları bütün amellerine yöneldik ve onları dağılmış zerreciklere çevirdik.
  24. O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer daha güzeldir.
  25. O gün gök bulutlarla yarılıp parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
  26. O gün gerçek mülk Rahman’ındır. Ve o, kâfirler için zorlu bir gündür.
  27. O gün zalim kimse, ellerini ısırarak, “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım!” diyecektir.
  28. “Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim!”
  29. “Andolsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.”
  30. Resul de şöyle der: “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terkedilmiş olarak bıraktılar.”
  31. Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.
  32. İnkar edenler, “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz, Kur’an’la senin kalbini pekiştirmek için, onu böyle kısım kısım indirdik ve onu ağır ağır okuduk.
  33. Onların sana getirdiği her misale karşı mutlaka biz sana, gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz.
  34. Yüzüstü cehenneme sürüklenecek olanlar var ya, işte onlar, yeri en kötü ve yolu en sapık olanlardır.
  35. Andolsun, biz, Mûsâ’ya kitabı verdik ve kardeşi Hârûn’u da ona yardımcı kıldık.
  36. Onlara, “Âyetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin” dedik. Nihayet o kavmi yerle bir ettik.
  37. Nûh kavmini de, peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık. Ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.
  38. Âd ve Semûd kavimlerini, Ress halkını ve bunların arasında pek çok nesilleri de helâk ettik.
  39. Bunların her birine misaller getirdik, hepsini kırıp geçirdik.
  40. Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı? Hayır! Onlar, tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
  41. Seni gördükleri zaman, “Bu mu Allah’ın elçi olarak gönderdiği?” diyerek hep seni alaya alıyorlar.
  42. “Eğer biz kendilerine bağlılıkta sabırlı olmasaydık, bu bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.” Onlar yakında azabı gördükleri zaman, yolca kimin daha sapık olduğunu görecekler.
  43. Arzularını ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?
  44. Yoksa sen onların çoğunun dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca onlardan daha da sapıktırlar.
  45. Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? Eğer dileseydi, onu sabit kılardı. Sonra biz Güneş’i gölgeye delil kıldık.
  46. Sonra onu kendimize yavaş yavaş çektik.
  47. O, geceyi size bir örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de hareket ve çalışma zamanı yapandır.
  48. Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Biz gökten tertemiz bir su indirdik.
  49. Ki onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve onunla, yarattıklarımızdan bir takım hayvanları ve birçok insanları sulayalım.
  50. Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.
  51. Dileseydik her memlekete bir uyarıcı gönderirdik.
  52. Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’an’la büyük bir cihat et.
  53. O, iki denizi birbirine salmıştır. Birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acıdır. Aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
  54. O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye gücü yetendir.
  55. Onlar, Allah’ı bırakıp, kendilerine ne faydası ne de zararı dokunan şeylere kulluk ederler. Kâfir, Rabbine karşı duranın yardımcısıdır.
  56. Biz, seni ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
  57. De ki: “Bunun karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; ancak Rabbine doğru bir yol tutmak isteyene yol gösteriyorum.”
  58. Sen, o ölümsüz ve daima diri olana tevekkül et. O’nu överek tespih et. Kullarının günahlarından O’nun haberdar olması yeter.
  59. O, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra da Arş’a kurulandır. O, Rahman’dır, O’nu haberdar olandan sor.
  60. Onlara, “Rahman’a secdeye kapanın” denildiğinde, “Rahman da nedir? Senin bize emrettiğine mi secde edeceğiz?” derler ve bu onların nefretini artırır.
  61. Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı ne yücedir.
  62. O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.
  63. Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “Selam!” derler.
  64. Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyamda durarak geceleyenlerdir.
  65. Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktır!”
  66. “Orası ne kötü bir durak ve ne kötü bir makamdır!”
  67. Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Harcamaları, bu ikisi arasında dengeli olur.
  68. Onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.
  69. Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedi kalır.
  70. Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  71. Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse, işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner.
  72. Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.
  73. Onlar, kendilerine Rabblerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler.
  74. Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı bağışla ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder yap” diyenlerdir.
  75. İşte onlar, sabretmiş olmalarına karşılık yüksek makamlarla mükafatlandırılacaklar. Ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır.
  76. Orada ebedi kalırlar. Orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır!
  77. De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.”

26 - ŞUARA SURESİ

  1. Ta, Sin, Mîm.
  2. Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
  3. Mü’min olmuyorlar diye adeta kendini helâk edeceksin!
  4. Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.
  5. Rahman’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
  6. Onlar yalanladılar, fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri başlarına gelecek.
  7. Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.
  8. Şüphesiz bunlarda bir delil vardır, fakat onların çoğu inanmamaktadırlar.
  9. Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
  10. Bir vakit de Rabbin, Mûsâ’ya nida edip “Git o zalim kavme” dedi.
  11. “Firavun kavmine. Hâlâ sakınmayacaklar mı?”
  12. Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
  13. “Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn’a da peygamberlik ver.”
  14. “Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.”
  15. Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, işitmekteyiz.”
  16. “Firavun’a gidin ve deyin ki: Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.”
  17. “İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.”
  18. Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”
  19. “Sen o yaptığın işi yaptın. Sen nankörlerdensin.”
  20. Mûsâ, şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde iken yaptım.”
  21. “Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.”
  22. “Senin başıma kaktığın bu nimet İsrailoğullarını köleleştirmendir.”
  23. Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.
  24. Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.”
  25. Firavun, etrafındakilere “Duyuyor musunuz?” dedi.
  26. Mûsâ, “O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir” dedi.
  27. Firavun, “Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir” dedi.
  28. Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi.
  29. Firavun, “Eğer benden başka bir ilâh edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim.”
  30. Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.
  31. Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi.
  32. Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.
  33. Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.
  34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır” dedi.
  35. “Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?”
  36. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder.”
  37. “Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”
  38. Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.
  39. İnsanlara da “Siz de toplanır mısınız?” denildi.
  40. “Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” dediler.
  41. Sihirbazlar gelince, Firavun’a dediler ki: “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükafat var mı?”
  42. Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi.
  43. Mûsâ onlara, “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın” dedi.
  44. Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler.
  45. Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların uydurdukları sihir takımlarını yutuyor.
  46. Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
  47. “Âlemlerin Rabbine inandık” dediler.
  48. “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine.”
  49. Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Ve hepinizi asacağım.”
  50. Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok. Mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
  51. “İlk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”
  52. Biz Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz” diye vahyettik.
  53. Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi.
  54. Dedi ki, “Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur.”
  55. “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.”
  56. “Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.”
  57. Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından çıkardık.
  58. Hazinelerden ve şerefli makamlardan da.
  59. İşte böyle! Ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
  60. Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.
  61. İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları, “Eyvah yakalandık” dediler.
  62. Mûsâ, “Hayır!” dedi. “Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.”
  63. Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
  64. Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
  65. Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
  66. Sonra ötekileri suda boğduk.
  67. Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
  68. Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
  69. Onlara İbrahim’in haberini de oku.
  70. Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti.
  71. “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz” demişlerdi.
  72. İbrahim, dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?”
  73. “Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”
  74. “Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.
  75. İbrahim, şöyle dedi: “Nelere taptığınızı görüyor musunuz?”
  76. “Gerek sizin ve gerekse eski atalarınızın!”
  77. “Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.”
  78. “O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
  79. “O, bana yediren ve içirendir.”
  80. “Hastalandığımda da O bana şifa verir.”
  81. “O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
  82. “O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”
  83. “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”
  84. “Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”
  85. “Beni Naim cennetinin varislerinden eyle.”
  86. “Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.”
  87. “İnsanların diriltilecekleri gün beni utandırma!”
  88. “O gün ki, ne mal fayda verir ne oğullar!”
  89. “Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”
  90. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.
  91. Cehennem de azgınlara gösterilecektir.
  92. Onlara, “Hani tapmakta olduklarınız nerede?” denilecek. “O Allah’tan başka?”
  93. “Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?”
  94. Artık onlar ve azgınlar tepetakla oraya atılırlar.
  95. Ve İblis’in bütün ordusu da.
  96. Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:
  97. “Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
  98. “Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”
  99. “Bizi ancak suçlular saptırdı.”
  100. “İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.”
  101. “Candan bir dostumuz da yok.”
  102. “Keşke bir dönüşümüz olsa da mü’minlerden olsak.”
  103. Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.
  104. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
  105. Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı.
  106. Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  107. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  108. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  109. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  110. “O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
  111. Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?”
  112. Nûh, şöyle dedi: “Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?”
  113. “Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!”
  114. “Ben inananları kovacak değilim.”
  115. “Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
  116. Dediler ki: “Ey Nûh! Vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!”
  117. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı.”
  118. “Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.”
  119. Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde kurtardık.
  120. Sonra da geride kalanları suda boğduk.
  121. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  122. Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
  123. Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.
  124. Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  125. “Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  126. “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  127. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  128. “Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?”
  129. “İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?”
  130. “Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız.”
  131. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  132. “O Allah’a karşı gelmekten sakının ki, size bildiğiniz bunca nimetleri verdi.”
  133. “Size hayvanlar ve çocuklar verdi.”
  134. “Bahçeler ve pınarlar.”
  135. “Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.”
  136. Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.”
  137. “Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir.”
  138. “Biz azaba uğratılacak da değiliz.”
  139. Böylece onlar Hûd’u yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  140. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  141. Semûd kavmi de peygamberleri yalanladı.
  142. Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  143. “Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  144. “Öyle ise Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”
  145. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  146. “Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?”
  147. “Bahçelerin, pınarların içinde,”
  148. “Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında.”
  149. “Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz.”
  150. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  151. “Haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.”
  152. “Onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar, barış için çalışmazlar.”
  153. Dediler ki: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
  154. “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir.”
  155. Salih, şöyle dedi: “İşte bir dişi deve! Onun su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.”
  156. “Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar.”
  157. Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.
  158. Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  159. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  160. Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı.
  161. Hani kardeşleri Lût, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  162. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  163. “Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  164. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  165. “İnsanlar içinden erkeklere yaklaşıyor da,”
  166. “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor musunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz.”
  167. Dediler ki: “Ey Lût! Vazgeçmezsen mutlaka sürülenlerden olacaksın!”
  168. Lût, şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım.”
  169. “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.”
  170. Biz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık.
  171. Ancak yaşlı bir kadın geride kalanlardan oldu.
  172. Sonra diğerlerini helâk ettik.
  173. Onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
  174. Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  175. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  176. Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
  177. Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  178. “Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
  179. “Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  180. “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
  181. “Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın.”
  182. “Doğru terazi ile tartın.”
  183. “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”
  184. “Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.”
  185. Onlar şöyle dediler: “Sen ancak büyülenmişlerdensin.”
  186. “Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
  187. “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür.”
  188. Şu’ayb, “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir” dedi.
  189. Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.
  190. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
  191. Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
  192. Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
  193. Onu Ruhu’l-emin indirdi.
  194. Senin kalbine ki, uyarıcılardan olasın.
  195. Apaçık Arapça bir dille.
  196. Şüphesiz bu öncekilerin kitaplarında da vardı.
  197. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
  198. Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik,
  199. Ve o da bunu kendilerine okusaydı, yine buna inanmazlardı.
  200. İşte böylece biz onu suçluların kalbine soktuk.
  201. Onlar o acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.
  202. O azap onlara, hiç farkında olmadıkları bir anda, ansızın
  203. O zaman, “Acaba bize süre verilir mi?” diyeceklerdir.
  204. Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
  205. Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca yararlandırsak,
  206. Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse,
  207. Yararlandırıldıkları şeyler kendilerine ne fayda sağlardı?
  208. Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.
  209. Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
  210. O Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.
  211. Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
  212. Çünkü onlar işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
  213. Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!
  214. En yakın akrabanı uyar.
  215. Mü’minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.
  216. Eğer sana karşı gelirlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım” de.
  217. Sen, O güçlü ve üstün, esirgeyici olana güvenip dayan.
  218. O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.
  219. Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
  220. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  221. Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
  222. Onlar, her günahkar yalancıya inerler.
  223. Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
  224. Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.
  225. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar,
  226. Ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
  227. Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.

27 - NEML SURESİ

  1. Ta, Sin. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir.
  2. Mü’minler için bir hidayet ve bir müjdedir.
  3. O mü’minler ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
  4. Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden onlar şaşkınlık içinde bocalayıp dururlar.
  5. Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.
  6. Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir.
  7. Hani Mûsâ, ailesine, “Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut parlak bir kor getireceğim ki, ateş yakıp ısınabilesiniz.” demişti.
  8. (Mûsâ) Oraya geldiğinde kendisine şöyle seslenildi: “Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden uzaktır.”
  9. “Ey Mûsâ! Gerçek şu ki, ben mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ım.”
  10. “Değneğini at.” Onu yılanmış gibi hareket eder görünce dönüp ardına bakmadan kaçtı. “Ey Mûsâ, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.”
  11. “Ancak kim zulmeder de sonra kötülüğün yerine iyilik yaparsa bilsin ki, şüphesiz ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet edenim.”
  12. “Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine git. Çünkü onlar fasık bir kavimdir.”
  13. Nitekim âyetlerimiz kendilerine gerçeği gösterecek biçimde gelince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.
  14. Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
  15. Andolsun, Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler.
  16. Süleyman, Davud’a varis oldu. Ve, “Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur” dedi.
  17. Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı.
  18. Nihayet karınca vadisine geldikleri vakit, bir karınca, “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler” dedi.
  19. Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: “Ey Rabbim! Beni, bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et. Ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”
  20. Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”
  21. “Onu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir.”
  22. Derken Hüdhüd çok beklemedi, çıkageldi ve şöyle dedi: “Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sebe’den sana kesin bir haber getirdim.”
  23. “Orada, onları yöneten bir kadın hükümdar buldum ki, her türlü imkana sahip; onun pek büyük bir de tahtı var.”
  24. “Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp Güneş’e taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.”
  25. Allah’a secde etmesinler diye! O Allaha ki göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkarır ve neyi saklıyorlar, neyi açıklıyorlarsa bilir.
  26. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Büyük Arş’ın Rabbidir.
  27. Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.
  28. “Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.”
  29. Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı.”
  30. “Mektup Süleyman’dandır, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlıyor.”
  31. Söylediği şu: “Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin.”
  32. “Ey ileri gelenler! Durumum hakkında bana görüş bildirin. Sizler yanımda bulunmadıkça hiçbir işe kesin olarak karar vermem.”
  33. Dediler ki: “Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün.”
  34. (Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.”
  35. “Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım.”
  36. (Elçi hediyelerle) Süleyman’ın huzuruna gelince, Süleyman ona şöyle dedi: “Siz beni mal ile desteklemek mi istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat hediyenizle ancak siz sevinirsiniz.”
  37. “Sen onlara dön. Andolsun, biz onlara, karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş olarak çıkarırız.”
  38. Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun tahtını getirebilir?”
  39. Cinlerden bir ifrit, ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi.
  40. Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, Rabbimin lütfundandır. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak içindir. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.
  41. Süleyman, “Tahtın şeklini değiştirin bakalım, onu tanıyabilecek mi; yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?” dedi.
  42. Belkıs gelince, “Senin tahtın böyle mi?” denildi. O da, “Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik” dedi.
  43. Daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkâr eden bir kavimden idi.
  44. Ona “Köşke gir” denildi. Köşkü görünce onu (zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona “Bu, zemini billurdan döşenmiş bir köşktür” dedi. Belkıs, “Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim.” dedi. “Şimdi ise Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” dedi.
  45. Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye Semûd kavmine, kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
  46. Salih, onlara “Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah’tan bağışlanma dileseniz ya!”
  47. Onlar, “Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih, “Sizin uğursuzluğunuz Allah katındandır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi.
  48. Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.
  49. Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: “Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; ‘Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz’, diyeceğiz.”
  50. Onlar bir tuzak kurdular; onlar farkında değilken biz de bir tuzak kurduk.
  51. Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu! Biz onları ve kavimlerini topyekun helâk ettik.
  52. İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır.
  53. İman edip Allah’a karşı gelmekten sakınmakta olanları ise kurtardık.
  54. Lût’u da gönderdik! Hani o kavmine şöyle demişti: “Göz göre göre, o çirkin işi mi yapıyorsunuz?”
  55. “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz cahil bir toplumsunuz.”
  56. Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: “Lût’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!”
  57. Biz de onu ve ailesini kurtardık. Ancak karısı başka. Onun geride kalıp helâk olmasını takdir ettik.
  58. Onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüydü!
  59. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Selam onun seçtiği kullarına.” Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların ortak koştukları mı?
  60. Yahut gökleri ve yeri yaratan ve size gökten yağmur indirip, onunla iç açıcı bahçeler meydana getiren mi? Siz onun tek bir ağacını bile yetiştiremezsiniz. Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.
  61. Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Hayır, onların çoğu bilmiyor!
  62. Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran, sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile birlikte başka ilâh mı var!? Ne kadar az düşünüyorsunuz!
  63. Yahut karanın ve denizin karanlıklarında size yolunuzu gösteren ve rahmetinin önünden rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
  64. Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilâh mı var!? De ki, “Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin.”
  65. De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.”
  66. Ahiret hakkında bilgi onlara peş peşe gelmiştir. Fakat onlar bu konuda şüphe içindedirler. Daha doğrusu onlar ahiretten yana kördürler.
  67. İnkar edenler dediler ki: “Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi diriltilip çıkarılacağız?”
  68. “Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”
  69. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.”
  70. Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.
  71. Onlar, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
  72. De ki: “Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır.”
  73. Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
  74. Şüphesiz senin Rabbin, onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir.
  75. Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
  76. Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor.
  77. Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir.
  78. Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir.
  79. Öyle ise Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.
  80. Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
  81. Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.
  82. O söz başlarına geldiği vakit, onlar için yerden bir dâbbe çıkarırız. O, onlara insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.
  83. Her ümmetten âyetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların sevk edilecekleri günü hatırla.
  84. Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: “Siz benim âyetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!”
  85. Zulümlerinden dolayı sözü edilen azap tepelerine iner de artık konuşamazlar.
  86. Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de gösterici olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette deliller vardır.
  87. Sur’a üfürüleceği ve göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin dehşete kapılacağı günü hatırla. Allah’ın dilediği müstesna. Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler.
  88. Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler. Bunu, her şeyi sağlam ve yerli yerince yapan Allah yapmıştır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  89. Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler.
  90. Kimler de kötü amel getirirse, yüzüstü ateşe atılırlar. “Ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsunuz.”
  91. “Ben ancak bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum ki, O bu beldeyi hürmetli kılmıştır. Her şey O’nundur. Bana müslümanlardan olmam emredildi.”
  92. “Ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur, kim de saparsa ona de ki: ”Ben sadece uyarıcılardanım.”
  93. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

28 - KASAS SURESİ

  1. Ta, Sin, Mîm.
  2. Bunlar apaçık kitabın âyetleridir.
  3. İman eden bir kavim için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.
  4. Şüphe yok ki, Firavun o yerde büyüklük taslamış ve oranın halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.
  5. Biz ise, istiyorduk ki o yerde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.
  6. Yeryüzünde onları kudret sahibi kılalım. Ve onların eliyle Firavun’a, Haman’a ve ordularına, çekinegeldikleri şeyleri gösterelim.
  7. Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye vahyettik.
  8. Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, Haman ve onların askerleri hata yapıyorlardı.
  9. Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar farkında değillerdi.
  10. Mûsâ’nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz, inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse bunu açıklayacaktı.
  11. Annesi, Mûsâ’nın kız kardeşine, “Onu takip et” dedi. O da Mûsâ’yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.
  12. Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, “Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi.
  13. Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.
  14. Mûsâ, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükafatlandırırız.
  15. Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından, kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.
  16. Mûsâ, “Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet” dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  17. “Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım” dedi.
  18. Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Mûsâ da ona, “Belli ki sen azgın bir kimsesin” dedi.
  19. Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, “Ey Mûsâ! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun? Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun” dedi.
  20. Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. Dedi ki: “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim.”
  21. Mûsâ, korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı. “Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar” dedi.
  22. Medyen’e doğru yöneldiğinde, “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi.
  23. Medyen suyuna varınca, suyun başında sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, “Maksadınız ne?” dedi. Onlar, “Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır” dediler.
  24. Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilerek dedi ki: “Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım.”
  25. Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Mûsâ, onun yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi.
  26. Kızlardan biri, “Babacığım, onu ücretle tut. Herhâlde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır” dedi.
  27. Şu’ayb, “Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikahlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın” dedi.
  28. Mûsâ, şöyle dedi: “Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husumet yok. Allah, söylediklerimize vekildir.”
  29. Mûsâ, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm. Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm.”
  30. Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”
  31. “Değneğini at. Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. “Ey Mûsâ! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın.”
  32. “Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek. İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına Rabbin tarafından iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler.”
  33. Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Şüphesiz ben onlardan birisini öldürdüm. Onların da beni öldürmelerinden korkuyorum.”
  34. “Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.”
  35. Allah, “Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size bir iktidar vereceğiz de böylece size ulaşamayacaklar. Âyetlerimiz sayesinde, siz ve size uyanlar, galip gelecek olanlardır” dedi.
  36. Mûsâ, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince, onlar, “Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. “Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık” dediler.
  37. Mûsâ dedi ki: “Rabbim, kimin kendisinden bir hidayetle geldiğini ve bu yurdun sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler.”
  38. Firavun, “Ey ileri gelenler! “Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. “Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ’nın ilahına çıkar bakarım. Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum” dedi.
  39. O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
  40. Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!
  41. Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.
  42. Bu dünyada onları lânete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır.
  43. Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Mûsâ’ya kitabı verdik; insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak. Umulur ki, öğüt alıp düşünürler.
  44. Mûsâ’ya o emri verdiğimiz zaman sen batı tarafında değildin. Görenlerden de değildin.
  45. Fakat biz birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. Sen Medyen halkı arasında yaşıyor değildin, âyetlerimizi onlardan okuyup öğreniyor da değildin. Fakat o haberleri sana gönderen biziz.
  46. Yine biz seslendiğimiz zaman Tur’un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi uyarman için sana bildiriyoruz. Umulur ki, öğüt alıp düşünürler.
  47. Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de “Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de âyetlerine uysaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.
  48. Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilenlerin benzeri niçin buna da verilmedi?” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilenleri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler.
  49. De ki: “Allah katından, doğruya bu ikisinden daha çok ulaştıran bir kitap getirin de, ben ona uyayım. Eğer doğru söyleyenler iseniz.”
  50. Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır. Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.
  51. Andolsun, düşünüp öğüt alsınlar diye o sözü onlara peş peşe ulaştırdık.
  52. Bu Kur’an’dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, işte onlar ona da inanırlar.
  53. Kur’an kendilerine okunduğu zaman, “Ona inandık, şüphesiz o Rabbimizden gelen gerçektir. Şüphesiz biz ondan önce de müslümandık” derler.
  54. İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
  55. Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size. Biz cahilleri istemeyiz” derler.
  56. Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.
  57. Onlar, “Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız” dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.
  58. Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helâk etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! Onlara biz varis olduk, biz.
  59. Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.
  60. Size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
  61. Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü huzura getirilecek kimse gibi midir?
  62. O gün Allah onlara seslenerek: “Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz hani nerede?” diyecektir.
  63. Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten onlar bize tapmıyorlardı” diyeceklerdir.
  64. Onlara, “Haydi ortaklarınızı çağırın!” denir. Onlar da çağırırlar fakat ortakları onlara cevap veremez. Azabı görürler. Ne olurdu yola gelselerdi!
  65. O gün Allah onlara seslenerek, “Peygamberlere ne cevap verdiniz?” diyecektir.
  66. O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar.
  67. Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması ümidi vardır.
  68. Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.
  69. Rabbin, onların sinelerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilir.
  70. O, Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Dünyada da ahirette de hamd O’na mahsustur. Hüküm yalnızca O’nundur. Ve ancak O’na döndürüleceksiniz.
  71. De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size bir aydınlık getirir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?”
  72. De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilir? Hâlâ görmeyecek misiniz?”
  73. Rahmetinin bir eseri olarak geceyi ve gündüzü sizin için yarattı ki içinde dinlenesiniz, lütfundan isteyesiniz ve şükredesiniz.
  74. O gün Allah onlara seslenerek, “Benim ortağım olduğunu iddia ettikleriniz nerede?” der.
  75. Her ümmetten bir şahit çıkarırız ve “Kesin delilinizi getirin” deriz. Onlar da gerçeğin Allah’a ait olduğunu bilirler. Ve uydurdukları şeyler kendilerini yüzüstü bırakıp kaybolup gitmişlerdir.
  76. Şüphesiz Karun, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.”
  77. “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. “Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”
  78. Karun, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Günahkarlardan günahları sorulmaz.
  79. Karun, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Karun’a verilen gibi bizim de olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.
  80. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükafat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler.
  81. Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
  82. Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler şöyle demeye başladılar: “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak.”
  83. İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.
  84. Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar.
  85. Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”
  86. Sen, bu kitabın sana verileceğini ummuyordun. Ancak o, Rabbinden bir rahmet olarak sana verildi. Öyle ise kâfirlere sakın arka çıkma.
  87. Allah’ın âyetleri sana indirildikten sonra, sakın seni onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır. Ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma!
  88. Sen Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur. Ve siz O’na döndürüleceksiniz.

29 - ANKEBUT SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mİm.
  2. İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?
  3. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.
  4. Yoksa kötülük yapanlar, bizden kaçıp kurtulacaklarını mı sandılar. Ne kötü hükmediyorlar!
  5. Her kim Allah’a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O, işitendir, bilendir.
  6. Her kim cihat ederse, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlere muhtaç değildir.
  7. İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Ve onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.
  8. Biz, insana, ana babasına iyilik etmesini emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.
  9. İman edip de salih amel işleyenler var ya, biz onları mutlaka salihler arasına sokacağız.
  10. İnsanlardan öyleleri vardır ki, “Allah’a inandık” derler. Ama Allah uğrunda bir eziyete uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, “Biz de sizinle beraberdik” derler. Allah, âlemlerin sinesinde olanları en iyi bilen değil midir?
  11. Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir.
  12. İnkar edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.
  13. Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.
  14. Andolsun ki biz, Nûh’u kavmine gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
  15. Biz de onu ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret kıldık.
  16. İbrahim de kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”
  17. “Siz, Allah’ı bırakarak ancak putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Allah’ı bırakarak taptıklarınızın size hiçbir rızık vermeye güçleri yetmez. Öyle ise rızkı Allah’ın katında arayın. O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Ancak O’na döndürüleceksiniz.”
  18. “Eğer siz yalanlarsanız bilin ki, sizden önce geçen birtakım ümmetler de yalanlamışlardı. Resule düşen apaçık tebliğden başka bir şey değildir.”
  19. Onlar, Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığını, sonra onu nasıl tekrarladığını görmüyorlar mı? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
  20. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah sonraki yaratmayı da yapacaktır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
  21. O, dilediğine azap eder, dilediğine de merhamet eder. Ancak O’na döndürüleceksiniz.
  22. Siz ne yerde ne de gökte kimseyi aciz bırakamazsınız. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz, ne de bir yardımcınız vardır.
  23. Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
  24. Kavminin İbrahim’e cevabı, “Onu öldürün veya yakın” demekten ibaret oldu. Allah da onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
  25. İbrahim, onlara dedi ki: “Sırf aranızda dünya hayatına mahsus bir sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi inkâr edip tanımayacak, kiminiz kiminize lânet edecektir. Barınağınız cehennem olacaktır. Yardımcılarınız da olmayacaktır.”
  26. Bunun ardından ona bir tek Lût inandı. İbrahim, “Bana, Rabbime doğru yürüyen bir muhacir olmak düşer. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” dedi.
  27. Biz, İbrahim’e İshak’ı ve Yâkup’u bahşettik. Onun soyundan gelenlere kitap ve peygamberlik verdik. Ona dünyada mükafatını verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir.
  28. Hani Lût da kavmine şöyle demişti: “Gerçekten siz, öyle bir iğrençliğe bulaşıyorsunuz ki, sizden önce âlemlerden bir tek kişi bunu yapmamıştır.”
  29. “Siz hâlâ erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı, “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize” demeden ibaret oldu.
  30. Lût, “Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” dedi.
  31. Elçilerimiz, İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde şöyle dediler: “Biz, bu memleket halkını helâk edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir.”
  32. İbrahim, “Ama orada Lût var” dedi. Onlar, “Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”
  33. Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı ve içi daraldı. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”
  34. “Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, yaptıkları fenalıklardan ötürü gökten bir azap indireceğiz.”
  35. Yemin olsun biz, aklını kullanacak bir topluluk için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık.
  36. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. “Ey kavmim, Allah’a ibadet Ahiret gününe umut bağlayın. Bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” dedi.
  37. Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
  38. Âd ve Semûd kavimlerini de helâk ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından açıkça belli olmaktadır. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Hâlbuki onlar gözü açık kimselerdi.
  39. Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da helâk ettik. Andolsun, Mûsâ kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip azabımızdan kurtulamazlardı.
  40. Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
  41. Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!
  42. Şüphesiz Allah, onların, kendini bırakıp da başka ne tür şeylere taptıklarını biliyor. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  43. Bunlar bizim, insanlara vermekte olduğumuz örneklerdir ki ilim sahiplerinden başkası onlara akıl erdiremez.
  44. Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. İşte bunda inananlar için bir ibret vardır.
  45. Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.
  46. İçlerinden zulmedenler hariç, kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin. Ve onlara şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir. Biz sadece O’na teslim olmuş kimseleriz.”
  47. İşte böylece biz sana kitabı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanırlar. Şunlardan da ona inananlar vardır. Bizim âyetlerimizi ancak kâfirler inkâr ederler.
  48. Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyorsun. Eğer öyle olsaydı batıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı.
  49. Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin kalplerindeki apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi ancak zalimler inkâr eder.
  50. Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
  51. Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve bir öğüt vardır.
  52. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. “O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir!”
  53. Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. O, kendileri farkında olmadıkları bir sırada ansızın gelecektir.
  54. Azabı senden acele istiyorlar. Oysa cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
  55. O günde azap, onları hem üstlerinden, hem ayaklarının altından saracak ve Allah, onlara, “Yapmakta olduklarınızın cezasını tadın” diyecektir.
  56. Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım geniştir. O hâlde, ancak bana kulluk edin.
  57. Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.
  58. İman edip salih amel işleyenler var ya, içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
  59. Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
  60. Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki, onu da, sizi de Allah rızıklandırmaktadır. O, işitendir, bilendir.
  61. Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl döndürülüyorlar?
  62. Allah, kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
  63. Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.
  64. Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!
  65. Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.
  66. Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! Yakında bilecekler!
  67. Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hâlâ batıla inanıyorlar da Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
  68. Allah’a karşı yalan uyduran, yahut kendisine geldiğinde, gerçeği yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok?
  69. Bizim uğrumuzda cihat edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah, mutlaka iyilik yapanlarla beraberdir.

30 - RUM SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Rumlar yenildi.
  3. Yakın bir yerde. Bu yenilgilerinin ardından, yakında galip gelecekler.
  4. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler sevineceklerdir.
  5. Allah’ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
  6. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  7. Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiretten ise tamamen gaflettedirler.
  8. Onlar kendi içlerinde hiç düşünmediler mi? Allah gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr
  9. Onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
  10. Sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerini yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı.
  11. Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız O’na döndürüleceksiniz.
  12. Kıyametin kopacağı günde, suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.
  13. Onların, Allah’a koştukları ortaklardan kendileri için şefaatçiler de olmayacaktır. Artık onlar ortak koştukları şeyleri de inkâr ederler.
  14. O saat gelip çattığı gün, o gün, hepsi birbirinden ayrılacaklardır.
  15. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler.
  16. İnkar edip âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır.
  17. Öyle ise akşama girdiğinizde, sabaha kavuştuğunuzda, Allah’ı tespih edin.
  18. Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur. Gündüzün sonunda ve öğle vaktine girdiğinizde de.
  19. Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de işte böyle çıkarılacaksınız.
  20. Sizi topraktan yaratması, O’nun âyetlerindendir. Sonra siz birer insan olarak yeryüzüne yayılırsınız.
  21. O’nun âyetlerinden biri de; size kendinizden eşler yaratmasıdır ki, onlarla sükunet bulup huzura kavuşursunuz. Aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
  22. Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.
  23. Geceleyin uyumanız ve gündüzün O’nun lütfundan aramanız da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
  24. O’nun âyetlerinden biri de; size korku ve umut vermek için şimşeği göstermesi, gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesidir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  25. Emriyle göğün ve yerin ayakta durması da O’nun âyetlerindendir. Sonra sizi yerden bir tek davetle çağırdığı zaman, bir de bakarsınız ki çıkıyorsunuz.
  26. Göklerde ve yerde kim varsa yalnızca O’na aittir. Hepsi O’na boyun eğmektedirler.
  27. O, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayacak olandır. Bu, O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce ve eşsiz sıfatlar O’nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
  28. Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Siz emriniz altında olan köleleri, size verdiğimiz rızıklara eşit olarak ortak eder misiniz? Kendiniz için çekindikleriniz gibi onlar için de çekinir misiniz? İşte âyetleri aklını kullanan bir toplum için böyle açıklıyoruz.
  29. Fakat, zulmedenler bilgisizce nefislerinin arzularına uydular. Allah’ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola iletebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
  30. O hâlde sen yüzünü, bir hanif olarak dine çevir; Allah’ın, insanları üzerinde yarattığı fıtrata. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  31. Yalnız O’na yönelin ve O’na karşı gelmekten sakının, namazı kılın ki müşriklerden olmayın.
  32. Onlar ki, dinlerini parçalayıp gruplara ayrıldılar. Her grup kendi elindeki ile sevinip böbürlenmektedir.
  33. İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.
  34. Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler bakalım! Haydi yararlanın! Yakında bileceksiniz.
  35. Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O’na ortak koşmalarını o mu söylüyor?
  36. İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
  37. Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  38. Öyle ise akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
  39. İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın yüzünü isteyerek her ne zekat verirseniz, işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat artıranlardır.
  40. Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.
  41. İnsanların kendi elleriyle kazandıkları yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı sonuçlarını onlara tattıracaktır.
  42. De ki: “Yeryüzünde dolaşın da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın.” Onların çoğu ortak koşan kimselerdi.
  43. Allah’tan, geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün insanlar bölük bölük ayrılacaklardır.
  44. Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için yer hazırlarlar.
  45. Çünkü O, iman edip salih amel işleyenlere lütfundan mükafat verecektir. Şüphesiz O, inkâr edenleri sevmez.
  46. Rüzgarları müjdeci olarak göndermesi, O’nun âyetlerindendir. Böylece size rahmetinden tattırır, gemiler O’nun koyduğu yasalara uygun şekilde akıp gider ve siz de O’nun lütfundan rızkınızı ararsınız. Ve umulur ki şükredersiniz.
  47. Andolsun, senden önce biz nice resulleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise, üzerimize hak oldu.
  48. Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Sonra onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder. Nihayet sen onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediğine ulaştırdığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
  49. Oysa onlar, daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.
  50. Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye gücü yetendir.
  51. Andolsun, eğer bir rüzgar göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar.
  52. Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
  53. Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak âyetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.
  54. Allah O’dur ki, sizi güçsüz olarak yarattı. Sonra güçsüzlüğün arkasından kuvvet verdi. Sonra kuvvetin arkasından yine güçsüzlüğe ve ihtiyarlığa getirdi. Dilediğini yaratır. O, bilendir, gücü yetendir.
  55. Kıyametin kopacağı gün günahkarlar, dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle çevriliyorlardı.
  56. Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Andolsun, siz, Allah’ın yazısına göre, yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.”
  57. O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Onlardan Allah’ı hoşnut etmeleri de istenmez.
  58. Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir âyet getirsen, inkâr edenler mutlaka; “Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız” derler.
  59. Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle mühürler.
  60. Şüphesiz, Allah’ın vaadi gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe sürüklemesinler.

31 - LOKMAN SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.
  3. O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir.
  4. Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.
  5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  6. İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için boş ve amaçsız sözleri satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
  7. Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Onu, elem dolu bir azap ile müjdele.
  8. Fakat iman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için nimet cennetleri vardır.
  9. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Bu, Allah’ın gerçek bir vaadidir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  10. O, gökleri direksiz yarattı, onları görüyorsunuz. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi. Ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de bir su indirdik ve orada her güzel çiftten bitkiler bitirdik.
  11. İşte Allah’ın yarattıkları! Şimdi gösterin bana, O’ndan başkası ne yaratmıştır? Hayır, zalimler, apaçık bir sapıklık içindedir.
  12. Andolsun, biz Lokman’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.
  13. Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.”
  14. İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zorluk üstüne zorlukla taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. O hâlde bana ve anne babana şükret. Dönüş Banadır.
  15. Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber vereceğim.
  16. Lokman: “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu ortaya çıkarır. Çünkü Allah, lütuf sahibidir, haberdar olandır.”
  17. “Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.”
  18. “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.”
  19. “Yürüyüşünde orta bir yol tut. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!”
  20. Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli olarak sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip tamamlamıştır. İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.
  21. Kendilerine, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman. “Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı?
  22. Kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, şüphesiz en sağlam kulpa tutunmuştur. İşlerin sonu ancak Allah’a varır.
  23. Kim inkâr ederse, onun inkârı seni üzmesin. Onların dönüşleri ancak bizedir. Biz de onlara yaptıklarını haber veririz. Allah, göğüslerin özünü bilendir.
  24. Biz, onları biraz yararlandırırız. Sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz.
  25. Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler.
  26. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Şüphesiz Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.
  27. Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah’ın sözleri yine de tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  28. Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, ancak tek bir kişininki gibidir. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
  29. Görmedin mi ki, Allah, geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneş’i ve Ay’ı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belli bir zamana kadar akar gider. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
  30. Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Onu bırakıp da taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.
  31. Görmüyor musun ki, size âyetlerinden göstermesi için, gemiler Allah’ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.
  32. Onları kara gölgeler gibi dalgalar sardığı zaman, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.
  33. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ve öyle bir günden korkun ki, o gün hiçbir baba evladına asla fayda veremez, evlat da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayamaz. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın o çok aldatıcı, sizi Allah ile aldatmasın!
  34. Kıyamet saatine ilişkin bilgi Allah katındadır. Yağmuru O indirir. O, rahimlerde olanı da bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah bilendir, haberdar olandır.

32 - SECDE SURESİ

  1. Elif, Lâm, Mîm.
  2. Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır.
  3. Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? Hayır! O, Rabbinden gelen bir gerçektir. Kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için. Umulur ki doğru yolu bulurlar.
  4. Allah O’dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine kurulmuştur. Sizin için O’ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?
  5. Gökten yere kadar her işi O düzenler. Sonra bütün işler O’na yükselip çıkar; bir günde ki, süresi, sizin saymakta olduğunuz günlerden bin yıla denktir.
  6. İşte Allah, gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
  7. O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.
  8. Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır.
  9. Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
  10. Dediler ki: “Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız?” Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
  11. De ki: “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”
  12. Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! Gerçeği gördük ve işittik. Artık şimdi bizi dünyaya döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!
  13. Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.
  14. (Onlara şöyle denilecek): “O hâlde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedi azabı tadın.”
  15. Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdeye kapanırlar ve Rablerine hamd ile tespih ederler de büyüklük taslamazlar.
  16. Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.
  17. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.
  18. Hiç mü’min, fasık gibi olur mu? Bunlar eşit olmazlar.
  19. İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me’va cennetleri vardır.
  20. Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, “Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın” denir.
  21. Andolsun, belki dönerler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.
  22. Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.
  23. Andolsun, biz Mûsâ’ya kitabı vermiştik. Sen de kitaba kavuşma konusunda sakın şüphe içinde olma. Onu İsrailoğullarına bir yol gösterici kılmıştık.
  24. Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler kıldık. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.
  25. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, üzerinde ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda onlar arasında hüküm verecektir.
  26. Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hâlâ işitmiyorlar mı?
  27. Görmüyorlar mı, biz suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları da, kendileri de yemektedir. Yine de görmüyorlar mı?
  28. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, şu fetih ne zamanmış?” diyorlar.
  29. De ki: “Fetih günü, inkâr edenlere iman etmeleri fayda vermeyecektir. Onlara göz de açtırılmayacaktır.”
  30. Şimdi sen onlardan yüz çevir ve bekle. Şüphesiz onlar da bekliyorlar.

33 - AHZAB SURESİ

  1. Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
  3. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
  4. Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.
  5. Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın kitabına göre, birbirleri için mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu kitapta yazılıdır.
  7. Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz, onlardan sapasağlam bir söz almıştık.
  8. Doğru kimseleri doğruluklarından hesaba çekmek için. Kâfirlere de elem dolu bir azap hazırladık.
  9. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgar ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  10. Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.
  11. İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.
  12. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resulü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.
  13. Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib halkı! Sizin burada durmak imkanınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da Peygamberden izin istiyor; “Evlerimiz açık” diyorlardı. Oysa evleri açık değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.
  14. Eğer Medine’nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.
  15. Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.
  16. De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. O takdirde bile pek az yararlandırılırsınız.”
  17. De ki: “Sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Eğer Allah size bir kötülük dilese, yahut size bir rahmet dilese. Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.
  18. Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize gelin” diyenleri biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelirler.
  19. Size karşı kıskançlık ederler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah’a kolaydır.
  20. Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri gelecek olsa, isterler ki, bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.
  21. Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için güzel bir örnek vardır; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için.
  22. Mü’minler, düşman birliklerini görünce dediler ki: “İşte bu, Allah’ın ve Resulünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söylemiştir.” Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.
  23. Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Onlar, verdikleri sözü asla değiştirmediler.
  24. Bunun böyle olması Allah’ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükafatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi, yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  25. Allah, inkâr edenleri, hiçbir hayra ulaşmaksızın kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Allah, savaşta mü’minlere yetti. Allah, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
  26. Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.
  27. Allah, sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  28. Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzelce bırakayım.”
  29. “Eğer Allah’ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.”
  30. Ey Peygamber’in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allah’a göre kolaydır.
  31. İçinizden kim Allah’a ve Resulüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükafatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır.
  32. Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık olan kimse ümide kapılmasın. Güzel söz söyleyin.
  33. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
  34. Siz evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.
  35. Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle, oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle, namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.
  36. Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadının kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
  37. Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikahında tut ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince, onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları ilişkilerini kestiklerinde, mü’minler için o kadınlarla evlenmede bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
  38. Allah’ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.
  39. O peygamberler ki, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Hesap görücü olarak Allah yeter.
  40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
  41. Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.
  42. O’nu sabah akşam tespih edin.
  43. O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden; melekleri de sizin için bağışlanma dileyendir. Allah, mü’minlere çok merhamet edendir.
  44. Allah’a kavuşacakları gün mü’minlere yönelik esenlik dileği “Selam”dır. Allah, onlara bol bir mükafat hazırlamıştır.
  45. Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit olarak gönderdik, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı.
  46. Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak.
  47. Mü’minlere kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele.
  48. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
  49. Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp, sonra onlara dokunmadan kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.
  50. Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar, amcalarının, halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber’e hibe eden bir kadını da, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Öteki mü’minlere değil. Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  51. Bunlardan dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir.
  52. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak; sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.
  53. Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.
  54. Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
  55. Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.
  56. Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’i destekliyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona destek olun ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın!
  57. Şüphesiz Allah ve Resulünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.
  58. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
  59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
  60. Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerlerine süreriz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.
  61. Lânete uğramış kimseler olarak; nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürüldükçe öldürülürler.
  62. Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.
  63. İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.
  64. Şüphesiz Allah, kâfirlere lânet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.
  65. Onlar, orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.
  66. Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resul’e itaat etseydik” diyecekler.
  67. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! “Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”
  68. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.”
  69. Ey iman edenler! Siz Mûsâ’ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ, Allah katında itibarlı bir kimse idi.
  70. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin.
  71. Ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.
  72. Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
  73. Bunun böyle olması, Allah’ın münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

34 - SEBE SURESİ

  1. Hamd, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah’a mahsustur. Hamd ahirette de O’na mahsustur. O Hakîm’dir, Habir’dir.
  2. Allah, yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O Rahîmdir, Gafûrdur.
  3. İnkâr edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil! Gaybı bilen Rabbime andolsun ki, kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır.”
  4. Allah’ın, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için. İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır.
  5. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışırcasına çaba harcayanlar var ya, işte onlar için elem dolu, çok kötü bir azap vardır.
  6. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler.
  7. Yine inkâr edenler şöyle dediler: “Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi?”
  8. “Allah’a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?” Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin bir sapıklık içindedirler.
  9. Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.
  10. Andolsun, biz, Dâvud’a katımızdan bir lütufta bulunduk. “Ey dağlar, onunla birlikte tespih edin ve ey kuşlar siz de.” dedik. Ve onun için demiri yumuşattık.
  11. Geniş ve uzun zırhlar yap! Dokumasında titiz davran! Siz de iyi işler yapın! Kuşkusuz, ben, yaptıklarınızı görüyorum.
  12. Süleyman’ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.
  13. Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır.
  14. Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir ağaç kurdu gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı.
  15. Andolsun, Sebe’ halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdır.”
  16. Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
  17. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz ancak nankörleri cezalandırırız.
  18. Biz onlarla, o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirdik ve bunlar arasında gidiş gelişler belirledik. Ve onlara da şöyle dedik: “Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın.”
  19. Onlar ise, “Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır” dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
  20. İblis, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular.
  21. Oysa İblis’in onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak biz; âhirete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.
  22. De ki:“Allah’ı bırakıp da ilâh olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. Onların yerde ve gökte hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah’ın onlardan bir yardımcısı da yoktur.”
  23. Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. Kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “Rabbiniz ne söyledi?” diye sorarlar. Onlar da “Gerçeği” diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.
  24. De ki: “Size göklerden ve yerden kim rızık verir?” De ki: “Allah. O hâlde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!”
  25. De ki: “Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız.”
  26. De ki:“Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan, hakkıyla bilendir.”
  27. De ki: “Allah’a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! Bilakis O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah’tır.”
  28. Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  29. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek” diyorlar.
  30. De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.”
  31. İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk” derler.
  32. Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, “Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz” derler.
  33. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.
  34. Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz” demişlerdir.
  35. Yine, “Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir” demişlerdi.
  36. De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
  37. Sizi, bize yaklaştıracak olan mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.
  38. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar.
  39. De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine genişletir ve kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
  40. Allah’ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, “Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?” diyeceği günü bir hatırla!
  41. Melekler derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız.Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”
  42. İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, “Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabını tadın” deriz.
  43. Âyetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, “Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır” dediler. Bir de, “Bu Kur’an, uydurulmuş bir yalandır” dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, “Bu, ancak apaçık bir büyüdür” dediler.
  44. Oysaki biz onlara, araştırıp ders alacakları kitaplar vermemiştik; onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.
  45. Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hâlbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!
  46. De ki: “Ben size ancak bir tek şeyi öğütlüyorum: “Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın, sonra da iyice düşünün! Arkadaşınız Muhammed’de delilikten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır.”
  47. De ki: “Ben sizden herhangi bir ücret istemedim; o sizin olsun. Benim mükafatım ancak Allah’a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir.”
  48. De ki: “Şüphesiz Rabbim gerçeği ortaya koyar. O, gaybleri hakkıyla bilendir.”
  49. De ki: “Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez.”
  50. De ki: “Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır.”
  51. Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen!
  52. Azabı görünce, “Ona inandık” derler. Ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?
  53. Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.
  54. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.

35 - FATIR SURESİ

  1. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.
  2. Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  3. Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka ilâh O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
  4. Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, senden önce de nice resuller yalancı sayılmıştır. Bütün işler ancak Allah’a döndürülür.
  5. Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın.
  6. Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise siz de onu düşman edinin. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.
  7. İnkar edenler için şiddetli bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  8. Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Onlar için üzülerek kendini helâk etme. Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.
  9. Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.
  10. Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. Ve onların tuzakları boşa çıkar.
  11. Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan yarattı. Sonra sizi eşler yaptı. O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne hamile kalır ne de doğurur. Bir canlıya ne ömür verildiği de, onun ömründen neyin kısıldığı da bir kitapta yazılıdır. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır.
  12. İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz için, gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün.
  13. Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneş’i ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu, Allah’tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O’nundur. O’ndan başka yalvardıklarınız, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.
  14. Eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkâr ederler. Bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan Allah gibi haber veremez.
  15. Ey insanlar! Sizler Allah’a muhtaç fakirlersiniz. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye layık olandır.
  16. Eğer dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.
  17. Bu, Allah’a göre zor bir şey değildir.
  18. Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.
  19. Kör ile gören bir olmaz.
  20. Karanlıklar ile aydınlık bir olmaz.
  21. Gölge ile sıcaklık bir olmaz.
  22. Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.
  23. Sen, ancak bir uyarıcısın.
  24. Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.
  25. Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Oysa resulleri onlara apaçık delilleri, sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getirmişlerdi.
  26. Sonra ben inkâr edenleri yakaladım. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!
  27. Görmüyor musun ki, Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı çeşitli renklerde yollar ve simsiyah taşlar da var.
  28. İnsanlardan, hareket eden canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Kulları içinde Allah’tan ancak alim olanlar içleri titreyerek korkar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
  29. Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler.
  30. Çünkü Allah, onların mükafatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
  31. Sana vahyettiğimiz kitap kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphe yok ki, Allah, kullarının bütün hâllerinden haberdardır ve her şeyi görendir.
  32. Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan orta yolu tutanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.
  33. Onlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.
  34. Şöyle derler: “Hamd, bizden hüznü gideren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.”
  35. “O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada bıkkınlık da gelmez.”
  36. İnkar edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden azap da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.
  37. Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim.” diye bağrışırlar. “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı! “Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”
  38. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir.
  39. O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkarcıların inkârı, ancak ziyanlarını artırır.
  40. De ki: “Allah’ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?” Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaad etmezler.
  41. Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. Andolsun, eğer onlar yok olur giderlerse, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayandır.
  42. Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.
  43. Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.
  44. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah’ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, bilendir, güçlüdür.
  45. Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kullarını görendir.

36 -YASİN SURESİ

  1. Ya, Sin.
  2. O hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki,
  3. Hiç kuşkusuz, sen, gönderilen elçilerdensin.
  4. Dosdoğru bir yol üzerindesin.
  5. Bu Kur’an üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
  6. Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için gönderildin.
  7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
  8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.
  9. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik. Böylece onları kuşatıp sardık. Artık onlar görmezler.
  10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
  11. Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahman’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükafatla müjdele.
  12. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta bir bir kaydetmişizdir.
  13. Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
  14. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.
  15. Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
  16. Elçiler ise şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”
  17. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”
  18. Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”
  19. Elçiler de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi bütün bunlar? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler.
  20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”
  21. “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”
  22. “Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
  23. “O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”
  24. “O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”
  25. “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”
  26. Ona, “Cennete gir” denildi. O da, “Keşke kavmim bilseydi” dedi.
  27. “Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını.”
  28. Kendisinden sonra kavmi üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.
  29. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.
  30. Yazıklar olsun o kullara! Ne zaman kendilerine bir resul gelecek olsa onu alaya alırlardı.
  31. Görmediler mi, kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar artık kendilerine dönemezler.
  32. Onların hepsi de mutlaka toplanıp huzurumuza çıkarılacaklardır.
  33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.
  34. Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlar fışkırttık.
  35. Ki onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
  36. Allah ne yücedir ki, toprağın bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratmıştır.
  37. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.
  38. Güneş, kendine özgü bir durak noktasına doğru akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.
  39. Ayın dolaşımı için de konak yerleri belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.
  40. Ne Güneş Ay’a yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
  41. Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.
  42. Biz, onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık.
  43. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar.
  44. Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar.
  45. Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde hiç aldırmazlar.
  46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.
  47. Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler.
  48. “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar.
  49. Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.
  50. Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.
  51. Sura üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.
  52. Şöyle derler: “Eyvah bize! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.”
  53. Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.
  54. O gün hiçbir kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.
  55. Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.
  56. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar.
  57. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır.
  58. Çok merhametli Rabden onlara bir de sözlü “Selam” vardır.
  59. “Ey günahkârlar! Ayrılın bu gün!”
  60. Ey ademoğulları! Ben size, “Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır!” demedim mi?
  61. “Bana ibadet edin, dosdoğru yol budur!” demedim mi?
  62. “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?”
  63. “İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir.”
  64. “İnkar ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!”
  65. O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.
  66. Eğer dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?!
  67. Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de, ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi.
  68. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz. Hâlâ akıllarını kullanmıyorlar mı?
  69. Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.
  70. Diri olanları uyarsın ve kâfirlerin üzerine söz hak olsun diye indirilmiştir.
  71. Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.
  72. Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.
  73. Onlar için bu hayvanlarda yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
  74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilahlar edindiler.
  75. Onlar, ilâhlar için hazır asker oldukları hâlde, ilahlar onlara yardım edemezler.
  76. Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
  77. İnsan, bizim, kendisini az bir sudan yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.
  78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”
  79. De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”
  80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.
  81. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.
  82. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.
  83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı ne yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.

37 - SAFFAT SURESİ

  1. Andolsun saf saf dizilenlere.
  2. Haykırıp sürükleyenlere.
  3. O zikir okuyanlara.
  4. Ki, sizin ilahınız bir tek İlahtır.
  5. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Bütün doğuların da Rabbidir.
  6. Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.
  7. Ve onu, her inatçı ve asi şeytandan koruduk.
  8. O şeytanlar, melekler topluluğunun kelamını dinleyemezler, her taraftan kovulup atılırlar.
  9. Uzaklaştırılırlar. Ve onlar için kesintisiz bir azap vardır.
  10. Ancak kulak hırsızlığıyla birşey kapan olursa, onu da delip geçen bir alev izler.
  11. Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?” Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
  12. Hayır, sen şaşırıp kaldın, onlarsa alay edip duruyorlar.
  13. Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
  14. Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
  15. Ve diyorlar ki: “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”
  16. “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”
  17. “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”
  18. De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak diriltileceksiniz.”
  19. O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsınız ki hepsi dirilmiş, etraflarına bakınıyorlar.
  20. Şöyle diyecekler: “Eyvah bizlere! İşte bu din günüdür.”
  21. Onlara, “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür” denilir.
  22. Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın.”
  23. “Allah’tan başka taptıklarını. Hepsine cehennemin yolunu gösterin.”
  24. “Ve onları durdurun! Çünkü onlar, sorguya çekileceklerdir.”
  25. Onlara: “Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?” denilir.
  26. Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
  27. Birbirlerine dönüp sorarlar.
  28. Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”
  29. Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”
  30. “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz.”
  31. “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”
  32. “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”
  33. Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
  34. İşte biz suçlulara böyle yaparız.
  35. Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
  36. “Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı.
  37. Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, bütün peygamberleri de tasdik etmiştir.
  38. Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
  39. Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
  40. Ancak Allah’ın hâlis kulları başka.
  41. İşte onlar için belli bir rızık vardır.
  42. Türlü meyveler kendilerine ikram edilmektedir.
  43. Naim cennetlerinde.
  44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
  45. Çevrelerinde pınarlardan doldurulmuş kadehler dolaştırılır.
  46. Bembeyaz, içenlere lezzet sunan kadehler.
  47. Onda ne bir sersemletme vardır ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.
  48. Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
  49. Sanki onlar, saklı bir yumurta gibidirler.
  50. Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
  51. İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
  52. Derdi ki: “Sen gerçekten inananlardan mısın?”
  53. “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
  54. Konuşan o kimse, yanındakilere, “Şimdi onun ne hâlde olduğunu biliyor musunuz?” der.
  55. Derken bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
  56. Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”
  57. “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”
  58. “Nasıl, biz ölmeyecek miymişiz?”
  59. “İlk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”
  60. İşte bu büyük kurtuluştur.
  61. Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
  62. Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
  63. Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
  64. O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
  65. Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
  66. Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar.
  67. Sonra bunun üzerine onlar için kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
  68. Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
  69. Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.
  70. Kendileri de onların izlerinde koşturup gidiyorlar.
  71. Andolsun ki onlardan önce gelip geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.
  72. Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.
  73. Şimdi bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
  74. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları başka.
  75. Andolsun ki Nûh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel karşılık vermiştik.
  76. Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  77. Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
  78. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
  79. Bütün âlemler içinde selam olsun Nûh’a.
  80. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  81. Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.
  82. Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.
  83. Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.
  84. Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.
  85. Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”
  86. “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?”
  87. “O hâlde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”
  88. Derken yıldızlara bir göz attı.
  89. “Ben gerçekten hastayım” dedi.
  90. Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
  91. İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”
  92. “Ne diye konuşmuyorsunuz?”
  93. Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
  94. Bunun üzerine kavmi koşarak ona doğru geldi.
  95. İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”
  96. “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
  97. Kavmi, “Onun için bir bina yapın ve onu ateşe atın” dedi.
  98. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
  99. İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”
  100. “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”
  101. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
  102. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
  103. Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı üzerine yatırınca,
  104. Ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
  105. “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.”
  106. “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
  107. Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
  108. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
  109. Selam olsun İbrahim’e.
  110. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  111. Çünkü o mü’min kullarımızdandı.
  112. Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
  113. Onu da İshak’ı da bereketli kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
  114. Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.
  115. Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  116. Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
  117. Her ikisine de apaçık anlaşılan kitabı (Tevrat’ı) verdik.
  118. Onları doğru yola ilettik.
  119. Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.
  120. Selam olsun Mûsâ’ya ve Hârûn’a.
  121. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  122. Çünkü onların ikisi de bizim mü’min kullarımızdandı.
  123. Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
  124. Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  125. “O en güzel Yaratıcıyı bırakıp da Ba’l putuna mı tapıyorsunuz?”
  126. “Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı terk mi ediyorsunuz?”
  127. Onu yalanladılar. Bu yüzden onlar, azaba hazır olmuşlardır.
  128. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları başka.
  129. Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.
  130. Selam olsun İlyas’a.
  131. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  132. Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.
  133. Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
  134. Hani onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
  135. Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
  136. Sonra da diğerlerini helâk ettik.
  137. Muhakkak ki siz sabah onların yanından geçip gidiyorsunuz.
  138. Ve geceleyin de. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
  139. Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendir.
  140. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
  141. Gemidekilerle kura çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
  142. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
  143. Eğer o çok tespih edenlerden olmasaydı,
  144. Mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
  145. Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.
  146. Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
  147. Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
  148. Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
  149. Şimdi sen onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
  150. Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
  151. Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek derler ki,
  152. “Allah doğurdu. “ Hiç şüphesiz ki onlar yalancıdırlar.
  153. Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?
  154. Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
  155. Hiç düşünmüyor musunuz?
  156. Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
  157. O hâlde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
  158. Onlar, Allah ile cinler arasında da soy bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
  159. Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
  160. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları bunlar gibi değildir.
  161. Artık siz de, tapmakta olduklarınız da,
  162. O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyemezsiniz.
  163. Ancak cehennemde yanacaklar hariç.
  164. (Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.”
  165. “Şüphesiz, o saflar hâlinde dizilenler biziz.”
  166. “Şüphesiz o tespih edenler biziz.”
  167. Müşrikler şunu da söylüyorlardı:
  168. “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı.”
  169. “Elbette biz ihlaslı kullar olurduk.”
  170. Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler!
  171. Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
  172. “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
  173. “Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”
  174. O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
  175. Onları seyret. Yakında görecekler!
  176. Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
  177. Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
  178. Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
  179. Onları seyret. Yakında görecekler!
  180. Senin kudret ve şeref sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
  181. Bütün peygamberlere selam olsun!
  182. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

38 - SAD SURESİ

  1. Sâd. O şanlı, şerefli Kur’an’a andolsun.
  2. Fakat inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
  3. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
  4. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler “Bu, yalancı bir sihirbazdır”
  5. “İlahları bir tek ilâh mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!”
  6. İçlerinden ileri gelenler, “Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir.”
  7. “Biz bunu önceki milletlerden işitmedik! Bu ancak bir uydurmadır.”
  8. “O Kur’an içimizden ona mı indirildi?” diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Kur’an’ımdan şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
  9. Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
  10. Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Eğer öyleyse sebepler içinde yükselsinler.
  11. Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.
  12. Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun da peygamberleri yalanlamışlardı.
  13. Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlar da böyle gruplardı.
  14. Bunların hepsi, resulleri yalanlamaktan başka bir şey yapmadılar. Sonunda azabım hak oldu.
  15. Bunlar da ancak, bir an bile gecikmesi olmayan tek bir korkunç sesten başka bir şey beklemiyorlar.
  16. Müşrikler şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!”
  17. Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Davud’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  18. Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla birlikte tespih ederlerdi.
  19. Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tespih ederlerdi.
  20. Biz Davud’un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz etme yeteneği verdik.
  21. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.
  22. Hani Davud’un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Haksızlık etme. Bize orta yolu buldur” dediler.
  23. İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi. Ve tartışmada beni bastırdı.”
  24. Davud dedi ki: Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Davud, kendisini imtihan ettiğimizi zannederek Rabbinden af diledi. Eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.
  25. Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
  26. Ona dedik ki: “Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah yolundan sapanlar için hesap gününü unutmuş olmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.”
  27. Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin hâline!
  28. Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?
  29. Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
  30. Davud’a Süleyman’ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  31. Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.
  32. Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet Güneş battı.
  33. “Onları bana geri getirin” dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
  34. Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi.
  35. Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.
  36. Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.
  37. Binalar kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları,
  38. Zincirlere vurulmuş daha başkalarını da onun emrine verdik.
  39. “İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de dilediğine hesapsızca ver yahut verme” dedik.
  40. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
  41. Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.
  42. Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik.
  43. Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
  44. Bir de dedik ki: “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.” Gerçekten biz Eyyub’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  45. Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yâkup’u da an.
  46. Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile temizleyip ihlaslı kimseler kıldık.
  47. Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir.
  48. İsmail, el-Yesa’ ve Zülkifl’i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.
  49. İşte bu bir öğüttür. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
  50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
  51. Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.
  52. Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.
  53. İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
  54. İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
  55. Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de kötü bir gelecek vardır.
  56. Cehennem! Ona yaslanacaklar. Fakat o ne kötü bir döşektir.
  57. İşte bu, kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
  58. O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.
  59. “İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir.”
  60. O grup da, “Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!” der.
  61. Şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır.”
  62. Yine şöyle derler: “Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?”
  63. “Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa onları gözden mi kaçırdık?”
  64. Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.
  65. De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve kahhar olan Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.”
  66. “O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
  67. De ki: “Bu Kur’an, büyük bir haberdir.”
  68. “Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.”
  69. “Aralarında tartıştıkları sırada, yüce melekler topluluğuna dair benim hiçbir bilgim yoktu.”
  70. “Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor.”
  71. Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım.”
  72. “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için hemen secdeye kapanın.”
  73. Derken bütün melekler topluca secde ettiler.
  74. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
  75. Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.
  76. İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.
  77. Allah, şöyle dedi: “Öyle ise çık oradan, çünkü sen kovuldun.”
  78. “Şüphesiz benim lânetim din gününe kadar senin üzerinedir.”
  79. İblis, “Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi.
  80. Allah dedi ki: “Sen mühlet verilenlerdensin.
  81. “O bilinen güne kadar.”
  82. İblis, “Senin izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım.”
  83. “Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna” dedi.
  84. Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum.”
  85. “Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.”
  86. De ki: “Ben o Kur’an’a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum.”
  87. “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.”
  88. “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.”

39 - ZÜMER SURESİ

  1. Bu kitabın indirilişi, Aziz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
  2. Şüphesiz biz o kitabı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et.
  3. İyi bilin ki, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.
  4. Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, bundan uzaktır, yücedir. O, tek ve Kahhar olan Allah’tır.
  5. Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneş’i ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
  6. O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek, üç karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk yalnız O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
  7. Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Fakat kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü hakkıyla bilir.
  8. İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen ateş halkındansın!”
  9. Yoksa o, gece vakitlerinde, secde hâlinde ve ayakta ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden kimse gibi olur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.
  10. Bizim adımıza de ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar için bir iyilik vardır. Allah’ın yeryüzü geniştir. Sabredenlere mükafatları elbette hesapsız olarak verilir.”
  11. De ki: “Şüphesiz bana, dini Allah’a has kılarak O’na ibadet etmem emredildi.”
  12. “Bana, müslümanların ilki olmam da emredildi.”
  13. De ki: “Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.”
  14. De ki: “Ben dinimi Allah’a has kılarak sadece O’na ibadet ediyorum.”
  15. “Siz de Allah’tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.”
  16. Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının.
  17. Tağut’tan, ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelenler için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele!
  18. Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar, akıl sahipleridir.
  19. Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!
  20. Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için üst üste yapılmış köşkler vardır. Altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez.
  21. Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp hâline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.
  22. Allah, kimin göğsünü İslam’a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir. Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.
  23. Allah, sözün en güzelini, biri diğerine atıf yaparak tekrarlanan çift kutuplu bir hitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah’ın Zikri karşısında yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
  24. Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Zalimlere, “Kazandıklarınızı tadın” denir.
  25. Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi.
  26. Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti tattırdı. Elbette ki ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
  27. Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
  28. Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
  29. Allah, şöyle bir misal vermiştir: Bir adam ve birtakım ortakları var, hırçın hırçın çekişip duruyorlar. Bir de yalnız bir kişiye bağlı selamet içinde olan bir adam var. Bu ikisinin hâli hiç bir olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.
  30. Şüphesiz sen öleceksin, şüphesiz onlar da ölecekler.
  31. Sonra siz, muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.
  32. Kim, Allah’a karşı yalan uyduran ve kendisine geldiğinde, doğruyu yalanlayandan daha zalimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok?
  33. Doğruyu getiren ve onu tasdik edene gelince, işte onlar kötülükten korunanların ta kendileridir.
  34. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır.
  35. Allah onların geçmişte yaptıkları en kötü işleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeli ile mükafatlarını verecektir.
  36. Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.
  37. Allah, kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah güçlü ve intikam alıcı değil midir?
  38. Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım; Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”
  39. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Yakında bileceksiniz.”
  40. “Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini.”
  41. Biz sana kitabı insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.
  42. Allah, insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
  43. Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”
  44. De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”
  45. Allah, tek olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları anıldığında bakarsın sevinirler.
  46. De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan, gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.”
  47. Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için tümünü mutlaka fidye verirlerdi. Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır.
  48. Kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır.
  49. İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
  50. Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı.
  51. Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah’ı aciz bırakacak değillerdir.
  52. Bilmediler mi ki, Allah dilediğine rızkı açar ve kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  53. De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  54. Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
  55. Farkında olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.
  56. Ki, kişi, “Allah’a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim.” demesin.
  57. Yahut, “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin.
  58. Yahut azabı gördüğünde, keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin.
  59. “Hayır! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.”
  60. Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir. Büyüklük taslayanlar için cehennemde bir yer mi yok!?
  61. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.
  62. Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.
  63. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  64. De ki: “Ey cahiller! Siz bana Allah’tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?”
  65. Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.”
  66. Hayır, yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.
  67. Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü, bütün yeryüzü O’nun avucundadır. Gökler de O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.
  68. Sur’a üflenir, göklerdeki ve yerdeki herkes ölür. Ancak Allah’ın dilediği kimse müstesna. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bakıyorlar.
  69. Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir. Aralarında adaletle hüküm verilir. Onlara asla haksızlık edilmez.
  70. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
  71. İnkar edenler bölük bölük cehenneme sürülürler. Oraya geldiklerinde onun kapıları açılır ve bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran resuller gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.
  72. Onlara şöyle denir: “İçinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!”
  73. Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da bölük bölük cennete sevk edilirler. Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır. Oranın bekçileri onlara şöyle derler: “Selam olsun size! Tertemizsiniz. Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.”
  74. Onlar şöyle derler: “Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren Allah’a mahsustur. Bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennette istediğimiz yerde konaklıyoruz. Salih amel işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş!”
  75. Melekleri de Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Rablerini hamd ile tespih ederler. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” denilmiştir.

40 - MÜ'MİN SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Bu kitabın indirilişi, güçlü ve her şeyi bilen Allah tarafındandır.
  3. Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.
  4. Allah’ın âyetleri hakkında, inkâr edenlerden başkası tartışmaya girişmez. Onların şehirlerde gezip dolaşmaları seni aldatmasın.
  5. Onlardan önce Nûh’un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış!
  6. Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, “Onlar ateş halkıdır” sözü gerçekleşmiş oldu.
  7. Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.”
  8. “Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Gerçekten sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.”
  9. “Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır.”
  10. İnkar edenlere şöyle seslenilir: “Allah’ın gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana çağırılırdınız da inkâr ederdiniz.”
  11. Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı itiraf ediyoruz. Şimdi bir çıkış yolu var mı?”
  12. “Bu, sizin bir olan Allah’a çağırıldığınız zaman inkâr etmeniz, O’na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm yüce ve büyük olan Allah’a aittir.”
  13. O, size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ancak O’na yönelen, düşünüp ibret alır.
  14. O hâlde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin!
  15. O, dereceleri yükseltendir, Arş’ın sahibidir. Emrinden olan Ruh’u buluşma gününe karşı uyarmak için, kullarından dilediğine indirir.
  16. O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün mülk kimin? Tek ve Kahhar olan Allah’ın!
  17. Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün asla zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
  18. Onları yaklaşan güne karşı uyar! O gün yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.
  19. Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.
  20. Allah, hak ve adaletle hükmeder. Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  21. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.
  22. Bunun sebebi şu idi: Resulleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O, güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
  23. Andolsun Mûsâ’yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
  24. Firavun’a, Haman’a ve Karun’a. Onlar ise, “Bu çok yalancı bir sihirbazdır” dediler.
  25. Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın.” dediler . Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
  26. Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Mûsâ’yı öldüreyim. Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.”
  27. Mûsâ da, “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” dedi.
  28. Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.”
  29. “Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Fakat Allah’ın azabı bize gelip çatarsa, kim bize yardım eder? Firavun, “Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum” dedi.
  30. İman etmiş olan adam dedi ki: “Ey kavmim! Ben üzerinize, önceki toplulukların günü gibi bir günün gelmesinden korkuyorum.”
  31. “Nûh kavminin, Âd ve Semûd ‘un ve onlardan sonrakilerin durumu gibi. Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”
  32. “Ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o bağrışıp çağrışma gününden korkuyorum.”
  33. “Arkanıza dönüp kaçacağınız gün, sizi Allah’a karşı koruyacak kimse olmaz. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
  34. Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra asla peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.
  35. Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
  36. Firavun dedi ki: “Ey Haman! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim.”
  37. “Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Mûsâ’nın ilahının ne olduğunu anlarım. Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı tamamen boşa çıktı.
  38. O inanan kimse dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim.”
  39. “Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir.”
  40. “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.”
  41. “Ey kavmim! Bu ne hâl? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz.”
  42. “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana çağırıyorum.”
  43. “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler ateş halkının ta kendileridir.”
  44. “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.”
  45. Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azabın en kötüsü kuşattı.
  46. Ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecek.
  47. Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz?” derler.
  48. Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında hüküm vermiştir.”
  49. Ateşte olanlar cehennem bekçilerine derler ki: “Rabbinize yalvarın bir gün bizden azabı hafifletsin.”
  50. Bekçiler derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin yalvarması boşunadır.
  51. Şüphesiz ki, elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.
  52. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.
  53. Andolsun biz Mûsâ’ya hidayeti verdik ve İsrailoğullarına kitabı miras bıraktık.
  54. O, temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir öğüttür.
  55. Öyleyse sabret! Allah’ın vaadi şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ederek tespih et!
  56. Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya; onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  57. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  58. Kör ile gören bir olmaz. İman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
  59. Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.
  60. Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”
  61. Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve gösterici olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
  62. İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz?
  63. Allah’ın âyetlerini inkâr etmekte olanlar, işte böyle döndürülürler.
  64. Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi şekillendirdi, şekillerinizi de güzel yaptı. Ve size güzel, temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
  65. O, diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse dini yalnızca Allah’a hâlis kılanlar olarak O’na dua edin. Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur.
  66. De ki: “Rabbimden bana apaçık deliller gelince, Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana, âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi.”
  67. O, sizi topraktan, sonra az bir sudan, sonra “alaka”dan yaratan, sonra sizi çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O’dur. Umulur ki düşünürsünüz.
  68. O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir.
  69. Allah’ın âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar?
  70. Onlar, kitabı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Yakında bilecekler!
  71. O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu hâlde sürükleneceklerdir.
  72. Kaynar su içinde! Sonra da ateşte yakılacaklardır.
  73. Sonra da onlara: “Nerede o ortak koştuklarınız?” denilecek.
  74. O Allah’tan başka! Onlar da diyecekler ki: “Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz. İşte Allah, o kâfirleri böyle şaşırtır.”
  75. Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür.
  76. Ebedi kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!
  77. Sen sabret! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, seni vefat ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.
  78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, onlardan anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.
  79. Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.
  80. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
  81. Allah, size âyetlerini gösteriyor. Allah’ın hangi âyetlerini inkâr edersiniz?
  82. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.
  83. Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar. Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.
  84. Azabımızı gördükleri zaman dediler ki: “Yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik.”
  85. Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri süregelen kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar.

41 - FUSSİLET SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Bu Kur’an Rahman, Rahim olan Allah tarafından indirilmiştir.
  3. Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.
  4. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler.
  5. Dediler ki: “(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O hâlde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız.”
  6. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilahınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!”
  7. Onlar zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkâr ederler.
  8. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükafat vardır.
  9. De ki: “Siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.”
  10. O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bolluk ve bereket meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
  11. Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.
  12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.
  13. Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.”
  14. Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından gelmiş, Allah’tan başkasına kulluk etmeyin” demişler, onlar da, “Eğer Rabbimiz dileseydi melekler indirirdi. Bu sebeple, biz sizinle gönderilenleri inkâr ediyoruz” demişlerdi.
  15. Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.
  16. Biz de onların üzerine, o uğursuz günlerde dondurucu bir rüzgar gönderdik. Bunu onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için yaptık. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
  17. Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu göstermiştik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azap yıldırımı onları yakaladı.
  18. İnananları ve Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
  19. O gün Allah’ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.
  20. Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.
  21. Onlar derilerine, “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. Derileri de der ki; “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz.”
  22. “Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.”
  23. “İşte, Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi mahvetti. “Böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz.”
  24. Şimdi eğer dayanabilirlerse, artık cehennem onların yeridir! Yok eğer özür dileyip hoşnutluk isterlerse, artık onlar hoşnut edilecek değildirler.
  25. Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.
  26. İnkar edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın.”
  27. İnkar edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.
  28. İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi inkâr etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
  29. İnkarcılar şöyle derler: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar.”
  30. Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin.”
  31. “Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.”
  32. “Gafur ve Rahim olan Allah’tan bir ikram olarak.”
  33. Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?
  34. İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.
  35. Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.
  36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  37. Gece, gündüz, Güneş ve Ay Allah’ın varlığının delillerindendir. Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin. Eğer gerçekten Allah’a ibadet edecekseniz.
  38. Eğer onlar büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz O’nu tespih ederler ve hiç usanmazlar.
  39. Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
  40. Âyetlerimiz konusunda doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O hâlde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  41. Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır.
  42. Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
  43. Sana ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.
  44. Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?” derlerdi. De ki: “O, inananlar için bir hidayet ve şifadır.” İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. Sanki onlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.
  45. Andolsun! Biz, Mûsâ’ya kitabı vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi, mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
  46. Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara zulmedici değildir.
  47. Kıyamet saatine ilişkin bilgi, Allah’a bırakılır. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.”
  48. Daha önce yalvardıkları onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
  49. İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.
  50. Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka “Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Andolsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz. Ve andolsun, onlara mutlaka ağır azaptan tattıracağız.
  51. İnsana bir nimet verdiğimizde yüz çevirir ve büyüklük taslar. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.
  52. De ki: “Ne dersiniz? Eğer o Kur’an Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?”
  53. Varlığımızın delillerini, ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şahit olması yetmez mi?
  54. İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.

42 - ŞURA SURESİ

  1. Ha, Mim.
  2. Ayn, Sin, Kaf.
  3. Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.
  4. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O, yücedir, büyüktür.
  5. Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp parçalanacaklar. Melekler de Rablerini hamd ile tespih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Allah’tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
  7. Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
  8. Allah dileseydi, onları bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur.
  9. Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar mı edindiler? Hâlbuki gerçek dost Allah’tır. O, ölüleri diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  10. Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir. İşte Rabbim olan Allah budur! Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum.
  11. O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler yaratmıştır. Hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu düzen içinde sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
  12. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. O, her şeyi bilendir.
  13. O size, dinden Nûh ‘a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Mûsâ’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi kanun yaptı. Şöyle ki: “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” Fakat senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni hidayete erdirir.
  14. Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
  15. İşte bunun için sen davet et! Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma. Ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş ancak O’nadır.”
  16. Allah’ın çağrısına uyulduktan sonra O’nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında batıldır. Onların üzerinde bir gazap vardır ve şiddetli azap onlaradır.
  17. Allah, hak olarak kitabı ve mizanı indirendir. Ne bilirsin, belki de o saat yakındır.
  18. Ona inanmayanlar, onun çabucak gelmesini isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, o saat hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
  19. Allah, kullarına çok lütufkardır. Dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, yücedir.
  20. Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz. Fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
  21. Yoksa onların, Allah’ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zalimler için elem dolu bir azap vardır.
  22. Sen, zalimlerin yaptıkları şeyler tepelerine inerken korku ile titrediklerini göreceksin. İnanıp yararlı işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur.
  23. İşte bu, Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
  24. Yoksa “Yalan uydurup Allah’a iftira etti” mi diyorlar? Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah batılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilendir.
  25. O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
  26. Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kâfirler için ise şiddetli bir azap vardır.
  27. Allah, kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.
  28. O, insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, gerçek dosttur, övülmeye layık olandır.
  29. Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.
  30. Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
  31. Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Sizin için Allah’tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.
  32. Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O’nun varlığının delillerindendir.
  33. O, dilerse rüzgarı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
  34. Yahut yaptıklarından dolayı onları helâk eder ve birçoğunu da affeder.
  35. Allah, böyle yapar ki, âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
  36. Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. İnanıp Rablerine tevekkül edenler için Allah katında bulunan ise daha hayırlı, daha kalıcıdır.
  37. Onlar, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar.
  38. Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.
  39. Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.
  40. Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür. Fakat kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükafatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.
  41. Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimselerin aleyhine bir yol yoktur.
  42. Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
  43. Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
  44. Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördükleri zaman, o zalimleri bir görsen; “Dönmek için bir yol var mı?” derler.
  45. Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zalimler, sürekli bir azap içindedirler.
  46. Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur.
  47. Allah’tan, geri çevrilmesi imkansız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de inkâr edebilirsiniz!
  48. Eğer yüz çevirirlerse, biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir. Fakat elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.
  49. Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.
  50. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir. Dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
  51. Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  52. İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun.
  53. Göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.

43 - ZUHRUF SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Apaçık kitaba andolsun ki,
  3. İyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
  4. Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.
  5. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’an’la uyarmaktan vaz mı geçelim?
  6. Hâlbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik.
  7. Onlar da kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
  8. Biz, onlardan daha güçlü olanları da helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti!
  9. Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen yarattı” diyeceklerdir.
  10. O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir.
  11. O, gökten bir ölçüye göre su indirendir. Biz onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz de, böyle diriltileceksiniz.
  12. Allah bütün çiftleri yaratmıştır.
  13. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir. Ki siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: “Bunlara bizim için boyun eğdiren ne yücedir, yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık.
  14. “Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.”
  15. Böyle iken kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.
  16. Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı?
  17. Onlardan biri, Rahman’a isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.
  18. Süs içinde yetiştirilip de mücadelede kendisini savunamayanı mı Allah’a yakıştırıyorlar?
  19. Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
  20. “Eğer Rahman dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik” dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
  21. Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?
  22. Hayır! Onlar sadece, “Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz” dediler.
  23. İşte böyle, senden önce hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, oranın şımarık zenginleri şöyle demişlerdir: “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz.”
  24. “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlar, “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz” dediler.
  25. Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu!
  26. Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”
  27. “Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz O, beni doğru yola iletecektir.”
  28. İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.
  29. Doğrusu ben bunları da babalarını da, faydalandırıp geçindirdim. Kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar.
  30. Fakat kendilerine hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.
  31. “Bu Kur’an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!” dediler.
  32. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
  33. Eğer insanlar küfürde birleşen tek bir ümmet olacak olmasalardı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerine mutlaka gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
  34. Evlerine kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
  35. Ve nice süsler verirdik. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçici malından ibarettir. Rabbinin katındaki ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır.
  36. Kim, Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
  37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.
  38. Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Sen ne kötü arkadaşmışsın!” der.
  39. “Onlara, bu temenniniz bugün size hiçbir fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.
  40. Sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?
  41. Ya biz seni alır götürürüz de, onlardan intikam alırız.
  42. Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter.
  43. Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.
  44. Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.
  45. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahman’dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?
  46. Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
  47. Mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!
  48. Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Belki dönerler diye onları azaba uğrattık.
  49. “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler.
  50. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.
  51. Firavun, kavmine seslendi. Dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor. Hâlâ görmüyor musunuz?”
  52. “Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?”
  53. “Ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?”
  54. Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O’na itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.
  55. Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan intikam aldık, hepsini suda boğduk.
  56. Onları, sonradan gelecekler için geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.
  57. Meryem oğlu İsa bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.
  58. “Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?” dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.
  59. İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.
  60. Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.
  61. Şüphesiz o, kıyametin bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.
  62. Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
  63. İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  64. Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin. İşte bu doğru bir yoldur.
  65. Aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azabından vay o zulmedenlerin hâline!
  66. Onlar, hiç farkında değillerken kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?
  67. O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.
  68. “Ey kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.”
  69. Onlar, âyetlerimize iman edip müslüman olmuşlardı.
  70. “Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete girin.”
  71. Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
  72. İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size miras verilen cennettir.
  73. Orada sizin için bol bol meyve var, onlardan yersiniz.
  74. Şüphesiz suçlular cehennem azabında sürekli kalacaklardır.
  75. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.
  76. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zalim idiler.
  77. “Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin” diye seslenirler. O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der.
  78. Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
  79. Yoksa bir işe kesin karar mı verdiler? Şüphesiz biz de kararlıyız.
  80. Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil! Yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.
  81. De ki: “Eğer Rahman’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.”
  82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.
  83. Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.
  84. O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilâh olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
  85. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatinin bilgisi yalnız O’nun katındadır. Siz O’na döndürüleceksiniz.
  86. O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
  87. Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?
  88. Onun, “Ya Rabbi!” demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.
  89. Artık sen onlara aldırma ve “Size selam olsun” de. Yakında bilecekler!

44 - DUHAN SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Apaçık olan Kitap’a andolsun ki,
  3. Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
  4. O gecede her hikmetli iş ayrılır.
  5. Katımızdan bir emir olarak. Muhakkak ki biz, resuller göndeririz.
  6. Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
  7. O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız.
  8. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
  9. Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
  10. Artık sen göğün açık bir duman getireceği günü bekle.
  11. O duman insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.
  12. İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.
  13. Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir resul gelmişti.
  14. Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler.
  15. Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.
  16. Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
  17. Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir elçi gelmişti.
  18. O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir elçiyim.”
  19. “Allah’a karşı büyüklük taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.”
  20. “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”
  21. “Bana inanmıyorsanız benden uzak durun.”
  22. Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkar bir toplumdur” diye seslendi.
  23. Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.”
  24. “Denizi açık hâlde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.”
  25. Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
  26. Nice ekinler, nice güzel konaklar!
  27. Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
  28. İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.
  29. Gök ve yer onların ardından ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi.
  30. Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık;
  31. Firavun’dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
  32. Andolsun, biz onları bir ilim üzere âlemlere üstün kıldık.
  33. Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
  34. Bunlar ise diyorlar ki:
  35. “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”
  36. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, atalarımızı getirin.”
  37. Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.
  38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
  39. Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmezler.
  40. Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.
  41. O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
  42. Yalnız, Allah’ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
  43. Şüphesiz, zakkum ağacı,
  44. Günahkarların yemeğidir.
  45. Erimiş maden gibi, karınlarda kaynar.
  46. Kaynar suyun kaynaması gibi.
  47. “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.”
  48. “Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”
  49. “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?”
  50. “İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!”
  51. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.
  52. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
  53. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.
  54. İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
  55. Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.
  56. Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.
  57. Rabbinden bir lütuf olarak. İşte bu büyük başarıdır.
  58. Biz o Kur’an’ı senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
  59. Artık sen bekle! Onlar da beklemektedirler.

45 - CASİYE SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Kitabın indirilmesi, Aziz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
  3. Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için nice deliller vardır.
  4. Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır.
  5. Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları evirip çevirmesinde, aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
  6. İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
  7. Her günahkar yalancının vay hâline!
  8. Kendisine Allah’ın âyetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!
  9. Âyetlerimizden bir şey öğrenince onu alaya alır. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!
  10. Arkalarında da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler, onlara hiçbir yarar sağlamaz. Allah’tan başka edindikleri veliler de. Onlar için büyük bir azap vardır.
  11. İşte bu Kur’an bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise elem dolu çok kötü bir azap vardır.
  12. Allah O’dur ki, denizi size boyun eğdirdi, O’nun emri ile hem denizde gemiler hareket etsin, hem de lütfundan arayasınız diye. Umulur ki şükredersiniz.
  13. O, göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
  14. İnananlara söyle, Allah’ın günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar ki, Allah herhangi bir topluma kazandığının karşılığını versin.
  15. Kim salih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
  16. Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.
  17. Onlara emrimizi bildiren deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir.
  18. Sonra da seni bu emirden bir şeriat üzerine kıldık. Sen ona uy. Bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.
  19. Çünkü onlar, Allah’a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.
  20. Bu Kur’an, insanlar için kalp gözleri, kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir.
  21. Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
  22. Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır; herkese kazandığının karşılığı verilsin diye. Onlara haksızlık edilmez.
  23. Nefsinin arzusunu ilâh edineni, Allah’ın, bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?
  24. Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.
  25. Onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, babalarımızı getirin” demek oldu.”
  26. De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, fakat insanların çoğu bilmezler.
  27. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
  28. O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. “Bugün yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.”
  29. İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı yazıyorduk.
  30. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.
  31. İnkar edenlere gelince, onlara şöyle denir: “Âyetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir kavim olmuş değil miydiniz?”
  32. “Şüphesiz, Allah’ın vaadi gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; dediniz ki: “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz.”
  33. Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.
  34. Onlara şöyle denir: “Siz nasıl bugüne kavuşacağınızı unuttuysanız, bugün de biz sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur.”
  35. “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.
  36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
  37. Göklerde ve yerde büyüklük O’na aittir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

46 - AHKAF SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Kitabın indirilişi, üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
  3. Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
  4. De ki: “Allah’tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana! Eğer doğru söyleyenler iseniz.”
  5. Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların yalvarmalarından habersizdirler.
  6. İnsanlar toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların kendilerine tapmalarını da inkâr ederler.
  7. Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, kendilerine gelen hakkı inkâr edenler, “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.
  8. Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  9. De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
  10. De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerine şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”
  11. İnkar edenler, inananlar için; “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler.
  12. Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, zulmedenleri uyarmak, güzel davrananları müjdelemek için Arap dili ile indirilmiş öncekileri tasdik eden bir kitaptır.
  13. “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.
  14. Onlar cennetliklerdir. Yaptıklarına karşılık olarak, orada sürekli kalacaklardır.
  15. Biz, insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, Senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.”
  16. İşte onlar, yaptıklarının en iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız cennet halkı arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.
  17. Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın vaadi gerçektir” diyorlar, O da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.
  18. İşte onlar, kendilerine azap sözü hak olmuş kimselerdir. Kendilerinden önce gelip geçen cin ve insan toplulukları arasında bulunacaklardır. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır.
  19. Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah’ın onlara yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi için. Kendilerine asla haksızlık edilmez.
  20. İnkar edenler ateşe sunuldukları gün, “Siz dünya hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz. Onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” denir.
  21. Âd kavminin kardeşini an! O, kendinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçtiği Ahkaf’ta, toplumunu şöyle uyarmıştı: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Gerçek şu ki, ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.”
  22. Onlar ise, “Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir. Eğer doğru söyleyenlerden isen” dediler.
  23. Hûd, “Bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum” dedi.
  24. O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır” dedi.
  25. “O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder.” Derken o hâle geldiler ki, evlerinden başka bir şey görünmez oldu! İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
  26. Andolsun, size vermediğimiz servet ve kuvveti onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
  27. Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
  28. Allah’ı bırakıp O’na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanları ve uydurup durdukları şeydir.
  29. Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
  30. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.”
  31. “Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın.”
  32. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
  33. Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet! Şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  34. İnkar edenlere, ateşe sunuldukları gün, “Bu gerçek değil miymiş?” denir. Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş” derler. Allah, “Öyle ise inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!” der.
  35. O hâlde azim sahibi elçilerin sabrettikleri gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.

47 - MUHAMMED SURESİ

  1. İnkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.
  2. İman edip salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- iman edenlerin ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir.
  3. Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte böylece Allah, insanlara kendi misallerini anlatır.
  4. İnkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın. Artık bundan sonra ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
  5. Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.
  6. Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.
  7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
  8. İnkar edenlere gelince, artık yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır.
  9. Bu, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah’ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.
  10. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkar edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.
  11. Bu, Allah’ın inananların yardımcısı olması, inkar edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır.
  12. Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkar edenler ise dünyada zevk edip geçinirler. Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir.
  13. Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler vardı ki, biz onları helâk ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.
  14. Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir?
  15. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
  16. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman alay ederek, kendilerine bilgi verilmiş olanlara, “Az önce ne söyledi?” derler. İşte bunlar, Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.
  17. Hidayete erenlere gelince, Allah onların hidayetini artırır. Onların Allah’a karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.
  18. Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir. Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?
  19. Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkeklerin ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.
  20. İnananlar, “Keşke bir sure indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.
  21. İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.
  22. Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?
  23. İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.
  24. Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?
  25. Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.
  26. Bu, münafıkların, Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere, “Bazı işlerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Allah, onların gizlice konuşmalarını bilir.
  27. Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vura vura canlarını alırken hâlleri nasıl olacak?!
  28. Bu, Allah’ı gazaplandıran şeylere uydukları ve O’nun hoşnut olduğu şeyleri beğenmedikleri içindir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.
  29. Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
  30. Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun, sen onları, konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah, yaptıklarınızı bilir.
  31. Andolsun, içinizden, cihat edenleri ve sabredenleri bilinceye kadar sizi deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.
  32. İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Resul’e karşı gelenler hiçbir şekilde Allah’a zarar veremezler. Allah, onların amellerini boşa çıkaracaktır.
  33. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.
  34. İnkar eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.
  35. Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz hâlde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
  36. Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı istemez.
  37. Eğer onları sizden isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
  38. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.

48 - FETİH SURESİ

  1. Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.
  2. Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.
  3. Ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım eder.
  4. O, mü’minlerin kalplerine huzur indirdi ki, imanlarına iman katsınlar. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  5. Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.
  6. Ve münafık erkek ve kadınlara, müşrik erkek ve kadınlara azap etsin. Onlar ki, Allah’a kötü zan ile zanda bulundular. Kötülük çemberi tepelerine insin! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!
  7. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  8. Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
  9. Ki Allah’a ve resulüne inanasınız, O’nu destekleyesiniz, O’nu yüce bilesiniz ve sabah akşam O’nu tespih edesiniz diye.
  10. Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükafat verecektir.
  11. Bedevilerin geri bırakılanları sana şöyle diyecekler: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile.” Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
  12. Siz aslında, Resul’ün ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helakı hak eden bir kavim oldunuz.
  13. Kim Allah’a ve resulüne inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık.
  14. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  15. Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Hayır, onlar pek az anlarlar.
  16. Bedevilerin geri bırakılanlarına de ki: “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.”
  17. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.
  18. Andolsun o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, mü’minlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır.
  19. Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükafatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  20. Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. Ki, bunlar mü’minler için bir ibret olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
  21. Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği ama Allah’ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kadirdir.
  22. İnkar edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.
  23. Bu, Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunudur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
  24. O, Mekke’nin göbeğinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  25. Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, Allah, savaşı önlemezdi. Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkârcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.
  26. Hani inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, resulüne ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna layık ve ehil idiler. Allah herşeyi bilendir.
  27. Andolsun, Allah, resulünün rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi. Ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.
  28. O, resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir ki, o dini tüm dinlere üstün kılsın. Şahit olarak Allah yeter.

Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. İşte onların, Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sapları üzerinde doğrulup boy atmış ki bu, ekicilerin hoşuna gider. Allah böyle yapar ki, onunla kâfirleri öfkelendirsin. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

49 - HUCURAT SURESİ

  1. Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulü’nün önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
  2. Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözü bağırırcasına söylemeyin, yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
  3. Allah resulünün huzurunda seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah’ın, gönüllerini takva için imtihan ettiği kişilerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  4. Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.
  5. Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Ey iman edenler! Eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
  7. Bilin ki, aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarı, fasıklığı ve isyanı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir.
  8. Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  9. Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.
  10. Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
  11. Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
  12. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
  13. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
  14. Bedeviler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. Ancak ‘Müslüman’ olduk” deyin. “Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Resulü’ne itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  15. İman edenler ancak, Allah’a ve Resulü’ne inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
  16. De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”
  17. İslam’a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: “Müslümanlığınızla bana minnet etmeyin. Bilakis size doğru yolu gösterdiği için Allah sizi minnet altında tutar, eğer samimi iseniz.”
  18. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

50 - KAF SURESİ

  1. Şerefli Kur’an’a andolsun ki,
  2. Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler, “Bu şaşılacak bir şey” dediler.
  3. “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzak bir dönüştür.”
  4. Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda herşeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap vardır.
  5. Hayır, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir hâldedirler.
  6. Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.
  7. Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
  8. Bütün bunları, Allah’a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek için yaptık.
  9. Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
  10. Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
  11. Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. Kabirlerden çıkışınız da işte böyledir.
  12. Onlardan önce Nûh ‘un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
  13. Âd, Firavun ve Lût’un kardeşleri de.
  14. Eyke halkı ile Tübba’ kavmi de. Bunların her biri resulleri yalanlamışlardı da tehdidim üzerlerine hak olmuştu.
  15. Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik? Doğrusu onlar, yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.
  16. Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
  17. Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek herşeyi kaydetmektedir.
  18. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.
  19. Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” denir.
  20. Sur’a üfürülmüştür. İşte bu, geleceği vaadedilen gündür.
  21. Herkes yanında bir sevk edici, bir de şahit ile beraber gelir.
  22. Ona, “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir” denir.
  23. Beraberindeki melek, “İşte yanımdaki hazır” der.
  24. (Allah, şöyle der:) Siz, ikiniz! Atın Cehenneme her bir inatçı kâfiri!
  25. “Hayra engel olanı, haddini aşanı, şüpheciyi!”
  26. “Allah ile beraber, başka bir ilâh edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!”
  27. Arkadaşı (olan şeytan) der ki: “Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi.”
  28. Allah buyurur: “Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim.”
  29. “Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.”
  30. O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “Daha var mı?” der.
  31. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
  32. İşte bu o size va’dolunan; her tövbekara, görevine riayet edene,
  33. Görmediği hâlde Rahman’dan korkan ve O’na teslim olmuş bir kalp ile gelen kimselere.
  34. “Oraya selametle girin. İşte bu, ebedilik günüdür.”
  35. Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
  36. Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helâk ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?
  37. Muhakkak ki bunda, kalbi olan veya hazır bulunup da kulak veren kimseler için elbette bir öğüt vardır.
  38. Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.
  39. O hâlde onların söylediklerine sabret ve Güneş’in doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.
  40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu tespih et.
  41. Çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
  42. O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.
  43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.
  44. O gün yer, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. İşte bu, sadece bize göre kolay bir toplanmadır.
  45. Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.

51 - ZARİYAT SURESİ

  1. Tozutup savuranlara,
  2. Ağırlık taşıyanlara,
  3. Kolayca akıp gidenlere,
  4. Sonra işleri paylaştıranlara andolsun ki,
  5. O size vaad olunan elbette doğrudur.
  6. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
  7. Yollara sahip göğe andolsun ki,
  8. Muhakkak siz, çelişkili sözler söylüyorsunuz.
  9. Ondan çevrilen çevrilir.
  10. Kahrolsun o yalancılar!
  11. Ki onlar, cehalete bürünmüş gafillerdir.
  12. “Din günü ne zaman?” diye sorarlar.
  13. O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
  14. Onlara, “Tadın azabınızı! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur” denilecek.
  15. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
  16. Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce de güzel davranırlardı.
  17. Onlar, geceleri pek az uyurlardı.
  18. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
  19. Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
  20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
  21. Ve kendi nefislerinizde de. Hâlâ görmüyor musunuz?
  22. Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.
  23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz o, sizin konuşmanız gibi gerçektir.
  24. İbrahim’in ikram edilen konuklarının haberi sana geldi mi?
  25. Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selam olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selam olsun” demiş, içinden, “Bunlar tanınmayan bir topluluk” demişti.
  26. Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, semiz bir buzağı getirdi.
  27. Onu önlerine koydu. “Yemez misiniz?” dedi.
  28. Onlardan korkmaya başladı. Onlar, “Korkma” dediler. Ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
  29. Bunun üzerine karısı bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak, “Ben kısır bir kocakarıyım” dedi.
  30. Onlar dediler ki: “Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.”
  31. İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?” dedi.
  32. Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme gönderildik;”
  33. “Üzerlerine balçıktan taşlar yağdırmak için,”
  34. “Rabbin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş taşlar.”
  35. Orada, mü’minlerden kim varsa çıkardık.
  36. Zaten orada bir ev halkından başka müslüman da bulamadık.
  37. Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.
  38. Mûsâ’da da ibretler vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
  39. O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi.
  40. Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise, kendini kınıyordu.
  41. Âd kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.
  42. Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
  43. Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, “Bir süreye kadar faydalanın bakalım” denmişti.
  44. Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
  45. Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de kendilerine yardım eden oldu.
  46. Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.
  47. Göğü kudretimizle biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
  48. Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
  49. Herşeyden iki çift yarattık; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.
  50. O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
  51. Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
  52. İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir elçi gelmemişti ki, “O bir büyücüdür” yahut “Bir delidir” demiş olmasınlar.
  53. Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.
  54. Öyleyse onlardan yüz çevir; artık sen, kınanacak değilsin.
  55. Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatıp öğüt vermek mü’minlere fayda verir.
  56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
  57. Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Beni yedirip doyurmalarını da istemiyorum.
  58. Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.
  59. Artık gerçekten, zulmedenler için, geçmişteki arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu haldeazabımı acele istemesinler.
  60. Vaad edildikleri günlerinden dolayı vay o kâfirlerin hâline!

52 - TUR SURESİ

  1. Tur’a,
  2. Satır satır yazılmış kitaba;
  3. Yayılmış ince deri üzerine.
  4. Beyt-i Ma’mur’a,
  5. Yükseltilmiş tavana,
  6. Ve kabaran denize andolsun ki,
  7. Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
  8. Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur.
  9. O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır.
  10. Dağlar yürüdükçe yürür.
  11. İşte o gün, yalanlayanların vay hâline.
  12. Ki onlar, boş şeylere dalıp oynuyorlardı.
  13. O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılırlar.
  14. “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur.”
  15. “Bu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz?”
  16. “Girin oraya! İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor.”
  17. Şüphesiz ki sakınanlar cennetlerde ve nimetler içindedirler.
  18. Rablerinin kendilerine verdikleri ile sevinçli ve mutludurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
  19. Afiyetle yiyin, için! Yaptıklarınıza karşılık olarak.
  20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ve biz onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
  21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.
  22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
  23. Orada bir kadeh tokuştururlar ki, içinde ne bir boş laf vardır, ne de günaha sokma.
  24. Kendilerine ait hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Sanki onlar, sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
  25. Birbirlerine dönüp soruşurlar:
  26. Derler ki: “Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken korkardık.”
  27. “Allah da bize lütufta bulundu ve bizi iliklere işleyen azaptan korudu.”
  28. “Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir.”
  29. O hâlde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kahinsin, ne de bir mecnun.
  30. Yoksa onlar, “O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar?
  31. Onlara de ki: “Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
  32. Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
  33. Yoksa, “Onu kendisi uydurup söyledi” mi diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.
  34. Haydi onun gibi bir söz getirsinler, eğer sözlerinde samimi iseler.
  35. Yoksa onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
  36. Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.
  37. Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hâkim olan kendileri midir?
  38. Yoksa onların, üzerine çıkıp dinledikleri merdivenleri mi var? Eğer böyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
  39. Yoksa kızlar O’na da, oğullar size mi?
  40. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?
  41. Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?
  42. Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkâr edenlerin kendileridir.
  43. Yoksa onların Allah’tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
  44. Gökten düşmekte olan parçalar görseler, “Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır” derler.
  45. Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hâllerine bırak.
  46. O gün, tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermez, onlara yardım da edilmez.
  47. Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.
  48. Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
  49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O’nu tespih et.

53 - NECM SURESİ

  1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
  2. Arkadaşınız sapmadı ve azmadı.
  3. O, nefis arzusu ile konuşmaz.
  4. Söyledikleri, ancak kendisine indirilen bir vahiydir.
  5. Bunu ona mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti.
  6. O üstün yetenekli melek doğruldu.
  7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
  8. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
  9. Araları iki yay kadar veya daha yakın oldu.
  10. Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
  11. Kalp, gördüğünü yalanlamadı.
  12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
  13. Andolsun ki onu başka bir inişinde de görmüştü.
  14. Sidretü’l-Münteha’nın yanında.
  15. Me’va cenneti de onun yanındadır.
  16. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
  17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
  18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
  19. Gördünüz mü o Lat ve Uzza’yı?
  20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menat’ı.
  21. Erkek size, dişi Allah’a mı?
  22. Öyle ise bu, insafsızca bir taksim!
  23. Onlar ancak sizin ve atalarınızın taktığı isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.
  24. Yoksa insan, her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?
  25. Oysa, ahiret de dünya da Allah’ındır.
  26. Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.
  27. Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
  28. Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
  29. Öyle ise bizim zikrimizden yüz çevirenden sen de yüz çevir. Dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden de.
  30. İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri budur. Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.
  31. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması içindir.
  32. Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da en iyi bilendir ve analarınızın karnında ceninler iken de. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. O, kimin sakındığını en iyi bilendir.
  33. Şimdi gördün mü o yüz çevireni?
  34. Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
  35. Acaba gaybın bilgisi onun yanındadır da onları kendisi mi görüyor?
  36. Yoksa Mûsâ’nın sayfalarında olanlar ona haber verilmedi mi?
  37. Ve çok vefalı İbrahim’in sayfalarında olanlar?
  38. Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.
  39. İnsan için çalıştığından başkası yoktur.
  40. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
  41. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.
  42. Şüphesiz en son varış Rabbinedir.
  43. Şüphesiz güldüren de, ağlatan da O’dur.
  44. Şüphesiz öldüren de, dirilten de O’dur.
  45. Şüphesiz erkeği ve dişiyi çiftler hâlinde yaratan O’dur;
  46. Atıldığı zaman bir nutfeden.
  47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.
  48. Şüphesiz zengin eden de, yoksul kılan da O’dur.
  49. Şüphesiz O, Şi’ra yıldızının Rabbidir.
  50. Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.
  51. Ve Semûd ‘u da bırakmadı.
  52. Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
  53. Altı üstüne gelen kasabaları da O, yerin dibine geçirdi.
  54. Onların başına getireceğini getirdi!
  55. O hâlde Rabbinin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun?
  56. Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
  57. Yaklaşmakta olan yaklaştı.
  58. Onu Allah’tan başka açacak kimse yoktur.
  59. Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?
  60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
  61. Ve siz gaflet içinde oyalanıyorsunuz!
  62. Artık secdeye varın, Allah’a kulluk edin.

54 - KAMER SURESİ

  1. Saat yaklaştı ve ay yarıldı.
  2. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.
  3. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Oysa her iş kararlaştırılmıştır.
  4. Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.
  5. Bunlar üstün bir hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!
  6. Artık sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
  7. Gözler zillet ve dehşetten düşmüş olarak kabirlerinden çıkarlar; tıpkı etrafa serpilen çekirgeler gibi.
  8. Davetçiye doğru koşarlarken, kâfirler, “Bu zor bir gün” derler.
  9. Onlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanladılar ve “Bu bir delidir” dediler, onu görevinden alıkoydular.
  10. O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua etti.
  11. Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
  12. Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
  13. Biz Nûh’u, çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
  14. Nankörlük edilen kulumuza bir mükafat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
  15. Andolsun, biz onu bir ibret olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?
  16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  17. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  18. Âd kavmi de yalanlamıştı. Azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
  19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
  20. İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
  21. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  22. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  23. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.
  24. Dediler ki: “İçimizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.”
  25. “Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir.”
  26. Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!
  27. “Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret.”
  28. “Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.”
  29. Derken, arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.
  30. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  31. Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
  32. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  33. Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.
  34. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lût ailesini, seher vaktinde kurtardık.
  35. Katımızdan bir nimet olarak, şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.
  36. Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.
  37. Andolsun, onlar onun misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
  38. Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
  39. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
  40. Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  41. Andolsun, Firavun’un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
  42. Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalayışıyla yakaladık.
  43. Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?
  44. Yoksa onlar, “Biz yardımlaşan güçlü bir topluluğuz” mu diyorlar?
  45. O topluluk yakında bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
  46. Hayır, kıyamet onlara vaadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır.
  47. Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
  48. Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denecek.
  49. Gerçekten biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
  50. Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir.
  51. Andolsun, biz sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Öğüt alan yok mudur?
  52. İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.
  53. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
  54. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.
  55. Güçlü bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.

55 - RAHMAN SURESİ

  1. Rahman,
  2. Kur’an’ı öğretti.
  3. İnsanı yarattı.
  4. Ona beyanı öğretti.
  5. Güneş ve Ay bir hesaba göre hareket etmektedir.
  6. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler.
  7. Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
  8. Ölçüde haddi aşmayın.
  9. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.
  10. Yeri de yaratıklar için alçalttı.
  11. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır,
  12. Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler.
  13. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  14. İnsanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
  15. Cinleri de dumansız ateşten yarattı.
  16. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  17. O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
  18. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  19. İki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
  20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
  21. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.
  23. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  24. Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.
  25. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  26. Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır.
  27. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.
  28. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma hâlindedir.
  30. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
  32. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
  34. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  35. Üzerinize ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
  36. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  37. Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman,
  38. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  39. İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz.
  40. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  41. Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
  42. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  43. İşte bu, suçluların yalanladıkları cehennemdir.
  44. Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.
  45. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  46. Rabbinin huzurunda duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
  47. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  48. İki cennet de çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.
  49. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  50. İçlerinde akan iki pınar vardır.
  51. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  52. İkisinde de her meyveden çift çift vardır.
  53. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  54. Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri yakındır.
  55. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan dokunmuştur, ne bir cin.
  57. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  58. Onlar sanki yakut ve mercandır.
  59. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.
  61. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
  63. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  64. O iki cennet koyu yeşil renktedir.
  65. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
  67. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  68. İkisinde de her türlü meyve, hurma ve nar vardır.
  69. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  70. Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
  71. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  72. Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.
  73. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  74. Onlara, eşlerinden önce ne bir insan dokunmuştur, ne bir cin.
  75. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  76. Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar,
  77. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  78. Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.

56 - VAKIA SURESİ

  1. O beklenen müthiş olay olduğunda,
  2. Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
  3. O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
  4. Yer şiddetle sarsıldığı,
  5. Dağlar parçalandığı,
  6. Dağılıp toz duman hâline geldiği,
  7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,
  8. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
  9. Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
  10. Hayırda önde olanlar, ecirde de öndedirler.
  11. İşte onlardır yaklaştırılanlar.
  12. Naim cennetlerindedirler.
  13. Çoğu önceki ümmetlerden,
  14. Birazı da sonrakilerden.
  15. Mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerinde,
  16. Karşılıklı yaslanmışlardır.
  17. Hiç ölmeyecek genç hizmetçiler aralarında dolaşır,
  18. Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
  19. Ondan ne başları ağrır, ne sarhoş olurlar.
  20. Ve beğendikleri meyveler,
  21. Canlarının çektiği kuş etleri,
  22. İri gözlü huriler;
  23. Saklı inciler gibi,
  24. Yaptıklarına karşılık olarak.
  25. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de günaha sokan bir şey.
  26. Duydukları söz, yalnız “Selam”,“Selam”dır.
  27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
  28. Onlar, dikensiz sedir ağaçları,
  29. Salkımları sarkmış muz ağaçları,
  30. Uzamış gölgeler altında,
  31. Çağlayarak akan su kenarlarında;
  32. Pek çok meyve arasında,
  33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan!
  34. Ve yükseltilmiş döşekler üzerindedirler.
  35. Kadınları da güzel bir biçimde yeniden yaratmış,
  36. Hepsini bakireler yapmışızdır.
  37. Eşlerine aşık ve onlarla aynı yaşta,
  38. Bütün bunlar sağdakiler içindir.
  39. Birçoğu önceki ümmetlerden,
  40. Birçoğu da sonrakilerdendir.
  41. Soldakiler, ne yazık o soldakilere!
  42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
  43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
  44. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı.
  45. Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımarmışlardı.
  46. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
  47. Ve diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?”
  48. “Evvelki atalarımız da mı?”
  49. De ki: “Öncekiler de sonrakiler de.”
  50. “Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız.”
  51. Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
  52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
  53. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.
  54. Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
  55. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
  56. İşte din gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
  57. Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?
  58. Attığınız meniyi gördünüz mü?
  59. Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
  60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve bizim önümüze geçilmez.
  61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye.
  62. Andolsun, ilk yaratılışı biliyorsunuz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
  63. Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!
  64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
  65. Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar kalırdınız.
  66. “Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip zorlandık.”
  67. “Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık” derdiniz.
  68. İçtiğiniz suya ne dersiniz?!
  69. Onu buluttan siz mi indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz?
  70. Dileseydik onu acı bir su yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
  71. Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!
  72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
  73. Biz onu hem bir ibret, hem de ihtiyaç sahiplerine bir yarar kıldık.
  74. O hâlde, O yüce Rabbinin adını tespih et.
  75. Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
  76. Eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
  77. O, elbette şerefli bir Kur’an’dır.
  78. Korunmuş bir kitaptadır.
  79. Ona, arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
  80. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
  81. Şimdi siz, bu sözü mü hor görüp küçümsüyorsunuz?
  82. Ve o kitaptan nasibiniz, yalnız onu yalanlamaktan ibaret mi olacak?
  83. Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!
  84. Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.
  85. Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.
  86. İşte o vakit, eğer siz ceza görmeyecek iseniz,
  87. Geri çevirin çıkan canı, eğer doğru söylüyorsanız.
  88. Eğer ölmek üzere olan kişi Allah’a yakın olanlardan ise;
  89. Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet onundur.
  90. Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
  91. Artık selam sana Eshab-ı Yemin’den.
  92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
  93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
  94. Ve cehenneme atılır.
  95. Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir.
  96. Öyleyse yüce Rabbinin adını tespih et.

57 - HADİD SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir.
  3. O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.
  4. O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
  5. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler ancak O’na döndürülür.
  6. Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilendir.
  7. Allah’a ve resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan harcayın. İçinizden iman edip de harcayanlar var ya, onlar için büyük bir mükafat vardır.
  8. Size ne oluyor ki, Allah’a iman etmiyorsunuz? Oysaki resul sizi Rabbinize iman etmeye çağırıyor, sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer mü’min iseniz!
  9. O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
  10. Size ne oluyor da, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce harcayanlar ve savaşanlar, bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı vaadetmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
  11. Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki, onu kat kat artırsın. Ona çok değerli bir mükafat da vardır.
  12. O gün, mü’min erkekler ile mü’min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. “Bugün size müjdelenen şey, içlerinden ırmaklar akan Ebediyen orada kalacaksınız.” İşte bu büyük başarıdır.
  13. Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, “Bize bakın ki sizin nurunuzdan biz de aydınlanalım” diyecekleri gün kendilerine, “Arkanıza dönün de bir nur arayın” denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır.
  14. Mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de sizinle beraber değil miydik?” Derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye kadar, kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı, sizi Allah ile aldattı.”
  15. Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden bir fidye alınır. Barınağınız ateştir. Size yaraşan odur. Orası gidilecek ne kötü yerdir!
  16. İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
  17. Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltmektedir. Size âyetleri açıkça bildirdik. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.
  18. Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, verdikleri onlara kat kat ödenir. Ve onlara çok değerli bir mükafat da vardır.
  19. Allah’a ve resulüne iman edenler var ya, işte onlar özü sözü doğru olanlar ve şehitlerdir. Onların, Rableri katında mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.
  20. Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Bir yağmur misali ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise hem şiddetli bir azap, hem de Allah’tan mağfiret ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.
  21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve öyle bir cennete yarışırcasına koşun ki, onun genişliği gök ile yerin genişliği kadardır. Allah’a ve resulüne inananlar için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
  23. Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye böyle yaptık. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.
  24. Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emreden kimselerdir. Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah zengindir, övülmeye layıktır.
  25. Andolsun, biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik. Ve beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Bir de demiri indirdik ki, onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın, dinine ve resullerine gayba inanarak yardım edenleri bilmesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
  26. Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i elçi olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.
  27. Sonra bunların peşinden ard arda elçilerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik. Ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Allah’ın rızasını kazanmak için kendileri yaptılar. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.
  28. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve onun resulüne iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
  29. Bunları açıkladık ki, kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lütfun, Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir.

 

58 - MÜCADELE SURESİ

  1. Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı işitmekteydi. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
  2. İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
  3. Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  4. Buna imkan bulamayan, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah’a ve Resulüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.
  5. Allah’a ve Resulüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Oysa biz apaçık âyetler indirdik. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.
  6. O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları sayıp zaptetmiş, onlarsa bunları unutmuşlardır. Allah, her şeye şahittir.
  7. Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını kıyamet günü haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.
  8. Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve peygambere karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde, seni Allah’ın selamlamadığı biçimde selamlıyorlar. İçlerinden de, “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Orası ne kötü bir varış yeridir!
  9. Ey iman edenler! Kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan böyle günah, düşmanlık ve resule isyanı fısıldaşıp konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
  10. O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için ancak şeytandandır. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar veremez. Öyle ise mü’minler ancak Allah’a güvenip dayansınlar.
  11. Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  12. Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  13. Baş başa konuşmanızdan önce sadaka vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  14. Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.
  15. Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
  16. Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah’ın dininden alıkoydular. Bu yüzden onlara alçaltıcı bir azap vardır.
  17. Onların malları da, evlatları da Allah’a karşı kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. Onlar, ateş halkıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.
  18. Allah’ın onları hep birden dirilteceği gün, size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler. Ve bir şey yaptıklarını sanacaklar. İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.
  19. Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp kendilerine Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  20. Allah’a ve Resulüne düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar.
  21. Allah, “Ben ve resullerim mutlaka galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah güçlüdür, galiptir.
  22. Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, Allah’a ve resulüne düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. Bunlar, onların babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

59 - HAŞR SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri, artık ibret alın!
  3. Eğer Allah, onlar hakkında sürülmeye hükmetmemiş olsaydı, muhakkak kendilerine dünyada azap edecekti. Ahirette ise, onlar için ateş azabı vardır.
  4. Bu, onların Allah’a ve Resulüne karşı gelmeleri sebebiyledir. Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
  5. Hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah’ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.
  6. Onların mallarından Allah’ın, savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, resullerini, dilediği kimselerin üzerine salıp onlara üstün kılar. Allah’ın her şeye gücü yeter.
  7. Allah’ın, memleketler halkından savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar; Allah’a, resule, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin diye. Resul size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
  8. Bu ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir ki, onlar, Allah’ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah’a ve Resulüne yardım ederler. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
  9. Onlardan önce o yurda yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  10. Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”
  11. Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine, “Yemin ederiz ki, siz çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz” derler. Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.
  12. Andolsun, eğer onlar çıkarılırsa, onlarla beraber çıkmazlar. Kendilerine karşı savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Yardım edecek olsalar bile andolsun mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.
  13. Onların kalplerinde size karşı duydukları korku, Allah’a karşı duydukları korkudan daha fazladır. Bu, onların anlamaz bir toplum olmaları sebebiyledir.
  14. Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar. Ancak, müstahkem şehirlerde yahut duvarların ardından. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.
  15. Onların durumu, kendilerinden az öncekilerin durumu gibidir. Onlar yaptıklarının cezasını tatmışlardır. Onlara elem dolu bir azap vardır.
  16. Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkar et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. “Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.
  17. Nihayet ikisinin de akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. Zalimlerin cezası işte budur.
  18. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  19. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.
  20. Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  21. Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
  22. O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahman’dır, Rahim’dir.
  23. O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır. O Melik, Kuddus, Selam, Mü’min, Müheymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir’dir. Allah, onların ortak koşmalarından yücedir.
  24. O Allah ki, yaratan, yoktan var eden, şekil verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

60 - MÜMTEHİNE SURESİ

  1. Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resulü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihat etmek için çıktıysanız, onlara nasıl sevgi besliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.
  2. Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler.
  3. Yakınlarınız ve çocuklarınız size asla fayda vermeyecektir. Kıyamet günü Allah aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
  4. İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”
  5. “Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”
  6. Andolsun, onlarda sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.
  7. Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi koyar. Allah, gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
  8. Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara adil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever.
  9. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
  10. Ey iman edenler! Mü’min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Ne bu mü’min kadınlar o kâfirlere helaldir ne de o kâfirler bunlara helaldir. Onlara, infak etmiş oldukları şeyi geri verin. Kendilerine mehirlerini verdiğiniz taktirde, onlara nikah yapmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve kâfir kadınları nikahınız altında tutmayın. Ve siz ne infak ettiyseniz geri isteyin. Ve onlar da infak ettiklerini istesinler. İşte bu, Allah’ın hükmüdür. Aranızda hüküm veriyor. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  11. Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, o zaman eşleri gidenlere sarf ettikleri kadarını verin. Kendisine inandığınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
  12. Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  13. Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine karşı gazaplandığı bir toplumu dost edinmeyin. Ki onlar, kâfirlerin mezar halkından ümidini kestiği gibi ahiretten ümit kesmişlerdir.

61 - SAF SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
  3. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.
  4. Muhakkak ki Allah, kendi yolunda saf bağlayarak savaşanları sever. Onlar sanki birbirine birleştirilerek kuvvetlendirilmiş binalar gibidir.
  5. Hani Mûsâ kavmine, “Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
  6. Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici peygamberiyim.” demişti. Fakat onlara apaçık mucizeleri getirince, “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler.
  7. Kim, İslam’a davet olunduğu hâlde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
  8. Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.
  9. O, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler istemese de onu, bütün dinlerin üstüne çıkarsın.
  10. Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?
  11. Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
  12. Böyle yaparsanız, Allah, günahlarınızı bağışlar ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve sizi Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte bu büyük başarıdır.
  13. Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele!
  14. Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.

62 - CUMA SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey, o Melik, o Kuddus, o Aziz, o Hakîm olan Allah’ı tespih eder.
  2. O, ümmilere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir resul gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
  3. Allah, o resulü, onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  4. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  5. Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
  6. De ki: “Ey Yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, haydi ölümü isteyin! Eğer iddianızda samimi iseniz.”
  7. Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler. Allah, zalimleri hakkıyla bilir.
  8. De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”
  9. Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
  10. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
  11. Onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

63 - MÜNAFİKUN SURESİ

  1. Münafıklar sana geldiklerinde, “Senin, elbette Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederiz” derler. Allah senin, elbette kendisinin elçisi olduğunu biliyor. Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.
  2. Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah’ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
  3. Bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.
  4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidirler. Her bağırtıyı kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!
  5. O münafıklara, “Gelin, Allah’ın Resulü sizin için bağışlama dilesin” denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün.
  6. Onlara bağışlama dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah, onları asla bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.
  7. Onlar, “Allah Resulü’nün yanında bulunanlara bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler” diyenlerdir. Hâlbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar anlamazlar.
  8. Onlar, “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Resulünün ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar bilmezler.
  9. Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  10. Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.
  11. Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

64 - TEGABUN SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. Mülk O’nundur, hamd O’nadır. O, her şeye gücü yetendir.
  2. O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
  3. Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O’nadır.
  4. Göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, göğüslerin özünü bilendir.
  5. Daha önce inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? Onlar yaptıklarının cezasını tattılar. Onlar için elem dolu bir azap da vardır.
  6. Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği hâlde, onların, “Bize bir insan mı yol gösterecek?” demeleri sebebiyledir. İnkar ettiler ve yüz çevirdiler. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye layıktır.
  7. İnkar edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”
  8. Artık siz Allah’a, resulüne ve indirdiğimiz nura iman edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  9. Toplanma günü için sizi topladığı zaman var ya, işte o gün, kimin aldandığının açığa çıkacağı gündür. Kim Allah’a inanır ve salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.
  10. İnkar eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennemliklerdir. Ne kötü gidilecek yerdir orası!
  11. Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi bilendir.
  12. Allah’a itaat edin, resule itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
  13. Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur! Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
  14. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Eğer affeder, hoşgörüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  15. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.
  16. Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allah’a karşı gelmekten sakının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  17. Eğer siz Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu size, kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah, şükrün karşılığını verendir, Halim’dir.
  18. O, gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

65 - TALAK SURESİ

  1. Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir hayasızlık yapmaları hâli başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.
  2. Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.
  3. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.
  4. Kadınlarınızdan adetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz adet görmeyenlerin de süreleri böyledir. Hamile olan kadınların iddetleri, çocuklarını doğurdukları vakit biter. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
  5. İşte bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’tan korkarsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını büyütür.
  6. Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için emzirirlerse ücretlerini de verin. Ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.
  7. Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan da, Allah’ın ona verdiğinden harcasın. Allah, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
  8. Nice kentlerin halkı Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azdılar. Bu yüzden kendilerini çetin bir hesaba çektik, ve görülmedik bir azaba çarptırdık.
  9. Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.
  10. Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size bir zikir indirdi.
  11. Size Allah’ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi gönderdi ki, iman edip faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah’a inanır ve faydalı işler yaparsa, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.
  12. Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.

66 - TAHRİM SURESİ

  1. Ey Peygamber! Hanımlarının rızasını arayarak, Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
  2. Allah yeminlerinizi bozmayı size meşru kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  3. Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.
  4. Ey Peygamber’in eşleri! Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
  5. Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Allah’a teslim olan, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler nasip eder.
  6. Ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır; onun başında oldukça katı, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.
  7. Ey inkâr edenler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.
  8. Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacaktır. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. Derler ki: “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla. Çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter.”
  9. Ey Peygamber! İnkarcılarla ve ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Orası varılacak ne kötü yerdir!
  10. Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi.
  11. Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.
  12. Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem’i de örnek verdi. Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.

67 - MÜLK SURESİ

  1. Mülk elinde bulunan Allah ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir.
  2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
  3. O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
  4. Sonra gözünü tekrar tekrar çevir bak; gözlerin aciz hâlde sana dönecek ve bitkin kalacaktır.
  5. Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık. Ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
  6. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü varış yeridir!
  7. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.
  8. Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara sorarlar, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?”
  9. “Evet” derler. “Bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.”
  10. Ve derler ki: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
  11. İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Kahrolsun o alevli ateştekiler.
  12. Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  13. Sözünüzü ister gizleyin, ister açıklayın. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.
  14. Yaratan bilmez mi? O, Latif’tir; Habir’dir.
  15. O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.
  16. Göktekinin sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman bir de bakarsınız yer çalkalanıp duruyor.
  17. Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgar göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? Tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!
  18. Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!?
  19. Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları havada Rahman’dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi görendir.
  20. Rahman’dan başka size yardım edecek ordunuz kimdir? Kâfirler ancak bir gurur içindedirler.
  21. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefret içinde direnip duruyorlar.
  22. Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider? Yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?
  23. De ki: “O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir.” “Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”
  24. De ki: “O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
  25. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
  26. De ki: “O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
  27. Onu yakından gördükleri zaman inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, “İşte bu, isteyip durduğunuz şeydir” denir.
  28. De ki: “Söyleyin bakalım, Allah beni ve beraberimdekileri helâk etse, yahut bize acısa. Peki, kâfirleri elem dolu bir azaptan kim koruyacak?”
  29. De ki: “O, Rahman’dır. O’na iman ettik, yalnızca O’na tevekkül ettik. Kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz.”
  30. De ki: “Bir sabah suyunuz çekiliverse, size kim bir akar su getirebilir?

68 - KALEM SURESİ

  1. Nu Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki,
  2. Sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
  3. Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.
  4. Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
  5. Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler;
  6. Hanginizin deli olduğunu.
  7. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
  8. O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.
  9. İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.
  10. Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
  11. Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,
  12. Hayra engel olan, saldırgan, günahkar,
  13. Kaba, sonra da kötülükle damgalı,
  14. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye.
  15. Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der.
  16. Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.
  17. Şüphesiz biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
  18. Bundan hiçbir kuşkuları yoktu.
  19. Onlar uykuda iken Rabbinden bir afet bahçeyi sardı.
  20. Böylece bahçe, yakılmış toprağa döndü.
  21. Sabahleyin birbirlerine seslendiler,
  22. “Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin” diye.
  23. Derken yola koyuldular, giderken şöyle fısıldaşıyorlardı:
  24. “Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın.”
  25. Yoksulları engelleme azmi içinde sabah erkenden gittiler.
  26. Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
  27. “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!”
  28. İçlerinden en aklı selim olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya!‘ dememiş miydim?” dedi.
  29. Onlar, “Rabbimizi tespih ederiz. Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler.
  30. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
  31. Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
  32. “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”
  33. İşte azap böyledir! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
  34. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naim cennetleri vardır.
  35. Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız?
  36. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
  37. Yoksa size ait bir kitabınız var da ondan mı okuyorsunuz?
  38. Onda, “Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir” diye mi yazılı?
  39. Yoksa bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
  40. Sor onlara: “Onların hangisi buna kefildir?”
  41. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
  42. İşler zorlaştığı gün, secdeye çağrılırlar da buna güç yetiremezler.
  43. Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet kaplamıştır. Oysa onlar, sapasağlam iken secdeye çağrılmışlardı.
  44. Bu sözü yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız.
  45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır!
  46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
  47. Yahut gayb kendi yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
  48. Sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi Yûnus gibi olma. Hani o, kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı.
  49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, O mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.
  50. Fakat Rabbi onu seçti ve salih kimselerden kıldı.
  51. Şüphesiz inkâr edenler Kur’an’ı duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar.
  52. Hâlbuki o, âlemler için ancak bir öğüttür.

69 - HAKKA SURESİ

  1. Gerçekleşecek olan!
  2. Nedir o gerçekleşecek olan?
  3. O gerçekleşecek olanın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
  4. Semûd ve Âd kavimleri de o çarpacak felaketi yalanlamıştı.
  5. Semûd kavmi korkunç bir sesle helâk edildi.
  6. Âd kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir kasırga ile mahvedildiler.
  7. Allah, o kasırgayı yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki, o kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş görürdün.
  8. Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?
  9. Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler de hep o suçu işlediler.
  10. Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
  11. Şüphesiz, sular kabardığı vakit sizi gemide biz taşıdık;
  12. Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.
  13. Artık Sur’a bir tek defa üflendiği,
  14. Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,
  15. İşte o gün, kıyamet kopmuştur.
  16. Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.
  17. Melekler de göğün etrafındadır. O gün Rabbinin Arş’ını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
  18. O gün siz, huzura alınırsınız ve hiçbir sırrınız gizli kalmaz.
  19. İşte o vakit, kitabı sağından verilen kimse der ki: “Alın, kitabımı okuyun!”
  20. “Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.”
  21. Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir.
  22. Yüksek bir cennette!
  23. Meyveleri sarkmış.
  24. “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.”
  25. Kitabı sol tarafından verilene gelince o şöyle der: “Ah, ne olurdu, bana kitabım verilmeseydi!”
  26. “Şu hesabımın ne olduğunu hiç bilmeseydim.”
  27. “Keşke ölüm işimi bitirmiş olsaydı!”
  28. “Malım bana hiçbir fayda sağlamadı.”
  29. “Saltanatım da benden yok olup gitti.”
  30. “Yakalayın, bağlayın onu.”
  31. “Sonra alevli ateşe atın onu!”
  32. “Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu.”
  33. “Çünkü o, yüce Allah’a inanmıyordu.”
  34. “Yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu.”
  35. “Bu yüzden onun burada bir dostu yoktur.”
  36. “Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur.”
  37. “Onu günahkarlardan başkası yemez.”
  38. Görebildikleriniz üzerine yemin ederim ki!
  39. Ve göremedikleriniz üzerine de.
  40. Şüphesiz o Kur’an, şerefli bir elçinin sözüdür.
  41. Ve o, bir şair sözü değildir. Ne kadar az iman ediyorsunuz!
  42. Bir kahin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
  43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
  44. Eğer Peygamber kendiliğinden bazı sözler uydurmuş olsaydı,
  45. Elbette onu kuvvetle yakalardık.
  46. Sonra da onun şah damarını koparırdık.
  47. Hiçbiriniz buna mani de olamazdınız.
  48. Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
  49. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.
  50. Şüphesiz Kur’an, kâfirler için bir iç yarasıdır.
  51. Ve o, kesin bilginin ta kendisidir.
  52. O hâlde sen, yüce Rabbinin adını tespih et!

70 - MEARİC SURESİ

  1. Bir soran, inecek azabı sordu.
  2. Kâfirler için bir azap ki, onu önleyecek yoktur.
  3. Yüksek dereceler sahibi Allah’tandır.
  4. Melekler ve Ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
  5. Sen güzel bir şekilde sabret.
  6. Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
  7. Biz ise onu yakın görüyoruz.
  8. O gün gök, erimiş maden gibi olur.
  9. Dağlar da atılmış yüne döner.
  10. Ve hiçbir dost, dostunu sormaz.
  11. Onlar birbirlerine gösterilirler. Suçlular o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye olarak vermek ister.
  12. Eşini ve kardeşini,
  13. Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
  14. Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
  15. Hayır! O, alevlenen bir ateştir.
  16. Derileri kavurup soyar.
  17. Çağırır, sırtını dönüp gideni,
  18. Mal toplayıp yığanı.
  19. Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.
  20. Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.
  21. Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.
  22. Ancak, namaz kılanlar başka.
  23. Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.
  24. Ve onların mallarında belirli bir hak vardır;
  25. İsteyen ve istemeyen yoksullar için.
  26. Onlar, din gününü tasdik eden kimselerdir.
  27. Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir.
  28. Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz.
  29. Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.
  30. Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar kınanmazlar.
  31. Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir.
  32. Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir.
  33. Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir.
  34. Onlar, namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir.
  35. İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir.
  36. Şimdi o kâfirlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak sana doğru koşuyorlar;
  37. Sağında, solunda bölük bölük oluyorlar.
  38. Onlardan her biri Naim cennetine sokulacağını mı umuyor?
  39. Hayır! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık.
  40. Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun ki, biz gerçekten gücü yetenleriz;
  41. Onları kendilerinden daha üstün olanlarla değiştirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez.
  42. Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.
  43. O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Sanki onlar dikilmiş putlara doğru akın akın gider gibidirler.
  44. Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara vaadedilen gün, bugündür.

71 - NUH SURESİ

  1. Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye gönderdik.
  2. Nûh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
  3. “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  4. “Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Bir bilseydiniz!”
  5. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz davet ettim.”
  6. “Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”
  7. “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.”
  8. “Sonra ben onları açık açık davet ettim.”
  9. “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”
  10. “Ve şöyle dedim: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.’
  11. ‘Size gökten bol bol yağmur indirsin.’
  12. ‘Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.’
  13. ‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar ummuyorsunuz?’
  14. ‘Oysa O, sizi aşama aşama yarattı.’
  15. ‘Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?’
  16. ‘Onların içinde nasıl Ay’ı bir ışık, Güneş’i de bir kandil yapmıştır?’
  17. ‘Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirdi.’
  18. ‘Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.’
  19. ‘Allah, yeri sizin için bir sergi yaptı.’
  20. ‘Ki onda açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.’”
  21. Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.”
  22. “Büyük hile ve tuzaklar kurdular.”
  23. “Dediler ki: ‘Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süva’ı, Yeğus’u, Ye’uk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.’”
  24. “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. Rabbim! Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.”
  25. Hataları yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.
  26. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”
  27. “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; Sadece ahlaksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”
  28. “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helakını artır.”

72 - CİN SURESİ

  1. De ki: “Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur’an dinledik.”
  2. “O, doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”
  3. “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.”
  4. Meğer bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
  5. “Doğrusu biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.”
  6. “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.”
  7. “Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.”
  8. “Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”
  9. “Hâlbuki biz, daha önce göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”
  10. “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”
  11. “Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.”
  12. “Muhakkak ki biz Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu aciz bırakamayacağımızı anladık.”
  13. “Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur’an’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.”
  14. “Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa, işte onlar doğru yolu aramışlardır.”
  15. “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”
  16. Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.
  17. Ki onları onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.
  18. Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile beraber başka birine dua etmeyin.
  19. Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.
  20. De ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”
  21. De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.”
  22. De ki: “Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.”
  23. “Ancak Allah’tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O’nun vahiylerini açıklayabilirim. Allah’a ve O’nun resulüne isyan edenler için cehennem ateşi vardır. O ateşte ebedi kalırlar.”
  24. Nihayet uyarıldıkları şeyi gördüklerinde kimin yardımcısı daha zayıf, kimin sayısı daha azmış, bilecekler.
  25. De ki: “Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem.”
  26. O, gaybı bilendir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.
  27. Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler salar.
  28. Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır.

73 - MÜZZEMMİL SURESİ

  1. Ey örtüsüne bürünen!
  2. Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk.
  3. Gecenin yarısında yahut bundan biraz eksilt.
  4. Veya bunu artır ve Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.
  5. Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz.
  6. Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, sözler ise daha düzgün ve açıktır.
  7. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.
  8. Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel.
  9. O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilâh Öyle ise O’nu vekil edin.
  10. Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.
  11. Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.
  12. Doğrusu, bizim yanımızda bukağılar ve cehennem var.
  13. Boğazı tırmalayan bir yiyecek ve acı veren bir azap var.
  14. O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecek.
  15. Şüphesiz biz size, üzerinize şahitlik edecek bir resul gönderdik. Nitekim, Firavun’a da bir resul göndermiştik.
  16. Ama Firavun o resule isyan etti, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik.
  17. Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden nasıl korunursunuz?
  18. Gök, o günün dehşetinden yarılır. Allah’ın vaadi kesinlikle gerçekleşmiştir.
  19. Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen, Rabbine doğru bir yol tutar.
  20. Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı. Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

74 - MÜDDESSİR SURESİ

  1. Ey örtüsüne bürünen!
  2. Kalk ve uyar.
  3. Rabbini yücelt.
  4. Elbiseni temizle.
  5. Kötü şeyleri terket.
  6. Yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma!
  7. Rabbin için sabret.
  8. Sura üfürüldüğü zaman,
  9. İşte o gün, zorlu bir gündür;
  10. Kâfirler için hiç kolay değildir.
  11. Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
  12. Ona geniş bir servet verdim,
  13. Gözü önünde duran oğullar verdim.
  14. Ona nimetler yağdırdım.
  15. Buna rağmen, daha da artırmamı istiyor.
  16. Asla! O bizim âyetlerimize karşı inatçı kesildi.
  17. Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
  18. Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
  19. Kahrolası, ne biçim ölçtü biçti.
  20. Hay kahrolası, ne biçim ölçtü biçti.
  21. Sonra baktı,
  22. Sonra kaşlarını çatıp suratını astı.
  23. Sonra arkasını dönüp kibirlendi.
  24. “Bu Kur’an öğretilmiş bir sihirdir” dedi.
  25. “Bu ancak bir insan sözüdür.”
  26. Ben onu “Sekar”a sokacağım.
  27. Sekar’ın ne olduğunu bilir misin?
  28. Ne öldürür, ne bırakır.
  29. İnsanın derisini kavurur.
  30. Üzerinde on dokuz (melek) vardır.
  31. Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan vesilesi yaptık. Böylece kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, hem kendilerine kitap verilenler hem mü’minler şüpheye düşmesinler. Ve kalplerinde hastalık olanlarla inkârcılar: “Allah bu örnekle ne demek istiyor?” desinler. Böylece Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını O’ndan başkası bilemez. Bu, insanlara bir uyarıdır.
  32. Hayır! Ay’a andolsun ki!
  33. Ve dönüp giden geceye,
  34. Ve ağarmakta olan sabaha,
  35. O Sekar, büyük belalardan biridir.
  36. İnsanlığa bir uyarıdır;
  37. İlerlemek veya geri kalmak isteyenlere.
  38. Her nefis, kazandığına karşılık rehin alınacaktır.
  39. Ancak sağdakiler başka.
  40. Onlar cennetler içinde sorarlar;
  41. Günahkarlara:
  42. “Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?”
  43. Cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik.”
  44. “Yoksulu doyurmuyorduk.”
  45. “Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık.”
  46. “Din gününü yalanlardık.”
  47. “Nihayet bize ölüm gelip çattı.”
  48. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
  49. Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?
  50. Yaban eşekleri gibi kaçıyorlar;
  51. Arslan görüp de ürkmüş.
  52. Daha doğrusu onlar, kendilerine açılmış sayfalar verilmesini ister.
  53. Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.
  54. Hayır! Doğrusu, bu bir öğüttür.
  55. Dileyen ondan öğüt alır.
  56. Allah dilemezse onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya layık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.

75 - KIYAMET SURESİ

  1. Hayır! Yemin ederim o kıyamet gününe.
  2. Yine hayır! Yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
  3. İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır?
  4. Evet, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.
  5. Fakat insan önündekini yalanlamak ister.
  6. “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye sorar.
  7. İşte, göz kamaştığı,
  8. Ay tutulduğu,
  9. Güneş ve Ay biraraya getirildiği zaman!
  10. O gün insan, “Kaçacak yer neresi?” der.
  11. Hayır, sığınacak hiçbir yer yoktur.
  12. O gün varıp durulacak yer, Rabbinin huzurudur.
  13. O gün insana, yapıp yapmadığı herşey haber verilir.
  14. Artık insan, kendi kendinin şahididir.
  15. İsterse özürlerini sayıp döksün.
  16. Onu çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
  17. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.
  18. O hâlde, biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle.
  19. Sonra onu açıklamak da bize aittir.
  20. Hayır! Siz çarçabuk geçmekte olanı seviyorsunuz.
  21. Ve ahireti bırakıyorsunuz.
  22. Yüzler var ki, o gün ışıl ışıl parlar.
  23. Rablerine bakarlar.
  24. Yüzler de var ki, o gün asıktır.
  25. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
  26. Hayır! Ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
  27. Ve denilir ki: “Kurtaracak kimdir?”
  28. Kendisi de bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlar.
  29. Bacağı bacağına dolaşır.
  30. O gün sevk, Rabbine’dir.
  31. Ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı.
  32. Ama yalanladı ve yüz çevirdi.
  33. Sonra da çalım satarak ailesine gitti.
  34. Yazık sana yazık!
  35. Yine yazık sana yazık!
  36. İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
  37. O dökülen meniden bir damla su değil miydi?
  38. Sonra bir alak oldu, derken Rabbi onu yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi.
  39. Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere iki eş yarattı.
  40. Bunları yapan Allah’ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

76 - İNSAN SURESİ

  1. İnsan henüz anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.
  2. Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.
  3. Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. Artık ya şükredici olur, ya da nankör.
  4. Şüphesiz biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
  5. Kuşkusuz iyiler de karışımı kafur olan dolgun bir kadehten içerler.
  6. Bir kaynak ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar.
  7. O kullar adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.
  8. Kendi canları çektiği hâlde, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
  9. “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.”
  10. “Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir gün yüzünden Rabbimizden korkarız” derler.
  11. Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.
  12. Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipekle ödüllendirmiştir!
  13. Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş görürler, ne de dondurucu soğuk.
  14. Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri iyice yaklaştırılmşıtır.
  15. Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.
  16. Gümüşten billur kaplar ki, onları ölçüp düzenlemişlerdir.
  17. Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kaseden içirilir.
  18. Orada bir pınar ki ona “Selsebil” adı verilir.
  19. Çevrelerinde, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır. Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.
  20. Orada nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.
  21. Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.
  22. Onlara şöyle denecektir: “Şüphesiz bu sizin için bir mükafattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür.”
  23. Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz.
  24. O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkara ve hiçbir nanköre itaat etme.
  25. Sabah akşam Rabbinin adını an.
  26. Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et.
  27. Bunlar, dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar.
  28. Onları biz yarattık ve eklemlerini biz bağladık. Dilediğimiz zaman onları benzerleriyle değiştiririz.
  29. İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
  30. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  31. O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.

77 - MÜRSELAT SURESİ

  1. Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
  2. Kasırga gibi esenlere,
  3. Hakkıyla yayanlara,
  4. Hakkıyla ayıranlara,
  5. Bir öğüt bırakanlara,
  6. Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
  7. Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.
  8. Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
  9. Gök yarıldığı zaman,
  10. Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman,
  11. Resullerin tanıklık sıraları geldiği zaman,
  12. Bunlar hangi güne ertelendiler?
  13. Hüküm ve ayırım gününe.
  14. Hüküm ve ayırım gününün ne olduğunu bilir misin?
  15. O gün yalanlayanların vay hâline!
  16. Biz öncekileri helâk etmedik mi?
  17. Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
  18. Biz suçlulara işte böyle yaparız.
  19. O gün yalanlayanların vay hâline!
  20. Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
  21. Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
  22. Belli bir süreye kadar.
  23. Bir ölçüyle yaptık. Biz ne güzel ölçü koyanlarız!
  24. O gün yalanlayanların vay hâline!
  25. Biz yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?
  26. Gerek diriler, gerekse ölüler için.
  27. Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
  28. O gün yalanlayanların vay hâline!
  29. Onlara şöyle denecek: “Yalanlamakta olduğunuz şeye gidin.”
  30. “Haydi gidin o üç çatallı gölgeye”
  31. O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
  32. O, saray gibi kıvılcımlar saçar.
  33. Sanki o sarı halatlar gibidir.
  34. O gün yalanlayanların vay hâline!
  35. Bu, onların konuşamayacakları gündür.
  36. Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler!
  37. O gün yalanlayanların vay hâline!
  38. Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
  39. Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!
  40. O gün yalanlayanların vay hâline!
  41. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler altında ve pınar başlarındadırlar.
  42. Canlarının çektiği meyveler arasındadırlar.
  43. “Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için.”
  44. Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
  45. O gün yalanlayanların vay hâline!
  46. Yiyin ve biraz eğlenin. Doğrusu sizler suçlularsınız.
  47. O gün yalanlayanların vay hâline!
  48. Onlara, “Rüku edin” dendiği zaman rüku etmezler.
  49. O gün yalanlayanların vay hâline!
  50. Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?

78 - NEBE SURESİ

  1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
  2. O büyük haberi mi?
  3. Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
  4. Hayır! Yakında bilecekler.
  5. Yine hayır! Yakında bilecekler.
  6. Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
  7. Dağları da birer kazık?
  8. Sizi de çift çift yarattık.
  9. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
  10. Geceyi bir örtü yaptık.
  11. Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
  12. Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.
  13. Orada parıl parıl parlayan bir kandil yarattık.
  14. Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
  15. Ki onunla taneler ve otlar çıkaralım.
  16. Ve iç içe girmiş bağlar bahçeler.
  17. Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.
  18. Sura üfürüldüğü gün, bölükler hâlinde geleceksiniz.
  19. O gün gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.
  20. Dağlar da yürütülmüş, serap olmuştur.
  21. Şüphe yok ki cehennem, bir gözetleme yeri olmuştur.
  22. Azgınlar için bir barınak.
  23. Orada çağlar boyu kalacaklardır.
  24. Ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek;
  25. Kaynar su ve irinden başka.
  26. Yaptıklarına uygun bir ceza olarak.
  27. Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.
  28. Âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
  29. Oysa biz, her şeyi bir kitapta yazıp saymıştık.
  30. “Şimdi tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”
  31. Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.
  32. Bahçeler, bağlar,
  33. Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,
  34. Dopdolu kadehler vardır.
  35. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
  36. Rabbinden bir mükafat ve yeterli bir bağış olarak.
  37. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahman’dır. Onun huzurunda konuşamazlar.
  38. O gün, Ruh ve melekler, saf saf dururlar. Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
  39. İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
  40. Gerçekten biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi önceden elleriyle yaptıklarına bakar ve küfre sapan: “Keşke toprak olsaydım!” der.

79 - NAZİAT SURESİ

  1. Andolsun söküp çıkaranlara,
  2. Hemen çekip alanlara,
  3. Yüzüp gidenlere,
  4. Yarışıp geçenlere,
  5. Derken işi düzenleyenlere!
  6. Ki o gün şiddetle sarsacak olan saracaktır.
  7. Onu da ikinci bir sarsıntı izleyecektir.
  8. O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır.
  9. Gözler zillet içinde düşecektir.
  10. Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisin geriye eski hâlimize mi döndürüleceğiz?”
  11. “Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”
  12. “Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür.”
  13. O, bir haykırıştan ibarettir.
  14. Bir de bakarsın ki onlar, yerin üstündedirler.
  15. Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?
  16. Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva’da şöyle seslenmişti:
  17. “Firavun’a git! Çünkü o çok azdı.”
  18. Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?”
  19. “Seni Rabbine yönelteyim, böylece O’ndan korkmuş olursun.”
  20. Derken, ona o en büyük mucizeyi gösterdi.
  21. Fakat o, yalanladı ve isyan etti.
  22. Sonra sırt dönüp koşarak gitti.
  23. Hemen adamlarını topladı ve onlara seslendi:
  24. “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi.
  25. Allah da onu hem dünya, hem ahiret azabıyla yakaladı.
  26. Şüphesiz bunda Allah’tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
  27. Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah bina etti.
  28. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve ahenk vermiştir.
  29. Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.
  30. Ardından yeri düzenleyip döşemiştir.
  31. Ondan suyunu ve merasını çıkardı.
  32. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
  33. Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
  34. Her şeyi alt üst eden o büyük felaket geldiği zaman,
  35. O gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar.
  36. Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir.
  37. Artık kim azmışsa,
  38. Ve dünya hayatını tercih etmişse,
  39. Onun barınağı cehennemdir.
  40. Kim de Rabbinin huzurunda durmaktan korkup da nefsini kötü heveslerden alıkoymuşsa,
  41. Onun barınağı da cennettir.
  42. Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.
  43. Onu bilip söylemek nerede, sen nerede?
  44. Onun bilgisi yalnız Rabbine aittir.
  45. Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarıcısın.
  46. Kıyameti gördükleri zaman onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.

80 - ABESE SURESİ

  1. Yüzünü ekşitti ve döndü.
  2. Kendisine âmâ geldi diye.
  3. Ne bilirsin, belki o arınacak!
  4. Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
  5. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
  6. Sen, ona yöneliyorsun.
  7. Onun arınmamasından sana ne?
  8. Fakat sana koşarak gelen,
  9. Saygı gösterdiği hâlde,
  10. Onunla ilgilenmiyorsun.
  11. Şüphe yok ki, o bir öğüttür.
  12. Artık dileyen ondan öğüt alır.
  13. O, değerli sayfalardadır.
  14. Yüceltilen, tertemiz sayfalarda.
  15. Yazıcıların ellerindedir,
  16. Değerli ve güvenilir yazıcıların.
  17. Kahrolası insan, ne kadar nankördür!
  18. Allah, onu hangi şeyden yarattı?
  19. Bir damla sudan yarattı da onu bir ölçüyle biçime soktu.
  20. Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
  21. Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.
  22. Sonra, dilediği vakit onu diriltir.
  23. Hayır! O, Allah’ın emrettiğini yapmadı.
  24. İnsan, yediğine bir baksın!
  25. Biz suyu döktükçe döktük.
  26. Sonra yeri yardıkça yardık;
  27. Böylece onda taneler bitirdik,
  28. Üzümler, yoncalar,
  29. Zeytinler, hurmalar,
  30. İri ve sık ağaçlı bahçeler,
  31. Meyveler ve otlaklıklar,
  32. Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.
  33. Fakat kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
  34. Kişi o gün, kardeşinden kaçar.
  35. Annesinden ve babasından,
  36. Eşinden ve çocuklarından.
  37. O gün, onlardan her birinin kendine yetecek bir işi vardır.
  38. O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;
  39. Güleç ve sevinçli.
  40. Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.
  41. Bir karartı sarıp kaplamıştır.
  42. İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.

81 - TEKVİR SURESİ

  1. Güneş dürüldüğü zaman,
  2. Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman,
  3. Dağlar yürütüldüğü zaman,
  4. En değerli mallar terkedildiği zaman,
  5. Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman,
  6. Denizler kaynatıldığı zaman,
  7. Ruhlar bedenlerle eşleştirildiği zaman,
  8. Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman:
  9. Hangi günahtan dolayı öldürüldü diye!
  10. Amel defterleri açıldığı zaman,
  11. Gökyüzü sıyrılıp koparıldığı zaman,
  12. Cehennem alevlendirildiği zaman,
  13. Cennet yaklaştırıldığı zaman,
  14. Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
  15. Hayır! Andolsun sinenlere,
  16. Bir akış içinde yerini alanlara,
  17. Kararmaya başladığı zaman geceye!
  18. Ağarmaya başlayan sabaha ki,
  19. Şüphesiz o, şerefli bir elçinin sözüdür.
  20. O elçi güçlü, Arş’ın sahibinin katında çok itibarlıdır.
  21. Orada ona itaat edilir, güvenilir.
  22. Arkadaşınız (Muhammed) de bir deli değildir.
  23. Andolsun ki o, Cebrail’i apaçık ufukta gördü.
  24. O, gayb hakkında cimri değildir.
  25. O Kur’an’da, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
  26. O hâlde siz nereye gidiyorsunuz?
  27. O, âlemler için bir öğüttür.
  28. İçinizden doğru gitmek isteyenler için.
  29. Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.

82 - İNFİTAR SURESİ

  1. Gök çatlayıp yarıldığı zaman,
  2. Yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman,
  3. Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,
  4. Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman,
  5. Herkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilecektir.
  6. Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?
  7. O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.
  8. Seni dilediği herhangi bir biçimde oluşturdu.
  9. Hayır! Siz dini yalanlıyorsunuz.
  10. Kuşkusuz ki, sizin üzerinizde koruyucular vardır.
  11. ‘Şerefli üstün’ yazıcılar.
  12. Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler.
  13. Şüphesiz, iyiler Naim cennetindedirler.
  14. Şüphesiz, kötüler de cehennemdedirler.
  15. Din günü oraya atılacaklardır.
  16. Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir.
  17. Din gününün ne olduğunu bilir misin?
  18. Evet, din gününün ne olduğunu bilir misin?
  19. O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün emir yalnızca Allah’ındır.

83 - MUTAFFİFİN SURESİ

  1. Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!
  2. Ki onlar insanlardan bir şey alırken ölçüyü tam yaparlar,
  3. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.
  4. Onlar, tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
  5. Çok büyük bir gün için.
  6. Öyle bir gün ki, insanlar o gün âlemlerin Rabbi huzurunda kıyama geçerler.
  7. Hayır! Günahkarların yazısı, muhakkak “Siccin”dedir.
  8. Siccin’in ne olduğunu bilir misin?
  9. O, yazılmış bir kitaptır.
  10. O gün, yalanlayanların vay hâline.
  11. Onlar ki din gününü yalanlarlar.
  12. Onu sadece haddini aşan ve günaha dalan kimse yalanlar.
  13. Ona âyetlerimiz okununca, “Eskilerin masalları” der.
  14. Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.
  15. Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
  16. Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir.
  17. Sonra da onlara, “Yalanlamakta olduğunuz işte budur” denecektir.
  18. Hayır, hayır! İyilerin yazısı “İlliyyun”dadır.
  19. İlliyyun’un ne olduğunu bilir misin?
  20. O, yazılmış bir kitaptır.
  21. Ona, Allah’a yakın olanlar şahit olur.
  22. Şüphesiz iyi kimseler, Naim cennetindedirler.
  23. Tahtlar üzerinde seyre dalarlar.
  24. Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün.
  25. Onlara, mühürlü saf bir içecekten içirilir.
  26. Onun sonu bir misktir. İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
  27. Onun katkısı Tesnim’dendir.
  28. Bir pınar ki, Allah’a yakın olanlar ondan içerler.
  29. Şüphesiz günahkarlar, dünyada iman edenlere gülüyorlardı.
  30. Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
  31. Ailelerinin yanına döndükleri zaman da eğlenmeye başlarlardı.
  32. Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı.
  33. Hâlbuki onlar, mü’minlerin başına bekçi olarak gönderilmediler.
  34. İşte bugün de mü’minler kâfirlere gülerler.
  35. Tahtlar üzerinde kurulup bakarlar;
  36. Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?

84 - İNŞİKAK SURESİ

  1. Gök yarılıp parçalandığı,
  2. Rabbini dinleyip O’na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.
  3. Yer uzatılıp düzlendiği,
  4. İçinde bulunanları dışarı atıp boşaldığı,
  5. Rabbini dinleyip O’na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.
  6. Ey insan! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalayacak, sonunda O’na kavuşacaksın.
  7. Kimin kitabı sağından verilirse,
  8. Onun hesabı pek kolay görülecektir.
  9. Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
  10. Kimin de kitabı arkasından verilirse,
  11. “Helâk!” diye bağıracak,
  12. Ve alevli ateşe girecektir.
  13. Çünkü o, dünyada iken ailesi içinde sevinçli idi.
  14. Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı.
  15. Hayır! Şüphesiz Rabbi onu görüyordu.
  16. Şimdi, yemin ederim o şafağa,
  17. Geceye ve içinde topladıklarına,
  18. Dolunay hâlindeki Ay’a ki,
  19. Şüphesiz siz hâlden hâle geçeceksiniz.
  20. Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?
  21. Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar.
  22. Bilakis, o küfre sapanlar yalanlıyorlar.
  23. Hâlbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi biliyor.
  24. Öyle ise sen onları acı bir azapla müjdele.
  25. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler başka. Onlar için, bitmez tükenmez bir mükafat vardır.

85 - BURUC SURESİ

  1. Burçları olan göğe,
  2. O vaad olunan güne,
  3. Şahitlik edene ve edilene andolsun ki,
  4. Kahroldu o hendeğin sahipleri,
  5. O tutuşturulan ateşin adamları,
  6. Hani o ateşin başına oturmuşlar,
  7. Mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
  8. Onlardan sadece, Aziz ve Hamid olan Allah’a iman ettikleri için intikam alıyorlardı.
  9. O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Ve Allah her şeye şahittir.
  10. Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara işkence edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onlara cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
  11. İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
  12. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
  13. İlk defa yaratan ve tekrar diriltecek olan O’dur.
  14. O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
  15. Arş’ın sahibidir, şanı yüce olandır.
  16. Dilediğini yapandır.
  17. O orduların haberi sana geldi mi?
  18. Firavun ve Semûd ‘un.
  19. Hayır, inkâr edenler, hâlâ yalanlamaktadırlar.
  20. Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
  21. Hayır, o şerefli bir Kur’an’dır.
  22. Korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır.

86 - TARIK SURESİ

  1. Andolsun göğe ve Tarık’a!
  2. Tarık’ın ne olduğunu bilir misin?
  3. O, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır.
  4. Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın.
  5. Artık insan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın!
  6. Atılan bir sudan yaratıldı.
  7. O su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
  8. Allah, onu yeniden yaratmaya elbette kadirdir.
  9. Bütün sırların yoklanıp ortaya çıkarılacağı gün,
  10. Artık onun için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı.
  11. Andolsun o dönüşle dolu göğe,
  12. O yarılıp çatlayan yere,
  13. Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırt eden bir sözdür.
  14. O, boş bir söz değildir.
  15. Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,
  16. Ben de bir tuzak kurarım.
  17. Artık sen o küfre batmışlara mühlet ver, onlara biraz zaman tanı!

87 - A'LA SURESİ

  1. Yüce Rabbinin adını tespih et.
  2. Ki O, yarattı, bir düzen içinde biçim verdi,
  3. Takdir etti, böylece yol gösterdi,
  4. Yemyeşil otlağı çıkardı.
  5. Sonra da onu kupkuru, siyah bir çöpe çevirdi.
  6. Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın.
  7. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de.
  8. Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz.
  9. O hâlde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver.
  10. Saygısı olan öğüt alacaktır.
  11. Bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.
  12. Ki o, en büyük ateşe girecektir.
  13. Sonra da orada ne ölecek, ne de yaşayacaktır.
  14. Doğrusu, temizlenip arınan kurtuluşa ermiştir;
  15. Rabbinin adını anıp namaz kılan.
  16. Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
  17. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
  18. Şüphesiz bu, ilk sayfalarda da vardı;
  19. İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında.

88 - GAŞİYE SURESİ

  1. Her şeyi sarıp kaplayacak olanın haberi sana geldi mi?
  2. Yüzler vardır ki, o gün zillete bürünmüştür.
  3. Çalışmış, boşa yorulmuşlardır.
  4. Kızgın bir ateşe girerler.
  5. Kızgın bir kaynaktan içerler.
  6. Onların kötü kokulu, kuru bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.
  7. O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
  8. O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
  9. Çalışmalarından ötürü hoşnutturlar.
  10. Yüksek bir cennettedirler.
  11. Orada hiçbir boş söz işitmezler.
  12. Orada akan bir kaynak vardır.
  13. Orada yüksek tahtlar,
  14. Konulmuş kadehler,
  15. Sıra sıra yastıklar,
  16. Serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
  17. Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!
  18. Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!
  19. Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!
  20. Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!
  21. Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.
  22. Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.
  23. Ancak kim yüz çevirir ve küfre saparsa,
  24. Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.
  25. Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.
  26. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.

89 - FECR SURESİ

  1. Andolsun fecre,
  2. On geceye,
  3. Çifte ve teke,
  4. Akıp gittiği zaman geceye.
  5. Nasıl, bunlarda akıl sahipleri için birer yemin var değil mi?
  6. Görmedin mi Rabbin Âd kavmine ne yaptı?
  7. Sütunlar sahibi İrem’e?
  8. Ki şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
  9. O vadide kayaları oyan Semûd kavmine?
  10. Ve kazıklar sahibi Firavun’a?
  11. Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler.
  12. Oralarda kötülüğü çoğalttılar.
  13. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
  14. Şüphesiz Rabbin, her an gözetlemededir.
  15. İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.
  16. Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise, “Rabbim beni önemsemedi” der.
  17. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
  18. Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
  19. Haram helal demeden mirası yiyorsunuz.
  20. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.
  21. Ama yeryüzü parça parça döküldüğü,
  22. Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiği zaman,
  23. İşte o gün cehennem getirilir, o gün insan, yaptıklarını birer birer hatırlar, fakat bu hatırlamanın ne faydası var!
  24. “Keşke bu hayatım için bir şeyler yapsaydım” der.
  25. Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez.
  26. Ve O’nun vuracağı bağı kimse vuramaz.
  27. “Ey huzura kavuşmuş insan!”
  28. “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”
  29. “Kullarım arasına katıl,”
  30. “Cennetime gir.”

90 - BELED SURESİ

  1. Andolsun bu beldeye,
  2. Ki sen bu beldedesin,
  3. Andolsun baba ve çocuğuna.
  4. Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
  5. O, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
  6. “Yığınla mal harcadım” diyor.
  7. Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
  8. Biz ona iki göz vermedik mi?
  9. Bir dil ve iki dudak?
  10. Ona iki de yol gösterdik.
  11. Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
  12. Sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?
  13. O, köle azat etmektir.
  14. Yahut aç olduğu hâlde elindekiyle başkasını doyurmak!
  15. Yakınlığı olan bir yetimi,
  16. Yahut ezilmiş,
  17. Boynu bükük bir yoksulu.
  18. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
  19. İşte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
  20. Âyetlerimizi inkâr edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.
  21. Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.

91 - ŞEMS SURESİ

  1. Güneş’e ve onun aydınlığına,
  2. Ardından gelmekte olan Ay’a,
  3. Onu ortaya koyan gündüze,
  4. Onu örten geceye,
  5. Göğe ve onu bina edene,
  6. Yere ve onu yayıp döşeyene,
  7. Nefse ve onu biçimlendirene,
  8. Sonra da ona kötülüğü ve korunmayı ilham edene andolsun ki,
  9. Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
  10. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.
  11. Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı.
  12. Hani onların en azgın olanı ileri atılmıştı.
  13. Allah’ın Resulü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”
  14. Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Rableri de, günahları yüzünden azabı başlarına geçirip, orayı dümdüz etti.
  15. Allah bunun sonucundan korkacak değil ya!

92 - LEYL SURESİ

  1. Örttüğü zaman geceye,
  2. Açılıp aydınlandığı zaman gündüze,
  3. Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,
  4. İşleriniz çeşit çeşittir.
  5. Kim verir ve sakınırsa,
  6. Ve en güzel olanı doğrularsa,
  7. Onu en kolay olana kolayca iletiriz.
  8. Kim de cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmezse,
  9. Ve en güzel olanı yalanlarsa,
  10. Onu da en zor olana kolayca iletiriz.
  11. Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.
  12. Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.
  13. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
  14. Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.
  15. Ona ancak en azgın olan girer.
  16. Ki o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
  17. Korkup sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır.
  18. Ki o, malını vererek temizlenip arınır.
  19. Ve o, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz.
  20. Ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için verir.
  21. Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.

93 - DUHA SURESİ

  1. Andolsun kuşluk vaktine,
  2. Karanlığı iyice çöktüğü zaman geceye ki,
  3. Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.
  4. Muhakkak ki ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
  5. Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.
  6. Seni yetim bulup da barındırmadı mı?
  7. Seni şaşırmış bulup da doğru yola eriştirmedi mi?
  8. Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?
  9. Öyleyse sakın yetimi ezme!
  10. El açıp isteyeni de azarlama!
  11. Ve Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.

94 - İNŞİRAH SURESİ

  1. Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
  2. Senden yükünü indirmedik mi?
  3. Ki o, senin belini bükmüştü.
  4. Senin şanını yükseltmedik mi?
  5. Şüphesiz ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
  6. Evet, her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
  7. O hâlde boş kaldığında yine kalk yorul!
  8. Ve yalnız Rabbine yönelip doğrul!

95 - TİN SURESİ

  1. Andolsun incire ve zeytine,
  2. Sina dağına,
  3. Ve şu güvenli beldeye ki,
  4. Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
  5. Sonra da onu aşağıların en aşağısına indirdik.
  6. Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır.
  7. Böyle iken, hangi şey sana dini yalanlatıyor?
  8. Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?

96 - ALAK SURESİ

  1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
  2. O, insanı bir “alak”dan yarattı.
  3. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.
  4. O, kalemle yazmayı öğretendir,
  5. İnsana bilmediğini öğretendir.
  6. Hayır! Gerçekten insan, azar.
  7. Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
  8. Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.
  9. Gördün mü o engelleyeni;
  10. Namaz kıldığı zaman bir kulu.
  11. Gördün mü! Ya o kul doğru yol üzereyse?
  12. Ya da takvayı emrediyorsa?
  13. Gördün mü! Ya şu yalanlamış, yüz çevirmişse!
  14. O, Allah’ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?
  15. Hayır! Eğer bundan vazgeçmezse, yemin olsun ki onu perçeminden tutup sürükleriz.
  16. O yalancı, günahkar perçeminden!
  17. Haydi, taraftarlarını çağırsın.
  18. Biz de zebanileri çağıracağız.
  19. Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.

97 - KADİR SURESİ

  1. Şüphesiz, biz onu Kadir gecesinde indirdik.
  2. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?
  3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
  4. Melekler ve Ruh o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
  5. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selamettir.

98 - BEYYİNE SURESİ

  1. Kitap ehlinden inkâr edenler ile Allah’a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar küfürden ayrılacak değillerdi.
  2. Bu delil, tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir.
  3. O sayfalarda dosdoğru hükümler vardır.
  4. Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
  5. Hâlbuki onlara, dini O’na has kılarak ve hanifler olarak yalnızca Allah’a kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekatı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
  6. Şüphesiz, inkâr eden kitap ehli ile Allah’a ortak koşanlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratıkların en kötüsüdürler.
  7. Şüphesiz, iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.
  8. Rableri katında onların mükafatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.

99 - ZİLZAL SURESİ

  1. Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı,
  2. Yer, ağırlıklarını dışa atıp çıkardığı,
  3. Ve insan: “Buna ne oluyor?” dediği zaman;
  4. O gün yer, haberlerini anlatacaktır.
  5. Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir.
  6. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp çıkarlar.
  7. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükafatını görecektir.
  8. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

100 - ADİYAT SURESİ

  1. Andolsun soluk soluğa koşanlara,
  2. Çakarak kıvılcım saçanlara,
  3. Sabah vakti baskın yapanlara,
  4. Tozu dumana katanlara,
  5. Derken bir topluluğun ortasına dalanlara ki,
  6. Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür.
  7. Kendisi de buna şahittir.
  8. Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.
  9. Bilmez mi ki, kabirlerde olanlar dışarı çıkarıldığı,
  10. Ve kalplerde olanlar ortaya konulduğu zaman.
  11. Şüphesiz o gün, Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır.

101 - KARİA SURESİ

  1. Çarpacak olan o fela
  2. Nedir o çarpacak olan felaket?
  3. O çarpacak olan felaketin ne olduğunu bilir misin?
  4. O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olur.
  5. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
  6. İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse,
  7. Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.
  8. Fakat kimin de tartıları hafif gelirse,
  9. Artık onun da anası Haviye’dir.
  10. Haviye’nin ne olduğunu bilir misin?
  11. O, kızgın bir ateştir.

102 - TEKASUR SURESİ

  1. Çokluk yarışı, sizi oyaladı.
  2. Kabre varıncaya kadar!
  3. Hayır! Yakında bileceksiniz!
  4. Yine hayır! Yakında bileceksiniz!
  5. Hayır, kesin olarak bir bilseydiniz.
  6. Andolsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz.
  7. Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.
  8. Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.

103 - ASR SURESİ

  1. Asr’a andolsun ki,
  2. Gerçekten insan, ziyandadır.
  3. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.

104 - HÜMEZE SURESİ

  1. İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!
  2. Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.
  3. O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır.
  4. Andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır.
  5. Hutame’nin ne olduğunu bilir misin?
  6. O, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.
  7. Ki yüreklerin içine işler.
  8. O, onların üzerine kapatılacaktır.
  9. Uzatılmış sütunlar arasında.

105 - FİL SURESİ

  1. Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
  2. Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
  3. Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi,
  4. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
  5. Nihayet, onları yenik ekin yaprağına çevirdi.

106 - KUREYŞ SURESİ

  1. Kureyşi alıştırdığı için,
  2. Onları kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı için,
  3. Bu evin (Kâbe’nin) Rabbine ibadet etsinler!
  4. O ki, onları açlıktan kurtarıp doyurmuş ve korkudan emin kılmıştır.

107 - MAUN SURESİ

  1. Gördün mü o, dini yalan sayanı?
  2. İşte o, yetimi itip kakar,
  3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
  4. Vay hâline o namaz kılanların ki,
  5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar.
  6. Onlar gösteriş yaparlar.
  7. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

108 - KEVSER SURESİ

  1. Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
  2. O hâlde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.
  3. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.

109 - KAFİRUN SURESİ

  1. De ki: “Ey kâfirler!”
  2. “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”
  3. “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
  4. “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim.”
  5. “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
  6. “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”

110 - NASR SURESİ

  1. Allah’ın yardımı ve fetih geldiği,
  2. Ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,
  3. Rabbini hamd ile tespih et ve O’ndan bağışlanma iste. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

111 - TEBBET SURESİ

  1. Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.
  2. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı.
  3. O, alevli bir ateşe girecektir.
  4. Karısı da odun hamalı olarak.
  5. Boynunda hurma lifinden bir ip ile.

112 - İHLAS SURESİ

  1. De ki: O Allah, birdir.
  2. Allah Samed’dir.
  3. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır.
  4. Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.

113 - FELAK SURESİ

  1. De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe;
  2. Yarattığı şeylerin şerrinden,
  3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
  4. Düğümlere üfleyip tüküren büyücü kadınların şerrinden,
  5. Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.

114 - NAS SURESİ

  1. De ki: “Sığınırım ben, insanların Rabbine.”
  2. “İnsanların malikine,”
  3. “İnsanların ilahına.”
  4. “O sinsi şeytanın şerrinden.”
  5. “Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir.”
  6. “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan!”

 


fussilet Kuran Merkezi Türkçe Kur’an-ı Kerim meali hazırlanırken başta Diyanet İşleri Başkanlığı (Yeni) meal çalışması olmak üzere Diyanet Vakfı, Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı Hamdi Yazır, Tefhim-ul Kur’an, Fizilal-il Kur’an gibi farklı meal çalışmaları referans alınmıştır.