ÖNCEKİ

37 - SAFFAT SURESİ

  1. Andolsun saf saf dizilenlere.
  2. Haykırıp sürükleyenlere.
  3. O zikir okuyanlara.
  4. Ki, sizin ilahınız bir tek İlahtır.
  5. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Bütün doğuların da Rabbidir.
  6. Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.
  7. Ve onu, her inatçı ve asi şeytandan koruduk.
  8. O şeytanlar, melekler topluluğunun kelamını dinleyemezler, her taraftan kovulup atılırlar.
  9. Uzaklaştırılırlar. Ve onlar için kesintisiz bir azap vardır.
  10. Ancak kulak hırsızlığıyla birşey kapan olursa, onu da delip geçen bir alev izler.
  11. Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?” Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
  12. Hayır, sen şaşırıp kaldın, onlarsa alay edip duruyorlar.
  13. Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
  14. Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
  15. Ve diyorlar ki: “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”
  16. “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”
  17. “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”
  18. De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak diriltileceksiniz.”
  19. O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsınız ki hepsi dirilmiş, etraflarına bakınıyorlar.
  20. Şöyle diyecekler: “Eyvah bizlere! İşte bu din günüdür.”
  21. Onlara, “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür” denilir.
  22. Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın.”
  23. “Allah’tan başka taptıklarını. Hepsine cehennemin yolunu gösterin.”
  24. “Ve onları durdurun! Çünkü onlar, sorguya çekileceklerdir.”
  25. Onlara: “Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?” denilir.
  26. Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
  27. Birbirlerine dönüp sorarlar.
  28. Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”
  29. Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”
  30. “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz.”
  31. “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”
  32. “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”
  33. Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
  34. İşte biz suçlulara böyle yaparız.
  35. Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
  36. “Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı.
  37. Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, bütün peygamberleri de tasdik etmiştir.
  38. Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
  39. Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
  40. Ancak Allah’ın hâlis kulları başka.
  41. İşte onlar için belli bir rızık vardır.
  42. Türlü meyveler kendilerine ikram edilmektedir.
  43. Naim cennetlerinde.
  44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
  45. Çevrelerinde pınarlardan doldurulmuş kadehler dolaştırılır.
  46. Bembeyaz, içenlere lezzet sunan kadehler.
  47. Onda ne bir sersemletme vardır ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.
  48. Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
  49. Sanki onlar, saklı bir yumurta gibidirler.
  50. Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
  51. İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
  52. Derdi ki: “Sen gerçekten inananlardan mısın?”
  53. “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
  54. Konuşan o kimse, yanındakilere, “Şimdi onun ne hâlde olduğunu biliyor musunuz?” der.
  55. Derken bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
  56. Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”
  57. “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”
  58. “Nasıl, biz ölmeyecek miymişiz?”
  59. “İlk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”
  60. İşte bu büyük kurtuluştur.
  61. Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
  62. Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
  63. Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
  64. O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
  65. Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
  66. Onlar ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar.
  67. Sonra bunun üzerine onlar için kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
  68. Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
  69. Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.
  70. Kendileri de onların izlerinde koşturup gidiyorlar.
  71. Andolsun ki onlardan önce gelip geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.
  72. Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.
  73. Şimdi bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
  74. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları başka.
  75. Andolsun ki Nûh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel karşılık vermiştik.
  76. Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  77. Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
  78. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
  79. Bütün âlemler içinde selam olsun Nûh’a.
  80. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  81. Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.
  82. Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.
  83. Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.
  84. Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.
  85. Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”
  86. “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?”
  87. “O hâlde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”
  88. Derken yıldızlara bir göz attı.
  89. “Ben gerçekten hastayım” dedi.
  90. Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
  91. İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”
  92. “Ne diye konuşmuyorsunuz?”
  93. Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
  94. Bunun üzerine kavmi koşarak ona doğru geldi.
  95. İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”
  96. “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
  97. Kavmi, “Onun için bir bina yapın ve onu ateşe atın” dedi.
  98. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
  99. İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”
  100. “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”
  101. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
  102. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
  103. Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı üzerine yatırınca,
  104. Ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
  105. “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.”
  106. “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
  107. Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
  108. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
  109. Selam olsun İbrahim’e.
  110. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  111. Çünkü o mü’min kullarımızdandı.
  112. Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
  113. Onu da İshak’ı da bereketli kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
  114. Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.
  115. Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  116. Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
  117. Her ikisine de apaçık anlaşılan kitabı (Tevrat’ı) verdik.
  118. Onları doğru yola ilettik.
  119. Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.
  120. Selam olsun Mûsâ’ya ve Hârûn’a.
  121. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  122. Çünkü onların ikisi de bizim mü’min kullarımızdandı.
  123. Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
  124. Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
  125. “O en güzel Yaratıcıyı bırakıp da Ba’l putuna mı tapıyorsunuz?”
  126. “Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı terk mi ediyorsunuz?”
  127. Onu yalanladılar. Bu yüzden onlar, azaba hazır olmuşlardır.
  128. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları başka.
  129. Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.
  130. Selam olsun İlyas’a.
  131. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
  132. Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.
  133. Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
  134. Hani onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
  135. Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
  136. Sonra da diğerlerini helâk ettik.
  137. Muhakkak ki siz sabah onların yanından geçip gidiyorsunuz.
  138. Ve geceleyin de. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
  139. Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendir.
  140. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
  141. Gemidekilerle kura çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
  142. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
  143. Eğer o çok tespih edenlerden olmasaydı,
  144. Mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
  145. Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.
  146. Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
  147. Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
  148. Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
  149. Şimdi sen onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
  150. Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
  151. Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek derler ki,
  152. “Allah doğurdu. “ Hiç şüphesiz ki onlar yalancıdırlar.
  153. Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?
  154. Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
  155. Hiç düşünmüyor musunuz?
  156. Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
  157. O hâlde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
  158. Onlar, Allah ile cinler arasında da soy bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
  159. Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
  160. Ancak Allah’ın ihlaslı kulları bunlar gibi değildir.
  161. Artık siz de, tapmakta olduklarınız da,
  162. O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyemezsiniz.
  163. Ancak cehennemde yanacaklar hariç.
  164. (Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.”
  165. “Şüphesiz, o saflar hâlinde dizilenler biziz.”
  166. “Şüphesiz o tespih edenler biziz.”
  167. Müşrikler şunu da söylüyorlardı:
  168. “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı.”
  169. “Elbette biz ihlaslı kullar olurduk.”
  170. Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler!
  171. Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
  172. “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
  173. “Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”
  174. O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
  175. Onları seyret. Yakında görecekler!
  176. Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
  177. Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
  178. Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
  179. Onları seyret. Yakında görecekler!
  180. Senin kudret ve şeref sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
  181. Bütün peygamberlere selam olsun!
  182. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

38 - SAD SURESİ

  1. Sâd. O şanlı, şerefli Kur’an’a andolsun.
  2. Fakat inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
  3. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
  4. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler “Bu, yalancı bir sihirbazdır”
  5. “İlahları bir tek ilâh mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!”
  6. İçlerinden ileri gelenler, “Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir.”
  7. “Biz bunu önceki milletlerden işitmedik! Bu ancak bir uydurmadır.”
  8. “O Kur’an içimizden ona mı indirildi?” diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Kur’an’ımdan şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
  9. Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
  10. Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Eğer öyleyse sebepler içinde yükselsinler.
  11. Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.
  12. Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun da peygamberleri yalanlamışlardı.
  13. Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlar da böyle gruplardı.
  14. Bunların hepsi, resulleri yalanlamaktan başka bir şey yapmadılar. Sonunda azabım hak oldu.
  15. Bunlar da ancak, bir an bile gecikmesi olmayan tek bir korkunç sesten başka bir şey beklemiyorlar.
  16. Müşrikler şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!”
  17. Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Davud’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  18. Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla birlikte tespih ederlerdi.
  19. Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tespih ederlerdi.
  20. Biz Davud’un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz etme yeteneği verdik.
  21. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.
  22. Hani Davud’un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Haksızlık etme. Bize orta yolu buldur” dediler.
  23. İçlerinden biri şöyle dedi: “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken ‘Onu da bana ver’ dedi. Ve tartışmada beni bastırdı.”
  24. Davud dedi ki: Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Davud, kendisini imtihan ettiğimizi zannederek Rabbinden af diledi. Eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.
  25. Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
  26. Ona dedik ki: “Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah yolundan sapanlar için hesap gününü unutmuş olmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.”
  27. Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin hâline!
  28. Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?
  29. Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
  30. Davud’a Süleyman’ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  31. Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.
  32. Süleyman, “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim” dedi. Nihayet Güneş battı.
  33. “Onları bana geri getirin” dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
  34. Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi.
  35. Süleyman, “Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!” dedi.
  36. Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar, onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.
  37. Binalar kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları,
  38. Zincirlere vurulmuş daha başkalarını da onun emrine verdik.
  39. “İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de dilediğine hesapsızca ver yahut verme” dedik.
  40. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.
  41. Kulumuz Eyyub’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.
  42. Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik.
  43. Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
  44. Bir de dedik ki: “Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma.” Gerçekten biz Eyyub’u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.
  45. Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yâkup’u da an.
  46. Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile temizleyip ihlaslı kimseler kıldık.
  47. Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir.
  48. İsmail, el-Yesa’ ve Zülkifl’i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.
  49. İşte bu bir öğüttür. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
  50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
  51. Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.
  52. Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.
  53. İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
  54. İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
  55. Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de kötü bir gelecek vardır.
  56. Cehennem! Ona yaslanacaklar. Fakat o ne kötü bir döşektir.
  57. İşte bu, kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
  58. O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.
  59. “İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir.”
  60. O grup da, “Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!” der.
  61. Şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır.”
  62. Yine şöyle derler: “Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?”
  63. “Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa onları gözden mi kaçırdık?”
  64. Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.
  65. De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve kahhar olan Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.”
  66. “O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”
  67. De ki: “Bu Kur’an, büyük bir haberdir.”
  68. “Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.”
  69. “Aralarında tartıştıkları sırada, yüce melekler topluluğuna dair benim hiçbir bilgim yoktu.”
  70. “Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor.”
  71. Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım.”
  72. “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için hemen secdeye kapanın.”
  73. Derken bütün melekler topluca secde ettiler.
  74. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
  75. Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi.
  76. İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.
  77. Allah, şöyle dedi: “Öyle ise çık oradan, çünkü sen kovuldun.”
  78. “Şüphesiz benim lânetim din gününe kadar senin üzerinedir.”
  79. İblis, “Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi.
  80. Allah dedi ki: “Sen mühlet verilenlerdensin.
  81. “O bilinen güne kadar.”
  82. İblis, “Senin izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım.”
  83. “Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna” dedi.
  84. Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum.”
  85. “Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.”
  86. De ki: “Ben o Kur’an’a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum.”
  87. “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.”
  88. “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.”

39 - ZÜMER SURESİ

  1. Bu kitabın indirilişi, Aziz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
  2. Şüphesiz biz o kitabı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et.
  3. İyi bilin ki, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.
  4. Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, bundan uzaktır, yücedir. O, tek ve Kahhar olan Allah’tır.
  5. Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneş’i ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
  6. O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek, üç karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk yalnız O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
  7. Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Fakat kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü hakkıyla bilir.
  8. İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen ateş halkındansın!”
  9. Yoksa o, gece vakitlerinde, secde hâlinde ve ayakta ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden kimse gibi olur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.
  10. Bizim adımıza de ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar için bir iyilik vardır. Allah’ın yeryüzü geniştir. Sabredenlere mükafatları elbette hesapsız olarak verilir.”
  11. De ki: “Şüphesiz bana, dini Allah’a has kılarak O’na ibadet etmem emredildi.”
  12. “Bana, müslümanların ilki olmam da emredildi.”
  13. De ki: “Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.”
  14. De ki: “Ben dinimi Allah’a has kılarak sadece O’na ibadet ediyorum.”
  15. “Siz de Allah’tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin!” De ki: “Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.”
  16. Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının.
  17. Tağut’tan, ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelenler için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele!
  18. Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar, akıl sahipleridir.
  19. Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!
  20. Fakat Rabbine karşı gelmekten sakınanlar için üst üste yapılmış köşkler vardır. Altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah’ın vaadidir. Allah, vaadinden dönmez.
  21. Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp hâline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.
  22. Allah, kimin göğsünü İslam’a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir. Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.
  23. Allah, sözün en güzelini, biri diğerine atıf yaparak tekrarlanan çift kutuplu bir hitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra da hem derileri hem de kalpleri, Allah’ın Zikri karşısında yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
  24. Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Zalimlere, “Kazandıklarınızı tadın” denir.
  25. Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi.
  26. Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti tattırdı. Elbette ki ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
  27. Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik.
  28. Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
  29. Allah, şöyle bir misal vermiştir: Bir adam ve birtakım ortakları var, hırçın hırçın çekişip duruyorlar. Bir de yalnız bir kişiye bağlı selamet içinde olan bir adam var. Bu ikisinin hâli hiç bir olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.
  30. Şüphesiz sen öleceksin, şüphesiz onlar da ölecekler.
  31. Sonra siz, muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.
  32. Kim, Allah’a karşı yalan uyduran ve kendisine geldiğinde, doğruyu yalanlayandan daha zalimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok?
  33. Doğruyu getiren ve onu tasdik edene gelince, işte onlar kötülükten korunanların ta kendileridir.
  34. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır.
  35. Allah onların geçmişte yaptıkları en kötü işleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeli ile mükafatlarını verecektir.
  36. Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.
  37. Allah, kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah güçlü ve intikam alıcı değil midir?
  38. Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım; Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”
  39. De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Yakında bileceksiniz.”
  40. “Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini.”
  41. Biz sana kitabı insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.
  42. Allah, insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
  43. Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”
  44. De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”
  45. Allah, tek olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah’tan başkaları anıldığında bakarsın sevinirler.
  46. De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan, gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.”
  47. Eğer yeryüzünde bulunan her şey tümüyle ve onlarla beraber bir o kadarı da zulmedenlerin olsa, kıyamet günü kötü azaptan kurtulmak için tümünü mutlaka fidye verirlerdi. Artık, hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkmıştır.
  48. Kazandıkları şeylerin kötülükleri karşılarına çıkmış, alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır.
  49. İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.
  50. Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamamıştı.
  51. Nihayet kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet etmişti. Onlardan zulmedenler var ya, kazandıkları şeylerin kötülükleri onlara isabet edecektir. Onlar Allah’ı aciz bırakacak değillerdir.
  52. Bilmediler mi ki, Allah dilediğine rızkı açar ve kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
  53. De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  54. Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.
  55. Farkında olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.
  56. Ki, kişi, “Allah’a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim.” demesin.
  57. Yahut, “Allah beni doğru yola iletseydi, elbette O’na karşı gelmekten sakınanlardan olurdum” demesin.
  58. Yahut azabı gördüğünde, keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin.
  59. “Hayır! Âyetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkârcılardan oldun.”
  60. Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir. Büyüklük taslayanlar için cehennemde bir yer mi yok!?
  61. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz. Onlar üzülmezler de.
  62. Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.
  63. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  64. De ki: “Ey cahiller! Siz bana Allah’tan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz?”
  65. Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: “Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.”
  66. Hayır, yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.
  67. Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü, bütün yeryüzü O’nun avucundadır. Gökler de O’nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir.
  68. Sur’a üflenir, göklerdeki ve yerdeki herkes ölür. Ancak Allah’ın dilediği kimse müstesna. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın onlar kalkmış bakıyorlar.
  69. Yeryüzü, Rabbinin nuruyla aydınlanır. Kitap ortaya konur. Peygamberler ve şahitler getirilir. Aralarında adaletle hüküm verilir. Onlara asla haksızlık edilmez.
  70. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
  71. İnkar edenler bölük bölük cehenneme sürülürler. Oraya geldiklerinde onun kapıları açılır ve bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran resuller gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.
  72. Onlara şöyle denir: “İçinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!”
  73. Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da bölük bölük cennete sevk edilirler. Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır. Oranın bekçileri onlara şöyle derler: “Selam olsun size! Tertemizsiniz. Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.”
  74. Onlar şöyle derler: “Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren Allah’a mahsustur. Bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennette istediğimiz yerde konaklıyoruz. Salih amel işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş!”
  75. Melekleri de Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Rablerini hamd ile tespih ederler. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” denilmiştir.

40 - MÜ'MİN SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Bu kitabın indirilişi, güçlü ve her şeyi bilen Allah tarafındandır.
  3. Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O’nadır.
  4. Allah’ın âyetleri hakkında, inkâr edenlerden başkası tartışmaya girişmez. Onların şehirlerde gezip dolaşmaları seni aldatmasın.
  5. Onlardan önce Nûh’un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış!
  6. Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, “Onlar ateş halkıdır” sözü gerçekleşmiş oldu.
  7. Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.”
  8. “Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Gerçekten sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.”
  9. “Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır.”
  10. İnkar edenlere şöyle seslenilir: “Allah’ın gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana çağırılırdınız da inkâr ederdiniz.”
  11. Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı itiraf ediyoruz. Şimdi bir çıkış yolu var mı?”
  12. “Bu, sizin bir olan Allah’a çağırıldığınız zaman inkâr etmeniz, O’na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm yüce ve büyük olan Allah’a aittir.”
  13. O, size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ancak O’na yönelen, düşünüp ibret alır.
  14. O hâlde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin!
  15. O, dereceleri yükseltendir, Arş’ın sahibidir. Emrinden olan Ruh’u buluşma gününe karşı uyarmak için, kullarından dilediğine indirir.
  16. O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün mülk kimin? Tek ve Kahhar olan Allah’ın!
  17. Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün asla zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
  18. Onları yaklaşan güne karşı uyar! O gün yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.
  19. Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.
  20. Allah, hak ve adaletle hükmeder. Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  21. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah’ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.
  22. Bunun sebebi şu idi: Resulleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O, güçlüdür, cezası da çok şiddetlidir.
  23. Andolsun Mûsâ’yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
  24. Firavun’a, Haman’a ve Karun’a. Onlar ise, “Bu çok yalancı bir sihirbazdır” dediler.
  25. Mûsâ onlara tarafımızdan gerçeği getirince, “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın.” dediler . Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa çıkmıştır.
  26. Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Mûsâ’yı öldüreyim. Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.”
  27. Mûsâ da, “Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” dedi.
  28. Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.”
  29. “Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Fakat Allah’ın azabı bize gelip çatarsa, kim bize yardım eder? Firavun, “Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum” dedi.
  30. İman etmiş olan adam dedi ki: “Ey kavmim! Ben üzerinize, önceki toplulukların günü gibi bir günün gelmesinden korkuyorum.”
  31. “Nûh kavminin, Âd ve Semûd ‘un ve onlardan sonrakilerin durumu gibi. Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”
  32. “Ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o bağrışıp çağrışma gününden korkuyorum.”
  33. “Arkanıza dönüp kaçacağınız gün, sizi Allah’a karşı koruyacak kimse olmaz. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
  34. Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra asla peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.
  35. Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
  36. Firavun dedi ki: “Ey Haman! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim.”
  37. “Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Mûsâ’nın ilahının ne olduğunu anlarım. Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı tamamen boşa çıktı.
  38. O inanan kimse dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim.”
  39. “Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir.”
  40. “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.”
  41. “Ey kavmim! Bu ne hâl? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz.”
  42. “Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana çağırıyorum.”
  43. “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler ateş halkının ta kendileridir.”
  44. “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.”
  45. Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azabın en kötüsü kuşattı.
  46. Ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecek.
  47. Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz?” derler.
  48. Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında hüküm vermiştir.”
  49. Ateşte olanlar cehennem bekçilerine derler ki: “Rabbinize yalvarın bir gün bizden azabı hafifletsin.”
  50. Bekçiler derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin yalvarması boşunadır.
  51. Şüphesiz ki, elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.
  52. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.
  53. Andolsun biz Mûsâ’ya hidayeti verdik ve İsrailoğullarına kitabı miras bıraktık.
  54. O, temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir öğüttür.
  55. Öyleyse sabret! Allah’ın vaadi şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ederek tespih et!
  56. Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya; onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
  57. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
  58. Kör ile gören bir olmaz. İman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
  59. Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.
  60. Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”
  61. Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve gösterici olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
  62. İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz?
  63. Allah’ın âyetlerini inkâr etmekte olanlar, işte böyle döndürülürler.
  64. Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi şekillendirdi, şekillerinizi de güzel yaptı. Ve size güzel, temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
  65. O, diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse dini yalnızca Allah’a hâlis kılanlar olarak O’na dua edin. Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur.
  66. De ki: “Rabbimden bana apaçık deliller gelince, Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana, âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi.”
  67. O, sizi topraktan, sonra az bir sudan, sonra “alaka”dan yaratan, sonra sizi çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O’dur. Umulur ki düşünürsünüz.
  68. O, yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “ol” der, o da oluverir.
  69. Allah’ın âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar?
  70. Onlar, kitabı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Yakında bilecekler!
  71. O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu hâlde sürükleneceklerdir.
  72. Kaynar su içinde! Sonra da ateşte yakılacaklardır.
  73. Sonra da onlara: “Nerede o ortak koştuklarınız?” denilecek.
  74. O Allah’tan başka! Onlar da diyecekler ki: “Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz. İşte Allah, o kâfirleri böyle şaşırtır.”
  75. Bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden ötürüdür.
  76. Ebedi kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!
  77. Sen sabret! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, seni vefat ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.
  78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, onlardan anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.
  79. Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.
  80. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
  81. Allah, size âyetlerini gösteriyor. Allah’ın hangi âyetlerini inkâr edersiniz?
  82. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.
  83. Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar. Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.
  84. Azabımızı gördükleri zaman dediler ki: “Yalnız Allah’a inandık; O’na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik.”
  85. Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında eskiden beri süregelen kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana uğradılar.

41 - FUSSİLET SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Bu Kur’an Rahman, Rahim olan Allah tarafından indirilmiştir.
  3. Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.
  4. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler.
  5. Dediler ki: “(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O hâlde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız.”
  6. De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilahınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!”
  7. Onlar zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkâr ederler.
  8. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükafat vardır.
  9. De ki: “Siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.”
  10. O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bolluk ve bereket meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
  11. Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.
  12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.
  13. Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.”
  14. Hani onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından gelmiş, Allah’tan başkasına kulluk etmeyin” demişler, onlar da, “Eğer Rabbimiz dileseydi melekler indirirdi. Bu sebeple, biz sizinle gönderilenleri inkâr ediyoruz” demişlerdi.
  15. Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı.
  16. Biz de onların üzerine, o uğursuz günlerde dondurucu bir rüzgar gönderdik. Bunu onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için yaptık. Ahiret azabı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
  17. Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu göstermiştik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azap yıldırımı onları yakaladı.
  18. İnananları ve Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
  19. O gün Allah’ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.
  20. Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.
  21. Onlar derilerine, “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. Derileri de der ki; “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O’na döndürülüyorsunuz.”
  22. “Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.”
  23. “İşte, Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi mahvetti. “Böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz.”
  24. Şimdi eğer dayanabilirlerse, artık cehennem onların yeridir! Yok eğer özür dileyip hoşnutluk isterlerse, artık onlar hoşnut edilecek değildirler.
  25. Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.
  26. İnkar edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın.”
  27. İnkar edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız.
  28. İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi inkâr etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
  29. İnkarcılar şöyle derler: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar.”
  30. Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin.”
  31. “Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.”
  32. “Gafur ve Rahim olan Allah’tan bir ikram olarak.”
  33. Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?
  34. İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.
  35. Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.
  36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
  37. Gece, gündüz, Güneş ve Ay Allah’ın varlığının delillerindendir. Güneş’e ve Ay’a secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin. Eğer gerçekten Allah’a ibadet edecekseniz.
  38. Eğer onlar büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz O’nu tespih ederler ve hiç usanmazlar.
  39. Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
  40. Âyetlerimiz konusunda doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O hâlde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  41. Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır.
  42. Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
  43. Sana ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.
  44. Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?” derlerdi. De ki: “O, inananlar için bir hidayet ve şifadır.” İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. Sanki onlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.
  45. Andolsun! Biz, Mûsâ’ya kitabı vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi, mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur’an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
  46. Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara zulmedici değildir.
  47. Kıyamet saatine ilişkin bilgi, Allah’a bırakılır. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.”
  48. Daha önce yalvardıkları onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
  49. İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.
  50. Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka “Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Andolsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz. Ve andolsun, onlara mutlaka ağır azaptan tattıracağız.
  51. İnsana bir nimet verdiğimizde yüz çevirir ve büyüklük taslar. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur.
  52. De ki: “Ne dersiniz? Eğer o Kur’an Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?”
  53. Varlığımızın delillerini, ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur’an’ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şahit olması yetmez mi?
  54. İyi bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.

42 - ŞURA SURESİ

  1. Ha, Mim.
  2. Ayn, Sin, Kaf.
  3. Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.
  4. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O, yücedir, büyüktür.
  5. Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp parçalanacaklar. Melekler de Rablerini hamd ile tespih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Allah’tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
  7. Böylece biz sana Arapça bir Kur’an vahyettik ki, şehirlerin anası ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
  8. Allah dileseydi, onları bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı yoktur.
  9. Yoksa onlar Allah’tan başka dostlar mı edindiler? Hâlbuki gerçek dost Allah’tır. O, ölüleri diriltir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  10. Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir. İşte Rabbim olan Allah budur! Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum.
  11. O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler yaratmıştır. Hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu düzen içinde sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
  12. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. O, her şeyi bilendir.
  13. O size, dinden Nûh ‘a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Mûsâ’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi kanun yaptı. Şöyle ki: “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” Fakat senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni hidayete erdirir.
  14. Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
  15. İşte bunun için sen davet et! Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma. Ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş ancak O’nadır.”
  16. Allah’ın çağrısına uyulduktan sonra O’nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında batıldır. Onların üzerinde bir gazap vardır ve şiddetli azap onlaradır.
  17. Allah, hak olarak kitabı ve mizanı indirendir. Ne bilirsin, belki de o saat yakındır.
  18. Ona inanmayanlar, onun çabucak gelmesini isterler. İnananlar ise, ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, o saat hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
  19. Allah, kullarına çok lütufkardır. Dilediğini rızıklandırır. O, kuvvetlidir, yücedir.
  20. Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz. Fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
  21. Yoksa onların, Allah’ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zalimler için elem dolu bir azap vardır.
  22. Sen, zalimlerin yaptıkları şeyler tepelerine inerken korku ile titrediklerini göreceksin. İnanıp yararlı işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte bu büyük lütuftur.
  23. İşte bu, Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
  24. Yoksa “Yalan uydurup Allah’a iftira etti” mi diyorlar? Eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler. Allah batılı yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilendir.
  25. O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
  26. Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kâfirler için ise şiddetli bir azap vardır.
  27. Allah, kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir.
  28. O, insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, gerçek dosttur, övülmeye layık olandır.
  29. Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.
  30. Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
  31. Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Sizin için Allah’tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.
  32. Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O’nun varlığının delillerindendir.
  33. O, dilerse rüzgarı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
  34. Yahut yaptıklarından dolayı onları helâk eder ve birçoğunu da affeder.
  35. Allah, böyle yapar ki, âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
  36. Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. İnanıp Rablerine tevekkül edenler için Allah katında bulunan ise daha hayırlı, daha kalıcıdır.
  37. Onlar, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar.
  38. Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar.
  39. Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.
  40. Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür. Fakat kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükafatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.
  41. Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimselerin aleyhine bir yol yoktur.
  42. Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
  43. Her kim de sabreder ve bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
  44. Allah, kimi saptırırsa artık bundan sonra onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördükleri zaman, o zalimleri bir görsen; “Dönmek için bir yol var mı?” derler.
  45. Ateşe sunulurken onların zilletten başlarını öne eğmiş, göz ucuyla gizli gizli baktıklarını görürsün. İnananlar da, “İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır” diyecekler. İyi bilin ki zalimler, sürekli bir azap içindedirler.
  46. Onların Allah’tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur.
  47. Allah’tan, geri çevrilmesi imkansız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de inkâr edebilirsiniz!
  48. Eğer yüz çevirirlerse, biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir. Fakat elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.
  49. Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.
  50. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir. Dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
  51. Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  52. İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun.
  53. Göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.

43 - ZUHRUF SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Apaçık kitaba andolsun ki,
  3. İyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
  4. Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.
  5. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’an’la uyarmaktan vaz mı geçelim?
  6. Hâlbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik.
  7. Onlar da kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
  8. Biz, onlardan daha güçlü olanları da helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti!
  9. Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen yarattı” diyeceklerdir.
  10. O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir.
  11. O, gökten bir ölçüye göre su indirendir. Biz onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz de, böyle diriltileceksiniz.
  12. Allah bütün çiftleri yaratmıştır.
  13. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etmiştir. Ki siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: “Bunlara bizim için boyun eğdiren ne yücedir, yoksa biz bunu kendimize yanaştıramazdık.
  14. “Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.”
  15. Böyle iken kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.
  16. Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı?
  17. Onlardan biri, Rahman’a isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.
  18. Süs içinde yetiştirilip de mücadelede kendisini savunamayanı mı Allah’a yakıştırıyorlar?
  19. Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
  20. “Eğer Rahman dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik” dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
  21. Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?
  22. Hayır! Onlar sadece, “Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz” dediler.
  23. İşte böyle, senden önce hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, oranın şımarık zenginleri şöyle demişlerdir: “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz.”
  24. “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlar, “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz” dediler.
  25. Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu!
  26. Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”
  27. “Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz O, beni doğru yola iletecektir.”
  28. İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.
  29. Doğrusu ben bunları da babalarını da, faydalandırıp geçindirdim. Kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar.
  30. Fakat kendilerine hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.
  31. “Bu Kur’an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!” dediler.
  32. Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
  33. Eğer insanlar küfürde birleşen tek bir ümmet olacak olmasalardı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerine mutlaka gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
  34. Evlerine kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.
  35. Ve nice süsler verirdik. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçici malından ibarettir. Rabbinin katındaki ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır.
  36. Kim, Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
  37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.
  38. Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Sen ne kötü arkadaşmışsın!” der.
  39. “Onlara, bu temenniniz bugün size hiçbir fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.
  40. Sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?
  41. Ya biz seni alır götürürüz de, onlardan intikam alırız.
  42. Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter.
  43. Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.
  44. Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.
  45. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahman’dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?
  46. Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
  47. Mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!
  48. Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Belki dönerler diye onları azaba uğrattık.
  49. “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler.
  50. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.
  51. Firavun, kavmine seslendi. Dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor. Hâlâ görmüyor musunuz?”
  52. “Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?”
  53. “Ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?”
  54. Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O’na itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.
  55. Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan intikam aldık, hepsini suda boğduk.
  56. Onları, sonradan gelecekler için geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.
  57. Meryem oğlu İsa bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.
  58. “Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?” dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.
  59. İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.
  60. Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.
  61. Şüphesiz o, kıyametin bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.
  62. Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
  63. İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  64. Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin. İşte bu doğru bir yoldur.
  65. Aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azabından vay o zulmedenlerin hâline!
  66. Onlar, hiç farkında değillerken kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?
  67. O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.
  68. “Ey kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.”
  69. Onlar, âyetlerimize iman edip müslüman olmuşlardı.
  70. “Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete girin.”
  71. Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.
  72. İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size miras verilen cennettir.
  73. Orada sizin için bol bol meyve var, onlardan yersiniz.
  74. Şüphesiz suçlular cehennem azabında sürekli kalacaklardır.
  75. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.
  76. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zalim idiler.
  77. “Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin” diye seslenirler. O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der.
  78. Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
  79. Yoksa bir işe kesin karar mı verdiler? Şüphesiz biz de kararlıyız.
  80. Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil! Yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.
  81. De ki: “Eğer Rahman’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.”
  82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın Rabbi onların nitelendirmelerinden yücedir, münezzehtir.
  83. Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.
  84. O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilâh olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
  85. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatinin bilgisi yalnız O’nun katındadır. Siz O’na döndürüleceksiniz.
  86. O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
  87. Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?
  88. Onun, “Ya Rabbi!” demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.
  89. Artık sen onlara aldırma ve “Size selam olsun” de. Yakında bilecekler!

44 - DUHAN SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Apaçık olan Kitap’a andolsun ki,
  3. Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
  4. O gecede her hikmetli iş ayrılır.
  5. Katımızdan bir emir olarak. Muhakkak ki biz, resuller göndeririz.
  6. Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.
  7. O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız.
  8. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
  9. Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
  10. Artık sen göğün açık bir duman getireceği günü bekle.
  11. O duman insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.
  12. İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.
  13. Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir resul gelmişti.
  14. Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler.
  15. Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.
  16. Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.
  17. Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir elçi gelmişti.
  18. O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir elçiyim.”
  19. “Allah’a karşı büyüklük taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.”
  20. “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”
  21. “Bana inanmıyorsanız benden uzak durun.”
  22. Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkar bir toplumdur” diye seslendi.
  23. Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.”
  24. “Denizi açık hâlde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.”
  25. Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
  26. Nice ekinler, nice güzel konaklar!
  27. Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
  28. İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.
  29. Gök ve yer onların ardından ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi.
  30. Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık;
  31. Firavun’dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
  32. Andolsun, biz onları bir ilim üzere âlemlere üstün kıldık.
  33. Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
  34. Bunlar ise diyorlar ki:
  35. “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”
  36. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, atalarımızı getirin.”
  37. Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.
  38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
  39. Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmezler.
  40. Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.
  41. O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
  42. Yalnız, Allah’ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
  43. Şüphesiz, zakkum ağacı,
  44. Günahkarların yemeğidir.
  45. Erimiş maden gibi, karınlarda kaynar.
  46. Kaynar suyun kaynaması gibi.
  47. “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.”
  48. “Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”
  49. “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?”
  50. “İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!”
  51. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.
  52. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
  53. İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.
  54. İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
  55. Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.
  56. Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.
  57. Rabbinden bir lütuf olarak. İşte bu büyük başarıdır.
  58. Biz o Kur’an’ı senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.
  59. Artık sen bekle! Onlar da beklemektedirler.

45 - CASİYE SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Kitabın indirilmesi, Aziz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.
  3. Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için nice deliller vardır.
  4. Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır.
  5. Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları evirip çevirmesinde, aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
  6. İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
  7. Her günahkar yalancının vay hâline!
  8. Kendisine Allah’ın âyetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!
  9. Âyetlerimizden bir şey öğrenince onu alaya alır. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!
  10. Arkalarında da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler, onlara hiçbir yarar sağlamaz. Allah’tan başka edindikleri veliler de. Onlar için büyük bir azap vardır.
  11. İşte bu Kur’an bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere ise elem dolu çok kötü bir azap vardır.
  12. Allah O’dur ki, denizi size boyun eğdirdi, O’nun emri ile hem denizde gemiler hareket etsin, hem de lütfundan arayasınız diye. Umulur ki şükredersiniz.
  13. O, göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
  14. İnananlara söyle, Allah’ın günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar ki, Allah herhangi bir topluma kazandığının karşılığını versin.
  15. Kim salih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
  16. Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları âlemlere üstün kıldık.
  17. Onlara emrimizi bildiren deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü, aralarında hüküm verecektir.
  18. Sonra da seni bu emirden bir şeriat üzerine kıldık. Sen ona uy. Bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.
  19. Çünkü onlar, Allah’a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.
  20. Bu Kur’an, insanlar için kalp gözleri, kesin olarak inanan bir toplum için de bir hidayet ve bir rahmettir.
  21. Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
  22. Allah, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır; herkese kazandığının karşılığı verilsin diye. Onlara haksızlık edilmez.
  23. Nefsinin arzusunu ilâh edineni, Allah’ın, bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?
  24. Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.
  25. Onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, babalarımızı getirin” demek oldu.”
  26. De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, fakat insanların çoğu bilmezler.
  27. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
  28. O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. “Bugün yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.”
  29. İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı yazıyorduk.
  30. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.
  31. İnkar edenlere gelince, onlara şöyle denir: “Âyetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir kavim olmuş değil miydiniz?”
  32. “Şüphesiz, Allah’ın vaadi gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman ise; dediniz ki: “Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz.”
  33. Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.
  34. Onlara şöyle denir: “Siz nasıl bugüne kavuşacağınızı unuttuysanız, bugün de biz sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur.”
  35. “Bunun sebebi, Allah’ın âyetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır.” Artık bugün onlar, ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.
  36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
  37. Göklerde ve yerde büyüklük O’na aittir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

46 - AHKAF SURESİ

  1. Ha, Mîm.
  2. Kitabın indirilişi, üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
  3. Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yarattık. İnkar edenler ise, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
  4. De ki: “Allah’tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana! Eğer doğru söyleyenler iseniz.”
  5. Kim, Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapıktır? Oysa onlar, bunların yalvarmalarından habersizdirler.
  6. İnsanlar toplandığında, o taptıkları kendilerine düşman oluverir, onların kendilerine tapmalarını da inkâr ederler.
  7. Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, kendilerine gelen hakkı inkâr edenler, “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.
  8. Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah’tan gelecek olana karşı siz benim için hiçbir şey yapamazsınız. O, sizin, hakkında yaygara kopardığınız şeyi daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter! O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  9. De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
  10. De ki: “Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerine şahitlik edip inandığı hâlde, siz yine de büyüklük taslamışsanız? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”
  11. İnkar edenler, inananlar için; “Eğer o Kur’an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi” dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; “Bu eski bir uydurmadır” diyecekler.
  12. Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, zulmedenleri uyarmak, güzel davrananları müjdelemek için Arap dili ile indirilmiş öncekileri tasdik eden bir kitaptır.
  13. “Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.
  14. Onlar cennetliklerdir. Yaptıklarına karşılık olarak, orada sürekli kalacaklardır.
  15. Biz, insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, Senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.”
  16. İşte onlar, yaptıklarının en iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız cennet halkı arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.
  17. Anne ve babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye, onlar Allah’a sığınarak, “Yazıklar olsun sana! İman et, Allah’ın vaadi gerçektir” diyorlar, O da, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.
  18. İşte onlar, kendilerine azap sözü hak olmuş kimselerdir. Kendilerinden önce gelip geçen cin ve insan toplulukları arasında bulunacaklardır. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır.
  19. Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah’ın onlara yaptıklarının karşılığını tastamam vermesi için. Kendilerine asla haksızlık edilmez.
  20. İnkar edenler ateşe sunuldukları gün, “Siz dünya hayatınızda güzelliklerinizi bitirdiniz. Onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” denir.
  21. Âd kavminin kardeşini an! O, kendinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçtiği Ahkaf’ta, toplumunu şöyle uyarmıştı: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Gerçek şu ki, ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.”
  22. Onlar ise, “Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir. Eğer doğru söyleyenlerden isen” dediler.
  23. Hûd, “Bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum” dedi.
  24. O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu, bize yağmur getiren bir buluttur” dediler. Hûd, “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır” dedi.
  25. “O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder.” Derken o hâle geldiler ki, evlerinden başka bir şey görünmez oldu! İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
  26. Andolsun, size vermediğimiz servet ve kuvveti onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
  27. Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
  28. Allah’ı bırakıp O’na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanları ve uydurup durdukları şeydir.
  29. Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
  30. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Mûsâ’dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.”
  31. “Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın.”
  32. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah’tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
  33. Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet! Şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
  34. İnkar edenlere, ateşe sunuldukları gün, “Bu gerçek değil miymiş?” denir. Onlar, “Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş” derler. Allah, “Öyle ise inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!” der.
  35. O hâlde azim sahibi elçilerin sabrettikleri gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.

47 - MUHAMMED SURESİ

  1. İnkar edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; Allah onların bütün amellerini boşa çıkarmıştır.
  2. İman edip salih ameller işleyenlerin ve Muhammed’e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- iman edenlerin ise Allah günahlarını örtmüş ve hâllerini düzeltmiştir.
  3. Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte böylece Allah, insanlara kendi misallerini anlatır.
  4. İnkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın. Artık bundan sonra ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
  5. Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.
  6. Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.
  7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
  8. İnkar edenlere gelince, artık yıkım onlara! Allah, onların işlerini boşa çıkarmıştır.
  9. Bu, Allah’ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah’ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.
  10. Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkar edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.
  11. Bu, Allah’ın inananların yardımcısı olması, inkar edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır.
  12. Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkar edenler ise dünyada zevk edip geçinirler. Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir.
  13. Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler vardı ki, biz onları helâk ettik. Onların hiçbir yardımcısı da olmadı.
  14. Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir?
  15. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
  16. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman alay ederek, kendilerine bilgi verilmiş olanlara, “Az önce ne söyledi?” derler. İşte bunlar, Allah’ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.
  17. Hidayete erenlere gelince, Allah onların hidayetini artırır. Onların Allah’a karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.
  18. Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Muhakkak onun alametleri gelmiştir. Kıyamet kendilerine gelip çatınca öğüt almaları kendilerine ne fayda verecek?
  19. Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkeklerin ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.
  20. İnananlar, “Keşke bir sure indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.
  21. İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu.
  22. Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?
  23. İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.
  24. Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?
  25. Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.
  26. Bu, münafıkların, Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere, “Bazı işlerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Allah, onların gizlice konuşmalarını bilir.
  27. Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vura vura canlarını alırken hâlleri nasıl olacak?!
  28. Bu, Allah’ı gazaplandıran şeylere uydukları ve O’nun hoşnut olduğu şeyleri beğenmedikleri içindir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.
  29. Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
  30. Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun, sen onları, konuşma tarzlarından da tanırsın. Allah, yaptıklarınızı bilir.
  31. Andolsun, içinizden, cihat edenleri ve sabredenleri bilinceye kadar sizi deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.
  32. İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra Resul’e karşı gelenler hiçbir şekilde Allah’a zarar veremezler. Allah, onların amellerini boşa çıkaracaktır.
  33. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.
  34. İnkar eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.
  35. Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz hâlde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
  36. Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı istemez.
  37. Eğer onları sizden isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
  38. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O’ndan yüz çevirecek olursanız, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.

48 - FETİH SURESİ

  1. Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.
  2. Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.
  3. Ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım eder.
  4. O, mü’minlerin kalplerine huzur indirdi ki, imanlarına iman katsınlar. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  5. Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.
  6. Ve münafık erkek ve kadınlara, müşrik erkek ve kadınlara azap etsin. Onlar ki, Allah’a kötü zan ile zanda bulundular. Kötülük çemberi tepelerine insin! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!
  7. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  8. Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
  9. Ki Allah’a ve resulüne inanasınız, O’nu destekleyesiniz, O’nu yüce bilesiniz ve sabah akşam O’nu tespih edesiniz diye.
  10. Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükafat verecektir.
  11. Bedevilerin geri bırakılanları sana şöyle diyecekler: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile.” Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
  12. Siz aslında, Resul’ün ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helakı hak eden bir kavim oldunuz.
  13. Kim Allah’a ve resulüne inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık.
  14. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  15. Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyecekler. Hayır, onlar pek az anlarlar.
  16. Bedevilerin geri bırakılanlarına de ki: “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.”
  17. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.
  18. Andolsun o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, mü’minlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükafatlandırmıştır.
  19. Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükafatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
  20. Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. Ki, bunlar mü’minler için bir ibret olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
  21. Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği ama Allah’ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kadirdir.
  22. İnkar edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.
  23. Bu, Allah’ın öteden beri işleyip duran kanunudur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
  24. O, Mekke’nin göbeğinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
  25. Onlar, inkâr edenler ve sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, Allah, savaşı önlemezdi. Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkârcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkâr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.
  26. Hani inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, resulüne ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna layık ve ehil idiler. Allah herşeyi bilendir.
  27. Andolsun, Allah, resulünün rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi. Ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.
  28. O, resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir ki, o dini tüm dinlere üstün kılsın. Şahit olarak Allah yeter.
  29. Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. İşte onların, Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları ise şöyledir: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sapları üzerinde doğrulup boy atmış ki bu, ekicilerin hoşuna gider. Allah böyle yapar ki, onunla kâfirleri öfkelendirsin. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

49 - HUCURAT SURESİ

  1. Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulü’nün önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
  2. Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözü bağırırcasına söylemeyin, yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
  3. Allah resulünün huzurunda seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah’ın, gönüllerini takva için imtihan ettiği kişilerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  4. Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.
  5. Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  6. Ey iman edenler! Eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
  7. Bilin ki, aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarı, fasıklığı ve isyanı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir.
  8. Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  9. Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.
  10. Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
  11. Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
  12. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
  13. Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
  14. Bedeviler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. Ancak ‘Müslüman’ olduk” deyin. “Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Resulü’ne itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
  15. İman edenler ancak, Allah’a ve Resulü’ne inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
  16. De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”
  17. İslam’a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: “Müslümanlığınızla bana minnet etmeyin. Bilakis size doğru yolu gösterdiği için Allah sizi minnet altında tutar, eğer samimi iseniz.”
  18. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

50 - KAF SURESİ

  1. Şerefli Kur’an’a andolsun ki,
  2. Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler, “Bu şaşılacak bir şey” dediler.
  3. “Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzak bir dönüştür.”
  4. Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda herşeyi kaydedip muhafaza eden bir kitap vardır.
  5. Hayır, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir hâldedirler.
  6. Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.
  7. Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.
  8. Bütün bunları, Allah’a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek için yaptık.
  9. Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
  10. Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
  11. Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. Kabirlerden çıkışınız da işte böyledir.
  12. Onlardan önce Nûh ‘un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
  13. Âd, Firavun ve Lût’un kardeşleri de.
  14. Eyke halkı ile Tübba’ kavmi de. Bunların her biri resulleri yalanlamışlardı da tehdidim üzerlerine hak olmuştu.
  15. Biz ilk yaratmada acizlik mi gösterdik? Doğrusu onlar, yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.
  16. Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.
  17. Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek herşeyi kaydetmektedir.
  18. İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.
  19. Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” denir.
  20. Sur’a üfürülmüştür. İşte bu, geleceği vaadedilen gündür.
  21. Herkes yanında bir sevk edici, bir de şahit ile beraber gelir.
  22. Ona, “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir” denir.
  23. Beraberindeki melek, “İşte yanımdaki hazır” der.
  24. (Allah, şöyle der:) Siz, ikiniz! Atın Cehenneme her bir inatçı kâfiri!
  25. “Hayra engel olanı, haddini aşanı, şüpheciyi!”
  26. “Allah ile beraber, başka bir ilâh edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!”
  27. Arkadaşı (olan şeytan) der ki: “Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi.”
  28. Allah buyurur: “Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarıcı göndermiştim.”
  29. “Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.”
  30. O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “Daha var mı?” der.
  31. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
  32. İşte bu o size va’dolunan; her tövbekara, görevine riayet edene,
  33. Görmediği hâlde Rahman’dan korkan ve O’na teslim olmuş bir kalp ile gelen kimselere.
  34. “Oraya selametle girin. İşte bu, ebedilik günüdür.”
  35. Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.
  36. Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helâk ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?
  37. Muhakkak ki bunda, kalbi olan veya hazır bulunup da kulak veren kimseler için elbette bir öğüt vardır.
  38. Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.
  39. O hâlde onların söylediklerine sabret ve Güneş’in doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.
  40. Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu tespih et.
  41. Çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
  42. O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.
  43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.
  44. O gün yer, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. İşte bu, sadece bize göre kolay bir toplanmadır.
  45. Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.

51 - ZARİYAT SURESİ

  1. Tozutup savuranlara,
  2. Ağırlık taşıyanlara,
  3. Kolayca akıp gidenlere,
  4. Sonra işleri paylaştıranlara andolsun ki,
  5. O size vaad olunan elbette doğrudur.
  6. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
  7. Yollara sahip göğe andolsun ki,
  8. Muhakkak siz, çelişkili sözler söylüyorsunuz.
  9. Ondan çevrilen çevrilir.
  10. Kahrolsun o yalancılar!
  11. Ki onlar, cehalete bürünmüş gafillerdir.
  12. “Din günü ne zaman?” diye sorarlar.
  13. O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür.
  14. Onlara, “Tadın azabınızı! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur” denilecek.
  15. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
  16. Rablerinin, kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce de güzel davranırlardı.
  17. Onlar, geceleri pek az uyurlardı.
  18. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
  19. Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.
  20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
  21. Ve kendi nefislerinizde de. Hâlâ görmüyor musunuz?
  22. Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.
  23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz o, sizin konuşmanız gibi gerçektir.
  24. İbrahim’in ikram edilen konuklarının haberi sana geldi mi?
  25. Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selam olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selam olsun” demiş, içinden, “Bunlar tanınmayan bir topluluk” demişti.
  26. Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, semiz bir buzağı getirdi.
  27. Onu önlerine koydu. “Yemez misiniz?” dedi.
  28. Onlardan korkmaya başladı. Onlar, “Korkma” dediler. Ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
  29. Bunun üzerine karısı bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak, “Ben kısır bir kocakarıyım” dedi.
  30. Onlar dediler ki: “Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.”
  31. İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?” dedi.
  32. Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme gönderildik;”
  33. “Üzerlerine balçıktan taşlar yağdırmak için,”
  34. “Rabbin katında, haddi aşanlar için işaretlenmiş taşlar.”
  35. Orada, mü’minlerden kim varsa çıkardık.
  36. Zaten orada bir ev halkından başka müslüman da bulamadık.
  37. Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.
  38. Mûsâ’da da ibretler vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
  39. O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi.
  40. Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise, kendini kınıyordu.
  41. Âd kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.
  42. Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
  43. Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, “Bir süreye kadar faydalanın bakalım” denmişti.
  44. Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
  45. Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de kendilerine yardım eden oldu.
  46. Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.
  47. Göğü kudretimizle biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
  48. Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
  49. Herşeyden iki çift yarattık; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.
  50. O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
  51. Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
  52. İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir elçi gelmemişti ki, “O bir büyücüdür” yahut “Bir delidir” demiş olmasınlar.
  53. Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.
  54. Öyleyse onlardan yüz çevir; artık sen, kınanacak değilsin.
  55. Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatıp öğüt vermek mü’minlere fayda verir.
  56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
  57. Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Beni yedirip doyurmalarını da istemiyorum.
  58. Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.
  59. Artık gerçekten, zulmedenler için, geçmişteki arkadaşlarının günahlarına benzer bir günah vardır. Şu haldeazabımı acele istemesinler.
  60. Vaad edildikleri günlerinden dolayı vay o kâfirlerin hâline!

52 - TUR SURESİ

  1. Tur’a,
  2. Satır satır yazılmış kitaba;
  3. Yayılmış ince deri üzerine.
  4. Beyt-i Ma’mur’a,
  5. Yükseltilmiş tavana,
  6. Ve kabaran denize andolsun ki,
  7. Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
  8. Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur.
  9. O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır.
  10. Dağlar yürüdükçe yürür.
  11. İşte o gün, yalanlayanların vay hâline.
  12. Ki onlar, boş şeylere dalıp oynuyorlardı.
  13. O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılırlar.
  14. “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur.”
  15. “Bu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz?”
  16. “Girin oraya! İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor.”
  17. Şüphesiz ki sakınanlar cennetlerde ve nimetler içindedirler.
  18. Rablerinin kendilerine verdikleri ile sevinçli ve mutludurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
  19. Afiyetle yiyin, için! Yaptıklarınıza karşılık olarak.
  20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ve biz onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
  21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.
  22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
  23. Orada bir kadeh tokuştururlar ki, içinde ne bir boş laf vardır, ne de günaha sokma.
  24. Kendilerine ait hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Sanki onlar, sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
  25. Birbirlerine dönüp soruşurlar:
  26. Derler ki: “Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken korkardık.”
  27. “Allah da bize lütufta bulundu ve bizi iliklere işleyen azaptan korudu.”
  28. “Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir.”
  29. O hâlde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kahinsin, ne de bir mecnun.
  30. Yoksa onlar, “O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz” mu diyorlar?
  31. Onlara de ki: “Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
  32. Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
  33. Yoksa, “Onu kendisi uydurup söyledi” mi diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.
  34. Haydi onun gibi bir söz getirsinler, eğer sözlerinde samimi iseler.
  35. Yoksa onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
  36. Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.
  37. Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hâkim olan kendileri midir?
  38. Yoksa onların, üzerine çıkıp dinledikleri merdivenleri mi var? Eğer böyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin.
  39. Yoksa kızlar O’na da, oğullar size mi?
  40. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da, onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?
  41. Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?
  42. Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkâr edenlerin kendileridir.
  43. Yoksa onların Allah’tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.
  44. Gökten düşmekte olan parçalar görseler, “Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır” derler.
  45. Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hâllerine bırak.
  46. O gün, tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermez, onlara yardım da edilmez.
  47. Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.
  48. Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
  49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O’nu tespih et.

53 - NECM SURESİ

  1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
  2. Arkadaşınız sapmadı ve azmadı.
  3. O, nefis arzusu ile konuşmaz.
  4. Söyledikleri, ancak kendisine indirilen bir vahiydir.
  5. Bunu ona mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti.
  6. O üstün yetenekli melek doğruldu.
  7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
  8. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.
  9. Araları iki yay kadar veya daha yakın oldu.
  10. Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
  11. Kalp, gördüğünü yalanlamadı.
  12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
  13. Andolsun ki onu başka bir inişinde de görmüştü.
  14. Sidretü’l-Münteha’nın yanında.
  15. Me’va cenneti de onun yanındadır.
  16. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
  17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
  18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
  19. Gördünüz mü o Lat ve Uzza’yı?
  20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menat’ı.
  21. Erkek size, dişi Allah’a mı?
  22. Öyle ise bu, insafsızca bir taksim!
  23. Onlar ancak sizin ve atalarınızın taktığı isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.
  24. Yoksa insan, her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?
  25. Oysa, ahiret de dünya da Allah’ındır.
  26. Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka.
  27. Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
  28. Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
  29. Öyle ise bizim zikrimizden yüz çevirenden sen de yüz çevir. Dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden de.
  30. İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri budur. Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.
  31. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması içindir.
  32. Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da en iyi bilendir ve analarınızın karnında ceninler iken de. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. O, kimin sakındığını en iyi bilendir.
  33. Şimdi gördün mü o yüz çevireni?
  34. Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
  35. Acaba gaybın bilgisi onun yanındadır da onları kendisi mi görüyor?
  36. Yoksa Mûsâ’nın sayfalarında olanlar ona haber verilmedi mi?
  37. Ve çok vefalı İbrahim’in sayfalarında olanlar?
  38. Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenmez.
  39. İnsan için çalıştığından başkası yoktur.
  40. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.
  41. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.
  42. Şüphesiz en son varış Rabbinedir.
  43. Şüphesiz güldüren de, ağlatan da O’dur.
  44. Şüphesiz öldüren de, dirilten de O’dur.
  45. Şüphesiz erkeği ve dişiyi çiftler hâlinde yaratan O’dur;
  46. Atıldığı zaman bir nutfeden.
  47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.
  48. Şüphesiz zengin eden de, yoksul kılan da O’dur.
  49. Şüphesiz O, Şi’ra yıldızının Rabbidir.
  50. Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.
  51. Ve Semûd ‘u da bırakmadı.
  52. Daha önce de Nûh’un kavmini helâk etmişti. Şüphesiz onlar daha zalim ve daha azgın kimselerdi.
  53. Altı üstüne gelen kasabaları da O, yerin dibine geçirdi.
  54. Onların başına getireceğini getirdi!
  55. O hâlde Rabbinin nimetlerinin hangisinden şüphe ediyorsun?
  56. Bu da önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
  57. Yaklaşmakta olan yaklaştı.
  58. Onu Allah’tan başka açacak kimse yoktur.
  59. Şimdi siz bu söze mi şaşıyorsunuz?
  60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
  61. Ve siz gaflet içinde oyalanıyorsunuz!
  62. Artık secdeye varın, Allah’a kulluk edin.

54 - KAMER SURESİ

  1. Saat yaklaştı ve ay yarıldı.
  2. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.
  3. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Oysa her iş kararlaştırılmıştır.
  4. Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.
  5. Bunlar üstün bir hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!
  6. Artık sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
  7. Gözler zillet ve dehşetten düşmüş olarak kabirlerinden çıkarlar; tıpkı etrafa serpilen çekirgeler gibi.
  8. Davetçiye doğru koşarlarken, kâfirler, “Bu zor bir gün” derler.
  9. Onlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanladılar ve “Bu bir delidir” dediler, onu görevinden alıkoydular.
  10. O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua etti.
  11. Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
  12. Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
  13. Biz Nûh’u, çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
  14. Nankörlük edilen kulumuza bir mükafat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
  15. Andolsun, biz onu bir ibret olarak bıraktık. Öğüt alan yok mudur?
  16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  17. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  18. Âd kavmi de yalanlamıştı. Azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
  19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik.
  20. İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.
  21. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  22. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  23. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.
  24. Dediler ki: “İçimizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.”
  25. “Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir.”
  26. Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!
  27. “Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret.”
  28. “Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.”
  29. Derken, arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.
  30. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
  31. Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
  32. Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  33. Lût kavmi de uyarıcıları yalanladı.
  34. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lût ailesini, seher vaktinde kurtardık.
  35. Katımızdan bir nimet olarak, şükredenleri işte böyle ödüllendiririz.
  36. Andolsun, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.
  37. Andolsun, onlar onun misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
  38. Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
  39. “Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!” dedik.
  40. Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
  41. Andolsun, Firavun’un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
  42. Bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalayışıyla yakaladık.
  43. Sizin kâfirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?
  44. Yoksa onlar, “Biz yardımlaşan güçlü bir topluluğuz” mu diyorlar?
  45. O topluluk yakında bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
  46. Hayır, kıyamet onlara vaadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır.
  47. Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
  48. Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, “Cehennemin dokunuşunu tadın!” denecek.
  49. Gerçekten biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
  50. Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir.
  51. Andolsun, biz sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Öğüt alan yok mudur?
  52. İşledikleri her şey ise kitaplarda kayıtlıdır.
  53. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
  54. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar.
  55. Güçlü bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.

55 - RAHMAN SURESİ

  1. Rahman,
  2. Kur’an’ı öğretti.
  3. İnsanı yarattı.
  4. Ona beyanı öğretti.
  5. Güneş ve Ay bir hesaba göre hareket etmektedir.
  6. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler.
  7. Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
  8. Ölçüde haddi aşmayın.
  9. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.
  10. Yeri de yaratıklar için alçalttı.
  11. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır,
  12. Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler.
  13. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  14. İnsanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
  15. Cinleri de dumansız ateşten yarattı.
  16. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  17. O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
  18. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  19. İki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
  20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
  21. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.
  23. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  24. Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O’nundur.
  25. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  26. Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır.
  27. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.
  28. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan ister. O, her an yaratma hâlindedir.
  30. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
  32. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
  34. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  35. Üzerinize ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
  36. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  37. Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman,
  38. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  39. İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz.
  40. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  41. Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
  42. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  43. İşte bu, suçluların yalanladıkları cehennemdir.
  44. Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.
  45. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  46. Rabbinin huzurunda duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
  47. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  48. İki cennet de çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.
  49. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  50. İçlerinde akan iki pınar vardır.
  51. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  52. İkisinde de her meyveden çift çift vardır.
  53. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  54. Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri yakındır.
  55. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan dokunmuştur, ne bir cin.
  57. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  58. Onlar sanki yakut ve mercandır.
  59. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.
  61. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
  63. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  64. O iki cennet koyu yeşil renktedir.
  65. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
  67. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  68. İkisinde de her türlü meyve, hurma ve nar vardır.
  69. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  70. Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
  71. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  72. Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.
  73. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  74. Onlara, eşlerinden önce ne bir insan dokunmuştur, ne bir cin.
  75. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  76. Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar,
  77. O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
  78. Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir.

56 - VAKIA SURESİ

  1. O beklenen müthiş olay olduğunda,
  2. Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
  3. O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
  4. Yer şiddetle sarsıldığı,
  5. Dağlar parçalandığı,
  6. Dağılıp toz duman hâline geldiği,
  7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,
  8. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
  9. Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
  10. Hayırda önde olanlar, ecirde de öndedirler.
  11. İşte onlardır yaklaştırılanlar.
  12. Naim cennetlerindedirler.
  13. Çoğu önceki ümmetlerden,
  14. Birazı da sonrakilerden.
  15. Mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerinde,
  16. Karşılıklı yaslanmışlardır.
  17. Hiç ölmeyecek genç hizmetçiler aralarında dolaşır,
  18. Kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
  19. Ondan ne başları ağrır, ne sarhoş olurlar.
  20. Ve beğendikleri meyveler,
  21. Canlarının çektiği kuş etleri,
  22. İri gözlü huriler;
  23. Saklı inciler gibi,
  24. Yaptıklarına karşılık olarak.
  25. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de günaha sokan bir şey.
  26. Duydukları söz, yalnız “Selam”,“Selam”dır.
  27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
  28. Onlar, dikensiz sedir ağaçları,
  29. Salkımları sarkmış muz ağaçları,
  30. Uzamış gölgeler altında,
  31. Çağlayarak akan su kenarlarında;
  32. Pek çok meyve arasında,
  33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan!
  34. Ve yükseltilmiş döşekler üzerindedirler.
  35. Kadınları da güzel bir biçimde yeniden yaratmış,
  36. Hepsini bakireler yapmışızdır.
  37. Eşlerine aşık ve onlarla aynı yaşta,
  38. Bütün bunlar sağdakiler içindir.
  39. Birçoğu önceki ümmetlerden,
  40. Birçoğu da sonrakilerdendir.
  41. Soldakiler, ne yazık o soldakilere!
  42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
  43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
  44. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı.
  45. Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımarmışlardı.
  46. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
  47. Ve diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?”
  48. “Evvelki atalarımız da mı?”
  49. De ki: “Öncekiler de sonrakiler de.”
  50. “Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaksınız.”
  51. Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
  52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
  53. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.
  54. Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
  55. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
  56. İşte din gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
  57. Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?
  58. Attığınız meniyi gördünüz mü?
  59. Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
  60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve bizim önümüze geçilmez.
  61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye.
  62. Andolsun, ilk yaratılışı biliyorsunuz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
  63. Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?!
  64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
  65. Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar kalırdınız.
  66. “Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip zorlandık.”
  67. “Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık” derdiniz.
  68. İçtiğiniz suya ne dersiniz?!
  69. Onu buluttan siz mi indiriyorsunuz, yoksa indiren biz miyiz?
  70. Dileseydik onu acı bir su yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
  71. Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?!
  72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
  73. Biz onu hem bir ibret, hem de ihtiyaç sahiplerine bir yarar kıldık.
  74. O hâlde, O yüce Rabbinin adını tespih et.
  75. Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
  76. Eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
  77. O, elbette şerefli bir Kur’an’dır.
  78. Korunmuş bir kitaptadır.
  79. Ona, arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
  80. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
  81. Şimdi siz, bu sözü mü hor görüp küçümsüyorsunuz?
  82. Ve o kitaptan nasibiniz, yalnız onu yalanlamaktan ibaret mi olacak?
  83. Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!
  84. Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.
  85. Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.
  86. İşte o vakit, eğer siz ceza görmeyecek iseniz,
  87. Geri çevirin çıkan canı, eğer doğru söylüyorsanız.
  88. Eğer ölmek üzere olan kişi Allah’a yakın olanlardan ise;
  89. Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet onundur.
  90. Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
  91. Artık selam sana Eshab-ı Yemin’den.
  92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
  93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
  94. Ve cehenneme atılır.
  95. Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir.
  96. Öyleyse yüce Rabbinin adını tespih et.

57 - HADİD SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir.
  3. O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.
  4. O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
  5. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Bütün işler ancak O’na döndürülür.
  6. Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilendir.
  7. Allah’a ve resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan harcayın. İçinizden iman edip de harcayanlar var ya, onlar için büyük bir mükafat vardır.
  8. Size ne oluyor ki, Allah’a iman etmiyorsunuz? Oysaki resul sizi Rabbinize iman etmeye çağırıyor, sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer mü’min iseniz!
  9. O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
  10. Size ne oluyor da, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten önce harcayanlar ve savaşanlar, bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı vaadetmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
  11. Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki, onu kat kat artırsın. Ona çok değerli bir mükafat da vardır.
  12. O gün, mü’min erkekler ile mü’min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. “Bugün size müjdelenen şey, içlerinden ırmaklar akan Ebediyen orada kalacaksınız.” İşte bu büyük başarıdır.
  13. Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, “Bize bakın ki sizin nurunuzdan biz de aydınlanalım” diyecekleri gün kendilerine, “Arkanıza dönün de bir nur arayın” denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır.
  14. Mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de sizinle beraber değil miydik?” Derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye kadar, kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı, sizi Allah ile aldattı.”
  15. Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden bir fidye alınır. Barınağınız ateştir. Size yaraşan odur. Orası gidilecek ne kötü yerdir!
  16. İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
  17. Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltmektedir. Size âyetleri açıkça bildirdik. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.
  18. Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler var ya, verdikleri onlara kat kat ödenir. Ve onlara çok değerli bir mükafat da vardır.
  19. Allah’a ve resulüne iman edenler var ya, işte onlar özü sözü doğru olanlar ve şehitlerdir. Onların, Rableri katında mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.
  20. Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Bir yağmur misali ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise hem şiddetli bir azap, hem de Allah’tan mağfiret ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.
  21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve öyle bir cennete yarışırcasına koşun ki, onun genişliği gök ile yerin genişliği kadardır. Allah’a ve resulüne inananlar için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
  23. Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye böyle yaptık. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.
  24. Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emreden kimselerdir. Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah zengindir, övülmeye layıktır.
  25. Andolsun, biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik. Ve beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Bir de demiri indirdik ki, onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın, dinine ve resullerine gayba inanarak yardım edenleri bilmesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
  26. Andolsun, biz Nûh’u ve İbrahim’i elçi olarak gönderdik. Peygamberliği ve kitabı onların soylarına da verdik. Onlardan kimi doğru yola ermiştir, içlerinden birçoğu da fasık kimselerdir.
  27. Sonra bunların peşinden ard arda elçilerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncil’i verdik. Ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Allah’ın rızasını kazanmak için kendileri yaptılar. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik. Onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.
  28. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve onun resulüne iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
  29. Bunları açıkladık ki, kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lütfun, Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir.

 

58 - MÜCADELE SURESİ

  1. Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı işitmekteydi. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
  2. İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
  3. Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  4. Buna imkan bulamayan, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah’a ve Resulüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.
  5. Allah’a ve Resulüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Oysa biz apaçık âyetler indirdik. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.
  6. O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları sayıp zaptetmiş, onlarsa bunları unutmuşlardır. Allah, her şeye şahittir.
  7. Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını kıyamet günü haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.
  8. Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve peygambere karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde, seni Allah’ın selamlamadığı biçimde selamlıyorlar. İçlerinden de, “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Orası ne kötü bir varış yeridir!
  9. Ey iman edenler! Kendi aranızda gizli konuşmalarda bulunacağınız zaman, bundan böyle günah, düşmanlık ve resule isyanı fısıldaşıp konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
  10. O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için ancak şeytandandır. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar veremez. Öyle ise mü’minler ancak Allah’a güvenip dayansınlar.
  11. Ey iman edenler! Size, “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  12. Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  13. Baş başa konuşmanızdan önce sadaka vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  14. Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.
  15. Allah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
  16. Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah’ın dininden alıkoydular. Bu yüzden onlara alçaltıcı bir azap vardır.
  17. Onların malları da, evlatları da Allah’a karşı kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. Onlar, ateş halkıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır.
  18. Allah’ın onları hep birden dirilteceği gün, size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler. Ve bir şey yaptıklarını sanacaklar. İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.
  19. Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp kendilerine Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  20. Allah’a ve Resulüne düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar.
  21. Allah, “Ben ve resullerim mutlaka galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah güçlüdür, galiptir.
  22. Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, Allah’a ve resulüne düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. Bunlar, onların babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

59 - HAŞR SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri, artık ibret alın!
  3. Eğer Allah, onlar hakkında sürülmeye hükmetmemiş olsaydı, muhakkak kendilerine dünyada azap edecekti. Ahirette ise, onlar için ateş azabı vardır.
  4. Bu, onların Allah’a ve Resulüne karşı gelmeleri sebebiyledir. Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
  5. Hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah’ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.
  6. Onların mallarından Allah’ın, savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar için siz, at ya da deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, resullerini, dilediği kimselerin üzerine salıp onlara üstün kılar. Allah’ın her şeye gücü yeter.
  7. Allah’ın, memleketler halkından savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar; Allah’a, resule, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin diye. Resul size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
  8. Bu ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir ki, onlar, Allah’ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah’a ve Resulüne yardım ederler. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
  9. Onlardan önce o yurda yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  10. Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”
  11. Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine, “Yemin ederiz ki, siz çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz” derler. Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.
  12. Andolsun, eğer onlar çıkarılırsa, onlarla beraber çıkmazlar. Kendilerine karşı savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Yardım edecek olsalar bile andolsun mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.
  13. Onların kalplerinde size karşı duydukları korku, Allah’a karşı duydukları korkudan daha fazladır. Bu, onların anlamaz bir toplum olmaları sebebiyledir.
  14. Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar. Ancak, müstahkem şehirlerde yahut duvarların ardından. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.
  15. Onların durumu, kendilerinden az öncekilerin durumu gibidir. Onlar yaptıklarının cezasını tatmışlardır. Onlara elem dolu bir azap vardır.
  16. Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkar et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. “Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.
  17. Nihayet ikisinin de akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. Zalimlerin cezası işte budur.
  18. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  19. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.
  20. Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  21. Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
  22. O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahman’dır, Rahim’dir.
  23. O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır. O Melik, Kuddus, Selam, Mü’min, Müheymin, Aziz, Cebbar, Mütekebbir’dir. Allah, onların ortak koşmalarından yücedir.
  24. O Allah ki, yaratan, yoktan var eden, şekil verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

60 - MÜMTEHİNE SURESİ

  1. Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resulü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihat etmek için çıktıysanız, onlara nasıl sevgi besliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.
  2. Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve inkâr etmenizi arzu ederler.
  3. Yakınlarınız ve çocuklarınız size asla fayda vermeyecektir. Kıyamet günü Allah aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
  4. İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in, babasına, “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka. Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.”
  5. “Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.”
  6. Andolsun, onlarda sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.
  7. Ola ki Allah sizinle, içlerinden düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi koyar. Allah, gücü yetendir. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
  8. Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara adil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever.
  9. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
  10. Ey iman edenler! Mü’min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Ne bu mü’min kadınlar o kâfirlere helaldir ne de o kâfirler bunlara helaldir. Onlara, infak etmiş oldukları şeyi geri verin. Kendilerine mehirlerini verdiğiniz taktirde, onlara nikah yapmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve kâfir kadınları nikahınız altında tutmayın. Ve siz ne infak ettiyseniz geri isteyin. Ve onlar da infak ettiklerini istesinler. İşte bu, Allah’ın hükmüdür. Aranızda hüküm veriyor. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  11. Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar ve siz de onlarla çarpışıp ganimet alırsanız, o zaman eşleri gidenlere sarf ettikleri kadarını verin. Kendisine inandığınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
  12. Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  13. Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine karşı gazaplandığı bir toplumu dost edinmeyin. Ki onlar, kâfirlerin mezar halkından ümidini kestiği gibi ahiretten ümit kesmişlerdir.

61 - SAF SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  2. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
  3. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.
  4. Muhakkak ki Allah, kendi yolunda saf bağlayarak savaşanları sever. Onlar sanki birbirine birleştirilerek kuvvetlendirilmiş binalar gibidir.
  5. Hani Mûsâ kavmine, “Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
  6. Hani, Meryem oğlu İsa, “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici peygamberiyim.” demişti. Fakat onlara apaçık mucizeleri getirince, “Bu, apaçık bir sihirdir” dediler.
  7. Kim, İslam’a davet olunduğu hâlde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
  8. Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.
  9. O, Resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler istemese de onu, bütün dinlerin üstüne çıkarsın.
  10. Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?
  11. Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
  12. Böyle yaparsanız, Allah, günahlarınızı bağışlar ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve sizi Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte bu büyük başarıdır.
  13. Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele!
  14. Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?” demişti. Havariler de, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.

62 - CUMA SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey, o Melik, o Kuddus, o Aziz, o Hakîm olan Allah’ı tespih eder.
  2. O, ümmilere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir resul gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
  3. Allah, o resulü, onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  4. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
  5. Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
  6. De ki: “Ey Yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, haydi ölümü isteyin! Eğer iddianızda samimi iseniz.”
  7. Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler. Allah, zalimleri hakkıyla bilir.
  8. De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”
  9. Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
  10. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
  11. Onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

63 - MÜNAFİKUN SURESİ

  1. Münafıklar sana geldiklerinde, “Senin, elbette Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederiz” derler. Allah senin, elbette kendisinin elçisi olduğunu biliyor. Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder.
  2. Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah’ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
  3. Bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.
  4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidirler. Her bağırtıyı kendi aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!
  5. O münafıklara, “Gelin, Allah’ın Resulü sizin için bağışlama dilesin” denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün.
  6. Onlara bağışlama dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah, onları asla bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.
  7. Onlar, “Allah Resulü’nün yanında bulunanlara bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler” diyenlerdir. Hâlbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münafıklar anlamazlar.
  8. Onlar, “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Resulünün ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar bilmezler.
  9. Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
  10. Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.
  11. Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

64 - TEGABUN SURESİ

  1. Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. Mülk O’nundur, hamd O’nadır. O, her şeye gücü yetendir.
  2. O, sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
  3. Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O’nadır.
  4. Göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, göğüslerin özünü bilendir.
  5. Daha önce inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? Onlar yaptıklarının cezasını tattılar. Onlar için elem dolu bir azap da vardır.
  6. Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği hâlde, onların, “Bize bir insan mı yol gösterecek?” demeleri sebebiyledir. İnkar ettiler ve yüz çevirdiler. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye layıktır.
  7. İnkar edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”
  8. Artık siz Allah’a, resulüne ve indirdiğimiz nura iman edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
  9. Toplanma günü için sizi topladığı zaman var ya, işte o gün, kimin aldandığının açığa çıkacağı gündür. Kim Allah’a inanır ve salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.
  10. İnkar eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennemliklerdir. Ne kötü gidilecek yerdir orası!
  11. Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi bilendir.
  12. Allah’a itaat edin, resule itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
  13. Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur! Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
  14. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Eğer affeder, hoşgörüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  15. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.
  16. Öyle ise gücünüz yettiği kadar Allah’a karşı gelmekten sakının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
  17. Eğer siz Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu size, kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah, şükrün karşılığını verendir, Halim’dir.
  18. O, gaybı da görünen âlemi de bilendir, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

65 - TALAK SURESİ

  1. Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir hayasızlık yapmaları hâli başka. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.
  2. Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.
  3. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.
  4. Kadınlarınızdan adetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz adet görmeyenlerin de süreleri böyledir. Hamile olan kadınların iddetleri, çocuklarını doğurdukları vakit biter. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
  5. İşte bu, Allah’ın size indirdiği emridir. Kim Allah’tan korkarsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını büyütür.
  6. Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için emzirirlerse ücretlerini de verin. Ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.
  7. Eli geniş olan, elinin genişliğine göre nafaka versin. Rızkı dar olan da, Allah’ın ona verdiğinden harcasın. Allah, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
  8. Nice kentlerin halkı Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azdılar. Bu yüzden kendilerini çetin bir hesaba çektik, ve görülmedik bir azaba çarptırdık.
  9. Böylece yaptıklarının cezasını tattılar ve işlerinin sonu tam bir hüsran oldu.
  10. Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size bir zikir indirdi.
  11. Size Allah’ın açık açık âyetlerini okuyan bir elçi gönderdi ki, iman edip faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah’a inanır ve faydalı işler yaparsa, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.
  12. Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.

66 - TAHRİM SURESİ

  1. Ey Peygamber! Hanımlarının rızasını arayarak, Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
  2. Allah yeminlerinizi bozmayı size meşru kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  3. Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.
  4. Ey Peygamber’in eşleri! Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
  5. Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Allah’a teslim olan, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler nasip eder.
  6. Ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır; onun başında oldukça katı, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.
  7. Ey inkâr edenler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.
  8. Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacaktır. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. Derler ki: “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla. Çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter.”
  9. Ey Peygamber! İnkarcılarla ve ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Orası varılacak ne kötü yerdir!
  10. Allah, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi.
  11. Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.
  12. Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem’i de örnek verdi. Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.

67 - MÜLK SURESİ

  1. Mülk elinde bulunan Allah ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir.
  2. O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
  3. O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
  4. Sonra gözünü tekrar tekrar çevir bak; gözlerin aciz hâlde sana dönecek ve bitkin kalacaktır.
  5. Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık. Ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
  6. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü varış yeridir!
  7. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.
  8. Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara sorarlar, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?”
  9. “Evet” derler. “Bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.”
  10. Ve derler ki: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
  11. İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Kahrolsun o alevli ateştekiler.
  12. Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
  13. Sözünüzü ister gizleyin, ister açıklayın. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.
  14. Yaratan bilmez mi? O, Latif’tir; Habir’dir.
  15. O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.
  16. Göktekinin sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman bir de bakarsınız yer çalkalanıp duruyor.
  17. Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgar göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? Tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!
  18. Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!?
  19. Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları havada Rahman’dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O, her şeyi görendir.
  20. Rahman’dan başka size yardım edecek ordunuz kimdir? Kâfirler ancak bir gurur içindedirler.
  21. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefret içinde direnip duruyorlar.
  22. Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider? Yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?
  23. De ki: “O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir.” “Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”
  24. De ki: “O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
  25. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
  26. De ki: “O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
  27. Onu yakından gördükleri zaman inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, “İşte bu, isteyip durduğunuz şeydir” denir.
  28. De ki: “Söyleyin bakalım, Allah beni ve beraberimdekileri helâk etse, yahut bize acısa. Peki, kâfirleri elem dolu bir azaptan kim koruyacak?”
  29. De ki: “O, Rahman’dır. O’na iman ettik, yalnızca O’na tevekkül ettik. Kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz.”
  30. De ki: “Bir sabah suyunuz çekiliverse, size kim bir akar su getirebilir?

68 - KALEM SURESİ

  1. Nu Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki,
  2. Sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
  3. Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.
  4. Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
  5. Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler;
  6. Hanginizin deli olduğunu.
  7. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
  8. O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.
  9. İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.
  10. Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
  11. Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,
  12. Hayra engel olan, saldırgan, günahkar,
  13. Kaba, sonra da kötülükle damgalı,
  14. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye.
  15. Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der.
  16. Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.
  17. Şüphesiz biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
  18. Bundan hiçbir kuşkuları yoktu.
  19. Onlar uykuda iken Rabbinden bir afet bahçeyi sardı.
  20. Böylece bahçe, yakılmış toprağa döndü.
  21. Sabahleyin birbirlerine seslendiler,
  22. “Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin” diye.
  23. Derken yola koyuldular, giderken şöyle fısıldaşıyorlardı:
  24. “Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın.”
  25. Yoksulları engelleme azmi içinde sabah erkenden gittiler.
  26. Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
  27. “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!”
  28. İçlerinden en aklı selim olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya!‘ dememiş miydim?” dedi.
  29. Onlar, “Rabbimizi tespih ederiz. Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler.
  30. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
  31. Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
  32. “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”
  33. İşte azap böyledir! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
  34. Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naim cennetleri vardır.
  35. Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız?
  36. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
  37. Yoksa size ait bir kitabınız var da ondan mı okuyorsunuz?
  38. Onda, “Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir” diye mi yazılı?
  39. Yoksa bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
  40. Sor onlara: “Onların hangisi buna kefildir?”
  41. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
  42. İşler zorlaştığı gün, secdeye çağrılırlar da buna güç yetiremezler.
  43. Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet kaplamıştır. Oysa onlar, sapasağlam iken secdeye çağrılmışlardı.
  44. Bu sözü yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız.
  45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır!
  46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
  47. Yahut gayb kendi yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
  48. Sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi Yûnus gibi olma. Hani o, kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı.
  49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, O mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.
  50. Fakat Rabbi onu seçti ve salih kimselerden kıldı.
  51. Şüphesiz inkâr edenler Kur’an’ı duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar.
  52. Hâlbuki o, âlemler için ancak bir öğüttür.

69 - HAKKA SURESİ

  1. Gerçekleşecek olan!
  2. Nedir o gerçekleşecek olan?
  3. O gerçekleşecek olanın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
  4. Semûd ve Âd kavimleri de o çarpacak felaketi yalanlamıştı.
  5. Semûd kavmi korkunç bir sesle helâk edildi.
  6. Âd kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir kasırga ile mahvedildiler.
  7. Allah, o kasırgayı yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki, o kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş görürdün.
  8. Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?
  9. Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler de hep o suçu işlediler.
  10. Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
  11. Şüphesiz, sular kabardığı vakit sizi gemide biz taşıdık;
  12. Onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye.
  13. Artık Sur’a bir tek defa üflendiği,
  14. Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman,
  15. İşte o gün, kıyamet kopmuştur.
  16. Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.
  17. Melekler de göğün etrafındadır. O gün Rabbinin Arş’ını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
  18. O gün siz, huzura alınırsınız ve hiçbir sırrınız gizli kalmaz.
  19. İşte o vakit, kitabı sağından verilen kimse der ki: “Alın, kitabımı okuyun!”
  20. “Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.”
  21. Artık o, hoşnut kalacağı bir hayat içindedir.
  22. Yüksek bir cennette!
  23. Meyveleri sarkmış.
  24. “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.”
  25. Kitabı sol tarafından verilene gelince o şöyle der: “Ah, ne olurdu, bana kitabım verilmeseydi!”
  26. “Şu hesabımın ne olduğunu hiç bilmeseydim.”
  27. “Keşke ölüm işimi bitirmiş olsaydı!”
  28. “Malım bana hiçbir fayda sağlamadı.”
  29. “Saltanatım da benden yok olup gitti.”
  30. “Yakalayın, bağlayın onu.”
  31. “Sonra alevli ateşe atın onu!”
  32. “Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu.”
  33. “Çünkü o, yüce Allah’a inanmıyordu.”
  34. “Yoksulu doyurmaya teşvik etmiyordu.”
  35. “Bu yüzden onun burada bir dostu yoktur.”
  36. “Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur.”
  37. “Onu günahkarlardan başkası yemez.”
  38. Görebildikleriniz üzerine yemin ederim ki!
  39. Ve göremedikleriniz üzerine de.
  40. Şüphesiz o Kur’an, şerefli bir elçinin sözüdür.
  41. Ve o, bir şair sözü değildir. Ne kadar az iman ediyorsunuz!
  42. Bir kahin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz!
  43. O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
  44. Eğer Peygamber kendiliğinden bazı sözler uydurmuş olsaydı,
  45. Elbette onu kuvvetle yakalardık.
  46. Sonra da onun şah damarını koparırdık.
  47. Hiçbiriniz buna mani de olamazdınız.
  48. Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
  49. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.
  50. Şüphesiz Kur’an, kâfirler için bir iç yarasıdır.
  51. Ve o, kesin bilginin ta kendisidir.
  52. O hâlde sen, yüce Rabbinin adını tespih et!

70 - MEARİC SURESİ

  1. Bir soran, inecek azabı sordu.
  2. Kâfirler için bir azap ki, onu önleyecek yoktur.
  3. Yüksek dereceler sahibi Allah’tandır.
  4. Melekler ve Ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
  5. Sen güzel bir şekilde sabret.
  6. Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
  7. Biz ise onu yakın görüyoruz.
  8. O gün gök, erimiş maden gibi olur.
  9. Dağlar da atılmış yüne döner.
  10. Ve hiçbir dost, dostunu sormaz.
  11. Onlar birbirlerine gösterilirler. Suçlular o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye olarak vermek ister.
  12. Eşini ve kardeşini,
  13. Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
  14. Ve yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin.
  15. Hayır! O, alevlenen bir ateştir.
  16. Derileri kavurup soyar.
  17. Çağırır, sırtını dönüp gideni,
  18. Mal toplayıp yığanı.
  19. Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.
  20. Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.
  21. Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.
  22. Ancak, namaz kılanlar başka.
  23. Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.
  24. Ve onların mallarında belirli bir hak vardır;
  25. İsteyen ve istemeyen yoksullar için.
  26. Onlar, din gününü tasdik eden kimselerdir.
  27. Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir.
  28. Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz.
  29. Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.
  30. Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar kınanmazlar.
  31. Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir.
  32. Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir.
  33. Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir.
  34. Onlar, namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir.
  35. İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir.
  36. Şimdi o kâfirlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak sana doğru koşuyorlar;
  37. Sağında, solunda bölük bölük oluyorlar.
  38. Onlardan her biri Naim cennetine sokulacağını mı umuyor?
  39. Hayır! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık.
  40. Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun ki, biz gerçekten gücü yetenleriz;
  41. Onları kendilerinden daha üstün olanlarla değiştirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez.
  42. Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.
  43. O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Sanki onlar dikilmiş putlara doğru akın akın gider gibidirler.
  44. Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara vaadedilen gün, bugündür.

71 - NUH SURESİ

  1. Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye gönderdik.
  2. Nûh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
  3. “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
  4. “Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Bir bilseydiniz!”
  5. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz davet ettim.”
  6. “Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”
  7. “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.”
  8. “Sonra ben onları açık açık davet ettim.”
  9. “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”
  10. “Ve şöyle dedim: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.’
  11. ‘Size gökten bol bol yağmur indirsin.’
  12. ‘Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.’
  13. ‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar ummuyorsunuz?’
  14. ‘Oysa O, sizi aşama aşama yarattı.’
  15. ‘Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?’
  16. ‘Onların içinde nasıl Ay’ı bir ışık, Güneş’i de bir kandil yapmıştır?’
  17. ‘Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirdi.’
  18. ‘Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.’
  19. ‘Allah, yeri sizin için bir sergi yaptı.’
  20. ‘Ki onda açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.’”
  21. Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.”
  22. “Büyük hile ve tuzaklar kurdular.”
  23. “Dediler ki: ‘Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süva’ı, Yeğus’u, Ye’uk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.’”
  24. “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. Rabbim! Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.”
  25. Hataları yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.
  26. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”
  27. “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; Sadece ahlaksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”
  28. “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helakını artır.”

72 - CİN SURESİ

  1. De ki: “Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur’an dinledik.”
  2. “O, doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”
  3. “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.”
  4. Meğer bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
  5. “Doğrusu biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.”
  6. “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.”
  7. “Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.”
  8. “Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”
  9. “Hâlbuki biz, daha önce göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”
  10. “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”
  11. “Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.”
  12. “Muhakkak ki biz Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu aciz bırakamayacağımızı anladık.”
  13. “Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur’an’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.”
  14. “Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa, işte onlar doğru yolu aramışlardır.”
  15. “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”
  16. Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.
  17. Ki onları onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.
  18. Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile beraber başka birine dua etmeyin.
  19. Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.
  20. De ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”
  21. De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.”
  22. De ki: “Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.”
  23. “Ancak Allah’tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O’nun vahiylerini açıklayabilirim. Allah’a ve O’nun resulüne isyan edenler için cehennem ateşi vardır. O ateşte ebedi kalırlar.”
  24. Nihayet uyarıldıkları şeyi gördüklerinde kimin yardımcısı daha zayıf, kimin sayısı daha azmış, bilecekler.
  25. De ki: “Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem.”
  26. O, gaybı bilendir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.
  27. Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler salar.
  28. Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır.

73 - MÜZZEMMİL SURESİ

  1. Ey örtüsüne bürünen!
  2. Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk.
  3. Gecenin yarısında yahut bundan biraz eksilt.
  4. Veya bunu artır ve Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.
  5. Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz.
  6. Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, sözler ise daha düzgün ve açıktır.
  7. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.
  8. Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel.
  9. O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka hiçbir ilâh Öyle ise O’nu vekil edin.
  10. Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.
  11. Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.
  12. Doğrusu, bizim yanımızda bukağılar ve cehennem var.
  13. Boğazı tırmalayan bir yiyecek ve acı veren bir azap var.
  14. O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecek.
  15. Şüphesiz biz size, üzerinize şahitlik edecek bir resul gönderdik. Nitekim, Firavun’a da bir resul göndermiştik.
  16. Ama Firavun o resule isyan etti, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik.
  17. Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden nasıl korunursunuz?
  18. Gök, o günün dehşetinden yarılır. Allah’ın vaadi kesinlikle gerçekleşmiştir.
  19. Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen, Rabbine doğru bir yol tutar.
  20. Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı. Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

74 - MÜDDESSİR SURESİ

  1. Ey örtüsüne bürünen!
  2. Kalk ve uyar.
  3. Rabbini yücelt.
  4. Elbiseni temizle.
  5. Kötü şeyleri terket.
  6. Yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma!
  7. Rabbin için sabret.
  8. Sura üfürüldüğü zaman,
  9. İşte o gün, zorlu bir gündür;
  10. Kâfirler için hiç kolay değildir.
  11. Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.
  12. Ona geniş bir servet verdim,
  13. Gözü önünde duran oğullar verdim.
  14. Ona nimetler yağdırdım.
  15. Buna rağmen, daha da artırmamı istiyor.
  16. Asla! O bizim âyetlerimize karşı inatçı kesildi.
  17. Onu sarp bir yokuşa sardıracağım.
  18. Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
  19. Kahrolası, ne biçim ölçtü biçti.
  20. Hay kahrolası, ne biçim ölçtü biçti.
  21. Sonra baktı,
  22. Sonra kaşlarını çatıp suratını astı.
  23. Sonra arkasını dönüp kibirlendi.
  24. “Bu Kur’an öğretilmiş bir sihirdir” dedi.
  25. “Bu ancak bir insan sözüdür.”
  26. Ben onu “Sekar”a sokacağım.
  27. Sekar’ın ne olduğunu bilir misin?
  28. Ne öldürür, ne bırakır.
  29. İnsanın derisini kavurur.
  30. Üzerinde on dokuz (melek) vardır.
  31. Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan vesilesi yaptık. Böylece kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, hem kendilerine kitap verilenler hem mü’minler şüpheye düşmesinler. Ve kalplerinde hastalık olanlarla inkârcılar: “Allah bu örnekle ne demek istiyor?” desinler. Böylece Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını O’ndan başkası bilemez. Bu, insanlara bir uyarıdır.
  32. Hayır! Ay’a andolsun ki!
  33. Ve dönüp giden geceye,
  34. Ve ağarmakta olan sabaha,
  35. O Sekar, büyük belalardan biridir.
  36. İnsanlığa bir uyarıdır;
  37. İlerlemek veya geri kalmak isteyenlere.
  38. Her nefis, kazandığına karşılık rehin alınacaktır.
  39. Ancak sağdakiler başka.
  40. Onlar cennetler içinde sorarlar;
  41. Günahkarlara:
  42. “Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?”
  43. Cevap verirler: “Biz namaz kılanlardan değildik.”
  44. “Yoksulu doyurmuyorduk.”
  45. “Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık.”
  46. “Din gününü yalanlardık.”
  47. “Nihayet bize ölüm gelip çattı.”
  48. Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
  49. Böyle iken onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?
  50. Yaban eşekleri gibi kaçıyorlar;
  51. Arslan görüp de ürkmüş.
  52. Daha doğrusu onlar, kendilerine açılmış sayfalar verilmesini ister.
  53. Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.
  54. Hayır! Doğrusu, bu bir öğüttür.
  55. Dileyen ondan öğüt alır.
  56. Allah dilemezse onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya layık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.

75 - KIYAMET SURESİ

  1. Hayır! Yemin ederim o kıyamet gününe.
  2. Yine hayır! Yemin ederim o sürekli kendini kınayan nefse.
  3. İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır?
  4. Evet, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.
  5. Fakat insan önündekini yalanlamak ister.
  6. “Kıyamet günü ne zamanmış?” diye sorar.
  7. İşte, göz kamaştığı,
  8. Ay tutulduğu,
  9. Güneş ve Ay biraraya getirildiği zaman!
  10. O gün insan, “Kaçacak yer neresi?” der.
  11. Hayır, sığınacak hiçbir yer yoktur.
  12. O gün varıp durulacak yer, Rabbinin huzurudur.
  13. O gün insana, yapıp yapmadığı herşey haber verilir.
  14. Artık insan, kendi kendinin şahididir.
  15. İsterse özürlerini sayıp döksün.
  16. Onu çarçabuk almak için dilini kımıldatma.
  17. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.
  18. O hâlde, biz onu okuduğumuzda, sen onun okunuşunu izle.
  19. Sonra onu açıklamak da bize aittir.
  20. Hayır! Siz çarçabuk geçmekte olanı seviyorsunuz.
  21. Ve ahireti bırakıyorsunuz.
  22. Yüzler var ki, o gün ışıl ışıl parlar.
  23. Rablerine bakarlar.
  24. Yüzler de var ki, o gün asıktır.
  25. Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
  26. Hayır! Ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,
  27. Ve denilir ki: “Kurtaracak kimdir?”
  28. Kendisi de bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlar.
  29. Bacağı bacağına dolaşır.
  30. O gün sevk, Rabbine’dir.
  31. Ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı.
  32. Ama yalanladı ve yüz çevirdi.
  33. Sonra da çalım satarak ailesine gitti.
  34. Yazık sana yazık!
  35. Yine yazık sana yazık!
  36. İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
  37. O dökülen meniden bir damla su değil miydi?
  38. Sonra bir alak oldu, derken Rabbi onu yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi.
  39. Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere iki eş yarattı.
  40. Bunları yapan Allah’ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

76 - İNSAN SURESİ

  1. İnsan henüz anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti.
  2. Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.
  3. Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. Artık ya şükredici olur, ya da nankör.
  4. Şüphesiz biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
  5. Kuşkusuz iyiler de karışımı kafur olan dolgun bir kadehten içerler.
  6. Bir kaynak ki, Allah’ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar.
  7. O kullar adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.
  8. Kendi canları çektiği hâlde, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
  9. “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.”
  10. “Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir gün yüzünden Rabbimizden korkarız” derler.
  11. Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.
  12. Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipekle ödüllendirmiştir!
  13. Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş görürler, ne de dondurucu soğuk.
  14. Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri iyice yaklaştırılmşıtır.
  15. Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.
  16. Gümüşten billur kaplar ki, onları ölçüp düzenlemişlerdir.
  17. Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kaseden içirilir.
  18. Orada bir pınar ki ona “Selsebil” adı verilir.
  19. Çevrelerinde, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır. Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanırsın.
  20. Orada nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.
  21. Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.
  22. Onlara şöyle denecektir: “Şüphesiz bu sizin için bir mükafattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür.”
  23. Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz.
  24. O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkara ve hiçbir nanköre itaat etme.
  25. Sabah akşam Rabbinin adını an.
  26. Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et.
  27. Bunlar, dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar.
  28. Onları biz yarattık ve eklemlerini biz bağladık. Dilediğimiz zaman onları benzerleriyle değiştiririz.
  29. İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
  30. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  31. O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.

77 - MÜRSELAT SURESİ

  1. Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,
  2. Kasırga gibi esenlere,
  3. Hakkıyla yayanlara,
  4. Hakkıyla ayıranlara,
  5. Bir öğüt bırakanlara,
  6. Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,
  7. Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.
  8. Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
  9. Gök yarıldığı zaman,
  10. Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman,
  11. Resullerin tanıklık sıraları geldiği zaman,
  12. Bunlar hangi güne ertelendiler?
  13. Hüküm ve ayırım gününe.
  14. Hüküm ve ayırım gününün ne olduğunu bilir misin?
  15. O gün yalanlayanların vay hâline!
  16. Biz öncekileri helâk etmedik mi?
  17. Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
  18. Biz suçlulara işte böyle yaparız.
  19. O gün yalanlayanların vay hâline!
  20. Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
  21. Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
  22. Belli bir süreye kadar.
  23. Bir ölçüyle yaptık. Biz ne güzel ölçü koyanlarız!
  24. O gün yalanlayanların vay hâline!
  25. Biz yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?
  26. Gerek diriler, gerekse ölüler için.
  27. Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
  28. O gün yalanlayanların vay hâline!
  29. Onlara şöyle denecek: “Yalanlamakta olduğunuz şeye gidin.”
  30. “Haydi gidin o üç çatallı gölgeye”
  31. O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
  32. O, saray gibi kıvılcımlar saçar.
  33. Sanki o sarı halatlar gibidir.
  34. O gün yalanlayanların vay hâline!
  35. Bu, onların konuşamayacakları gündür.
  36. Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler!
  37. O gün yalanlayanların vay hâline!
  38. Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
  39. Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!
  40. O gün yalanlayanların vay hâline!
  41. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler altında ve pınar başlarındadırlar.
  42. Canlarının çektiği meyveler arasındadırlar.
  43. “Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için.”
  44. Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
  45. O gün yalanlayanların vay hâline!
  46. Yiyin ve biraz eğlenin. Doğrusu sizler suçlularsınız.
  47. O gün yalanlayanların vay hâline!
  48. Onlara, “Rüku edin” dendiği zaman rüku etmezler.
  49. O gün yalanlayanların vay hâline!
  50. Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?

78 - NEBE SURESİ

  1. Birbirlerine neyi soruyorlar?
  2. O büyük haberi mi?
  3. Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.
  4. Hayır! Yakında bilecekler.
  5. Yine hayır! Yakında bilecekler.
  6. Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
  7. Dağları da birer kazık?
  8. Sizi de çift çift yarattık.
  9. Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
  10. Geceyi bir örtü yaptık.
  11. Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.
  12. Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.
  13. Orada parıl parıl parlayan bir kandil yarattık.
  14. Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
  15. Ki onunla taneler ve otlar çıkaralım.
  16. Ve iç içe girmiş bağlar bahçeler.
  17. Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.
  18. Sura üfürüldüğü gün, bölükler hâlinde geleceksiniz.
  19. O gün gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.
  20. Dağlar da yürütülmüş, serap olmuştur.
  21. Şüphe yok ki cehennem, bir gözetleme yeri olmuştur.
  22. Azgınlar için bir barınak.
  23. Orada çağlar boyu kalacaklardır.
  24. Ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek;
  25. Kaynar su ve irinden başka.
  26. Yaptıklarına uygun bir ceza olarak.
  27. Doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.
  28. Âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.
  29. Oysa biz, her şeyi bir kitapta yazıp saymıştık.
  30. “Şimdi tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.”
  31. Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır.
  32. Bahçeler, bağlar,
  33. Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar,
  34. Dopdolu kadehler vardır.
  35. Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
  36. Rabbinden bir mükafat ve yeterli bir bağış olarak.
  37. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahman’dır. Onun huzurunda konuşamazlar.
  38. O gün, Ruh ve melekler, saf saf dururlar. Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.
  39. İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.
  40. Gerçekten biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi önceden elleriyle yaptıklarına bakar ve küfre sapan: “Keşke toprak olsaydım!” der.

79 - NAZİAT SURESİ

  1. Andolsun söküp çıkaranlara,
  2. Hemen çekip alanlara,
  3. Yüzüp gidenlere,
  4. Yarışıp geçenlere,
  5. Derken işi düzenleyenlere!
  6. Ki o gün şiddetle sarsacak olan saracaktır.
  7. Onu da ikinci bir sarsıntı izleyecektir.
  8. O gün birtakım kalpler şiddetle çarpacaktır.
  9. Gözler zillet içinde düşecektir.
  10. Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisin geriye eski hâlimize mi döndürüleceğiz?”
  11. “Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”
  12. “Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür.”
  13. O, bir haykırıştan ibarettir.
  14. Bir de bakarsın ki onlar, yerin üstündedirler.
  15. Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?
  16. Hani Rabbi ona, kutsal vadi Tuva’da şöyle seslenmişti:
  17. “Firavun’a git! Çünkü o çok azdı.”
  18. Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?”
  19. “Seni Rabbine yönelteyim, böylece O’ndan korkmuş olursun.”
  20. Derken, ona o en büyük mucizeyi gösterdi.
  21. Fakat o, yalanladı ve isyan etti.
  22. Sonra sırt dönüp koşarak gitti.
  23. Hemen adamlarını topladı ve onlara seslendi:
  24. “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi.
  25. Allah da onu hem dünya, hem ahiret azabıyla yakaladı.
  26. Şüphesiz bunda Allah’tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
  27. Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah bina etti.
  28. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve ahenk vermiştir.
  29. Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır.
  30. Ardından yeri düzenleyip döşemiştir.
  31. Ondan suyunu ve merasını çıkardı.
  32. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
  33. Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.
  34. Her şeyi alt üst eden o büyük felaket geldiği zaman,
  35. O gün insan, neyin peşinde koşmuş olduğunu hatırlar.
  36. Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir.
  37. Artık kim azmışsa,
  38. Ve dünya hayatını tercih etmişse,
  39. Onun barınağı cehennemdir.
  40. Kim de Rabbinin huzurunda durmaktan korkup da nefsini kötü heveslerden alıkoymuşsa,
  41. Onun barınağı da cennettir.
  42. Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.
  43. Onu bilip söylemek nerede, sen nerede?
  44. Onun bilgisi yalnız Rabbine aittir.
  45. Sen ancak, ondan korkacak olanları uyarıcısın.
  46. Kıyameti gördükleri zaman onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.

80 - ABESE SURESİ

  1. Yüzünü ekşitti ve döndü.
  2. Kendisine âmâ geldi diye.
  3. Ne bilirsin, belki o arınacak!
  4. Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
  5. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;
  6. Sen, ona yöneliyorsun.
  7. Onun arınmamasından sana ne?
  8. Fakat sana koşarak gelen,
  9. Saygı gösterdiği hâlde,
  10. Onunla ilgilenmiyorsun.
  11. Şüphe yok ki, o bir öğüttür.
  12. Artık dileyen ondan öğüt alır.
  13. O, değerli sayfalardadır.
  14. Yüceltilen, tertemiz sayfalarda.
  15. Yazıcıların ellerindedir,
  16. Değerli ve güvenilir yazıcıların.
  17. Kahrolası insan, ne kadar nankördür!
  18. Allah, onu hangi şeyden yarattı?
  19. Bir damla sudan yarattı da onu bir ölçüyle biçime soktu.
  20. Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
  21. Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.
  22. Sonra, dilediği vakit onu diriltir.
  23. Hayır! O, Allah’ın emrettiğini yapmadı.
  24. İnsan, yediğine bir baksın!
  25. Biz suyu döktükçe döktük.
  26. Sonra yeri yardıkça yardık;
  27. Böylece onda taneler bitirdik,
  28. Üzümler, yoncalar,
  29. Zeytinler, hurmalar,
  30. İri ve sık ağaçlı bahçeler,
  31. Meyveler ve otlaklıklar,
  32. Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.
  33. Fakat kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
  34. Kişi o gün, kardeşinden kaçar.
  35. Annesinden ve babasından,
  36. Eşinden ve çocuklarından.
  37. O gün, onlardan her birinin kendine yetecek bir işi vardır.
  38. O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;
  39. Güleç ve sevinçli.
  40. Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.
  41. Bir karartı sarıp kaplamıştır.
  42. İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır.

81 - TEKVİR SURESİ

  1. Güneş dürüldüğü zaman,
  2. Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman,
  3. Dağlar yürütüldüğü zaman,
  4. En değerli mallar terkedildiği zaman,
  5. Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman,
  6. Denizler kaynatıldığı zaman,
  7. Ruhlar bedenlerle eşleştirildiği zaman,
  8. Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman:
  9. Hangi günahtan dolayı öldürüldü diye!
  10. Amel defterleri açıldığı zaman,
  11. Gökyüzü sıyrılıp koparıldığı zaman,
  12. Cehennem alevlendirildiği zaman,
  13. Cennet yaklaştırıldığı zaman,
  14. Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
  15. Hayır! Andolsun sinenlere,
  16. Bir akış içinde yerini alanlara,
  17. Kararmaya başladığı zaman geceye!
  18. Ağarmaya başlayan sabaha ki,
  19. Şüphesiz o, şerefli bir elçinin sözüdür.
  20. O elçi güçlü, Arş’ın sahibinin katında çok itibarlıdır.
  21. Orada ona itaat edilir, güvenilir.
  22. Arkadaşınız (Muhammed) de bir deli değildir.
  23. Andolsun ki o, Cebrail’i apaçık ufukta gördü.
  24. O, gayb hakkında cimri değildir.
  25. O Kur’an’da, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
  26. O hâlde siz nereye gidiyorsunuz?
  27. O, âlemler için bir öğüttür.
  28. İçinizden doğru gitmek isteyenler için.
  29. Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.

82 - İNFİTAR SURESİ

  1. Gök çatlayıp yarıldığı zaman,
  2. Yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman,
  3. Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,
  4. Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman,
  5. Herkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilecektir.
  6. Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?
  7. O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.
  8. Seni dilediği herhangi bir biçimde oluşturdu.
  9. Hayır! Siz dini yalanlıyorsunuz.
  10. Kuşkusuz ki, sizin üzerinizde koruyucular vardır.
  11. ‘Şerefli üstün’ yazıcılar.
  12. Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler.
  13. Şüphesiz, iyiler Naim cennetindedirler.
  14. Şüphesiz, kötüler de cehennemdedirler.
  15. Din günü oraya atılacaklardır.
  16. Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir.
  17. Din gününün ne olduğunu bilir misin?
  18. Evet, din gününün ne olduğunu bilir misin?
  19. O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün emir yalnızca Allah’ındır.

83 - MUTAFFİFİN SURESİ

  1. Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!
  2. Ki onlar insanlardan bir şey alırken ölçüyü tam yaparlar,
  3. Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.
  4. Onlar, tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
  5. Çok büyük bir gün için.
  6. Öyle bir gün ki, insanlar o gün âlemlerin Rabbi huzurunda kıyama geçerler.
  7. Hayır! Günahkarların yazısı, muhakkak “Siccin”dedir.
  8. Siccin’in ne olduğunu bilir misin?
  9. O, yazılmış bir kitaptır.
  10. O gün, yalanlayanların vay hâline.
  11. Onlar ki din gününü yalanlarlar.
  12. Onu sadece haddini aşan ve günaha dalan kimse yalanlar.
  13. Ona âyetlerimiz okununca, “Eskilerin masalları” der.
  14. Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.
  15. Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
  16. Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir.
  17. Sonra da onlara, “Yalanlamakta olduğunuz işte budur” denecektir.
  18. Hayır, hayır! İyilerin yazısı “İlliyyun”dadır.
  19. İlliyyun’un ne olduğunu bilir misin?
  20. O, yazılmış bir kitaptır.
  21. Ona, Allah’a yakın olanlar şahit olur.
  22. Şüphesiz iyi kimseler, Naim cennetindedirler.
  23. Tahtlar üzerinde seyre dalarlar.
  24. Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün.
  25. Onlara, mühürlü saf bir içecekten içirilir.
  26. Onun sonu bir misktir. İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
  27. Onun katkısı Tesnim’dendir.
  28. Bir pınar ki, Allah’a yakın olanlar ondan içerler.
  29. Şüphesiz günahkarlar, dünyada iman edenlere gülüyorlardı.
  30. Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
  31. Ailelerinin yanına döndükleri zaman da eğlenmeye başlarlardı.
  32. Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı.
  33. Hâlbuki onlar, mü’minlerin başına bekçi olarak gönderilmediler.
  34. İşte bugün de mü’minler kâfirlere gülerler.
  35. Tahtlar üzerinde kurulup bakarlar;
  36. Nasıl, kâfirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?

84 - İNŞİKAK SURESİ

  1. Gök yarılıp parçalandığı,
  2. Rabbini dinleyip O’na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.
  3. Yer uzatılıp düzlendiği,
  4. İçinde bulunanları dışarı atıp boşaldığı,
  5. Rabbini dinleyip O’na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman.
  6. Ey insan! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalayacak, sonunda O’na kavuşacaksın.
  7. Kimin kitabı sağından verilirse,
  8. Onun hesabı pek kolay görülecektir.
  9. Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
  10. Kimin de kitabı arkasından verilirse,
  11. “Helâk!” diye bağıracak,
  12. Ve alevli ateşe girecektir.
  13. Çünkü o, dünyada iken ailesi içinde sevinçli idi.
  14. Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı.
  15. Hayır! Şüphesiz Rabbi onu görüyordu.
  16. Şimdi, yemin ederim o şafağa,
  17. Geceye ve içinde topladıklarına,
  18. Dolunay hâlindeki Ay’a ki,
  19. Şüphesiz siz hâlden hâle geçeceksiniz.
  20. Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?
  21. Onlara Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar.
  22. Bilakis, o küfre sapanlar yalanlıyorlar.
  23. Hâlbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi biliyor.
  24. Öyle ise sen onları acı bir azapla müjdele.
  25. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler başka. Onlar için, bitmez tükenmez bir mükafat vardır.

85 - BURUC SURESİ

  1. Burçları olan göğe,
  2. O vaad olunan güne,
  3. Şahitlik edene ve edilene andolsun ki,
  4. Kahroldu o hendeğin sahipleri,
  5. O tutuşturulan ateşin adamları,
  6. Hani o ateşin başına oturmuşlar,
  7. Mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
  8. Onlardan sadece, Aziz ve Hamid olan Allah’a iman ettikleri için intikam alıyorlardı.
  9. O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Ve Allah her şeye şahittir.
  10. Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara işkence edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onlara cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
  11. İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
  12. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
  13. İlk defa yaratan ve tekrar diriltecek olan O’dur.
  14. O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
  15. Arş’ın sahibidir, şanı yüce olandır.
  16. Dilediğini yapandır.
  17. O orduların haberi sana geldi mi?
  18. Firavun ve Semûd ‘un.
  19. Hayır, inkâr edenler, hâlâ yalanlamaktadırlar.
  20. Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
  21. Hayır, o şerefli bir Kur’an’dır.
  22. Korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır.

86 - TARIK SURESİ

  1. Andolsun göğe ve Tarık’a!
  2. Tarık’ın ne olduğunu bilir misin?
  3. O, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır.
  4. Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın.
  5. Artık insan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın!
  6. Atılan bir sudan yaratıldı.
  7. O su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
  8. Allah, onu yeniden yaratmaya elbette kadirdir.
  9. Bütün sırların yoklanıp ortaya çıkarılacağı gün,
  10. Artık onun için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı.
  11. Andolsun o dönüşle dolu göğe,
  12. O yarılıp çatlayan yere,
  13. Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırt eden bir sözdür.
  14. O, boş bir söz değildir.
  15. Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,
  16. Ben de bir tuzak kurarım.
  17. Artık sen o küfre batmışlara mühlet ver, onlara biraz zaman tanı!

87 - A'LA SURESİ

  1. Yüce Rabbinin adını tespih et.
  2. Ki O, yarattı, bir düzen içinde biçim verdi,
  3. Takdir etti, böylece yol gösterdi,
  4. Yemyeşil otlağı çıkardı.
  5. Sonra da onu kupkuru, siyah bir çöpe çevirdi.
  6. Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın.
  7. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de.
  8. Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz.
  9. O hâlde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver.
  10. Saygısı olan öğüt alacaktır.
  11. Bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.
  12. Ki o, en büyük ateşe girecektir.
  13. Sonra da orada ne ölecek, ne de yaşayacaktır.
  14. Doğrusu, temizlenip arınan kurtuluşa ermiştir;
  15. Rabbinin adını anıp namaz kılan.
  16. Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
  17. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
  18. Şüphesiz bu, ilk sayfalarda da vardı;
  19. İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında.

88 - GAŞİYE SURESİ

  1. Her şeyi sarıp kaplayacak olanın haberi sana geldi mi?
  2. Yüzler vardır ki, o gün zillete bürünmüştür.
  3. Çalışmış, boşa yorulmuşlardır.
  4. Kızgın bir ateşe girerler.
  5. Kızgın bir kaynaktan içerler.
  6. Onların kötü kokulu, kuru bir dikenden başka yiyecekleri yoktur.
  7. O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
  8. O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
  9. Çalışmalarından ötürü hoşnutturlar.
  10. Yüksek bir cennettedirler.
  11. Orada hiçbir boş söz işitmezler.
  12. Orada akan bir kaynak vardır.
  13. Orada yüksek tahtlar,
  14. Konulmuş kadehler,
  15. Sıra sıra yastıklar,
  16. Serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
  17. Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!
  18. Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!
  19. Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!
  20. Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!
  21. Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.
  22. Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.
  23. Ancak kim yüz çevirir ve küfre saparsa,
  24. Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.
  25. Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.
  26. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.

89 - FECR SURESİ

  1. Andolsun fecre,
  2. On geceye,
  3. Çifte ve teke,
  4. Akıp gittiği zaman geceye.
  5. Nasıl, bunlarda akıl sahipleri için birer yemin var değil mi?
  6. Görmedin mi Rabbin Âd kavmine ne yaptı?
  7. Sütunlar sahibi İrem’e?
  8. Ki şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
  9. O vadide kayaları oyan Semûd kavmine?
  10. Ve kazıklar sahibi Firavun’a?
  11. Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler.
  12. Oralarda kötülüğü çoğalttılar.
  13. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
  14. Şüphesiz Rabbin, her an gözetlemededir.
  15. İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.
  16. Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise, “Rabbim beni önemsemedi” der.
  17. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
  18. Yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
  19. Haram helal demeden mirası yiyorsunuz.
  20. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.
  21. Ama yeryüzü parça parça döküldüğü,
  22. Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiği zaman,
  23. İşte o gün cehennem getirilir, o gün insan, yaptıklarını birer birer hatırlar, fakat bu hatırlamanın ne faydası var!
  24. “Keşke bu hayatım için bir şeyler yapsaydım” der.
  25. Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez.
  26. Ve O’nun vuracağı bağı kimse vuramaz.
  27. “Ey huzura kavuşmuş insan!”
  28. “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”
  29. “Kullarım arasına katıl,”
  30. “Cennetime gir.”

90 - BELED SURESİ

  1. Andolsun bu beldeye,
  2. Ki sen bu beldedesin,
  3. Andolsun baba ve çocuğuna.
  4. Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
  5. O, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
  6. “Yığınla mal harcadım” diyor.
  7. Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
  8. Biz ona iki göz vermedik mi?
  9. Bir dil ve iki dudak?
  10. Ona iki de yol gösterdik.
  11. Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
  12. Sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?
  13. O, köle azat etmektir.
  14. Yahut aç olduğu hâlde elindekiyle başkasını doyurmak!
  15. Yakınlığı olan bir yetimi,
  16. Yahut ezilmiş,
  17. Boynu bükük bir yoksulu.
  18. Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
  19. İşte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
  20. Âyetlerimizi inkâr edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.
  21. Onların üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacaktır.

91 - ŞEMS SURESİ

  1. Güneş’e ve onun aydınlığına,
  2. Ardından gelmekte olan Ay’a,
  3. Onu ortaya koyan gündüze,
  4. Onu örten geceye,
  5. Göğe ve onu bina edene,
  6. Yere ve onu yayıp döşeyene,
  7. Nefse ve onu biçimlendirene,
  8. Sonra da ona kötülüğü ve korunmayı ilham edene andolsun ki,
  9. Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
  10. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.
  11. Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı.
  12. Hani onların en azgın olanı ileri atılmıştı.
  13. Allah’ın Resulü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”
  14. Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Rableri de, günahları yüzünden azabı başlarına geçirip, orayı dümdüz etti.
  15. Allah bunun sonucundan korkacak değil ya!

92 - LEYL SURESİ

  1. Örttüğü zaman geceye,
  2. Açılıp aydınlandığı zaman gündüze,
  3. Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,
  4. İşleriniz çeşit çeşittir.
  5. Kim verir ve sakınırsa,
  6. Ve en güzel olanı doğrularsa,
  7. Onu en kolay olana kolayca iletiriz.
  8. Kim de cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmezse,
  9. Ve en güzel olanı yalanlarsa,
  10. Onu da en zor olana kolayca iletiriz.
  11. Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.
  12. Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.
  13. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
  14. Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.
  15. Ona ancak en azgın olan girer.
  16. Ki o, yalanlamış ve yüz çevirmişti.
  17. Korkup sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır.
  18. Ki o, malını vererek temizlenip arınır.
  19. Ve o, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz.
  20. Ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için verir.
  21. Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.

93 - DUHA SURESİ

  1. Andolsun kuşluk vaktine,
  2. Karanlığı iyice çöktüğü zaman geceye ki,
  3. Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.
  4. Muhakkak ki ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
  5. Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.
  6. Seni yetim bulup da barındırmadı mı?
  7. Seni şaşırmış bulup da doğru yola eriştirmedi mi?
  8. Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?
  9. Öyleyse sakın yetimi ezme!
  10. El açıp isteyeni de azarlama!
  11. Ve Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.

94 - İNŞİRAH SURESİ

  1. Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
  2. Senden yükünü indirmedik mi?
  3. Ki o, senin belini bükmüştü.
  4. Senin şanını yükseltmedik mi?
  5. Şüphesiz ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
  6. Evet, her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
  7. O hâlde boş kaldığında yine kalk yorul!
  8. Ve yalnız Rabbine yönelip doğrul!

95 - TİN SURESİ

  1. Andolsun incire ve zeytine,
  2. Sina dağına,
  3. Ve şu güvenli beldeye ki,
  4. Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
  5. Sonra da onu aşağıların en aşağısına indirdik.
  6. Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır.
  7. Böyle iken, hangi şey sana dini yalanlatıyor?
  8. Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil midir?

96 - ALAK SURESİ

  1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
  2. O, insanı bir “alak”dan yarattı.
  3. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır.
  4. O, kalemle yazmayı öğretendir,
  5. İnsana bilmediğini öğretendir.
  6. Hayır! Gerçekten insan, azar.
  7. Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
  8. Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.
  9. Gördün mü o engelleyeni;
  10. Namaz kıldığı zaman bir kulu.
  11. Gördün mü! Ya o kul doğru yol üzereyse?
  12. Ya da takvayı emrediyorsa?
  13. Gördün mü! Ya şu yalanlamış, yüz çevirmişse!
  14. O, Allah’ın her şeyi gördüğünü bilmiyor mu?
  15. Hayır! Eğer bundan vazgeçmezse, yemin olsun ki onu perçeminden tutup sürükleriz.
  16. O yalancı, günahkar perçeminden!
  17. Haydi, taraftarlarını çağırsın.
  18. Biz de zebanileri çağıracağız.
  19. Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş.

97 - KADİR SURESİ

  1. Şüphesiz, biz onu Kadir gecesinde indirdik.
  2. Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin?
  3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
  4. Melekler ve Ruh o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
  5. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selamettir.

98 - BEYYİNE SURESİ

  1. Kitap ehlinden inkâr edenler ile Allah’a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar küfürden ayrılacak değillerdi.
  2. Bu delil, tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir.
  3. O sayfalarda dosdoğru hükümler vardır.
  4. Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
  5. Hâlbuki onlara, dini O’na has kılarak ve hanifler olarak yalnızca Allah’a kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekatı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
  6. Şüphesiz, inkâr eden kitap ehli ile Allah’a ortak koşanlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratıkların en kötüsüdürler.
  7. Şüphesiz, iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.
  8. Rableri katında onların mükafatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.

99 - ZİLZAL SURESİ

  1. Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı,
  2. Yer, ağırlıklarını dışa atıp çıkardığı,
  3. Ve insan: “Buna ne oluyor?” dediği zaman;
  4. O gün yer, haberlerini anlatacaktır.
  5. Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir.
  6. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp çıkarlar.
  7. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükafatını görecektir.
  8. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

100 - ADİYAT SURESİ

  1. Andolsun soluk soluğa koşanlara,
  2. Çakarak kıvılcım saçanlara,
  3. Sabah vakti baskın yapanlara,
  4. Tozu dumana katanlara,
  5. Derken bir topluluğun ortasına dalanlara ki,
  6. Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür.
  7. Kendisi de buna şahittir.
  8. Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.
  9. Bilmez mi ki, kabirlerde olanlar dışarı çıkarıldığı,
  10. Ve kalplerde olanlar ortaya konulduğu zaman.
  11. Şüphesiz o gün, Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır.

101 - KARİA SURESİ

  1. Çarpacak olan o fela
  2. Nedir o çarpacak olan felaket?
  3. O çarpacak olan felaketin ne olduğunu bilir misin?
  4. O gün insanlar, çırpınarak yayılmış pervaneler gibi olur.
  5. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur.
  6. İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse,
  7. Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.
  8. Fakat kimin de tartıları hafif gelirse,
  9. Artık onun da anası Haviye’dir.
  10. Haviye’nin ne olduğunu bilir misin?
  11. O, kızgın bir ateştir.

102 - TEKASUR SURESİ

  1. Çokluk yarışı, sizi oyaladı.
  2. Kabre varıncaya kadar!
  3. Hayır! Yakında bileceksiniz!
  4. Yine hayır! Yakında bileceksiniz!
  5. Hayır, kesin olarak bir bilseydiniz.
  6. Andolsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz.
  7. Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.
  8. Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.

103 - ASR SURESİ

  1. Asr’a andolsun ki,
  2. Gerçekten insan, ziyandadır.
  3. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.

104 - HÜMEZE SURESİ

  1. İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!
  2. Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.
  3. O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır.
  4. Andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır.
  5. Hutame’nin ne olduğunu bilir misin?
  6. O, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.
  7. Ki yüreklerin içine işler.
  8. O, onların üzerine kapatılacaktır.
  9. Uzatılmış sütunlar arasında.

105 - FİL SURESİ

  1. Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
  2. Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
  3. Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi,
  4. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
  5. Nihayet, onları yenik ekin yaprağına çevirdi.

106 - KUREYŞ SURESİ

  1. Kureyşi alıştırdığı için,
  2. Onları kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı için,
  3. Bu evin (Kâbe’nin) Rabbine ibadet etsinler!
  4. O ki, onları açlıktan kurtarıp doyurmuş ve korkudan emin kılmıştır.

107 - MAUN SURESİ

  1. Gördün mü o, dini yalan sayanı?
  2. İşte o, yetimi itip kakar,
  3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
  4. Vay hâline o namaz kılanların ki,
  5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar.
  6. Onlar gösteriş yaparlar.
  7. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

108 - KEVSER SURESİ

  1. Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
  2. O hâlde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.
  3. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.

109 - KAFİRUN SURESİ

  1. De ki: “Ey kâfirler!”
  2. “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”
  3. “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
  4. “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim.”
  5. “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
  6. “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”

110 - NASR SURESİ

  1. Allah’ın yardımı ve fetih geldiği,
  2. Ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman,
  3. Rabbini hamd ile tespih et ve O’ndan bağışlanma iste. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.

111 - TEBBET SURESİ

  1. Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da.
  2. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı.
  3. O, alevli bir ateşe girecektir.
  4. Karısı da odun hamalı olarak.
  5. Boynunda hurma lifinden bir ip ile.

112 - İHLAS SURESİ

  1. De ki: O Allah, birdir.
  2. Allah Samed’dir.
  3. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır.
  4. Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır.

113 - FELAK SURESİ

  1. De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe;
  2. Yarattığı şeylerin şerrinden,
  3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
  4. Düğümlere üfleyip tüküren büyücü kadınların şerrinden,
  5. Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.

114 - NAS SURESİ

  1. De ki: “Sığınırım ben, insanların Rabbine.”
  2. “İnsanların malikine,”
  3. “İnsanların ilahına.”
  4. “O sinsi şeytanın şerrinden.”
  5. “Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir.”
  6. “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan!”

ÖNCEKİ


fussilet Kuran Merkezi Türkçe Kur’an-ı Kerim meali hazırlanırken başta Diyanet İşleri Başkanlığı (Yeni) meal çalışması olmak üzere Diyanet Vakfı, Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı Hamdi Yazır, Tefhim-ul Kur’an, Fizilal-il Kur’an gibi farklı meal çalışmaları referans alınmıştır.